Kas
23
2007
|
Avrupa Birliği ve Türkiye |
|
|
|
GenBilim Editor
|
|
Cumartesi, 24 Kasım 2007 |
Okunma: 877 kez
1. Giriş Son dönemde Türkiye’de en fazla tartışılan konuların başında hiç kuşku yok ki, Avrupa Birliği geliyor. 11-12 Aralık 1999 tarihlerinde gerçekleşen Helsinki Zirvesi’nde Avrupa Birliği nin Türkiye‘yi diğer aday ülkeler ile aynı kriterlere tabi olarak aday ilan etmesi ve Avrupa Birliği Komisyonu’nun 8 Kasım 2000 tarihinde Türkiye’nin yol haritası olarak açıklanan Katılım Ortaklığı Belgesi’nin ardından tüm kamuoyu ve kitle iletişim araçlarında Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerinin çeşitli boyutları ele alındığı görülmektedir.
2. Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerinin tarihsel gelişimi
“Avrupa Birleşik Devletleri” hayali,yaklaşık iki yüzyıllık bir hayaldir. Victor Hugo, 1869’da Paris’te yaptığı barış konuşmalarında bu deyimi kullanmıştır. Ancak Avrupa’nın bütünleşme ihtiyacını duyması, uzun yıllar devam eden savaşlardan, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra zaruret haline gelmeye başlamıştır. 1949’da NATO’nun oluşumundan sonra, Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg ‘dan oluşan altı ülke tarafından, Avrupa Birliği’nin ilk adımı kabul edilen “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” (AKÇT) 1951’de Paris’te teşkil edilmiştir. Bu anlaşmanın ekonomik sonuçlarının oldukça iyi olması, bu kartelleşmenin sınırlarının daha da geliştirilmesi fikrini ortaya çıkarmış ve aynı ülkeler 25 Mart 1957’de Roma’da imzaladıkları ve 1 Ocak 1958’de yürürlüğe giren Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (AAET) adı altında iki ayrı birlik daha kurmuşlardır.
15 Temmuz 1959’da Yunanistan ve 31 Temmuz 1959’da Türkiye AET’ye ortaklık için resmen başvurmuştur. Böylece Türkiye’nin uzun ve zorlu Avrupa Birliği macerası başlamıştır. Türkiye'nin başvurusunu değerlendirmeye alan Topluluk, uzun süren müzakereler sonunda, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığını bildirmiş ve tam üyelik gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermiştir. Türkiye-AB ilişkilerinin temelini oluşturan Ankara anlaşması, bu öneriye dayanarak 12 Eylül 1963'te imzalanmış ve 1 Aralık 1964'te de yürürlüğe girmiştir. 1 Temmuz 1967’de AKÇT, AET ve AAET tek çatı altında birleştirilerek Avrupa Toplulukları adı verilmiştir.
23 Kasım 1970’te II.Mali Protokol’le birlikte, Katma Protokol imzalanmıştır. İngiltere, İrlanda ve Danimarka’nın 1 Ocak 1972’de üyeliğe kabulü ile AT üye sayısı 9’a ulaşmıştır. 1 Ocak 1973’de geçiş dönemini düzenleyen Katma Protokol yürürlüğe girmiştir. 1 Ocak 1981’de Yunanistan ve 1986’da da İspanya ve Portekiz’in katılmasıyla topluluğun üye sayısı onikiye yükselmiştir. Türkiye 14 Nisan 1987’de AT’ye tam üyelik için başvurmuştur. 10 Aralık 1991’de Maastricht Zirvesi’nde karar verilen ve 7 Şubat 1992’de imzalanan antlaşmayla topluluğun adının Avrupa Birliği olarak değiştirilmesi ile parasal, ekonomik ve siyasi birliğin kurulması kararlaştırılmıştır.
22 Haziran 1993’te Kophenhag Zirvesi’nde tam üyelik kriterleri belirlenmiştir. Avusturya, Finlandiya ve İsveç 1 Ocak 1995’te AB’ye tam üye olmuştur. 6 Mart 1995’te Ortaklık Konseyi Türkiye ile Gümrük Birliği’ni onaylamıştır. Yirmiiki yıl süren Geçiş Dönemi’ni tamamlayan Türkiye 1 Ocak 1996’da tam üyelik sürecinde Son Dönem’e sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde sağlanan Gümrük Birliği ile girmiştir.
12-13 Aralık 1997’de Lüksemburg Zirvesi’nde, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovenya, Estonya, GKRY, Slovak Cumhuriyeti, Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya ve Malta tam üyelik için aday olarak belirlendi. İlk altı aday ile 1998 yılında tam üyelik müzakerelerine başlanmıştır.1 Ocak 1999’da Euro kaydi para olarak kullanıma girmiştir. Türkiye 12 Aralık 1999’da Helsinki Zirvesi’nde Avrupa Birliği’ne aday ülkeler listesine alınmıştır.
AB Komisyonu 8 Kasım 2000’de Türkiye’nin yol haritası olarak Katılım Ortaklığı Belgesi’ni yayınladı. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarından oluşan AB Genel İşler Konseyi, 4 Aralık 2000 tarihinde Brüksel’de yaptığı toplantıda, Katılım Ortaklığı Belgesi’ne son şeklini verdi. Halen Katılım Ortaklığı Belgesi’nde ortaya konan kriterlerin Türkiye tarafından ne zaman ve ne şekilde yerine getirileceğini içeren “Ulusal Program”ın AB’ye sunulması hazırlıkları sürdürülmektedir.
3. Kopenhag Kriterleri
22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi'nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği'nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.
Siyasi Kriterler kapsamında AB’ye girmeye aday ülkeler; istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, azınlıkların korunması gibi dört ana kriter açısından değerlendirmeye alınacaktır. Genel olarak; ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması, hukukun üstünlüğüne saygı, idam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması, ırk ayrımcılığının olmaması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesinin tüm maddeleri ile çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmiş olması gibi özellikler dikkate alınmaktadır. Ancak, bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz uygulanıyor olması gerekmektedir.
Ekonomik Kriterler açısından ise;ekonomi alanında işlevsel bir piyasa ekonomisinin varlığı kadar, AB içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısı ile baş edebilme kapasitesi de aranmaktadır.
Topluluk Müktesebatına Uyum Kriteri; AB’nin siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmek, AB’nin aldığı kararlara ve uyguladığı yasalara uyum sağlamak ve üyelik yükümlülüklerini üstlenme yeteneği hususlarını kapsamaktadır.
4. Katılım Ortaklığı Belgesi (Son Şekli)
Türkiye’nin, adaylık sürecinde AB müktesebatına uyum sağlamak amacıyla her alanda neler yapması gerektiğini kısa ve orta vadeli hedefler olarak belirleyen Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB), AB Komisyonu tarafından 8 Kasım 2000 tarihinde açıklanmıştır.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarından oluşan AB Genel İşler Konseyi, 4 Aralık 2000 tarihinde Brüksel'de yaptığı toplantıda, Katılım Ortaklığı Belgesi'ne son şeklini verdi. AB dışişleri bakanları, Türkiye'nin şiddetli tepkisine yol açan Kıbrıs ve Ege konusunu ‘ön şart’ olarak getirmeyip ‘güçlendirilmiş siyasi diyalog’ başlığıyla yeni bir paragraf oluşturdular. Yunanistan'ın ısrarlarıyla Kıbrıs ve Ege konusu, siyasi kriter çerçevesinde kalmasına rağmen bu çerçeve, 'Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog' paragrafı altına alındı. Böylelikle Ankara'nın isteği oldu ve her iki konunun Türkiye'nin önüne 'Ön şart' olarak getirilmesi önlendi. Ancak Atina'nın eli, Brüksel tarafından boş bırakılmadı ve ısrarlı oldukları her iki konudan Kıbrıs 'Kısa vade', Ege ise 'Orta vadeli öncelikler' başlığıyla duyuruldu. Ana hatlarıyla, Katılım Ortaklığı Belgesi aşağıdadır:
a. Amaçlar : Katılım Ortaklığının amacı, AB üyeliği yolunda Türkiye'nin kaydettiği gelişmeler hakkında Komisyonun 2000 İlerleme Raporu'nda saptanan ileriye yönelik çalışmaların öncelikli alanlarını, bu önceliklerin uygulanmasında Türkiye'ye sağlanacak mali imkanları ve bu yardıma ilişkin koşulları tek bir çerçeve altında toplamaktır. Katılım Ortaklığı, aday Devletlerin üyelik hazırlıklarına yardımda kullanılacak bir dizi politika aracının temelini oluşturur.
b. İlkeler : Aday Devletler katılma sürecine eşit koşullarda katılmaktadırlar. AB Konseyi, aday Devletlerin AB Antlaşmalarında belirlenen değerleri ve amaçları paylaşmaları gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, AB Konseyi, Birleşmiş Milletler Yasası'na uygun olarak uyuşmazlıkların barışçı çözümü ilkesini vurgulamış ve aday Devletlerin mevcut tüm sınır sorunlarını ve ilgili diğer sorunları çözmek için her türlü gayreti göstermelerini önemle talep etmiştir. Makul bir sürede bu gerçekleşmediği takdirde, aday Devletler uyuşmazlığı Uluslararası Adalet Divanı'na götürmelidirler.
AB Konseyi ayrıca, çözüme kavuşmayan herhangi bir soruna ilişkin durumu, özellikle katılım sürecine yansımaları açısından ve bunların Uluslararası Adalet Divanı vasıtasıyla çözümünü sağlamayı teşvik için, en geç 2004 yılı sonuna kadar gözden geçireceğini kararlaştırmıştır. AB, Türkiye'yi, tüm taraflarla birlikte, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü amaçlayan sürecin başarıyla sonuçlanması yönünde, BM Genel Sekreteri'nin çabalarına destek olunmasına devam edilmesi yönünde teşvik etmektedir.
c. Öncelikler Ve Orta Vadeli Hedefler : AB Komisyonu, İlerleme Raporlarında, aday devletlerin üyelik hazırlıklarında bazı alanlarda geliştirilmesi ve devam etmesi gereken çabaların altını çizer. Katılım Ortaklığının öncelikleri, kısa ve orta vade olarak iki gruba bölünmüştür. Kısa vadede sıralananlar, Türkiye'nin 2001 yılına kadar bunları tamamlaması veya somut olarak ileriye götürecek adımları atması beklentisi esas alınarak seçilmiştir. Orta vadede sıralananlar ise, tamamlanması bir yıldan fazla sürmesi mümkün, ancak imkanlar ölçüsünde çalışmaları 2001 yılı içinde başlatılması beklenenlerdir.
AB Komisyonu'nun İlerleme Raporundaki analizler temel alınarak, Türkiye için belirlenen kısa ve orta vadeli öncelikler ve ara hedefler aşağıdadır:
(1) Kısa Vade (2001)
(a) Güçlendirilmiş Siyasal Diyalog ve Siyasi Ölçütler : Helsinki sonuçlar bildirgesine uygun olarak, siyasal diyalog bağlamında, Helsinki sonuçlar bildirgesinin 9(a) maddesinde atıf yapıldığı gibi, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması sürecini başarılı bir sonuca bağlamaya yönelik çabalarını güçlü bir biçimde desteklemek,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi doğrultusunda, ifade özgürlüğü hakkı için Yasal ve anayasal güvenceleri güçlendirmek. Bu bağlamda şiddet içermeyen görüşlerini açıklamaktan hapis cezası verilen kişilerin durumuna işaret etmek,
Dernek kurma özgürlüğü ve barışçıl toplantı hakkı ve sivil toplumun gelişmesini cesaretlendirmek için yasal ve anayasal güvenceleri güçlendirmek,
İşkence uygulamalarına karşı mücadeleyi pekiştirmek için yasal hükümleri güçlendirmek ve bu yönde gereken bütün tedbirleri almak ve Avrupa İşkenceyi Önleme Sözleşmesine uyumu sağlamak,
Mahkeme öncesi gözaltı ile ilgili yasal uygulamaları (prosedürleri), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri ve İşkenceyi Önleme Komitesi tavsiyeleri doğrultusunda daha fazla uyumlulaştırmak,
Her türlü insan hakları ihlaline karşı hukuki yeniden yargılama olanaklarının güçlendirilmesi,
Diğer ülkeler ve uluslararası örgütlerle işbirliği içinde kanun uygulayıcı yetkililerin insan hakları konusunda yoğun olarak eğitimi,
Yargının ( Devlet Güvenlik Mahkemeleri de dahil olmak üzere ) işleyiş ve etkinliğini uluslararası standartlara uygun olarak iyileştirmek, özellikle, hakim ve savcıların Avrupa Birliği mevzuatı ( insan hakları alanı dahil olmak üzere ) eğitimlerini güçlendirmek,
Ölüm cezası ile ilgili fiili moratoryumun devam etmesi,
Türk vatandaşlarının kendi anadillerinde televizyon ve radyo yayını yapmalarını yasaklayan her türlü yasal hükmün kaldırılması,
Bütün vatandaşların ekonomik, sosyal ve kültürel olanaklarını artırıcı bir bakış açısıyla, bölgesel dengesizliklerin azaltılmasına yönelik, ve özellikle Güneydoğudaki durumun iyileştirilmesi için kapsamlı bir yaklaşım geliştirmektir.
(b) Ekonomik Ölçütler : Özellikle kamu harcamalarının denetim altına alınmasına ilişkin olarak IMF ve Dünya Bankası ile üzerinde mutabık kalınan hali hazırdaki enflasyonla mücadele ve yapısal reform programının uygulanmasının sağlanması, saydamlığın ve izlemenin güvenceye alınması amacına yönelik olarak mali sektör reformunun uygulanmasına süratle başlanması, Tarımsal reformların sürdürülmesi ve sosyal unsur dikkate alınarak devlet işletmelerinin özelleştirilmesine devam edilmesidir.
(c) Topluluk Müktesebatına Uyum Ölçütleri : İç Pazar, fikri ve sınai haklar, malların serbest dolaşımı, rekabet kamu alımları, vergilendirme, tarım, balıkçılık, taşımacılık, istatistik, istihdam ve sosyal konular, enerji, telekomünikasyon, bölgesel politika ve yapısal araçların eşgüdümü, kültür ve görsel-işitsel sektör politikası, çevre, adalet ve içişleri, gümrükler, idari ve adli kapasitenin pekiştirilmesi hususlarında topluluk müktesebatı ile uyuma başlanmasıdır.
(2) Orta Vadeli Öncelikler :
(a) Güçlendirilmiş siyasal diyalog ve siyasi ölçütler :Helsinki sonuçlar bildirgesine uygun olarak, siyasal diyalog bağlamında, anlaşmazlıkların Birleşmiş Milletler Anayasası’na uygun şekilde barışçı yollardan çözülmesi ilkesi kapsamında, Helsinki sonuçlar bildirgesinin 4. maddesinde atıf yapıldığı gibi, devam eden sınır anlaşmazlıklarını ve diğer ilgili konuları çözmek için her çabayı sarf etmek,
Hiçbir ayırıma tabi tutulmaksızın ve dil, ırk, renk, cinsiyet, politik düşünce, felsefi inanç veya dinlerine bakılmaksızın tüm bireylerin bütün insan hakları ve temel özgürlüklerden tam olarak yararlanmalarının güvence altına alınması. Düşünce, vicdan ve din özgürlüklerinden yararlanma koşullarının daha da geliştirilmesi,
Türk Anayasasının ve diğer ilgili mevzuatın, bütün Türk vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini Avrupa İnsan Haklarının Korunması Sözleşmesinde belirtildiği gibi güvence altına alan bir bakış açısıyla, tekrar gözden geçirilmesi ve bu tür yasal reformların uygulanmasının ve Avrupa Birliği Üye Devletlerinin uygulamalarıyla uyumun sağlanması.
Ölüm cezasının kaldırılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 No.lu Protokolü’nün imzalanması ve onaylanması,
Uluslararası Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesi ve tercihli Protokolü’nün, ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin onaylanması,
Cezaevlerindeki gözaltı koşullarının Birleşmiş Milletler Hükümlü ve Tutukluların Muamelesinde Gözetilecek Standard Asgari Kurallar ve diğer uluslararası normlara uygun hale gelecek şekilde düzeltilmesi,
Milli Güvenlik Kurulunun hükümete bir danışma organı niteliğindeki Anayasal rolünün Avrupa Birliği üye ülkelerinin uygulamalarına uyumlulaştırılması,
Güneydoğu’da halen devam etmekte olan Olağanüstü Hal’in kaldırılması,
Kültürel çeşitliliğin sağlanması ve kökenlerine bakılmaksızın tüm vatandaşların kültürel haklarının güvence altına alınması. Bu hakların kullanılmasını engelleyen her türlü yasal hüküm – eğitim alanındakiler de dahil olmak üzere – kaldırılmalıdır.
(b) Ekonomik ölçütler : Özelleştirme süreci ile Tarım ve mali sektör reformlarının tamamlanması, Emeklilik ve sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinin güvenceye alınması,Genç kuşağa ve dezavantajlı bölgelere özel önem verilerek genel eğitim ve sağlık düzeyinin yükseltilmesinin sağlanmasıdır.
(c) Topluluk Müktesebatına Uyum Ölçütleri : İç Pazar, Şirketler hukuku, Verilerin korunması, Sermayenin serbest dolaşımı konularında mevzuata uyumun tamamlanması. Ekonomik ve Parasal Birlik için Merkez Bankası kanununun Avrupa Merkez Bankaları Sistemi’ne katılımı mümkün kılacak şekilde değiştirilmesi ve Merkez Bankasının hükümetten bağımsızlaştırılmasının tamamlanması,İdari ve adli kapasitenin güçlendirilmesidir.
ç. Programlama : Türkiye, 1996-1999 döneminde, yıllık ortalama 90 milyon Euro'nun biraz üzerinde olmak üzere 376 milyon Euro hibe yardımı almıştır. 2000'den itibaren, Türkiye'ye ayrılacak yıllık tahsisat, MEDA II ikili yardımlarından ortalama %15'lik bir pay ile iki "Avrupa stratejisi/katılım öncesi strateji" tüzüğü çerçevesinde öngörülen fonları kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Nisan 2000'de kabul edilen birinci tüzük, AT-Türkiye Gümrük Birliği'ni derinleştirecek önlemlerin uygulanması için 3 yıl boyunca yılda 5 milyon Euro'yu öngörmektedir. Onay sürecinde olan ikinci tüzük, Türkiye'de ekonomik ve sosyal kalkınmayı teşvik edecek tedbirlerin alınmasına yönelik olup, 3 yıl boyunca yılda 45 milyon Euro sağlayacaktır. Bütün bu fonlar katılım öncesine yöneliktir. 2000 yılı için tahsisatın %50'si özellikle Türk mevzuatı ve uygulamalarının AB müktesebatına uyumunu amaçlayan yapısal ve sektör refomlarına verilecek; tahsisatın geri kalan %50'si ise Türkiye'nin AB ile bütünleşmesini hedefleyen diğer önlemlerin finansmanını sağlayacaktır.
d. Uluslararası Mali Kuruluşların Rolü :Türkiye ve Uluslararası Mali Kuruluşlar arasındaki işbirliği. Katılım Ortaklığı ile bir ivme ve yeni bakış açışı kazanmaktadır. Katılım Ortaklığıyla sağlanan kaynaklar, Uluslararası Mali Kuruluşlardan daha fazla miktarda kalkınma yardımı için başlangıç sermayesi ve katalizör olarak hizmet etmektedir. Bu süreç, katılım öncesi önceliklere ilişkin projelerin ortak finansmanım kolaylaştırmak amacıyla, aday ülkeler, Avrupa Yatırım Bankası ve Uluslararası Mali Kuruluşlar ve özellikle Dünya Bankası ile irtibatlı olarak Komisyon tarafından geliştirilmektedir.
e. Koşullar : Kopenhag kriterlerini yerine getirmeye matuf olarak atılacak daha ileri adımlar ve özellikle bu Katılma Ortaklığının belirli önceliklerinin 2001 içinde yerine getirilmesi yönünde gelişme sağlanmalıdır. Bu genel koşullara uymamazlık, önerilen tek çerçeve yönetmeliğinin 4. maddesi çerçevesinde, Konsey tarafından mali yardımların askıya alınması karan alınması sonucunu doğurabilecektir.
5. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nin (AGSK) Tarihi Gelişimi
Soğuk savaşın sona ermesini takiben, AB’nin Maastricht Antlaşması çerçevesinde bir Ortak Dış ve Güvenlik Politikası oluşturmaya başlaması, AB’ye güvenlik boyutu kazandırılması çalışmalarında fiiliyata geçiş anlamına gelmiştir. Ancak arkadan çıkan Bosna-Hersek ve Kosova krizleri, AB ülkelerinin ABD’nin katkısı olmadan ve NATO şemsiyesinin dışında, Avrupa’daki krizlere tek başlarına müdahale edebilecek askeri yeteneklere ve siyasi iradeye henüz sahip olamadıklarını çarpıcı bir biçimde ortaya koydu. Bunun sonucunda Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nin (AGSK), NATO içinde geliştirilmesi 1996 yılında kararlaştırıldı.
23-24 Nisan 1999 tarihlerinde yapılan NATO Washington Zirvesinde, AGSK ile ilgili olarak, AB’nin NATO imkan ve yeteneklerine ulaşımı bağlamında öngörülecek düzenlemelerin oluşturulması için NATO içinde ve ayrıca NATO ile AB arasında çalışmalar yürütülmesi karara bağlanmıştır.
Daha sonra akdedilen AB Köln Zirvesinde AGSK’nin üzerine inşa edileceği ana ilkelerin çerçevesi çizildi ve 1999’daki AB Helsinki Zirvesinde ise 2003 yılına kadar bir Avrupa Acil Reaksiyon Kuvvetinin kurulması benimsendi. Buna “ Temel Hedef ” denilmektedir.
Son olarak Aralık 2000’deki Nice Zirvesinde AB’nin güvenlik alanında öngördüğü yapılanmanın resmen hayata geçirilmesi kararlaştırıldı.
AB, NATO’nun angaje olmadığı uluslararası krizlere müdahale etmek üzere, 15’li düzeyde karar alma ve askeri harekatı başlatma ve yürütme yeteneğine sahip olmak istemekte ve AGSK çerçevesinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin AB’nin karar alma mekanizmasının dışında tutulmasını, bu ülkelerle sadece diyalog, istişare ve işbirliği fonksiyonlarının yürütülmesini öngören bir politika izlemektedir.
6. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nin (AGSK) ve Katılım Ortaklığı Belgesi’nin (KOB), AB ile Türkiye Arasında Yarattığı Güvenlik Sorunları :
Türkiye ile AB arasında, bir kısmı AB’nin AGSK konusundaki tutumundan bir kısmı ise KOB içindeki kriterlerden kaynaklanan, güvenlik boyutu da içeren ve hassasiyet yaratan bazı sorunlar bulunduğu bir gerçektir. Bunları şöyle özetlemek mümkündür :
a. Türkiye’nin, AB’nin AGSK bağlamında karar alma mekanizmasına tam olarak katılımı yolundaki talebinin kabul edilmemesi ve bu mekanizmanın dışında tutulması,
b. Kıbrıs sorununun, KOB’de “Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler” başlığı altında kısa vadeli hedefler arasına dahil edilmesi,
c. KOB’nin ilanı ile eş zamanlı olarak BM Genel Sekreteri tarafından Kıbrıs Aracılı Görüşmeler gündemine gayriresmi de olsa Türk tarafının benimsemesine imkan olmayan çözüm önerilerinin getirilmiş olması, bunun da BM ile AB arasında mevcut daha geniş bir planın bir parçası olduğu intibaını oluşturması,
ç. GKRY ile AB arasında katılım müzakerelerinin sürdürülmekte olması,
d. Ege sorunlarının KOB’de “Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler” başlığı altında orta vadeli hedefler arasına dahil edilmesi,
e. Avrupa Parlamentosunda Türkiye’nin “sözde Ermeni soykırımı”nı tanıması konusunda bir karar suretinin kabul edilmiş olması,
f. KOB’de Türkiye’deki bütün vatandaşlara eğitim, radyo-TV yayını dahil tüm kültürel hakların tanınması hususunun yer alması,
g. KOB’de halen Güneydoğu Anadolu’da uygulanmakta olan OHAL durumunun kaldırılması yönünde çağrıda bulunulması,
ğ. KOB’de, MGK’nın anayasal rolünün, hükümete danışma organı olacak biçimde yeniden değerlendirilmesinin talep edilmesi,
h. KOB’de düşünce özgürlüğü hakkının anayasal ve yasal garantilerinin güçlendirilmesinin talep edilmesi,
ı. KOB’de ölüm cezasının kaldırılmasının talep edilmesidir.
Türkiye belirtilen bu sorunlar üzerinde AB ile diyaloğunu çeşitli forumlarda sürdürmektedir.
7. Değerlendirme
Türkiye, 1990’lı yıllara kadar esas itibarıyla ekonomik bir örgüt olan AB ile güvenlik ve savunma alanlarında doğal olarak bir etkileşim içine girmemiştir. Ancak AB’nin de güvenlik ve savunma alanında bir oyuncu olarak belirmesi, Türkiye-AB ilişkilerine bir de güvenlik boyutunun eklenmesini kaçınılmaz kılmıştır.
AB’nin, AGSK bağlamında izlemekte olduğu politika Türkiye’yi hem AB’nin güvenlik ve savunma konularında karar alma mekanizmasının dışında bırakmakta, hem de daha önce BAB düzeyindeki kazanımlarından mahrum etmektedir. Halbuki, giderek bir güvenlik ve savunma boyutu da kazanmakta olan Avrupa’daki bütünleşme hareketinin, NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahip olan, genel bütçesinin ortalama % 10’unu savunmaya ayıran, bölgesinde önemli bir güvenlik ve istikrar öğesi oluşturan ve soğuk savaş döneminde NATO içinde müşterek güvenliğin bütün gereklerini yerine getirmiş bulunan Türkiye’nin tam katılımı olmadan gerçekleştirilemeyeceği açıktır. Güvenlik çıkarlarının ciddi olarak tehlikeye düştüğü inancıyla Türkiye, Aralık 2000’de AB’nin Nice zirvesinde alınan; NATO unsurlarının ve planlama yeteneklerinin otomatik olarak AB’nin kullanımına sunulması keyfiyetine karşı çıkmış, Nice Zirvesini takiben Brüksel’de yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısında bu tutumunu sürdürmüş ve konu üzerinde bir karar alınamadığından 2001 ilkbahar toplantılarına ertelenmiştir.
Türkiye esasında AGSK’yi desteklemektedir. Bu çerçevede NATO’nun 1999 Washington Zirvesinde, AGSK’nin geliştirilmesi konusunda AB’ye gerekli destek ve yardımın sağlanması hususunda alınan karara da, AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin, AB’nin ilgili güvenlik yapılanmalarına ve etkinliklerine katılımının sağlanacağı anlayışıyla onay vermiştir. Tüm çalışmalarda güvenliğin bölünmezliği, şeffaflık ve kapsayıcılık ilkelerinin esas alınması üzerinde mutabakata varılmasına rağmen, halen bu ilkelerin sözde kaldığı görülmektedir. Türkiye’nin istediği Washington Zirvesi kararlarının ötesinde bir şey değildir. Ancak son uygulamalarda, AB üyesi olmayan müttefikler gerçekten ayırımcı bir muameleye maruz bırakılmış, güvenlik ve savunma alanında daha önce hiçbir sorumluluk üstlenmemiş diğer AB adayı ülkelerle aynı konuma indirgenmiştir.
Türkiye AB ile güvenlik alanında ciddi bir işbirliğine razı olduğunu her fırsatta dile getirmiş, ayrıca temel hedefe tugay düzeyinde yeterli hava ve deniz unsurlarıyla destekli bir kuvvet katkısı yapabileceğini açıklamıştır.
Önemli olan Türkiye’nin ulusal çıkarlarını, güvenlik gereksinimlerini dikkate alacak, ülkemizin anlamlı, somut katkılarına olanak verecek ve NATO’nun Washington Zirvesinde ve daha sonrasında aldığı kararları yerine getirecek bir anlayışa varılabilmesidir.
Önümüzdeki dönemde, AB’nin NATO unsurlarına ve planlama yeteneklerine güvenceli ulaşımına karşılık, AB üyesi olmayan müttefiklerin AGSK çerçevesinde karar alma mekanizmasına katılım konusundaki kaygılarına gerektiği biçimde karşılık verilmesi beklenmektedir. Bizim inancımıza göre AB bu yeni tasarısını hayata geçirirken, Türkiye’nin katkılarını alarak daha güçlü bir konuma ulaşabilir. Türkiye, gerekçeleri sağlam, hayati güvenlik kaygılarına cevap oluşturacak düzenlemeleri kağıt üzerinde görmek istemektedir. Türkiye, bu yöndeki çabaları yapıcı, ilkeli ve tutarlı bir tutum içinde desteklemeye devam edecektir. Türkiye’nin AGSK konusundaki tutumunun önümüzdeki dönemde uluslararası ortamda daha fazla ilgi ve destek göreceği kıymetlendirilmektedir.
Kıbrıs sorununa çözüm bulma arayışları ile Türkiye’nin AB adaylığı arasında bir bağlantı mevcut değildir. Kıbrıs sorunu öncelikle ada’daki iki tarafı ilgilendirmektedir. Türkiye, Kıbrıs sorununda Helsinki Zirve Kararını ve bu bağlamda AB ile varmış olduğu yazılı anlayış birliğini esas almaya devam etmektedir. KOB’de ifade ediliş tarzının, Kıbrıs konusunu Türkiye için bir şart olmaktan çıkardığı ve konu üzerinde siyasi diyaloğun devam edeceği değerlendirilmektedir.
Helsinki Zirvesinde Türk-Yunan sorunlarının belirli bir süre içinde çözümlenememesi halinde, bu sorunların Lahey Uluslararası Adalet Divanına götürülmesi öngörülmüştür. AB Konseyi, ilgili sorunların çözümünü desteklemek için en geç 2004 yılının sonunda var olan durumu gözden geçirecektir. Bu husus, Türkiye’nin AB’ye adaylık statüsünde bir ön koşul değildir. KOB’deki yazılım için de aynı hüküm geçerlidir. Zikredilen tarih, sorunların Lahey Adalet Divanında çözülmesi konusunda bir sınır olmayıp sadece AB Konseyinin bu tarihten sonra konuyu incelemeye başlayacağını ifade etmektedir. Zirvede açıklanan tutumun ve KOB’deki yazılımın Türkiye’nin öteden beri ileri sürdüğü görüşlere ters düşmediği değerlendirilmektedir.
Kıbrıs ve Ege sorunlarının birer kriter olarak kabul edilmediği Türkiye tarafından açıklıkla ortaya konmuş bulunmaktadır. Ancak, Yunanistan’ın AB üyesi olduğu ve Türkiye ile ikili ilişkilerinde kazanımlar sağlamak için çoğu zaman kendi ulusal tutumlarını AB’ye kabul ettirebildikleri bir gerçektir. Bu itibarla, Türkiye’ye AB’nin karar alma mekanizmasına katılım hakkı sağlanamadığı takdirde, AGSK sürecinde arzulanmayan bazı senaryoların gündeme getirebilme olasılıklarının gözönünde tutulması gerekmektedir.
Diğer taraftan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY)’de AB’ye katılım adayı olarak genişleme süreci içinde yer alması ve AB’nin güvenlik ve savunma boyutunda bir görev üstlenme hevesi içinde bulunması, Türkiye’nin bu süreçte özellikle dikkat etmesi gereken bir husustur. GKRY’nin bu süreci suistimal ederek adadaki statükoyu bozmaya ve çözüm arayışları çerçevesinde kendisine bazı kazanımlar yaratmaya teşebbüs etmesi sürpriz olmayacaktır.
KOB’de yer alan eğitim, radyo-televizyon yayını dahil tüm kültürel hakların tanınması, OHAL, MGK, ölüm cezası ve düşünce özgürlüğü gibi konularda Türkiye’nin görüşleri devlet düzeyinde belirlendikten sonra “Ulusal Program” çerçevesine dahil edilerek AB’ye sunulacaktır. Ankara’da faaliyete geçmiş bulunan AB Genel Sekreterliğimizin konu üzerindeki çalışmaları devam etmektedir.
8. Sonuç
Yukarıda çizilen tablo içinde, Türkiye’nin özellikle araması gereken koşul, ulusal güvenlik çıkarlarının AB tarafından sürekli bir biçimde dikkate alınacağını garanti eden somut mekanizmaların AGSK çerçevesinde kurulmasıdır. Bu gerçekleşmediği taktirde, AB içinde sürecin ülkemiz açısından bazı önemli, hatta menfi yansımaları olabilecektir. Bu itibarla Türkiye’nin, NATO üyeliğinden ve kilit jeostratejik konumundan da yararlanmak suretiyle, AB’nin bu yeni boyutunda görüşlerini aksettirebileceği bir mekanizmaya sahip olmaya çalışması önem taşımaktadır. Zira, bugün sadece barışı koruma ve kriz yönetimi alanlarında bir yetenek kazanmayı arzulayan AB’nin, orta vadede bu girişimini ortak savunma alanına da teşmil edebileceği açıktır. Türkiye’nin AB’ye tam üye olacağı tarihe kadar geçecek sürede, bu alanda AB ile ciddi ve etkin bir iletişim içinde olma imkanına kavuşamamasının, Avrupa güvenliğinin geneli ve ayrıca ulusal çıkarlarımız açısından zararlı sonuçları olacağı değerlendirilmektedir.
Türkiye, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Büyük ATATÜRK’ün “Çağdaş Medeniyet Düzeyine Erişme” hedefi çerçevesinde Batıya yönelik bir siyaset izleyegelmiştir. Bu husus güvenlik alanı için de geçerli olmuş ve Türkiye; NATO, AGİT ve BAB gibi güvenlik kuruluşları içinde üye sıfatıyla kilit bir misyon üstlenmiştir. Bu isabetli politika sayesinde 78 yıllık Cumhuriyet dönemi, tarihimizin en uzun barış dönemi olmuş ve Türkiye muazzam bir kalkınmayı gerçekleştirmiştir. Dünyadaki gelişmeler Türkiye’nin önemini artırmış ve ülkemiz için yeni ufuklar ve fırsatlar yaratmıştır. Bu, ilerisi için ümit verici bir teminattır. Ancak varılan noktada durmak mümkün değildir. 21 nci yüzyıla girilen şimdiki dönemde Türkiye’ye çağı yakalatacak yüksek idealli ana çağdaşlaşma hedeflerinin belirlenmesi tarihi bir ihtiyaç olarak ortadadır. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin gerçekleştirilmesi, bu ana çağdaşlaşma hedeflerinin başında gelmektedir. AB’ye tam üyelik, Türkiye’nin stratejik vizyonunun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu hedef, Büyük Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyine erişme hedefi ile kesişmektedir.
Önümüzdeki dönemde, dünya çapında ekonomik bir dev olan AB’nin tedricen Avrupa’nın başlıca siyasi ve hatta askeri aktörü olarak da ön plana çıkması kaçınılmaz görünmektedir. Avrupa’nın artık giderek AB demek olduğu gün ışığına çıkmaktadır. Bu sebeple Türkiye, kısa vadeli olarak güvenlik çıkarlarında bir boşluk doğmaması için AB ile AGSK bağlamında bazı somut mekanizmalar geliştirmeli, ancak esas hedef olarak, AB’ye tam üyelik yolunda gerekli reformlara ve atılımlara öncelik ve ağırlık vermelidir. Türkiye’nin AB’ye tam üye olması, sonuçları itibarıyla Türkiye’nin NATO’dan sonra AGSK’ye de katılımını, bu suretle güvenliğini bütünleştirmesini sağlayacaktır.
Bununla birlikte AB’ye tam üyelik sürecinde ülkemizin üniter ve ulus-devlet yapısının, bütünlüğünün, resmi dilinin, eğitim birliğinin ve hayati çıkarlarının korunması asıldır. Bu çerçevede, “Ulusal Program”ın oluşturulmasında, Atatürk ilke ve devrimlerinin ve Anayasanın 2, 3 ve 4 ncü maddelerinde sıralanan “Cumhuriyetin nitelikleri”nin hassasiyetle göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğu değerlendirilmektedir.
Demokraside, hukukta ve ekonomide biz ne olduğumuzu ve neleri yapmamız gerektiğini bileceğiz ve onun gereklerini yapacağız. Karşımızdakilerin de, üyelik kisvesi altında bir şey yutturamayacaklarını, Ege ve Kıbrıs’taki haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi, Cumhuriyetimizin siyasal temellerini zorlamaya yönelik girişimlere izin vermeyeceğimizi ve bunları amaçlayan bir girişimle karşı karşıya kaldığımızda gereğini yapmaktan çekinmeyeceğimizi anlamalarını sağlamalıyız. Böyle bir politikayı izlemekte ısrar ederlerse, Türkiye’yi bütünüyle kaybetme risklerinin var olduğu gerçeğinin akıllarında yer etmesini sağlamak zorundayız.

Etiketler:
Bilimler
Sosyoloji
Avrupa Birliğ ve Türkiye
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|