GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Diğer Bilimler arrow Eğitimin Felsefi Temelleri Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 22 2007
Eğitimin Felsefi Temelleri Yazdır E-posta
(1 Oy)



GenBilim Editor   
Perşembe, 22 Kasım 2007
Okunma: 2437 kez

Genel anlamı ile felsefe, inanç ve değer sistemlerinin oluşmasını sağlayarak, bireylerin hayatları süresince aldığı tüm kararları ve yaptıkları tercihleri belirler.İnsanlar felsefe aracılığıyla kendilerini çevreleyen dünyayı ve neyin kendileri için önemli olduğunu anlamaya çalışırlar. Felsefe, eğitim üzerinde de önemli etkileri olan uğraş alanlarından biridir.Bu bölümde felsefenin niteliği ve eğitim ile felsefe arasındaki ilişkiler üzerinde durulmaktadır. ( www.genbilim.com )

FELSEFE NEDİR?

Grekçe philosophia teriminden kaynaklanan felsefe, iki sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur.Phillia sevgi; sophia bilgi, bilgelik anlamındadır.

M.Ö. VI. yüzyıla gelinceye kadar Yunanlılar da zamanın diğer toplumları gibi, doğa ve insanların aynı güçler tarafından yönetildiğine inanıyor, toplum ve doğal olayların açıklanmasını ise Tanrıların iradesine bağlayarak mitolojik bir şekilde yapıyorlardı.M.Ö. VI. ve  V. yüzyıldan itibaren  evreni hangi güçlerin yönettiği değil, olayların nasıl cereyan ettiği üzerinde düşünülmeye başlanınca mitolojiden felsefeye geçişin de temelleri atılmış oldu.Felsefenin doğuşuyla birlikte, doğa, Tanrıların iradesine bağlı olmaktan çıkmakta, doğa ve toplum olayları farklı dünyalar olarak değil, tek bir dünya olarak ele alınmaya başlanmaktadır.

Felsefeyi tanımlamak istediğimizde, her felsefi görüşün, bağlı olduğu değerler ve inanç sistemlerine göre felsefeyi tanımlayışının farklı olduğunu gördük.Kant’ın tanımı genel bir anlayış  ve sınırlı bir tanımdır, ve derki : “felsefe kendisini akla dayanan nedenlerle meşru kılmak veya haklı çıkarmak iddiasında bir zihinsel etkinlik biçimidir.” Burada akla dayanan nedenlerden, insanın her türlü deneyimi, gözlemini, bunlara dayanan her türlü akıl yürütmesini ve sezgisini içine alan geniş bir nedenler grubunu anlamak gerekir.Haklı çıkarmak veya meşrulaştırmak iddiasında ise herhangi bir önermeyi, bu önermeyi ileri sürmeyi mümkün kılan kanıtı temel veya gerekçelerle ortaya koymayı anlamak gerekir.

Farklı düşünürlerin ortak tanımı felsefenin bilgi sağlayan bir faaliyet  olmasıdır şeklindedir.

Bazı düşünürlere göre ise, felsefenin tanımı yapılamaz; çünkü o üst bir dildir.Nasıl tanımlanırsa tanımlansın,felsefe mitos, din ve şiirden doğdu.Zamanla içinde taşıdığı bu öğelerden arındı; bilimsel ve özgür düşünmenin temellerini atarak gelişti ve gerçeği bütünüyle açıklamaya çalıştı.

Sonuçta, genel olarak felsefeyi, gerçeği tümüyle ele alıp inceleyen ve bunun sonucunda ulaşılan bilgileri yorumlayan ve sistemleştiren bir uğraş alanı olarak tanımlayabiliriz.

İlk zamanlarda tüm bilimleri kapsayan felsefeden zamanla matematik, fizik, antropoloji, biyoloji, kimya, sosyoloji, psikoloji v.b. ayrıldı.Çağımızda bazı düşünürler, felsefenin konusunun yalnız dil ve mantık olduğunu ileri sürüp savunmaktadırlar.Böyle olmakla birlikte felsefe ve bilim birbirinden tümüyle kopuk değildir.tersine çok sıkı bir ilişki içindedirler.Her bilimsel gelişme buluş, icat, geçerli ve güvenilir bilgi felsefeyi etkiler ve değiştirir.Felsefenin ufuklarını açar.Yeni felsefelerin doğmasına neden olur.Artık her bilimin felsefesi olmaya başlamıştır.Bilim felsefesi denen alan büyük bir önem kazanmaya başlamıştır.

Bilim gerçeği parçalara ayırarak inceler.Örneğin fizik maddenin hareketini, enerjiyi, kimya maddenin yapısını, biyoloji canlılar dünyasını,sosyoloji toplum, kurum ve kişiler arasındaki ilişkileri, psikoloji insan davranışlarını, eğitim istendik davranışları ele alır.Oysa felsefe gerçeği bir bütün olarak ele alıp inceler.
Aynı zamanda hem felsefe hem de bilim bir süreçtir.Bu sürecin sonunda her ikisi de bilgi elde ederler.
Hem bilimde, hem de felsefede doğruya, elde edilen ve kullanılan bilgiye sürekli eleştirisel bir gözle bakılır.Sürekli her yanıttan şüphe ederler.Şüphe soru sormayı gerektirir.Böylece hem felsefe hem de bilimde sorular önemli bir hal alır.
Bütün bunların yanında, bilimsel önermelerin evrende bir karşılıkları vardır.Kanıtlanan türdendirler.Oysa felsefi önermeler genellikle analitik ve bazen de metafiziktir.yani kanıtlanacak türden değildir.
Son olarak felsefe ve bilim zihinsel süreçleri kullanırlar.Bunlar anoloji,tümden gelim,tümevarım, diyalektik, aksiyometik olarak örneklenebilir.

Anoloji: örnek alarak mantık yürütmedir

Tümdengelim:bilinen genel bir kuraldan özel durumlara ilişkin sonuçlar çıkartılır;bu yöntem en çok matematikte kullanılır.

Tümevarım:farklı nesnelerin gözleminden elde edilen verilere dayanarak genel bir kural oluşturulur.Uçan şeylerin kanatları olduğu gözlenir ve uçmak için kanat gereklidir denilir.

Diyalektik:biri olumlu biri olumsuz iki kavramın çatışmasından olumlu bir kavramın elde edilmesi sürecidir.Tez-antitez-sentez üçlemesiyle de ifade edilir.

Aksiyometik:klasik mantık ve matematikte, kanıtlamaya gerek duymaksızın doğru olduğu kabul edilen önermelerle oluşan zihinsel süreçlerdir.

FELSEFENİN ALANLARI

Felsefenin de diğer disiplinler gibi incelediği konuları, soruları sınıflandırdığı alanları vardır.Bunlardan ilki varlık (ontoloji) sorunudur.

Ontoloji (varlık sorunu)

Var olanla ,var olacak olanları inceleyen felsefenin disiplin alanlarından biridir.Sorularının en önemlisi  Arkhe nedir? Sorusudur.Yani tüm var olanların başlangıcı, ilk tözü nedir? Sorusuna yanıt aramaktadır.Örneğin Thales “su”, Heraklitos  “ateş”, Pythagaros “sayı”, Anaximenes “soluk” , Anaximandros “sınırı olmayan “, Demokritos “atom”, eflatun “idea”,Aristoteles “yetkin varlık”,Descartes “Tanrı”,Hobbes “madde”, Spinoza “Tanrı ya da doğa”,Leibniz “monat”, Hegel “geist”, Marx “madde,maddedeki değişme ve çelişki”,Dewey “değişme”, Satre “insan” olarak yanıtlar.

Ayrıca ontolojide sorulan diğer sorulara örnek olarak gerçek,insan,ruh,varlık nedir?var mıdır,yok mudur?Evren akıllıca bir düzen içinde midir?Olaylar düzen içinde mi meydana geliyor yoksa rastlantısal mı? Şeklinde verilebilir.

Bu sorulara verilen cevaplar önemlidir.Çünkü bu yanıtlar insan anlayışını da etkilemektedir.İnsana bakış açısı eğitimde çok önemlidir;çünkü ona göre hedefler belirleyip eğitim sistemini kurarsınız.
Eğer insanı Tanrısal bir varlık olarak ele alırsanız, eğitim insanı Tanrıya ulaştırma süreci; doğal ve toplumsal bir varlık olarak düşünürseniz, bu kez doğa ve topluma uyum sağlama süreci; sürekli değişen ve gelişen bir varlık olarak düşünürseniz, eğitim değişmeyi ve gelişmeyi denetleme süreci; insanı diyalektik bir varlık olarak düşünürseniz, eğitim üretimde bulunma süreci şeklinde tanımlanabilir.Eğitimi nasıl tanımlarsanız sistemi de ona göre kurarsınız.Her tanım bir temele dayanır;bundan kaçınılmaz.

Epistemoloji(bilgi sorunu) :

Bilgi sorunuyla ilgilenen bir felsefi disiplin olup, bilginin ne olduğu, kaynağı, doğru, yanlış, bilinemez, mutlak ya da göreceli oluşu, türlerinin neler olduğu gibi sorulara cevaplar aramaktadır.
Bilgi ile doğrudan ilişkili bir diğer kavram da “bilme”dir.Epistemoloji bilme olayının nasıl gerçekleştiği ile de ilgilenir.Bilme, özne ile nesne arasında bir bağ kurma olarak tanımlanabilir.Bu etkinlik sonucu ortaya bilgi konur.Ve sorular genişletilebilinir: gerçek bilinebilir mi?Bilginin niteliği nedir?Mutlak (yüzde yüz kesin) bilgi var mıdır? V.b.

İşte bu sorulara verilen yanıtlar eğitim sistemini etkiler; hedefler içerik, eğitim ve sınama durumları ona göre düzenlenir.Sözgelişi eğer “bilgi doğuştandır ve yüzde yüz doğrudur “ denildiğinde; ya da “sonradan öğrenilir ama yine mutlaktır” savı ileri sürüldüğünde,”hayır bilgi görecelidir,sürekli değişir, yüzde yüz doğru bilgilerimiz yoktur.” Şeklinde bir görüş savunulduğunda öğrenciye  kazandırılacak hedef davranışlar, içerik, eğitim ve sınama durumları bu yanıtlara göre planlanıp işe koşulur.Eğer bilgi doğuştan ve yüzde yüz doğrudur denildiğinde, eğitim sisteminde akıl ön plana çıkar.Öğretmen ders anlatmaz, bilgi aktarmaz.Yaptığı etkinliklerle öğrencinin kafasında doğuştan var olan bilgileri ortaya çıkarmaya,ona buldurmaya çalışır.Bilgi sonradan kazanılır savı temele alınırsa, bu kez öğretmen dersi anlatır, öğrenci dinler; çünkü onun kafası boştur.öğretmenin dediklerini ezberler ve aynen söyler.

Aksiyoloji ( değerler sorunu)

Bu alan etik ve estetik konularını içerir.İnsanın yapıp etmelerini inceler; bu tür davranışların dayandığı ilkeleri ve değerleri araştırır.bu disiplin ahlaklı, ahlaksız, iyi, kötü, saygılı, özgürlük, tutsaklık, erdem, erdemsizlik, mutsuzluk, güzellik, çirkinlik, vicdanlılık v.b. nedir?Var mıdır, yok mudur?Varsa neden var, nasıl kaynaklanır?Bular değerlendirilirken bir ölçüt kullanılabilinir mi? Sorularını yanıtlamaya çalışır.
Bu sorulara verilen yanıtlar da eğitim sistemini etkiler ve değiştirir.Eğer bu değerler var ve evrenseldir derseniz, bunları öğrencilere kazandırmaya çalışır ve hiç ödün vermezsiniz.Bu değerler var fakat evrensel değildir, zamanla değişir derseniz, hoşgörülü olur, eğitim ortamında esnek davranırsınız.

Mantık

Akıl nedir? Aklın kuralları var mıdır?Varsa nelerdir?Evrensel ve genel geçerli midir?Akıl yürütme yolları var mıdır? V.b. soruları inceleyen felsefenin disiplin alanlarından biridir.
Eğer aklın kuralları doğuştandır derseniz,öğretmen öğrencinin aklını kullanmasını sağlayacak hedef ve davranışları, sınıf  ortamına getirir ve dersi ona göre işler.yoktur derseniz bu kez sorunu çözmesi istenir.eğitim ortamında öğretmen  yalnız danışılan, yol gösteren kişi görevini yüklenebilir.

FELSEFE VE EĞİTİMİN İLİŞKİSİ

Eğitim felsefesinin konusu eğitim dediğimiz süreçtir.Amaç eğitimin dayandığı ilke ve kavramları aydınlatmak, amaç ve araçları irdelemek, temel sorunları tartışmaktır.Kısaca eğitim felsefesi, eğitim sorununa felsefi bir açıdan bakmaktır.
Eğitimle felsefe arasındaki ilişkiler şu maddeler altında toplanabilir:

1-Eğitim sistemi kurulurken öncelik hedeflere verilmelidir.Hedef davranışlar hangi ölçütlere dayandırılırsa, istendik olacağı konusunda bir karara varmada felsefe ölçüt alınmalıdır.Bu düşünülmezse sistem kendi içinde çelişkiye düşebilir.

2-Hedef davranışlar, içerik, eğitim ve sınama durumları temele alınan felsefenin ölçütlerine uyuyorsa, iç tutarlılık vardır.Yoksa çelişkiler bulunacaktır.

3-Eğitimin nesnesi insandır.İnsan aynı zamanda felsefenin de konusudur.İnsana bakış açısı eğitim sisteminin tüm öğelerini etkileyebilir.

4-Her ekonomik, toplumsal ve politik sistem en azından bir felsefeye dayanır.örneğin kapitalist sistem genellikle idealist ve pragmatik, kominist sistem ise materyalist felsefenin ölçülerine göre kurulmuştur.Eğitim, ekonomik, politik, ve toplumsal sistemlerin bir alt sistemidir.Bu bağlamda eğitimdeki felsefe, ekonomik, politik ve toplumsal sistemlerin felsefesiyle aynı olmalıdır; çünkü eğitim, politik, ekonomik, toplumsal sistemlerin istediği insanları yetiştirmek üzere işe koşulmuştur.Bu yapılmazsa hedefler gerçekleşmeye bilir.

5-Felsefe bir açıdan insanın yaşama bakış açısını belirler.İnsanoğlu bu nedenden dolayı felsefeden kaçamaz.

6-Eğitim disiplinler arası bir bilimdir.Bu bağlamda her bilim dalının ve konu alanının ve eğitimle doğrudan ilişkili olan psikoloji, ekonomi, hukuk, sosyoloji, antropoloji, biyoloji, genetik v.b. disiplinlerin bilgi ve yöntemleri arasındaki bütünlüğün sağlanması gereklidir.Bunu ancak felsefe yapabilir.

7-Eğitim sistemini denetlemede felsefeden yararlanılmalıdır.Sözgelişi eğer temele idealist felsefe alınmışsa, sistem elit insan yetiştirmelidir.Eğer pragmatik felsefe kullanılıyorsa her insan yetenek ve ilgisine göre eğitilmelidir.

8-Felsefenin eğitime katkısı olduğu gibi, eğitimin de felsefeye katkısı vardır.Eğitim yoluyla insanlara bilimsel, sanatsal, felsefi alanlarda istendik davranışlar kazandırabilir.Bunlar hem insanın kendi felsefesini, hem de toplumsal felsefeleri geliştirmede katkıda bulunabilir.Eğitim yeni felsefelerin doğmasına neden olabilir.

9-Eğitim sisteminin işlemler bölümünün şimdilik en etkili öğelerinden biri de öğretmen, yönetici ve hizmetlilerdir.Kurulan eğitim sisteminin dayandığı felsefeye inanan, onu bilen uygulayan ve savunan öğretmen,yönetici ve hizmetli yetiştirip görevlendirmek, sistemin etkili ve verimli işlemesi için kaçınılmazdır.Yani sistemin savunduğu felsefeyle öğretmen, yönetici ve hizmetlilerin felsefeleri birbirlerine ters düşmemelidir.Eğer ters düşerse sistem entropiye kayar ve  bozulur .

10-Felsefe zaman zaman eğitim kurumlarından dışlanmaya çalışılmaktadır.oysa, bilinmesi gerekir ki; felsefeyi dışlamaya çalışmak da aslında bir tür (!) felsefedir.
Felsefenin eğitim üzerindeki bu etkilerini yakından tanıyan ve değerlendirebilen bir öğretmenin,daha başarılı olacağı da açıktır.Bu amaca hizmet etmek üzere aşağıda üç önemli felsefi akımın eğitim programları üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir.

İdealizm

İdealizm, evreni açıklamada temele ruh, ahlak, zihin ve düşünce gibi kavramları alan bir felsefedir.Gerçek ve değerler mutlak, zamanla değişmeyen ve evrensel olarak düşünülür ve insan zihninde idea denilen bu gerçekliklerin doğuştan geldiği varsayılır.İnsanın temel görevi, aklını kullanarak bu idealara ulaşmaktır.İdealar aynı zamanda mükemmel bir düzen içerisinde bulunan evreni yaratan Tanrı’yı da simgelemektedir.

İdealistler bilme eylemini, insanın aklında doğuştan var olan gizil fikirleri –ideaları- yeniden düşünme olarak anlarlar.Buna göre her bir öğretmenin temel görevi, öğrencilerindeki bu gizil bilgileri bilinç düzeyine çıkarmaktır.

İdealist eğitimde merkezde konular,dersler,evrensel doğrular ve bunları aktaracak öğretmen vardır.Bu nedenle idealistler, konu alanı veya bilgi merkezli eğitim programı geliştirme yaklaşımlarını benimsemiştir.

Konu alanı merkezli program yaklaşımlarının ortak özellikleri arasında; evrensel doğruları yansıtan bilgi ve içeriği programın ayrılmaz parçaları olarak kabul etme, içeriği ders kitaplarının içeriği ile sınırlama, öğretmenlerin her birinin bir konu alanının uzmanı olması gibi özellikler sayılabilir.Ancak bu tür programlar, içeriği birbirinden kesin olarak ayrılmış konu alanlarına göre düzenlenmesi ile, bilginin gerçek hayattan kopmasına neden olması ve öğrenci ilgi ve ihtiyaçlarını göz ardı etmesiyle de eleştirilmişlerdir.

Konu alanını örgütleyişlerine göre kendi içinde de çeşitleri olan bu yaklaşımlarda genellikle düz anlatım, soru-cevap, ezberleme gibi öğretim yöntem ve teknikleri kullanılır.Değerlendirmede ise, öğrencilerin başarısını birbirleriyle kıyaslayan norm dayanaklı değerlendirme tercih edilmektedir.Değerlendirme konuları, öğrencilerin genel zihin yeteneklerini kullanmalarını gerektiren konular arasından seçilmektedir.Bunun için  dönem ya da yıl sonunda düzey belirleme sınavları yapılmaktadır.

Realizm

Realizm evreni, madde ve somut olarak var olanlarla açıklayan bir felsefi akımdır.İnsanlar, akıl ve muhakeme güçleriyle dünyayı bilirler.Var olan her şey, doğadan gelir ve doğanın kanunlarınca idare edilir.İnsan davranışları bu doğa kanunlarına uygunluğu ölçüsünde akılcıdır.(Ornstein & Hunkins,1988:29-30)Realizmde, maddeden gelen gerçeklik, değişmez ve mutlak kabul edildiği için, insanların bu mutlak doğrulara ulaşmasında aklını kullanması gerektiğine inanılır.Bu sayede insanlar, yaşadıkları toplumun bilgi birikimini de edinirler.Zaten realistlere göre eğitimin amacı, toplumun kültürel birikimini genç nesillere aktararak, onların akıllarını kullanma yollarını geliştirmek  ve bu sayede insanları mutlak doğrulara ulaştırarak onları mutlu etmektir.

Realist eğitimciler insan aklını merkeze aldıklarından,konu alanının sistematik olarak disiplinlere ayrılarak organize edilmesinin düşünmeyi kolaylaştırdığını kabul ederler.Bu nedenle, tıpkı idealizmde olduğu gibi realizmde de konu alanını merkeze alan eğitim programları benimsenir.Aradaki en önemli fark, realist programlarda konuların mantıklı bir düzen içerisinde sınıflanarak, örgütlenmiş  disiplinlerle ifade edilmesidir.Günümüzdeki okul programlarının matematik, fizik, biyoloji gibi disiplinler ve bunların kendi içinde alt disiplinlere ayrılarak düzenlenmesinin temelinde realist filozofların bu görüşleri yer almaktadır.Ayrıca öğretilecek konu alanının özelliklerine göre öğretim yöntemlerinin değişmesi gerektiği fikri de realistlere aittir.

Kısaca realistlerin eğitim görüşlerinin temelinde disiplinler ve kültürel birikimi aktaran öğretmenlerin var olduğu söylenebilir.Realist eğitim anlayışında kullanılan yöntem ve teknikler ile değerlendirme teknikleri idealist görüşlerle benzerlik göstermektedir.Ancak realist eğitimciler, bu yöntemlere ek olarak, öğrencinin bizzat kendisinin yaptığı deney, gözlem gibi yollarla yeni bilgiyi edinmesini de önemserler.

Pragmatizm

Deneycilik de denilen pragmatik felsefe, gerçeğin değişken ve göreceli olduğu görüşüne dayanır.Gerçeğin bu yapısı nedeniyle mutlak ya da evrensel doğru da  bulunmaz.Gerçeği olgu, yaşantı veya davranışlarla ilişkisini kanıtlayarak aramak gerekir.Pragmatizme göre değişmeyen tek şey, doğanın kanunlarıdır; bu kanunlar önünde herkes eşit olduğu için, yönetimde de tüm insanların katılımı esas alınır.Buradan hareketle pragmatistler, demokratik bir toplum düzenini savunurlar.Mutlak doğrunun var olmamasıyla beraber, diğerlerine göre doğruluk değeri daha fazla olan gerçeklikler de vardır.Bilimsel yöntem, bize bu tür doğrular sunduğu için, özellikle çağdaş pragmatistler tarafından çok önemsenir.

Konu alanı, disiplinler ve düşünceleri vurgulayan idealist ve realistlere karşılık, pragmatistler bilgiyi sürekli değişim içinde olan bir süreç olarak kabul ederler.Öğrenme ise problem çözme esnasında gerçekleşir.Bilme eylemi pragmatizme göre, öğrenen ve çevre arasındaki etkileşim sonucunda gerçekleştiğinden, öğrenenin aktif katılımını gerektirir.Bu etkileşimin temelinde ise değişme kavramı bulunmaktadır.Hem öğrenen hem de çevre sürekli etkileşim içerisindedir.

Pragmatist eğitimcilere göre, öğrencilere öncelikle nasıl eleştirel düşünebileceklerini öğretmek gerekmektedir.Ayrıca sürekli değişen dünyanın problemleri de değişeceğinden, problem çözme becerilerini geliştirmek de önemlidir.Bir durumun problem olarak algılanması ise eleştirel bir bakış açısına sahip olmakla ilişkilidir.Tüm bunlar, konu alanlarını vurgulayarak değil, öğretim yöntemlerini  vurgulayarak mümkün olabilir.Çünkü aslolan  değişimle baş etme yöntemlerini ve bilimsel araştırmayı bilmektir.Bu nedenle pragmatist felsefenin gelişimi, bilimsel gelişmelerle paralel  gitmiştir.

Pragmatist görüşleri eğitim alanına uygulayan en ünlü filozof, John Dewey’dir.Dewey, eğitimi insanı geliştirmeye yarayan bir süreç olarak, okulu ise toplum hayatının küçük  bir örneği olarak görür.Ona göre ideal bir eğitim programı, öğrencilerin yaşantı ve ilgilerine dayalıdır.Ayrıca pragmatist programların önemli bir farkı, derslerin birden fazla disiplini içerecek şekilde disiplinler arası örgütlenmesidir.

Pragmatik felsefede, merkeze öğrenenin ilgi ve ihtiyaçları alınarak, öğretim yöntem ve süreçleri vurgulanmaktadır.Bu özelliğiyle pragmatik eğitim programlarında öğrenen merkezli program geliştirme yaklaşımları benimsenmektedir.Bu yaklaşımların ortak özellikleri arasında, okul içerisinde düzenlenen tüm öğrenme etkinliklerinin öğrenci ilgi ve ihtiyaçlarına dayandırılması, öğrenme yaşantılarının görüşlerin özgürce paylaşıldığı demokratik bir sınıf ortamında oluşturulması, öğrencinin her türlü etkinliğe aktif olarak katılımının ve bireysel gelişiminin amaç edinilmesi sayılabilir.

Pragmatik eğitim programlarında hedefler esnek olup, süreç içerisinde değişmeye açıktır.Öğrencilerin yorumlama, ifade etme ve tartışmalarını sağlayacak problem çözme etkinliklerine uygun öğretim yöntem ve teknikleri kullanılır.Bu tür programlarda, geleneksel yöntemlere  ek olarak,bireyin kendi başarısını ölçtüğü, bireysel değerlendirme teknikleri de kullanılmaktadır.


Kaynaklar:
Felsefe Açısından Eğitim....Dr. A. Gülnihal  Küken
Öğretmenlik Mesleğine Giriş.....Doç.Dr.Semra Ünal,Doç.Dr.Sefer Ada
Öğretmenlik Mesleğine Giriş....Prof.Dr.Münire Erden
Öğretmenlik Mesleğine Giriş....Prof.Dr.Veysel Sönmez


Etiketler:  



1Eğitimde Pragmatizm Üzerine
 fırat çaralan 2007-11-23 04:36:40
Merhaba, 
 
Yazınızı okudum. Ve yazıda birkaç noktaya değinmek istiyorum. Ama öncelikle yazınıza dair eleştirilerimin dostça olduğunu belirtmem isterim. 
Anladığım kadarıyla felsefi açıdan pragmatist eğitim sisteminin geliştirici ve uygun bir model olarak düşünüyorsunuz. En azından yazınızdan çıkarttığım sonuç bu. Ben de pragmatizme dair kendi bildiklerimden yola çıkarak onun nasıl bir felsefi sistem ve eğitimdeki konumu üzerine genel birkaç şey söylemek isterim. 
Öncelikle pragmatizmin ilk hali pozitivizm(Deneycilik) olarak 1848 Avrupası'nda ortaya çıktı. Bu akım Avrupa aydınlanmasının (Rönesans ve Reform hareketlerinin) itici gücü olan burjuva aydınlarının gelişen işçi hareketi ve ayaklanmaları karşısında ki korkaklığının bir ürünüdür demek çok yanlış olmayacaktır. Pozitivizm bu haliyle bir burjuva akımıdır. Hatta onun(burjuvazinin) kendi realist ilerici hareketlerinden kaçışının da simgesidir. Deneye dayanan materyalist bir felsefe gbi görünüyorsa da özünde materyalizmden kaçıştır. Hatta materyalizmin( 1848 li yıllar için Marksizm demek çok yanlış olmayacaktır) 1848 li yıllarda ete kemiğe bürünmüş hali olan işçi hareketleri pozitivizmin doğuşuna kaynaklık etmiştir. Bilgiyi ve deneyi kutsayan burjuvazi eğitimi(eğitim şart sloganıyla) tüm sorunların çözümü olarak ortaya koymaktadır. Oysaki işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki çelişki bir eğitim sorununan indirgenemeyecek kadar farklı yönleri olan bir sorundur. Eğitilmemiş halk sapkınlıklar yapabilir ama eğitim har şeyin ilacı olarak pozitifist felsefede kutsanmıştır. Hatta eğitimden öte deneycilik. Hatta pozitivizm sizin de belirttiğiniz gibi toplumsal olayları açıklaması gereken felsefe dil sorununa kadar indirgenmiştir. Bu şu demektir: İnsanlar arasında (ya da sınıflar arasından) sorunlar anlaşamama aynı dili kullanamama nedeni ile oluşmaktadır. Oysa aynı dili konuşursak çözemeyeceğimiz sorun kalmazdı. İşte pozitifizmin son çözümü budur. Ve onun bağrında idealizm yeşermektedir. 1848 lere dönersek aynı dönem diyalektik matreyalizmin doğuşu ve işçi hareketi ile birleşmeye başladığı dönemdir. Ve bu felsefi sistem toplumsal gelişmeleri ve doğa olaylarını tarihsel bir süreç içerisinde ele alır. Üç ana akımdan sentezlenmiştir. İngiliz ekonomipolitiği, Fransız sosyalizmi ve Alman felsefesi. Pozitivizmin bu doğuş koşulları onun genel içeriği hakkında bir bilgi verebilir. Pragmatizm ise pozitivizmin ABD'de aldığı biçimdir. Ve özünde pozifist söylemin yanısıra yaracılık vardır. Bana yarayan şey doğrudur felsefesi üzerine oturmuştur. Bugünde ABD çıkarlarına uyan harşay dorudur olarak genelleştirebiliriz. ABD'nin Irak'ı işgali eğer ABD'nin çıkarlarına uygunsa doğrudur. İşte dünyayı yönetme arzusu bu felsefede kolayca aklanabiliyor. Diğer bir hususta prafmatizm felsefi açıdan idealizmle kol kola yürür. ABD pragmatistir ama aynı zamanda Hıristiyandır. Hatta Haçlı seferi yapacak kadar ortaçağ hıristiyanıdır. Ama bu da ABD nin çıkarınaysa pragmatist dünya görüşü açısından doğrudur. İşte eğitimde pragmatist yöntem sizin belirttiğiniz gibi değşime açık sürekli öğrencileri katan bir anlayışa hizmet etmez görüşündeyim. O deneyciliği kutsarken özünde toplumsal sorunlardan kaçışı temsil eder.  
Konuyu daha da derinleştirmek isterdim ama şimdilik bu kadarı yeter kanısındayım. Umarım anlatmak istediğimi genel çizgileriyle de olsa anlatabilmişimdir. Eğitim ve bilim disiplinleri arasında bir ilişki kurulacaksa diyalektik materyalizmin bu konudaki başarılarına bakmanızı öneririm. Ve bu konu üzerine tekrar tartışabilirz 
 
Dostça selamlar...

2Ezilenlerin pedagojisi
Erdost Yüksel 2007-11-28 16:16:11
Güzel ve üzerinde gerçekten durulması gerekilen bir konuya genel çerçevesi oldukça doyurucu bir şekilde yaklaşmışsınız. Emeğiniz için teşekkür ettikten sonra yazı ile ilgili kısaca düşündüklerimi paylaşayım. Yazıyı okuduğumda Fırat Çaralan arkadaşımın pozitivizme dayandıraraktan yaptığı eklemeler ile yazının bende yankılanışı arasında büyük bir örtüşme var. bu açıdan baktığımızda yazınızın insan üzerinde düşündürücü bir etkisi olduğu gerçek. Eğitimin felsefi temellerini okuduğumda pragmatizme olan tepkimden kaynaklı olsa gerek, karşı olma potansiyelim burada da kendini gösterdi. Ünlü dil bilimci Freire'in Ezilenlerin Pedagojisi adlı çözümleyici kitabını okuduğumda, eğitimin ve onun felsefi temellerinin gerçekten kökünden bir depreme maruz kalıp yeniden şekillendirilmesi gerektiğini düşünmüştüm. Yazınızı okurken bana düşündürdükleri ile bu düşüncem iyice pekişmiş oldu. Bankacı eğitim modeli ve öğrencileri eğitecek birer hayvandan farksız kılan felsefi temellendirmelerin çoğunu şiddetle tartışmalıyız diye düşünüyor, yazınız için tekrardan emeğinize sağlık diyorum.  
 
Saygılarımla 
 
Erdost Yüksel

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
Nbrsin: Ne yapýyorsun?

GenBilim
GenBilim
GenBilim