Okunma: 4531 kez
Bir insanın içinde yaşadığı dünyaya, bulunduğu çevreye duyduğu güven ne zaman ve nasıl oluşmaya başlar, nasıl gelişir? Bu soru, çocuğun gelişimiyle ilgilenen bilimadamlarını uzun süre meşgul etmiştir. İnsan psikolojisini anlamaya yönelik çabaların ilk aşamalarında, yeni doğmuş bebeklerin çevreleriyle hiç bir etkileşim içinde olmadıkları, bebeklerin bütün ilgilerinin fizyolojik ihtiyaçlarını gidermeye yönelik olduğu varsayılıyordu.
Bu nedenle de bebeğin beslenme, temiz olma, uyuma gibi ihtiyaçları giderildiğinde, bebeğe bakan kişinin bütün sorumluluğunu yerine getirdiği düşünülüyordu. Karnı doymuş ,altı değişmiş bir bebek mutlu bir bebekti.
Daha sonraki yıllarda yapılan gözlemler ve araştırmalar, bebeğin düşünüldüğü kadar çevreden kopuk olmadığını ortaya koydu. Bebeğin sadece fizyolojik ihtiyaçlarını gidermek yeterli değildi. Bebek maymunlarla yapılan çok klasik bir araştırmada, maymunların kendilerine süt veren telden yapılmış �anne�leri değil, yumuşak peluştan yapılmış, gidip sokulabilecekleri, kucağında yatabilecekleri �anne�leri tercih ettikleri ortaya çıktı. Bebek, kendisine bakan kişinin sesini, yüzünü, kokusunu yaşamının ilk haftalarında ayırdedebiliyordu; bu kişiyle arasında özel bir bağ oluşturuyordu.
Güven duygusu da, aynı şekilde yaşamın ilk haftalarında, hatta günlerinde şekillenmeye başlıyor. Burada, bebeğin bu dönemde henüz sözel bir bellek geliştirmemiş olduğunu da unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla, bebek çevreyle ilgili olarak oluşturduğu bütün izlenimleri duygu ve beden belleği olarak kaydediyor. Yeni doğmuş bir bebek, karnı acıktığı zaman ağlar. Bebeğin beslenmesi hem bir gereksinimini giderme, hem de bu gereksinim giderilirken yaratılan psikolojik ortam açısından çok önemlidir. Bebek ağladığı zaman alacağı tepkilere bakıldığında çeşitli olasılıklar söz konusudur. Bir tanesinde anne, bu talebe hemen cevap verir, ancak bebekle fazla bir iletişime girmez, bebeğin karnını doyurmakla yetinir. Bir başka olasılık, annenin yine sadece talebe cevap vermesi, ancak bunu da talepten uzun bir süre sonra yapmasıdır. Bir başka olasılık da, annenin bebeğin talebine hemen cevap vermesi, yani onun karnını doyurması, ama bunu yaparken de bebeğin yüzüne bakması, gülmesi, bebekle seslerle ve basit sözcüklerle iletişime girmesidir.
Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, her durumda, bebeğin içinde yaşadığı çevre ile ilgili olarak zihninde oluşturacağı resim farklı olacaktır. Bebeğin gereksinimine uzun süre cevap alamadığı durumda, bebek zamanla içinde bir gerginlik hissetmeye başlayacak ve ihtiyaçlarını daha çabuk gidermek için değişik çözümler üretmek zorunda kalacaktır, örneğin daha uzun veya yüksek sesle ağlamak gibi. Sonuç olarak, bu bebek dünyanın onun ihtiyaçlarını giderebilecek, hoş bir yer olduğu düşüncesini zihninde oluşturmakta zorlanacaktır. Oysa, diğer bebeği ele aldığımız zaman, bu bebeğin rahat bir duygusal ortam içinde, sevildiğini hissederek karnını doyurması, bebeğin kendini rahat ve güvende hissetmesini sağlayacaktır. Bu da bebeğin kendini önemli ve özel görmesine bir zemin hazırlayacaktır. Bu anlar, bebeğin zihnine sözel olarak değil, beden hisleri olarak kaydedilecek ve bebek genel bir gerginlik veya rahatlık kavramı oluşturmaya başlayacaktır. Bu örneklerde, bebeklerin mizaç özelliklerinden hiç bahsetmedik. Bebeğin zor veya kolay bir bebek oluşu da şüphesiz annenin davranışları üzerinde etkilidir.
Çok genel anlamda, bebeğin temel güven duygusunun yaşamının ilk yılında oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu duygunun temelinde, yukarıda bahsettiğimiz gibi ihtiyaçların giderilmesi, bunun nasıl bir duygusal ortam içinde yapıldığı ve çocuğun da buna bağlı olarak dünyanın ne kadar tahmin edilebilir ve kontrol edilebilir olduğuyla ilgili olarak geliştirdiği duygu yatar. Bebek, her seslenişine bir cevap alacağını anladığı zaman kendini güvende hissetmeye başlar; bebek seslenişiyle annesini harekete geçirebileceğini öğrendiği zaman da kendini güvende hisseder. Yaşamın ilk bir yılında oluşan bu temel güven duygusu, çocuğun yaşam boyunca içinde taşıyacağı güven duygusunun altyapısını oluşturur.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta daha vardır. O da güven duygusunun ölçüsüdür. Bebek, yaşamının ilk aylarında, beklemeyi bilmez, zaman kavramı hiç gelişmemiştir. Bu nedenle, giderilmesi gereken bir gereksinimi ortaya çıktığında, bunu mümkün olduğunca çabuk olarak gidermek gerekir. Ancak, zamanla, annenin annelik becerilerini geliştirmesi, bebekle annenin arasında daha samimi bir ilişkinin gelişmesi ve bebeğin beklemeye tahammülünün artmasıyla, anne bebeğin her gerekisinimini anında karşılamayabilir. Bu minik bekleme süreleri, bebeğin tümüyle çevresine bağımlı olma tehlikesini ortadan kaldırır ve onu bir olgunlaşma sürecinin içine iter. Bu da, bebeğin dayanma sınırlarını çok hafif derecede zorladıkça, beklemeye tahammül, bekleme süresini geçirmek için kendini oyalamayı öğrenme, her konu için tamamen başkalarına bağımlı olmama gibi özelliklerin gelişmesine yardımcı olacağından önemli bir süreçtir.
Güven duygusunun ölçüsünü belirlerken, bebeğin büyüdüğünü gözönüne almayıp her istediğini anında yerine getirmek, ne kadar bebeğin yararına değilse, bebeğin talebiyle bu talebin karşılanması arasına konan süreyi de çok fazla uzatmak, bebeğin ısrar etmekten vazgeçer hale gelmesine neden olmak, ya da onu çok fazla ısrarcı yapmak da bebeğin yararına değildir. Bir durumda, bebek çevresine aşırı derecede bağımlı kılınrken, öbür durumda da bebeğin çevresine tamamen güvenilmez olarak algılamasına neden olunabilir.
Yapılan çalışmalar, yaşamının ilk yıllarında, temel güven duygusunu oluşturmuş ve bunun sonucunda hem çevresine hem de kendine güvenmeyi öğrenmiş çocukların yaşamın bir çok alanında başarılı olduklarını ve fazla uyum sorunu yaşamadıklarını ortaya koymaktadır.
Kısaca özetlersek, çocuğun ihtiyaçlarının giderilmesi ve bunların giderilme şekli, çocukların hem kendilerini hem de çevrelerini nasıl algıladıklarını belirlemektedir. Kendini özel ve önemli hisseden, çevrenin kendisini düşündüğünü bilen, çevresinden alacağı tepkileri tahmin edebilen, çevresi üzerinde etkili olabilen çocuk temel güven duygusunu oluşturmuş olan çocuktur. Bu şekilde yetişmiş olan bir çocuk, yaşı ilerledikçe merak duygusu geliştirecek, kendisine bakan kişiden yavaş yavaş koparak daha geniş dünyayı keşfetmeye ve yeni sosyal ilişkiler kurmaya çalışacakdtır. Bir sorun durumuyla karşılaştığı zaman, çözüm üretmek konusunda daha rahat davranabilecek, her durumu kişiselleştirmeyecektir.
Temel güven duygusu oluşmuş, kendine güvenen bireyler yetiştirmek, çok da zor değildir. Annelerin çocuğun gereksinimlerine karşı duyarlı olmaları, çocuğu bir noktadan sonra daha bağımsız bırakabilmeleri, ancak har zaman sığınılacak bir liman olarak hazır olmaları, bu zemini hazırlama konusunda gerekli bir kaç noktadır.

Etiketler:
Bilimler
Psikoloji
Çocuklarda Güven Duygusu
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |