Okunma: 686 kez
II. Dünya savaşı sonrasında, dünya genelinde büyük bir büyüme dönemi yaşanmıştır. 1950-2001 yılları arası birey başına yıllık büyüme oranı, batı dünyasında yüzde 2.8 , geri kalan kısmında ise yüzde 2.2 olmuş, en yoksul ülkeler ile en zengin ülkeler arasında gelir farklılığı büyümüştür. Dünya ekonomisi 2001 yılında yüzde 2.3, 2003 yılında yüzde 3 büyürken çok hızlı olmamasına rağmen bunun devam edeceği tahmin edilmiştir. Dünya ekonomilerinde toparlanma olmayışı , Türkiye açısından da ekonomik gelişmeyi sağlayamaması sonucunu doğuracaktır.
( www.genbilim.com )
Dünya gelirinin her geçen yıl artışına karşılık, bu dağılımın zengin ülkeler lehine olması, ülkelerin sınıfları arasındaki dağılımını daha da bozarak, azgelişmiş ülkelerin yoksulluk sorunun giderek artmasına yol açmaktadır. Kuzey ülkeleri sadece hayvanlarını beslemek için yılda 540 milyon ton hububat harcarken, bir zamanlar et ve tahıl ambarı olarak bilinen Arjantin'de ise her üç kişiden bir yoksuldur.
Bu çalışmada yoksulluğun hızla artması ve gelirin bir kesimini elinde toplayan ülkelerin yarattığı kuzey güney ikileminin sorunları ortaya konmuştur.
1. GİRİŞ
Güney ülkelerinin dünya ekonomisinden artan ölçüde dışlanması ile gündeme gelen yoksulluk süreci alarm verici boyutlara ulaşmıştır. Dünya Bankası yoksulluk boyutu ve eşitsizlik konusunda belirttiği ölçüt şöyledir; hane halklarının elde ettiği gelir küçükten büyüğe doğru sıralanır, ilk yüzde 40‘ın toplam gelirden aldığı pay yüzde 12'den küçükse yüksek düzeyde işsizlik söz konusudur, yüzde 17'den büyükse düşük düzeyde eşitsizlikten söz edilmektedir. Ayrıca gıda, enerji alımı yöntemi ve temel gereksinmeler maliyet yöntemi olarak ifade edilen iki farklı yöntem de benimsenmiştir. Yoksulluk ölçümünde gelir yada tüketime dayalı yetersizlik yöntemi en sık kullanılan yöntem birim temel gereksinmeleri karşılamak için gerekli olan tüm mal ve hizmetlerin toplamını temsil etmektedir.
2002 yılı Ağustos ayında Johannesburg'ta yapılan Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde, Dünya nüfusunun yarısının günde 2 dolardan az parayla geçinmeye çalıştığını, 2015 yılına kadar bunun yarı yarıya azaltılacağı, açlık çekenlerin yarıya indirileceği, anne ölüm oranlarının azaltılacağı, tüm erkek ve kız öğrencilerin ilk öğrenimlerini tamamlamaları sağlanacağı, beş yaşından küçük çocuklar arasındaki ölüm oranın dörtte üç azaltılacağı ifade etmişlerdir
Jagdish Bhagwati' ye göre zengin ülkelerin yoksul ülkelerden daha korumacı politikalar izlediğini; zengin ülkelerin yoksul ülkelerdeki korumacı duvarları yıkmaya çalışırken kendi korumacı duvarlarını ayakta tuttuğunu, C.K.Prahalad ise özel sektörün insiyatifi olmadan az gelişmiş ülkelerin kalkınabilmesinin mümkün olmadığını, gelir piramidinin en altındaki kesimi yoksul olarak görmekten vazgeçip, müşteri gibi görmek gerektiğini ifade etmiştir.
Dünya gelir dağılımının şekillenmesinde coğrafyanın önemli bir rol oynadığını gösteren bulgular mevcutken, en fakir ülkelerin deniz ticaretinden uzak olmakla birlikte çöl iklimine sahip olan Güney Asya ve Güney Sahra ülkeleri olurken, zengin ülkelerin de çoğu ılıman kuşakta yer almaktadır. Nüfusun aşırı büyümesi kuzey-güney ilişkileri sonucunda dünya çapında yarattığı dengesizlikler büyüdükçe sefalet artmakta ve sefalet arttıkça özellikle de yoksul güneyde nüfus büyümektedir. Güneyde sayıları hızla artan milyonluk kentlerin yarattığı büyük sorunlar, tüm dünyayı sarsabilecek tehlikelere yol açarken, batının liberal kalkınma programının ağır sonuçlarını göstermektedir. Güney Kuzeye, çevre merkeze, kır kente göre daha yoksuldur.
Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler yoksulluğu giderici politikalarla en önemli kuruluş olduklarını ilan ederken olumsuz ekonomik gelişmeler arttıkça etkisizliği görülmekte sanayileşme ile birlikte toplumların sosyal ve ekonomik yapılarında bir takım değişiklikler olmaktadır.
2. DÜNYADAKİ GELİŞMELER
Küreselleşmeye yönelik yaklaşımlar şöyledir. Aşırı kürselleşmeciler; radikaller diye de bilinmekte, ulus devletin önemini yitirdiğini, küresel piyasanın politikalarının yerini aldığını ifade etmektedirler. Onlara göre piyasalar artık devletlerden daha güçlüdür. Kuşkucular ise kürselleşmeye her konuda kuşkuyla yaklaşmaktadır. Duvarların kaldırılması yönündeki günümüzde yaşanan gelişmeler 100 yıl öncesine geri dönmüştür diye ifade etmektedirler. Dönüşümcüler ise küreselleşmeyi modern toplumları ve dünya düzenini yeniden şekillendiren hızlı sosyal, siyasal değişmelerin arkasındaki ana siyasal güç olarak görmektedirler.
1960'lı yılların sonuna doğru tasarruf imkanlarının azalması, yoğunlaşan otomasyon emeğin dışlanmasına neden olmuştur. 1973 ve 1974 yıllarında petrol fiyatlarındaki yükselme, durgunluk ve daralmaya neden olmuş, sanayileşmenin henüz başında olan sınai ürün ihraç etmekte olan çevre ülkelerin ödemeler dengesi ciddi boyutlarda bozulmuştur. 1980'li yıllar ise giderek şiddetini arttıran durgunluk dalgası, sürekli yükselen borçların getirdiği bunalım, çevre ülkeleri ithal ikameyi sürdüremez hale getirmiştir.1963-1972 yılları arasında büyüme hızı 4.7 iken 1973-1981 yılları arasında büyüme hızı 2.8 seviyesine düşmüştür. Ülkeler alt ve üst yapısını küreselleşmenin getireceği yeni dengelere hazır hale getirmek zorundadır. Küreselleşme en çok 19.yyılda ve 20.yüzyılın ilk 25 yılında artış göstermiştir.Dünyadaki en zengin 360 kişinin geliri dünya nüfusunun yüzde 45'ini oluşturan 2.3 milyar insanın gelirine eşit olmaktadır. Dünya Bankası Raporuna göre 2010 yılında dünya nüfusu 8.5 milyara yükseldiğinde 5 milyarı günde 1 dolar, 1 milyarı ise ancak 2 dolar harcayabilecektir. Ödemeler dengesi bozulan gelişmekte olan ülkeler bunu düzeltmek için, gelişmiş ülkelerin yöneticilerinden sıcak para yada borç verme yöntemiyle yüksek maliyetlerle bir miktar daha geliri gelişmiş ülkelere aktarmakta, spekülatif güdülerin üretken yatırımlara dönmesini engelleyerek sermaye piyasalarında krizlere neden olmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler tüketicileri yoğun reklam bombardımanına tutarak gelişmiş ülkelerin markalarının esiri olmakta ve buna çok büyük paralar ödemekte, kararlarına katılmak yerine sadece uygulamak durumunda kalmaktadırlar.
IMF'nin Uluslararası Finans Piyasasında ve üyeler üzerindeki baskısı zamanla artmıştır. Dünyada 1970 ile 1980 yılları arasında, petrol şokları, doların devalüasyonu, ödemeler dengesindeki olumsuzluklar, Uruguay, Meksika, Mısır, Peru, Şili Arjantin, Gine, Zaire gibi ülkeler IMF'ye başvurarak kredi talep etmeye itmiştir. İngiltere dışındaki tüm ülkeler önerilen istikrar programı çerçevesinde siyasi ve sosyal huzursuzluklarla karşılaşmış, İngiltere ise diğer ülkelere önerilen istikrar programının tersine sadece kamu harcamalarını kısmaya ve iç kredileri azaltmaya söz vermiştir. 1982 yılında Latin Amerika'da kişi başına reel harcamaların yüzde 16.8'e düşmüştür. IMF' nin alacaklarının tahsilini güvenceye alan bir kurum haline geldiği gözlemlenmiştir.
Malların hareketleri serbestleştirilirken sermaye de son derece hızlı hareket etmekte ancak emekte aynı hareketlilik gözlemlenememektedir.
Fakir ülkeler emek yoğun veya tarım kaynaklı ürünlerini zengin ülkelere satabilseler fakirliği azaltabileceklerdir. Ancak gümrük engelleri ve vergiler nedeniyle 700 milyar dolarlık bu ürünler ziyan olmaktadır. Dünyada hiç olmadığı kadar zenginleşmiş ancak olağan dışı bir yoksullaşmıştır. 1990 ‘ların en büyük beş silah satıcısı ülke, BM'nin beş daimi üyesidir.
1997 Asya krizi, 1998 Rusya krizi, 2002 yılında Arjantin'de ve Türkiye'de son on yıllık dönem içinde gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan finansal krizler ciddi cari açık ve dış borç sorunları ile karşı karşıya bırakılmıştır. Gelişme yolundaki ülkelerin 2003 yılındaki dış borç stoku 2.7 trilyon dolar iken Türkiye'nin dış borç stoku 147 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Gelişme yolundaki 146 ülkenin toplam dış borç stoku içinde Türkiye'nin payı yüzde 5.5 olmuştur.
IMF'nin, yayınladığı raporda satın alma gücü paritesine göre 175 ülkenin 2003 yılı sonunda 50.4 trilyon dolar GSYİH yaratılırken, bunun yüzde 55.5'i 29 olan gelişmiş ülkelere aittir. ABD, tek başına dünya gelirinin yüzde 21.1'ine sahip iken 50.4 trilyon dolarlık dünya gelirinin yüzde 44.5'i toplamı 146 olan gelişme yolundaki ülkeye aittir. Yüzde 3.2'si 48 ülkeden oluşan Afrika'ya , yüzde 2.8'i ise 14 ülkeden oluşan Ortadoğu'ya, yüzde 7.6'sı 33 ülkeden oluşan ve aralarında Brezilya, Arjantin ve Meksika'nın da yer aldığı, batı yarımküre ülkelerine ait iken Türkiye, 2003 yılındaki GSYİH'sı ile dünya gelirinin binde 1'ine sahiptir.
AB ülkelerinin ihracat malları, sanayi içeriğe sahip sermaye-yoğun mallar üretirken, az gelişmiş ülkelerin ihracatı ise basit imalat ve tarım ürünleri üzerinedir. Brezilyanın ihracatının yüzde 24.1'i tarımdır. Güneydoğu Asya Ülkeleri dünyadaki resesyon nedeniyle ihracaatın daralmasından etkilenmektedir. Singapur, Kore, Malezya, Filipinler, Tayvan'ın ürünlerine olan talebin daralması, yabancı sermaye yatırımlarının azalması ise ülkeleri zor durumda bırakmaktadır.
Tablo.1 Ülkelerin Cari İşlemler Dengesi
|
|
CARİ İŞL.DENG.(milyon $)
|
|
Ülkeler
|
1997
|
1998
|
1999
|
2000
|
2001
|
2002
|
|
Amerika B.D
|
-127.680
|
-204.660
|
-290.870
|
-411.460
|
-393.740
|
-480.860
|
|
Angola
|
-884
|
-1.867
|
-1.710
|
796
|
-1.431
|
|
|
Arjantin
|
-12.243
|
-14.532
|
-11.902
|
-8.879
|
-4.554
|
|
|
Arnavutluk
|
-272
|
-65
|
-155
|
-156
|
-217
|
-408
|
|
Bahreyn
|
-31
|
-778
|
-37
|
782
|
157
|
|
|
Bangladeş
|
-286
|
-35
|
-364
|
-306
|
-535
|
|
|
Barbados
|
-50
|
-63
|
-148
|
-146
|
-94
|
|
|
Beyaz Rusya
|
-859
|
-1.017
|
-194
|
-323
|
-285
|
|
|
Bolivya
|
-554
|
-678
|
-488
|
-447
|
-274
|
-336
|
|
Bosna-Hersek
|
|
-1.161
|
-1.458
|
-1.191
|
-1.556
|
-2.137
|
|
Botsvana
|
722
|
170
|
517
|
|
|
|
|
Brezilya
|
-30.491
|
-33.829
|
-25.400
|
-24.225
|
-23.215
|
-7.696
|
|
Bulgaristan
|
427
|
-62
|
-685
|
-701
|
-842
|
-677
|
|
Çek Cumhuriyeti
|
-3.622
|
-1.308
|
-1.466
|
-2.690
|
-2.624
|
|
|
Çin
|
36.963
|
31.472
|
21.115
|
20.518
|
17.401
|
35.422
|
|
Danimarka
|
921
|
-2.008
|
2.915
|
2.507
|
4.051
|
4.918
|
|
Dominik Cumhuriyeti
|
-163
|
-338
|
-429
|
-1.027
|
-741
|
-875
|
|
Ekvator
|
-458
|
-2.099
|
918
|
921
|
-800
|
-1.222
|
|
El Salvador
|
-98
|
-91
|
-239
|
-431
|
-177
|
|
|
Endonezya
|
-4.889
|
4.096
|
5.785
|
7.985
|
6.899
|
7.451
|
|
Etiyopya
|
-40
|
-266
|
-465
|
15
|
-477
|
|
|
Fas
|
-169
|
-146
|
-171
|
-501
|
1.606
|
1.488
|
|
Fiji
|
-34
|
-60
|
13
|
|
|
|
|
Fildişi Sahili
|
-155
|
-290
|
-120
|
-241
|
-60
|
767
|
|
Filipinler
|
-4.351
|
1.546
|
7.910
|
8.459
|
4.150
|
|
|
Finlandiya*
|
6.633
|
7.340
|
8.045
|
8.975
|
8.642
|
9.890
|
|
Fransa*
|
37.800
|
37.700
|
35.040
|
18.580
|
23.120
|
25.740
|
Kaynak : Dış Ticaret Müsteşarlığı
Ülkelerin cari işlem dengesindeki açıkları krizler ile birlikte artmış bunun daha çok dış borç yoluyla finanse edilmesi gündeme gelmiştir. İhracat yoluyla finansman seçeneği ise azgelişmiş ülkelerin ihracatını oluşturan mal ve hizmetlerin gelişmiş ülkeler tarafından yeterince talep edilmeyen türden olduğu dikkate alındığında bu yolla olmayacağı ortaya çıkmıştır. ABD ‘nin cari açığının diğer ülkelere göre ciddi boyutlardadır ve dış dünyaya açık büyük ekonomi olması nedeniyle dünyanın diğer ülkelerini de ilgilendirmektedir. Bu açığın devam etmesi durumunda doların değerinde ani düşüşüne neden olacak faiz yükselmelerinin hem dünyanın hem de ABD'nin önünü kesebilecektir.
Dünya nüfus büyüklüğü 6 milyarın biraz üzerinde gerçekleşirken ABD' de 290 milyon kişi yaşamaktadır. Kişi başına gelir (SAGP) dünyada 5.123 dolar olurken ABD'de 38.000 dolardır. 2003 yılında ABD borsalarındaki ilk 100 firma içinde 56 firma ABD'den ( 2002 yılında bu 60 adet olarak gerçekleşmiştir), 6 adet Japonya'dan, 5 firma Fransa'dan, 4 firma Almanya'dan, 3 adet İsviçre firmalarında olduğu görülmektedir. Avrupa şirketlerinin toplam sayısı ise 54 ‘tür. Dünyanın ilk 10 firmasının her birinin pazar değeri Türkiye'nin 70 milyon kişi ile ürettiği gayrisafi milli hasıladan daha fazladır.
ABD'de enflasyonun denetim altına alınabileceği ve yüzde 1.5 dolayında gerçekleşeceği tahmin edilirken en önemli olumsuzluk büyümeye dönülmüş olmasına karşın ekonominin hâlâ iş yaratmamasıdır. 2003 yılını yüzde 6 işsizlik oranıyla kapatan ABD ekonomisi için bu oranın 2004'te yüzde 5.5 dolayına düşmesi beklenmektedir. İşsizlik sorununun çözülememesinin nedeni olarak ithalat görülmektedir. ABD'nin cari açığı 2003'te 542 milyar dolara ulaşırken bu tutarın 2004 yılında 80-100 milyar dolar daha artacağı tahmin edilmektedir.
3. SONUÇ
Gelir düzeyi düşük, eğitim ve sağlık hizmetleri yetersiz, gelir dağılımındaki eşitsizliği yüksek olan yoksul ülkelerde, nüfus artış hızı ve tarım sektörünün payı yüksek, uluslar arası ilişkilerde bağımlılık, etki altında kalma ve yüksek bir riske maruz kalma temel özelliktir. İktisadi büyüme, yoksulluğun ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin azaltılmasında gerekli unsurlardan biridir. Yoksul ülkelerin büyük kısmı yoksulluktan kurtulmalarını sağlayacak bir sürdürülebilir büyüme gerçekleştirilmelidir. Transfer gelirleri arttıkça eşitsizliği azaltma bakımından daha etkili oldukları ve sosyal politikalar daha dikkatli tasarlandığında, miktarları artmasa bile az da olsa eşitsizliği azaltıcı bir rol oynayabileceklerdir.
2004 ve 2005 yıllarında gelişmiş ekonomilerin ithalatında ciddi bir artış olması beklenmektedir. Bu artış 2004 yılında yüzde 7.6 ve 2005 yılında yüzde 5.6'dır. Son üç yılın ortalama artış oranının yüzde 2.7 olduğunu dikkate alırsak dünya ticaretinde düzelme beklenmektedir. Ancak petrol fiyatı veya faizlerdeki yükseliş eğilimi orta vadede gelir dağılımını bozarken, küresel talebi ve ticaret hacmini daraltarak işsizliği arttıracak, faktör gelirlerindeki gerileme ve ekonomik daralma kaçınılmaz olacaktır. Nakit akışları bozulurken, aşırı gevşek para politikası sayesinde bu engellenirse diğer konulardaki dengesizlik büyüyecektir
Çevre ülkeler dış pazarlara açılmazdan önce hangi sektörlerde zayıf kalındığı belirlenerek pazar güçlendirilmelidir. Yoksulluk ile demokrasi arasında ters ilişki vardır. Yoksulluk azaltılarak demokrasi geliştirilmelidir. Yoksul ülkelerin çoğu demokrasiden de uzak olan ülkelerdir.
Zenginler şişenin yarısını, yoksulların şişesini boşaltarak doldurmaktadırlar. Dünyada sıfır toplamlı bir oyun oynandığı ileri sürülmektedir.
Yazar & Kaynak: http://www.bilgiyonetimi.org/cm/pages/mkl_gos.php?nt=546, Hasan Ceylan, Selçuk Duranlar

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Dünyada Yoksulluk ve Kalkınma
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |