GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Jeoloji arrow Jeotermal Enerji Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 21 2007
Jeotermal Enerji Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Editor   
Çarşamba, 21 Kasım 2007
Okunma: 872 kez

Jeotermal Enerji ülkemiz için önemli bir yenilenebilir kaynaktır. Türkiye jeotermal enerji potansiyeli açısından dünyanın yedinci ülkesidir. Muhtemel jeotermal enerji potansiyelinin kullanımının getirebileceği ekonomik kazanım yılda 9 milyon $’dır. Yüzey sıcaklığı 40oC'nin üzerinde 140 jeotermal saha mevcuttur.

 Ancak, bunlardan sadece dört tanesi elektrik üretimine uygundur. Bu sahalardan Denizli-Sarayköy'de 20.4 MW kurulu elektrik gücünde bir santral mevcuttur. Diğer üç sahada da elektrik santralleri kurulmalıdır. Ayrıca, bu sahalarda elektrik üretimine entegre olarak, merkezi ısıtma vb. jeotermal uygulamalar gerçekleştirilmelidir.


Geri kalan sahaların ısıtma amaçlı olarak ve düşük sıcaklıkta ısı enerjisi gerektiren uygulamalarda değerlendirilmesi teşvik edilmelidir. Türkiye’nin teorik jeotermal toplam kapasitesi 31500 MWt dir ve bunun eşdeğeri de 5 milyon konuttur. Ancak, bu muhtemel bir değer olup, hedef olarak bir milyon konut öngörülebilir.


Jeotermal enerjinin çevre dostu karakterde kullanılması için tüm dünyada yasalarla zorunlu hale getirilmiş olan  re enjeksiyon (akışkanı yeraltına geri verme) tekniğinin uygulanması, hem rezervuar parametrelerinin korunması hem de jeotermal suyun çevreye zarar vermemesi için şarttır.


Jeotermal kaynakların gelişmiş teknoloji ile yüksek verimli ve entegre kullanılmalarına yönelik Araştırma-geliştirme çalışmaları artırılmalıdır. Özellikle, jeotermal enerjinin elektrik enerjisine dönüşüm verimini artıran (çift buharlaştırmalı sistemler) ve düşük sıcaklıktaki jeotermal akışkanlardan elektrik üretimine imkan sağlayan yeni teknolojiler (ikili çevrim teknolojileri) üzerinde durulmalıdır. Bugün dünyada yaygın olarak kullanılan bu teknolojiler ülkemiz santrallarında da mutlaka uygulanmalıdır. Ayrıca, sıcak kuru kaya (hot dry rock) jeotermal olanakları da araştırılmalıdır.


Jeotermal projeler, ÇED raporu alındıktan sonra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'ndan izin alınmak suretiyle uygulamaya sokulmalı, sektör standart altına alınarak disipline edilmeli ve kötü projelerin uygulanmasına engel olunmalıdır. Bu konuda "Enerji Teknolojileri Politikası Çalışma Grubu" tarafından geliştirilen diğer bir öneri de, jeotermal projelere uygulanma izni verilmesi yetkisinin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve üniversite temsilcilerinden oluşturulacak bir "Jeotermal Değerlendirme Komisyonu" tarafından yürütülmesidir.                                      

Etkileyici değişken olarak enerji tüketimi ile etkilenen değişken gayrisafi milli hasıla arası nda güçlü bir korrelasyonla geçerli regresyon ilişkisi vardır. Bir diğer deyişle, enerji tüketiminin artması gayrisafi milli hasılayı büyütmekte ve ekonomiyi geliştirmektedir. Bu nedenle ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kullanılan kriterlerden biri kişi başına düşen yıllık birincil enerji (genel enerji) tüketimidir. Kişi başına düşen yıllık elektrik tüketimi de bu amaçla kullanılabilmekte olup, ayrıca yaşam düzeyinin bir göstergesidir.


Dünya Enerji Konseyi’nin yayınladığı en son istatistiklere göre (1994 verileri ile) sanayileşmiş yedi büyük ülkenin (ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya ve Kanada) kişi başına yıllık birincil ticari enerji tüketimleri ortalaması 4721 kEP (207.9 GJ) düzeyinde iken, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ayrımından ötürü dünya ortalaması 1395 kEP/kişi.yıl (61.4 GJ/kişi.yıl) olmuştur. Yani dünya ortalaması yedi gelişmiş ülke ortalamasının % 30’u kadardır. Türkiye’nin düzeyine gelince, kişi başına düşen yıllık birincil enerji (ticari olan ve olmayan) tüketimi dünya ortalamasının % 58’i ile 809 kEP (35.6 GJ/kişi.yıl) kadardır. Elektrik tüketimi açısından da benzer bir durum görülmektedir. Dünya ortalaması olarak kişi başına yıllık elektrik net tüketimi 2245 kWh iken, G7 lerin ortalaması 8885 kWh/kişi.yıl ve Türkiye ortalaması 1173 kWh/kişi yıl düzeylerindedir. Avrupa Ekonomik topluluğu’nun bazı ülkelerinin enerji tüketimleri ile Türkiye’deki enerji tüketimleri karşılaştırmalı biçimde Tablo 1 de gösterilmiştir.
Tablo 1. Bazı AET ülkeleri ve Türkiye’de enerji tüketim düzeyleri (1994)
 
     İTALYA    İSPANYA    PORTEKİZ    YUNANİSTAN    TÜRKİYE
Birincil enerji, kEP/kişi.yıl    2764    2109    1494    2257    855
Elektrik, kWh/kişi.yıl    4711    4129    3283    3937    1280
Kaynak: Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi 1996 Enerji Raporu, 1997.


Türkiye henüz tarım toplumu olmaktan kurtulamamış, endüstrileşmesini tamamlayamamış bir gelişme sürecindeki ülke konumundadır ve kalkınma için enerji açlığı çekmektedir. Türkiye’nin gelişmişlik çizgisini yakalayabilmesi, endüstrileşmiş ülke konumuna geçebilmesi için birincil enerji ve elektrik tüketimlerinin, kişi başına yıllık baz ile en az bugünkü düzeyin 3 katına çıkarılması gerekmektedir.
Türkiye’nin taşkömürü, linyit, asfaltit, petrol, doğal gaz, hidrolik, jeotermal, güneş, odun ve tezek ile karşılanan birincil enerji tüketimi 68 035 x 103 TEP (3.00 EJ) kadardır. Bu tüketimin 26 887 x 103 TEP (1.18 EJ) kadarı yerli kaynaklardan sağlannmıştır. Tüketimin yerli kaynaklarla karşılanma oranı % 39.5’dur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) nın planlamalarına göre brincil enerji talebi 2000 yılında 91 014 x 103 TEP (4.01 EJ), 2010 yılında 167 457 x 103 TEP (7.38 EJ) ve 2020 yılında da 307 612 x 103 TEP (13.55 EJ) olması beklenmektedir.
Ankara Üniversitesi’nde uzun dönem için bir simülasyon çalışması yapılmış olup, bu çalışmada 2050 yılına kadar enerji tüketim düzeyi araştırılmıştır. Kullanılan model ekonomik gelişme hızı, nüfus artış hızı, çevre etkisi parametrelerini içermekte olup, modelin çalıştırılmasında üç değişik senaryo üzerinde durulmuştur:


Senaryo A: % 3 gelişme hızlı minimum tüketim düzeyi.
Senaryo B: % 4.5 gelişme hızlı orta tüketim düzeyi.
Senaryo C: 2020-2030 arasında % 5.5, 2030-2040 arasında % 5 ve
2040-2050 rasında % 4.5 gelişme hızlı maksimum tüketim düzeyi.
Model çözümünden elde olunan sonuçlar 2000-2050 döneminde Cumhuriyetimizin
kuruluşunun 100. yılı olacak 2023 yılı da ayrıca gösterilerek Tablo 2’de verilmiştir.

Tablo 2. Türkiye’nin enerji tüketiminde beklenen gelişmeler.
 
YILLAR    SENARYO A
(minimum tüketim)    SENARYO B
(orta tüketim)    SENARYO C
(maksimum tüketim)
 
     MTEP    EJ    MTEP    EJ    MTEP    EJ
 
2000    91.0    4.01    91.0    4.01    91.0    4.01
2005    121.0    5.33    121.0    5.33    121.0    5.33
2010    167.5    7.38    167.5    7.38    167.5    7.38
2015    227.8    10.04    227.8    10.04    227.8    10.04
2020    307.6    13.55    307.6    13.55    307.6    13.55
Kaynak: Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi 1996 Enerji Raporu, 1997.
 
2023
Cumhuriyetin  
100.yılı    346.8    15.28    352.1    15.51    362.8    15.98
 
2025    375.7    16.56    385.2    16.97    405.0    17.84
2030    458.9    20.22    482.4    21.25    533.2    23.49
2035    560.5    24.69    604.2    26.62    684.6    30.16
2040    651.2    28.69    756.6    33.33    879.1    38.73
2045    756.6    33.33    947.5    41.74    1 100.9    48.50
2050    879.1    38.73    1 186.6    52.27    1 378.6    60.73
 
Dönemin  
kümülatif  
toplamı    20 980.3    924.24    23 731.8    1045.45    26 415.6    1163.68
Kaynak: Ankara Üniversitesi Enerji Çalışma Grubu Enerji Trendi Araştırması, 1997 (Prof.Dr.M.Ö.Ültanır).
MTEP: Milyon ton eşdeğer petrol, EJ: Eksa-joule (1 EJ = 22.7 MTEP)
Türkiye’nin 1996 yılındaki yerli toplam birincil enerji üretimi 26 887 x 103 TEP olup, bunun 1997 yılında 28 906 x 103 TEP olması planlanmıştır. Ancak, planlanan enerji üretiminin sağlanabileceği kuşkulu görünmektedir. Planlanan birincil enerji üretimleri 2000 yılı için 31 168 x 103 TEP, 2005 yılı için 40 367 x 103 TEP, 2010 yılı için 50 586 x 103 TEP, 2015 yılı için 62 195 x 103 TEP ve 2020 yılı için 81 063 x 103 TEP düzeyindedir.


Birincil enerji tüketiminin yerli üretimle karşılanma oranı 1996 yılında % 39.5 olarak gerçekleşmişken, 2000 yılında % 34.2, 2005 yılında % 33.4, 2010 yılında % 27.6, 2015 yılında % 27.3 ve 2020 yılında % 26.3 düzeyine düşecektir. Yerli üretim-talep açığını kapatmak için 1996 yılında 41 148 x 103 TEP enerji ithali yapılmış olup; bu ithalatta 27 264 x 103 TEP ile petrol, 6 999 x 103 TEP ile doğal gaz ve 4 178 x 103 TEP ile taşkömürü önemli kalemleri oluşturmaktadır.


Türkiye geçmişte bir kısım çevrelerce savlandığı gibi klasik enerji kaynakları bakımından zengin bir ülke değildir. Bilinen taşkömürü, linyit (Elbistan + diğer), asfaltit, bitümlü şist, ham petrol, doğal gaz ve uranyum görünür, mümkün ve muhtemel rezervleri toplamının enerji eşdeğeri 3 672.5 MTEP ( 161.78 EJ) kadardır. Bu değer madde 5, tablo 2’de açıklanan 2000 - 2050 dönemi için kümülatif enerji tüketimimizin % 17.5 inden daha azdır. Bir başka değerlendirme ile toplam tükenebilir enerji rezervimiz, Cumhuriyetimizin 100. yılı olacak 2023 yılına dek kümülatif enerji tüketimimizin % 76-79’unu karşılayacak düzeydedir. Bir başka anlatımla tükenebilir rezervlerimizin toplamı, 2000-2050 periyodundaki birinci enerji minimum kümülatif tüketiminin % 17.5’i kadardır.


Tükenebilir yerli fosil kaynaklarımızın rezervlerini tam olarak tüketmek, yenilenebilir kaynaklarımızı teknolojik olanaklar ölçüsünde ekonomik potansiyelleri ile kullanmak koşulu ile sağlanabilecek yerli enerji üretimi, 2000 - 2050 periyodundaki birinci enerji minimum kümülatif tüketiminin % 20’sini karşılayabilecektir. Geriye kalan % 80’i ithal edilerek sağlanabilecektir. Üretilmiş mal ithali yerine enerji ithal ederek yerli mal üretimi sağlamak ulusal ekonomi açısından daha prodüktif olacağından, enerji kaynakları fakir endüstriyel ülkelerde örnekleri görüldüğü gibi, enerji ithali korkulması gereken bir olgu değildir. Bu nedenle, enerji politikalarının “öncelikle yerli kaynak” ilkesine dayandırılması doğru olmaz. Enerji ucuz ve güvenilir her kaynaktan ithal olunmalıdır. Birincil enerji ithalinde güvenceyi sağlamak için, gerek enerji kaynağı çeşitlendirmesi ve gerekse enerji alınacak ülke çeşitlendirilmesine önem verilmesi gerekmektedir.


Türkiye’nin kurulu elektrik gücü 1996 yılında 21 164 MW idi. Bu güçle 94.9 TWh üretim yapılmış ve kayıp-kaçaklardan arta kalan 74.2 TWh net tüketim gerçekleşmiştir. 1993 yılından sonra sektörde yapılan üretim yatırımlarının olması gerekenin dörtte biri düzeylerinde gerçekleşmesinden ötürü, 1997-2000 dönemi üretim kapasitesinin brüt talebi karşılamada zorlandığı bir dönem olacaktır. Bu kısa döneme ilişkin ulusal elektrik bütçesi Tablo 3 de özetlenmiştir. Tablodan görüleceği gibi 1997-1999 kısa dönemi, üretim kapasitesinin brüt talebin altında kaldığı ve elektrik açığının olduğu yıllardır. Planlanan santralların gerçekleşmesi ile 2000 yılında üretim kapasitesi brüt talebin üzerine çıkacaktır. Elektrik açığı özellikle 1998 yılı için büyük düzeyde görülebilecektir.


     Ükemizdeki elektrik açığı hiçbir zaman kesintilerle kapatılmaya kalkışılmamalıdır. Elektriğin kesilmesi ekonomik gelişmeyi, yalnızca yapılamayan üretimle değil, onun birkaç kat çarpan etkisi ile olumsuz etkilemektedir. Elektriğin kaliteli sunumu da sağlanmalıdır.Toplu kesintiler yerine kısa dönem elektrik açığının kapatılması için alınabilecek önlemler şöyle sıralanabilir:


1-) Elektrik ithal olanaklarının geliştirilmesi ve bu amaçla dış enterkonnekte sistem bağlantısında trafo kapasitesinin artırılması.

2-) Doğal gaz santrallarının yakıt gereksinimlerinin aksaksızca karşılanması.

3-) Mevcut termik santralların bakımı ve rehabilitasyonu yoluyla verimliliklerinin artırılması. Bu santrallar için % 56.6 gibi düşük düzeyde olan kullanım oranlarının yükseltilmesi. Böylece 10 milyar kWh’ı aşabilen yeni üretim kapasitesi yaratılması.

4-)İletim ve dağıtım şebekelerinin iyileştirilmesi ve iletim kayıplarının OECD ülkeleri ortalaması düzeyine çekilmesi.

5-)Büyük tüketicilere uygulanan günlük puantın yayılmasına yönelik gündüz/gece/gece yarısı tarife sisteminin tüm abonelere uygulanması.

6-)Büyük ölçüde elektrik tüketen Seydişehir Aluminyum Fabrikası’nın üretiminin geçici olarak durdurulması.

7-)Kaçak elektrik kullanımını önleyici yeni bir yasal düzenleme yapılması.

8-)Elektrik tarifeleri yönetmeliğinde bulunan 12 kW’a kadar olan reaktif güç kompanzasyon muafiyetinin kaldırılması.

9-)Otoprodüktör üretim ünitelerinin kojenerasyon üniteleri biçiminde geliştirilmesi. Özel sektörün kojenerayon ünitelerinde doğal gaz dışında fuel oil, motorin, nafta, LPG kullanılabilmesi için gerekli vergi muafiyetleri sağlanması. Ayrıca, bu tür otoprodüktörlerden üretilecek elektriğin talep fazlasının, son tüketiciye elektrik satış fiyatının % 85’i ile TEDAŞ tarafından satın alınması.

10-)Elektriğin verimli kullanılması için kamuoyunun bilinçlendirilmesi

11-)Sanayide ısıtmada (özellikle çeşitli fırınlarda) elektrik yerine doğal gaz ve diğer yakıtların kullanılmasına yönelik uygulamalar geliştirilmesi.
Aşağıdaki tablda2000-2050 döneminde elektrik sektöründe beklenen ve planlanan gelişme gösterilmiştir.     

                                2000       2005        2010      2015       2020
Kurulu Güç (MW)    30 156    46 789    64 655    85 170    108 770
puant Güç (MW)    21 588    31 850    46 219    64 122    88 100
Üretim (TWh)        134.3      199.6      289.8      398.2     547.1
Kişi Başına Tüketim  
(kWh/yıl.fert)       1 900      2 600       3 500      4 400    5 500


Kaynak: TEAŞ-Elektrik Enerjisi Gelişimi Raporu, 1996.
Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi 1996 Enerji Raporu, 1997.


Günümüz dünyasında güneş, rüzgar, jeotermal, modern biyomas ve küçük hidrolik kaynaklar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanan enerji, toplam enerji talebinin ancak % 1.9’unu karşılamaktadır. Buna geleneksel biomas ve büyük güçlü hidroelektrik santralların üretimi katıldığı zaman, oran % 17.7’ye yükselmektedir. Geri kalan enerji talebi birincil fosil yakıt kaynaklarından sağlanmaktadır. Bu talebin karşılanmasında hızla tükenen ve bilinen rezervlerinin ömrü 60 yılı geçmeyen petrol ve doğal gaz kaynakları yanında, rezervi gelecek 200 yıldan fazla yetecek düzeyde olan kömür yatakları önem taşımaktadır. Konuya Türkiye boyutunda bakıldığında, ülkemiz hemen hemen tüm konvansiyonel enerji kaynaklarına sahip bulunmaktadır. Ancak, bu kaynaklar dünya rezervleri ile karşılaştırıldığında kalite ve miktar olarak yetersiz oldukları görülmektedir. Türkiye, özellikle akışkan fosil yakıt (petrol + doğal gaz) rezervleri bakımından fakir bir ülkedir. Buna karşın ülke çapında önemli sayılacak kömür rezervleri vardır. Türkiye’deki linyit rezervi dünya linyit rezervinin % 2’sini oluşturmaktadır. Yenilenebilir kaynaklar grubunda yer alan hidrolik, jeotermal ve güneş enerjisi potansiyeli açısından Türkiye, varlıklı ülkeler grubuna girmekte olup, brüt hidroelektrik potansiyeli ile dünya hidrolik potansiyeli içerisinde % 1.2 paya sahiptir. Ekonomik hidroelektrik potansiyeli de Avrupa potansiyelinin % 14’ü kadardır.


Türkiye jeotermal enerji potansiyeli bakımından zengin görünmekte ise de jeotermal kaynaklarımızın büyük çoğunluğu düşük entalpilidir. Ülkemizde bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucu kesinleşen potansiyel elektrik üretimi için 200 MW, ısıtma uygulamaları için 2 250 MW kadardır. Elektrik üretim potansiyelinin toplam 4 500 MW’a, ısıtma uygulamaları potansiyelinin de 31 500 MW’a yükselmesi olanaklı görülmektedir. Ülkemizde bulunan 140 jeotermal alanın 137 tanesi merkezi ısıtmaya, yalnızca 3 tanesi elektrik üretimine uygundur.

Elektrik üretimine uygun alanlar Aydın-Germencik ve Salavatlı ile Denizli-Sarayköy jeotermal alanlarıdır. Türkiye’nin ısı+elektrik biçiminde jeotermal teknik potansiyeli 180 TWh/yıl düzeylerinde kestirilmektedir. Jeotermal enerjiden elektrik üretimi için Türkiye’de yalnız 20 MW’lık bir santral (Denizli-Kızıldere) vardır ve 1996 yılı üretimi 84 GWh olarak gerçekleşmiştir. Şu anda Türkiye’de yaklaşık 50 000 konut eşdeğeri olmak üzere 350 MW kurulu güce karşılık jeotermal ısıtma yapılmaktadır. Ancak, jeotermal ısıtmaya uygun 42 yerleşim bölgesi ile 1 000 000 konut eşdeğeri hedef potansiyel söz konusudur. Yukarıda sözü edilen 31 500 MW ısıtma potansiyeli ise 5 000 000 konut eşdeğerine karşılıktır. Yapılan uygulamalar jeotermal ısıtmanın ekonomik olduğunu ve yaygınlaştırılması gerektiğini göstermiştir. Ancak, bu konuda yasal boşluk, ısıtma amaçlı kaynakların 927 sayılı kanunla İl Özel İdareleri’ne verilmiş olmasına karşın jeotermal kaynak sahibinin belli olmaması sorunları vardır. Jeotermal alanların aranması, rezerv tesbiti ve kuyuların açılması MTA tarafından gerçekleştirilmekte, kuyuyu kullanan kuruluşlar kuyuya hiçbir şekilde müdahale edememektedirler. Petrol aramalarında ve petrol üretiminde olduğu gibi, jeotermalin aranması, kuyuların açılması ve kuyulardan üretim yapılmasında özel sektör çalışabilmelidir. Gerek kurulacak jeotermal santralların ve gerekse jeotermal ısıtma sistemlerinin işletilmesinde özel sektöre olanak tanınmalıdır.
 


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim