Okunma: 2353 kez
1-Hazinenin geleneksel fonksiyonu (Hazine işlemleri)
a-Hazinenin fonları mekan itibariyle denkleştirmesi:
Hazine gelirlerinin toplandığı kasalardan bazılarının yapacakları ödemelere göre fazlaları, bazılarının açıkları vardır. Bütün sorun fazlalarla açıklar arasında bir denge kurabilme sorunudur.
( www.genbilim.com )
Vaktiyle bütün ödemeler nakit olarak yapılırken, defterdar ili içindeki mahalli idari birimlerin açıklarını, kasaları fazla gösteren idari birimlerin fazlaları ile telafi eder ve sonra başkente vilayetin genel durumu hakkında bilgi verirdi. Eğer vilayetin genel durumu açık gösteriyorsa merkezdeki kasadan vilayetin açığının kapatılması yoluna gidilirdi. Böylece vilayet ile başkent arasında çıkınlar içinde nakit hareketleri cereyan ederdi. Bu hareketler ulaştırma hizmetlerinin günümüzdeki kadar gelişmemiş olduğu devirlerde fazla zaman alırdı. Üstelik masraflı ve tehlikeli idiler. Masraflı idiler çünkü çıkınları ulaştırma araçları ile muhafız polis gözetiminde, devlet memurları eliyle götürür, getirirlerdi. Tehlikeli idiler, çünkü taşınan devlet paraları büyük olduğu için, her zaman bu paralara tamah edenlerle karşılaşılabilirdi.
Bugün mekan itibariyle denkleştirme işlemleri hayli kolaylaşmıştır. Merkez Bankasının kuruluş kanununa göre Hazine işlemleri Merkez Bankasına bırakılmıştır. Merkez Bankasının memleketin çeşitli yerlerinde şubeleri vardır. Merkez Bankasının şubesi olan yerlerde nakit hareketleri Merkez Bankası tarafından yapılmaktadır. Diğer yerlerde bu işlemi Ziraat Bankası yapmaktadır. Her iki bankanın şube veya ajansının bulunmadığı yerlerde ise tediyat ve para getirip göndermek işlerini postaneler yürütmektedirler.
b-Zaman itibariyle denkleştirme:
Devlet gelirlerinin tahsilatı ile devlet giderlerinin ödenmesi arasında zaman itibariyle tam bir ahenk, paralellik yoktur. Devletin bazı giderleri istikrara kavuşmuştur, devamlılık ve kararlılık arzederler. Devletin memurlarına ödediği maaşlar, tahvil sahiplerine ödedikleri faizler, binalara ödedikleri faizler gibi. Buna karşın, devlet gelirlerinin en önemlisi olan vergiler her gün veya her ay eşit miktarlarda tahsil edilmezler. Özellikle gelir, kurumlar ve servet vergileri belirli zamanlarda ve taksitlerle tahsil edilir. Dolaylı vergiler ise, ithalata, ihracata, üretime, tüketime, ekonominin genel seyrine ve mevsimlik hareketlere göre, sağladıkları hasılat yönünden iniş ve çıkışlar kaydederler. İşte burada, Hazinenin fonksiyonu, devlet gelir ve giderlerini zaman itibariyle denkleştirmektir. Hazine bu denkleştirmeyi aşağıdaki kaynakların birine, birkaçına ve hepsine başvurmak suretiyle sağlar. Bu kaynaklar; devletin borçlanması yani tahvil satması, Hazine özel hesaplarına, bütçe emanetlerine, adi emanetlere başvurması, mahalli idare gelirlerindeki giderlere göre fazlaları kullanması, Hazinenin altın ve döviz stokunu yeniden değerlemesi, aracı kuruluşlar vasıtasıyla borçlanması, Hazinenin kısa vadeli borçlanması, yani, bono ihraç etmesi ve Merkez Bankasından bütçe giderlerinin belli bir yüzdesi oranında (%3) avans alması şeklinde kendilerini gösterirler.
1-YER BAKIMINDAN HAZİNE İŞLEMLERİ: Bir ülkede her bölgede, her yörede aynı miktarda gelir elde edilememektedir. Bazı yerlerde gelirler giderlerden fazlayken bazı yerlerde de giderler gelirlerden fazladır. Ancak kamu hizmeti yapanlara yaptıkları hizmetin, kamu giderlerinin karşılığının ödeyebilmek lazımdır. Ancak bölgede yapılan giderler elde edilen gelirlerden fazlaysa bir problemle karşılaşılmaktadır. Devlet giderlerinin yapılmaması gibi bir durum söz konusu olamayacağından, kamu fonlarında denkleştirmeye gidilmesi, yeterli gelir elde edilemeyen giderlerin gelirlerden fazla olduğu bölgelere, gelirlerin giderlerden fazla olduğu bölgelerden para nakledilmesi gerekmektedir. İşte bu denkleştirme, (ahenkleştirme-uyumlaştırma) işlemine ( bu para nakline) “yer bakımından hazine işlemleri” denilmektedir.
Hazine, paralarının nakli görevini 1930 yılında TC Merkez Bankasının kurulmasıyla, Merkez Bankasına vermiştir. Kuruluş kanununda TC Merkez Bankasının hükümetin haznedarı olduğu belirtilmiştir. TCMB’ nin şubelerinin olmadığı yerlerde Ziraat Bankası bu görevi üstlenir.
2-ZAMAN BAKIMINDAN HAZİNE İŞLEMLERİ: Devlet gelirlerinin mali yıl sonunda bütün giderleri karşılayacağı kabul edilse bile, yıl içinde bazı aylarda gelirler giderlere göre yetersiz olabilir. Devlet gelirlerinin tahsilatı ile devlet giderlerinin ödenmesi arasında zaman itibariyle tam bir ahenk, paralellik yoktur. Fakat devlet borçlarının ödenmesi durdurulamayacağı için zaman zaman hazinenin kendi kaynakları yoluyla para bulması gerekir. İşte buna “hazinenin gelir ve giderlerini zaman itibariyle denkleştirmesi (zaman bakımından hazine işlemleri)” denir.
Hazine kendi kaynakları yoluyla para bulmak zorunda kalabilir. Bu kaynaklar şunlardır:
1-Adi emanetler, bütçe emanetleri, hazine özel hesapları
2-Merkez Bankası avansları
a-Kısa vadeli avanslar
b-Altın karşılığı avanslar
3-Hazine bonoları
4-Altın ve döviz stokunun yeniden değerlendirilmesi
5-Aracı kuruluşlar vasıtasıyla borçlanması
(Merkez Bankası cari yıl genel bütçe ödeneklerinin %3’ünü geçmemek üzere hazineye kısa vadeli avans hesabı açabilir.)
(Kanunlardaki özel hükümler dolayısıyla gerçek ve tüzel kişilerin, depozito olarak hazineye yatırmak zorunda oldukları paralar adi emanetlerdir.)
2-Bütçe açığı ve hazine açığı; bütçe fazlası ve hazine fazlası
Denk bir bütçe normal gelirleriyle, yani vergi ve patrimuan gelirleri ile giderlerini karşılayabilen bir bütçedir. Bütçe hazırlanırken tahminlere göre denk bağlanmış olabilir. Buna rağmen bütçe uygulaması sonunda gerçekleşmiş bütçe gelirleri ile gerçekleşmiş bütçe giderleri arasındaki fark ( ) ya da (+) olabilir. gerçekleşmiş bütçe gelirleri ile gerçekleşmiş bütçe giderleri arasındaki farkın ( ) olması halinde bütçe açığından, (+) olması halinde ise bütçe fazlasından bahsolunur. Açık bütçeler mahiyeti itibariyle ekonomide genişlik doğurucu, fazla bütçeler ise ekonomide daralma meydana getirici bir etkiye sahiptirler.
Hazine açığı veya fazlası dediğimiz şey gerçekleşmiş bütçe gelirleri ile giderleri arasındaki farkın, bütçe dışı hesapların gelirleri ile giderleri arasındaki farkla bir arada karşılaştırılması demektir.
3-Hazinenin para istikrarını sağlama ve koruma fonksiyonu:
Çağdaş iktisat ve maliye ilmi iyice incelediği incelendiği zaman, paranın istikrarının sağlanmasının yani uzunca denilebilecek bir süre satın alma gücünü koruyabilmesinin bazı dengelerin kurulmasına ve bu dengelerin bozulmamasına bağlı olduğu görülür. Bahis konusu olan bu dengeler kredi arzı-kredi talebi dengesi, döviz arzı-döviz talebi dengesi, sermaye arzı-sermaye talebi dengesi gibi dengelerdir.
a-Kredi arzı-kredi talebi dengesi: Ekonomide milli gelir düzeyinin yükseltilmesi, iktisadi faaliyetlerin kredi ihtiyaçlarını iyi bir şekilde karşılayacak kredi mekanizmasının varlığına bağlıdır. Ekonomide fiyat istikrarının sağlanması ancak rasyonel esaslara göre yürütülen bir kredi politikasıyla olur. kredi hacminin ihtiyaçtan daha fazla gelişmesi ekonominin makro dengelerini bozarak enflasyonun doğumuna sebep olabileceği gibi, kredi hacminin lüzumsuz yere daraltılması veya yeter derecede genişlememesi ekonomide daralma ve duraklamalara da sebep olabilir.
b-Kredi kontrolünün şekilleri: Toplam kredi, hacmi, miktarı yönünden ve kredinin dağıldığı sektörler ve ekonomik faaliyetler yönünden kontrole tabi tutulabilir.
c-Kantitatif kredi kontrolü: Kantitatif kredi kontrolünün amacı bankaların ödünç verebilecekleri fonları ve ellerinde tuttukları likitleri ekonomik durum ve şartlara göre kontrol etmektir. Bu kontrol dolaylı bir şekilde olur ve bazı aletleri kullanmak suretiyle yapılabilir.
aa-İskonto politikası: İskonto politikası ile bankaların açacakları kredilere karşılık, faiz düşük tespit edildiği vakit, ekonomide toplam kredi talebinde bir artış olur. Buna ucuz para politikası denir. Buna karşılık, açılan kredilere karşılık bankaların yüksek bir faiz almaları toplam kredi talebini daraltır, buna da sıkı veya pahalı para politikası denir.
bb-Reeskont oranı: Ticaret bankalarının iskonto ettikleri ticari senetlerin, Merkez Bankasınca da iskonto edilmesi söz konusu olduğu zaman, Merkez Bankası diğer bankaların getirdikleri ticari senetlerin ikinci defa iskontoya tabi tutulup tutulmayacağını bir araştırma ve inceleme konusu yapabilir. Yapılan bu araştırma sonunda, reeskont edilecek senetlerin çeşitlerinin artırılması veya reeskonta karşılık Merkez Bankasınca ödenecek miktarların artırılması ve reeskont haddi, ekonomide toplam kredi hacmini artırabilir, Merkez Bankasının aksi yönde alacağı kararlar toplam kredi hacmini daraltabilir.
cc-Açık piyasa işlemleri: Devletin, Merkez Bankası aracılığıyla ekonomideki likidite durumuna göre menkul kıymet, tahvil ve hazine bonosu alımı veya satımı yapması demektir.
Merkez Bankasının devlet tahvili satması, bir borç senedi karşılığında ekonomiden likit kıymet çekmesi anlamına gelir. Bu yüzden ekonomide daralma başgösterir. Buna karşın, Merkez Bankasının devlet tahvilleri satın alması ekonomiye para zerketmenin bir yoludur. Açık piyasa işlemleri yoluyla devlet, ekonomide ödünç verilebilecek fonları bir yandan azaltabilmekte, diğer yandan artırabilmekte ve toplam kredi hacmi üzerinde etkide bulunabilmektedir.
dd-Kanuni karşılık ve disponibilite: Bankalar kendilerine yatırılan paraların tamamını borç vermede kullanamazlar. Bankalar kendilerine yatırılan mevduatın bir kısmını, kasa mevcudu olarak kasalarında tutarlar. Bankaların kasalarında tuttukları bu paralar, bankaların disponibiliteleridir. Bankalar disponibilitelerini bankalardan beklenmedik para çekilişlerinde kullanırlar veya her an nakde tahvil edilebilecek nakit değerler halinde muhafaza ederler.
Bankalar mevduatlarının belli bir kısmını da Merkez Bankasına yatırmak zorundadırlar. Bunlar da kanuni karşılıklardır.
ee-Zorunlu döviz devir oranları:
d-Kalititatif kredi kontrolü: Bu çeşit kredi kontrolü, kredi kontrolünden beklenen ekonomik, mali ve sosyal sonuçları daha bir biçimde meydana getirir. Milli ekonomi bakımından gelişmesi arzulanan ve gelişme potansiyeli olan sektörlere kolaylıkla kredi açılır. Milli ekonomi bakımından gelişmesi, ekonomik kaynakların israfa yol açacak sektör ve faaliyetlere kredi dağılımında önem verilmez ve hatta bu sektör ve faaliyetlere cephe alınır, kredi tavanı uygulanır. Kalititatif kredi kontrolü etkin bir kredi kontrol şekli olmakla beraber, uygulaması ve idaresi zordur.
c-Sermaye arzı ve sermaye talebi dengesi: Bir ekonomide paranın uzunca denebilecek bir süre satın alma gücünü koruyabilmesi yani mali istikrarın sağlanabilmesi için sadece kısa vadeli fon arz ve talebinin yani para ve kredi politikalarının makro dengeleri bozmadan uygulanmaları yeterli değildir. Paranın iç satın alma gücünü koruyabilmesi için aynı zamanda sermaye piyasasında da sermaye arzı ile sermaye talebi yani orta ve uzun vadeli fon arzı ve fon talebi arasında bir denge kurulması gerekir.
d-Döviz arzı ve döviz talebi dengesi: Bir ekonominin altın ve döviz stokunu gözönünde tutmazsak, milli paranın dış satın alma gücünü sürdürebilmesinin ödemeler dengesinin sağlanmasına bağlı olduğunu görürüz. Ödemeler dengesi, hatırlanacağı üzere üç dengeden meydana gelir: Ticaret dengesi, hizmetler dengesi ve sermaye hareketleri dengesi. Ödemeler dengesinde denge kurulabilmesi için bu üç dengeden herbirinin sağlanmış olması zorunlu değildir. Fakat ödemeler dengesinde denge sağlanabilmesi için bu üç dengenin bir arada incelenmesi sonunda, milli ekonomiye giren yabancı paralarla, milli ekonomiden dışarıya çıkan milli paranın birbirini karşılaması, dengeli olması lazımdır. Eğer bir memleketin ödemeler dengesi fazla gösteriyorsa bunun mali yönden ifade ettiği anlam o memlekette yabancı memleket paralarının fazla olduğu fakat dış alemin elinde ödemeler dengesi fazla gösteren memleketin milli parasından az miktarda bulunduğudur. Böyle bir durum ortaya çıkınca ödemeler dengesi fazla gösteren memleketin milli parasından az miktarda bulunduğudur. Böyle bir durum ortaya çıkınca ödemeler dengesi fazla gösteren memleketin milli parası yabancı memleket paralarına prim yapmaya başlar. Bu mali istikrarın bozulması demektir. Buna karşılık, ödemeler dengesi açık gösteriyorsa yabancı paralar milli paraya prim yapmaya başlarlar. Bu da yine milli paranın istikrarsızlığıdır.
aa-Kambiyo kontrol rejimi: Kambiyo kontrol rejiminde memlekete her çeşit döviz girişi ve memleketten her çeşit döviz çıkışı kambiyo istikrar fonu adını taşıyan bir fonun tekeli altındadır. Fon milli ekonomiye giren ve milli ekonomiden dışarı çıkan her çeşit dövizi kontrol ettiği için, yaptığı kontrolle ekonomide döviz arzı ve talebi dengesini korumaya çalışır ve etkinliği ölçüsünde başarı gösterir.
bb-Serbest kambiyo rejimi: Serbest kambiyo rejimini kabul etmiş memleketlerde döviz arzı ve talebi dengesi bozulduğu zaman bu denge Merkez Bankasında kurulan kambiyo denkleştirme fonu aracılığıyla kurulmaya çalışılır. Eğer döviz arzı döviz talebinden fazlaysa, milli para yabancı memleket paraları karşılığında satılır. Eğer döviz arzı az, buna karşın, yabancı memleket paralarına karşı talep fazlaysa milli para karşılığında yabancı memleket paraları satılır ve böylece döviz arz ve talebi dengesi sağlanmaya çalışılır.
4-Hazinenin ekonomiyi düzenleme fonksiyonu
Devlet piyasa ekonomisinin aksayan yönlerini gidermek, piyasa kuvvetlerinin yetersizliklerini telafi etmek zorundadır. Piyasa ekonomisinin aksaklıklarının giderilmesi ve normal işler hale getirilmesi özel sektörün belli hallerde desteklenmesi ve teşvik edilmesi, özel sektörden toplum yararına yararlanılması suretiyle olur.
a-Devletin mali kurumlar vasıtasıyla ekonomiyi düzenlemesi: Devletin ekonomik ve sosyal bakımdan gelişmesi arzulanan sektörlerin kredi ihtiyaçlarını karşılamak üzere mali kurumlar kurabilir. Bu kurumlar sayesinde belirli sektörlerin faaliyetleri geliştirilir.
b-Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri ve devletleştirme ile ekonomiyi düzenlemesi: Kamu iktisadi teşebbüslerinin biricik amacı devlete teşebbüs geliri temin etmek değildir. Devlet bazen ekonominin uzun dönemli kalkınmasını hızlandırmak üzere, kimi ekonomik faaliyetleri üzerine alır. Bu faaliyetler sayesinde bir yandan özel sektöre öncülük edilirken diğer yandan iktisadi kaynakların iktisadi kalkınma ve toplum yararına kullanılması sağlanır.
c-Devletin karma teşebbüsler aracılığıyla ekonomiyi düzenlemesi: Devlet bazen doğrudan doğruya teşebbüs kurmak yerine, özel teşebbüsle ortaklık halinde teşebbüsler kurabilir.
d-Devletin teşvik tedbirleriyle ekonomiyi düzenlemesi:
e-Devletin özelleştirme yoluyla ekonomiyi düzenlemesi: Özelleştirme bir maliye politikası aracıdır; kamu mülkiyetinde, yönetiminde ve denetiminde olan ticari ve sinai nitelikteki teşebbüslerin mülkiyetinin, yönetim ve denetiminin tamamen veya kısmen özel kişi ve kuruluşlara devri anlamı taşır.
Özelleştirme ile güdülen amaç, kamu kuruluşları yoluyla ekonomiye yapılan devlet müdahalesini azaltmak ticari ve sınai mahiyetteki kuruluşları piyasa ekonomisinin kurallarına göre çalışır hale getirmektir. Bu sayede ekonomiye kaynak tahsisi piyasa kuvvetlerine göre yapılacak bu kuruluşlara yapılan hazine yardımları azaltılacak, işletmeler siyasi müdahalelerden uzaklaştırılarak işletme ekonomisinin kurallarına göre çalışır hale geleceklerdir. Böylece Pazar ekonomisi güçlenecek, sınai mülkiyet tabana yayılacak, ekonomide kaynak israfı önlenecek, ekonomik tercihler siyasi tercihlerin önüne geçecek, gayrisafi vergi yükündeki artışlar önlenebilecektir.
5-Emisyon yoluyla Hazinenin gelir yaratması:
Hazine yalnız hazine bonosu ihraç ederek değil, Merkez Bankasından avans alarak da gelir yaratabilir. Memleketimizde 1211 sayılı kanun gereğince Merkez Bankası cari yıl genel bütçe ödenekleri toplamının %3’ünü geçmemek üzere Hazineye kısa vadeli avans hesabı açar. Bu avans hesabına uygulanacak faiz haddi ile genel ekonomik durum gözönünde tutularak kullanılacak avans oranı Maliye Bakanlığı ile Banka arasında kararlaştırılabilir.
6-Emisyon hangi ölçüler içinde güvenilir bir kamu geliridir?
Ekonomi tam çalışma düzeyinde parasal akımlar reel akımlar dengesini kuruncaya kadar, emisyon mali bakımdan sağlıklı ve güvenilir bir kamu geliridir.
a-Milli ekonomideki artışlar: Bu konuda Arthur Levis Gana üzerinde yaptığı bazı incelemelerde milli gelirde 2 ünitelik bir artışa karşılık, emisyon hacminde bir ünitelik bir artış meydana getirmenin mali bakımdan sakıncalı olmadığı sonucuna varmıştır. Paranın dolaşım hızı hesaplanınca ve milli gelirdeki artış hızı da bilinince emisyon yoluyla toplam para arzının ne miktarda artırılacağı kolayca hesaplanabilir. Türkiye’de gayrisafi kalkınma hızının iki katını aşmayan yıllık emisyon miktarlarının mali istikrarı bozmadığı anlaşılmaktadır.
b-Monetizasyon: Az gelişmiş ekonomiler de dahil olmak üzere çağdaş ekonomiler gün geçtikçe daha çok para ekonomisi içine girmektedirler. Bu olaya ekonominin monetizasyonu denilmektedir. Bu olay hesaplanabilirse, bu olaya dayanarak ekonomide ne miktarda ilave emisyona gidilmesi gerektiği tahmin edilebilir. Böylece, bir yanda para ekonomisine geçişler hızlandırılırken, diğer yandan ekonomilerde işbölümü ve ihtisaslaşma geliştirilerek üretim artırılır. Bu durum, yeni tasarruf ve yatırımlara imkan hazırlar, milli gelir ve istihdam düzeyi yükselir.
Ekonomilerin para ekonomisine geçişleri fiyat istikrarı içinde gerçekleştirildiği zaman Hazinenin gelir yaratma fonksiyonundan yararlanılmış olur.
c-Stok hareketleri: Ekonomiler kalkındıkça stoklar gayrisafi milli hasılaya oranla artmaktadır. İşletmelerin ellerinde stok bulundurmaları bu işletmelerin döner sermayeye olan ihtiyaçlarını artırır. Bu itibarla, ekonomide toplam para arzını emisyon yoluyla ayarlarken stok seviyesindeki iniş ve çıkışları da gözönünde tutmak ve stokların arttığı zamanlarda emisyon miktarını artırmak gerekir.
d-Dış borçların ödemesi: Bugün az gelişmiş ülkeler ekonomilerin büyük bir kısmı iki trilyon dolarlık ağır bir dış borç yükü altındadır. Buna karşılık, bu ekonomilerin ödemeler dengesi devamlı olarak açık göstermektedir. İşte bu gibi ekonomilerde dış borçların yıllık faizleri ve anaparaları ödenirken, dış borç servisi kadar milli paranın toplam para arzından çekilmesine engel olmak lazımdır. Zira, bu ekonomilerde ödemeler dengesi açık gösterdiği ve ödemeler dengesindeki açıklık dış ticaret dengesinden ileri geldiği için dış borç ödemeleri dolayısıyla emisyon miktarını azaltmak ekonomide deflasyonist bir etki meydana getirebilir. Bunu önlemek üzere, ekonomide toplam mal ve hizmet arzı ile parasal akımlar arasında denge sağlayacak miktarda emisyona gidilmesi gerekir.
e-Karşılık paralarının debloke edilmesi: Dış yardım bilindiği üzere karşılık para yaratmakta ve Türkiye’de genel bütçe içinde yer almaktadır. Dış yardım genellikle mal ve hizmet şeklinde milli ekonomiye girdiğinden karşılık paralar teşekkül ettikleri zamanda debloke edilmezse ekonomide deflasyonist etki meydana getirebilirler. Bu itibarla dış yardımdan doğan bloke fonların debloke fonlar haline getirilmesi zaman ve miktar itibariyle iyice ayarlanmalı, ekonomide mal ve hizmet akımları ile parasal akımlar arasındaki denge bozulmamalıdır.
f-Yurtdışındaki işçilerden sağlanan dövizlere göre emisyon hacmi ayarlanmalıdır: Türkiye son yirmi beş yıldan beri yurtdışında çalışan işçilerden önemli miktarlarda döviz elde eder duruma gelmiştir. Yurtdışındaki işçilerden sağlanan dövizler bir çeşit ihracat geliri olarak düşünceli ve emisyon hacmi dışarıdan sağlanan döviz akımına göre ayarlanmalıdır.
g-Fiyatlar genel düzeyindeki yükselmeler: Fiyatlar genel düzeyindeki yükselmeler emisyon hacminin düzenlemesinde gözönünde tutulması gereken bir husustur. Zira işletmelerde stokların finansmanı, girdilerin satın alınmasında, işçi ücretlerinin ödenmesi, kredili satışların finansmanı, hep yeni fiyatlar üzerinden sağlanacaktır. Bu nedenle, ekonomide emisyon miktarı saptanırken bir önceki yıla göre fiyatlar genel düzeyindeki yükselmeler iyici değerlendirilmeli ve yıl içinde gerçekleşecek enflasyon hızı gözönünde tutulmalıdır.
7-Merkez Bankasının temel görev ve yetkileri
TCMB kanununda 3291 sayılı kanunla yapılan değişiklikle bu bankaya verilen temel görevler şu noktalar etrafında toplanmaktadır.
Para ve kredi politikasını kalkınma planları ve yıllık programlar gözönünde bulundurularak, ekonominin gereklerine göre ve fiyat istikrarını sağlayacak bir tarzda yürütmek
Hükümetle müştereken milli paranın iç ve dış değerini korumak amacıyla gerekli tedbirler almak
Milli paranın hacim ve tedavülünü, bu kanun gereğince düzenlemek
Bankalar kredi verme işlemlerini bu kanunda belirtilen esas ve sınırlar içinde yürütmek
Para arzını ve ekonominin likiditesini düzenlemek amacıyla açık piyasa işlemleri yapmak
Mevduat ve vade türleri ile mevduatla vade müddetleri ve bunların yürürlülük zamanlarını tayin etmek
Milli para ile altın ve yabancı paralar arasındaki muadeti Hükümetçe belirlenecek esaslar dairesinde tayin etmek
İlgili mevzuat ve Hükümetçe alınacak kararlar çerçevesinde altın ve döviz rezervlerini ülke ekonomik menfaatlerine uygun şekilde yönetmek
Hükümetçe alınan kararlar çerçevesinde borsada döviz ve kıymetli madenler üzerinde işlem yapmak
Tasarruf mevduatı ve sigorta fonunu idare ve temsil etmek
Bankanın temel yetkileri:
Türkiye’de banknot ihraç ve imtiyazı tek elden bankaya aittir.
Banka para-kredi konularında karar alma ve bu kanunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde hükümete önerilerde bulunma yetkisine sahiptir.
Banka kredi işlemlerinde uygulayacağı reeskont, iskonto ve faiz oranlarını hükümetçe izlenen ekonomik politikaları da gözönünde bulundurarak tespit eder.
Banka, merî mevzuatla kendisine verilen yetki ve görev alanına giren hususlara ilişkin yapmış olduğu her türlü düzenlemeye bankaların uygun hareket edip etmediğini denetleme yetkisine sahiptir.

Etiketler:
Bilimler
İktisat
Hazine- Merkez Bankası İlişkileri
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |