Kas
17
2007
|
Yapay Zeka, Felsefe ve Sınırlar |
|
|
|
Murat Yatağan
|
|
Cumartesi, 17 Kasım 2007 |
Okunma: 276 kez
Öncelikle insanı iyi tanımak, makine bir insan kopyası yapabilmenin gereğidir. Dolayısıyla "kendimiz gibi" bir makine yapmaktdaki problemin merkezi, kendimizi tanımaktır. Kendimizi tüm özelliklerimizle tanıyamadığımız sürece, benzerimizi yapma olanağınız bence yoktur.Konuya bu pencereden bakınca; bizim hareket etme, hesap yapabilme gibi bazı özelliklerimizin makine kopyasını yapmanın çok kolay olduğunu çevremizdeki birçok örneğinde ispat ettiği üzere rahatlıkla görebiliyoruz.
Sahip olduğumuz bu tür becerileri, bir makinenin, bizden daha hızlı ve hatasız bile yaptığını söylemek pekte yanlış olmaz.
Buna rağmen tüm özellikleriyle bize benzeyen bir kopyanın hâlâ yapılamamış olmasının nedeni, temelinde bir yapılamazlık(unconstructable) özelliği barındırabiliyor olabileceği gibi, kendimizle ilgili şu anki bilgimizin eksikliğinden kaynaklanıyor da olabilir. Felsefe tarihine kısaca bir göz attığımızda, Kant ve ardından gelen düşünürlerin, insanın doğadaki varlıklardan ontolojik(varoluşsal) olarak farklı olduğu görüşleriyle karşılaşırız. Primatlarla akraba olsak bile, evrim süreci içinde çok büyük bir sıçrama olmuş ve biz bir yanımızla doğadan kopmuş bulunmaktayız. Bu yüzden, doğadan yararlanarak benzerlerimizi yapmak artık olanaklı değildir. Kendimizi yalnızca genlerimiz, hücrelerimiz ya da beyin merkezlerimizin çalışmasına indirgeyerek açıklamak, bu düşünürlerin gözünde insanı aşağılamaktır (Aslında bu noktada, insan benliğinin varoluş temelleriyle de ilgili karmaşık durumlar ortaya çıkıyor; benliğimizi yaratan nöronlar arasındaki elektriksel iletişim mi, yoksa bu iletişimin sebebi olan şey benliğimiz mi?).
Dolayısıyla asla, birtakım materyalleri (maddi parçalardan oluşan) biraraya getirerek kendimizin makine kurgusunu veya kopyasını yaratma olanağımız yoktur. Farz edinki hangi parçalardan oluştuğumuzu en ufak ayrıntısına dek biliyoruz ve bu parçaları üretebiliyoruz (hatta bakımını bile yapıyoruz), ancak onları biraraya getirdiğimizde oluşacak şey insan olmayacaktır. Çünkü insan, parçalarının toplamından çok daha fazlasıdır. Bu düşüncenin matematiksel ya da mantıksal olarak ispatını yapmam elimdeki bilgilerle olanaksızdır. Ancak bu durum zaten bir mantık sorunu olmaktan öte, az önce bahsettiğim gibi ontolojik bir ayrılıktır.
İnsanoğlu, malzemesini fiziksel evrenden almakla birlikte, tarihsel varlık alanı olarak adlandırılan, fiziksel evrenden farklı bir evrende yaşar. Dolayısıyla maddi olan varlığı bir biçimde düzenleyerek oluşturacağımız şey(?), asla bu tarihsel varlık alanında yer alamayacaktır. Kant ve diğer eleştirel (epistemologist) düşünürler bizim fizyolojik ve düşünsel olarak yaşadığımız iki farklı dünyanın yanısıra, duygusal olan bir üçüncü dünyada da yaşadığımızı düşünürler. Fizyolojik ve düşünsel tarafımız bilgiye dayandığı için, benzetimi(analogous) kurulabilir. Fakat enformatik işlemlerle çözümlenme temeline dayanmayan üçüncü tarafın benzetimi de kurulamayacağından, yarattığımız şey insan değil, ancak insana benzer birşey olacaktır.
Benzeşimimizin yaratılması konusunda karşımıza çıkan en önemli sorunlardan biri de, işte bu bilgi temelli meseledir. İnsan bilgisinin tümü kodlanmış, kategorize edilmiş, teknolojik ve sosyal kanallar aracılığı ile erişilebilen ve paylaşılabilen açık bir bilgiyse ki bu bildiklerimizin açıkça formülize edilebilir olduğunu gösterir, o zaman kendi kopyamızı da yaparız. Ancak pekte öyle olmadığı ve genelde bildiğimizi sandığımızdan ve farkında olduğumuzdan fazlasını bildiğimizi savunmak daha mantıklı ki bu açıklama bizi, henüz kategorize edilmemiş, kodlanmamış, iletilmemiş ve çözümlenmemiş bilgiye ulaştırır. Bu örtük bilgi kodlanamayan bir bilgi türü olduğundan, varolan bir makineye ifade edilebilecek bir dile dönüştürülmesi oldukça güçtür. Neden? Örtük bilgiyi her ne kadar açık kılmak istesekte beynimizde asla açık kılınmamış bazı bilgiler kalacaktır. Zihnimizde bir metafor yaratarak anlatılanı daha basit ifade edebiliriz; 0 ile 0.00000001 arasında kaç tane gerçel sayı olduğunu merak edersek, limit kuramına başvurmak zorunda kalır ve cevabın sonsuz olduğunu görürüz. Elimizdeki makine sadece önceden programlanmış olanı verebileceğinden, örtük bilginin tümü açık bilgiye çevrilmeden yapay zekanın gerçekleştirilebilmesi, ilkece imkansız gibi görünüyor. Eğer bilgi dediğimiz olgunun daha iyi anlaşılmasıyla birlikte örtük bilginin beyin fizyolojisi ve yapısıyla ilgili özellikleri açıklanabilirse, benzerlerimizin yapılabileceğine dair bir umut doğabilir.
Bugün ulaştığımız noktanın, çok uzun bir evrim sonucunda gerçekleşmiş olması da ayrı bir sorundur. Konuya bu açıdan bakılınca, kendimizinkine benzeteceğimiz yapay bir zeka, evrimimiz süresince başımızdan geçen yaşantıların tümünü barındıramayacaktır. O zaman benzettiğimiz varlık, yalnızca taklit ettiğimiz şeyle sınırlı kalacak ve hiçbir zaman tam bir kopyamız olamayacaktır. Yoksa, evrim boyunca kazanmış olduğumuz deneyimlerin maddi olarak taklit edilebilecek nitelikte olduğunu söylemek gerekir ki bu fundemantalist bir materyalizm örneği olur. Bu noktada bahsettiklerimin, davranışsal ve bilişsel (cognitive) düzeyde olduğu uyarısını da eklemeliyim. Bu arada belli bir davranışta bulunurken yaşadığımız duyguların çok özel olduğunu, sadece tarafımızca yaşanabileceğini ve başkalarınca asl bilinemeyeceğini, dolayısıyla benzeşiminin elde edilemeyeceğini savunan metafizik düşünürler de mevcut.
Peki, öfkelenmek ve öfkeli olma davranışı göstermek, aynı şey midir sizce? Eğer aynı "evet, şeydir" diyorsanız, davranışçı bir insan anlayışınızın varolmasının yanında insan gibi davranan makinelerinde zamanla(?) yaratılabileceğine inanıyor olmanız gerekir. Teoride bunun için bir engel görmüyorum. Tabii ki engeller karşımıza çıkabilir, ama mutlaka aşılacaktırlar. Ancak yukarıdaki soruya cevabınız "hayır" ise davranışçı bir anlayış sergilemiyorsunuz; bu demek oluyor ki davranışlarımızdan farklı bir varlık olduğunumuzu düşünüyorsunuz, yani benzeşimimizin yaratılmasını mümkün bulmuyorsunuz.
Anlatmaya çalıştığım zorlukların yanısıra, kopyamız olacak makinenin teknolojik olarak üretimiyle ilgili zorluklar da var. Tüm özelliklerimizi, becerilerimizi, yapabileceklerimizi ve verebileceğimiz tüm mümkün yanıtları bilmek istatistiki olarak oldukça düşük. Yinede ileride bunların başarılabileceğini varsayarsak bile, karşımıza daha farklı bir sorun çıkacak; bunca olanaklılığı teknolojik olarak makineye öğretip öğretemeyceğimiz (öğretme deyimimi kullanmamın sebebi yapay zeka programcılığında, sade programlama dışında makine eğitiminin de önemli rol oynamasıdır) sorunsalı. Nano- ve mikroelektroniğin böylesine gelişmemiş olduğu zamanlarda, mekanik kopyamızın yapılmasının mümkün olduğu ama üretilmesinin teknolojik açıdan imkansız derecede zor olacağı zannediliyordu. Şu anda bu tarz bir teknolojik zorluk aşılmış durumda.
Kısaca özetlersek, sahip olduğumuz bilginin ne kadar olduğunu açıklayabilirsek, o kadar bilgiyi saklayabilen, işleyebilen, geliştirebilen ve ilişkilendirebilen makinelerin yapılması konusunda teoride kimsenin karşı çıkmaması gerekir. [Antiparantez, bence insan benzeşimi üretilebilir mi sorusunun tam terside çarpıcı bir sorudur. Makinelerle insan yapılır mı diye uğraşırken, çoğu insan zaten şu anda robot haline gelmiş durumda, önceden tahmin edilmesi güç olmayan davranışlarda bulunuyor, sonuçta bu insanların tıpkısını yapmak fabrikasyon üretime bile geçilebilecek kadar kolay oluyor. Bu bağlamda, televizyon ekranın karşısında bir kaç dakika geçirmemiz, eşlenik insaları gözlemek için yeterli olabiliyor.]
Murat Yatağan

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Yapay Zeka Felsefe ve Sınırlar
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
GenBilim Editor Yazar Hakkında:"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık."
Nicholas Murray
 Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|