Okunma: 926 kez
Daha çok siyaset felsefesi alanındaki görüşleriyle ün kazanmış olan İngiliz düşünürdür.
Bilginin kaynağı ve sonuçları itibariyle empirik olduğunu, tüm bilgilerimizin temelinde duyumların, duyu-deneyimin bulunduğunu, zaman ve mekanın yalnızca hayali tasarımlar olduğu, felsefenin ise sonuçlarından nedenleri, nedenlerden ise sonuçları çıkarsama faaliyetine karşılık geldiğini öne süren Hobbes, yaşadığı süre içinde, biri entelektüel, diğeri siyasi olan iki devrime tanıklık etmiştir.
Bu devrimlerden siyasi olanı, yani mutlak monarşinin
Parlamenter demokrasinin temsili kurumlarıyla sınırlanması söz konusu olduğunda, Hobbes tam bir karşı devrimcidir. Buna karşın entelektüel devrim, yani Ortaçağ’ın tanrı merkezli ve Aristotelesçi dünya görüşünün bırakılarak, yeni doğa bilimleriyle, mekanik açıklamanın ve deneysel yöntemin benimsenmesi söz konusu olduğunda, o tam bir devrimcidir.
Uygun ve gerekli politik kurumların insan doğasıyla ilgili gerçek ya da olgulardan, insan doğasıyla ilgili bu olgularında evrenin doğasıyla ilgili çıkarsanacağı birlikli bir bilim görüşü geliştirmeyi amaçlamış olan Hobbes da felsefesinde , tıpkı bir rasyonalist gibi, geometrinin yöntemini benimsemiştir, zira geometri ona göre kesin, a priori birkaç ilkeden çıkarsanabilir olup, bilgi veren sonuçlardan, önermelerden meydana gelmektedir. Felsefeyle bilim arasında bir ayrım yapmayan , felsefesi, bilimsel yöntemin kapsamını kişilere ilişkin araştırmayla siyaseti de içine alacak şekilde genişletmekten meydana gelen Hobbes ,her problemin ilke olarak doğa bilimlerinin yöntemleriyle çözülebileceğine inandığı, doğa bilimlerinin yöntem ve araştırmalarının kişileri ve siyaseti açıklamak içinde kullanılabileceğini savunduğu için pozitivist bir düşünür olmak durumundadır.
Etik anlayıştan hareketle geliştirdiği siyaset felsefesinde, karşı devrimci bir tavrı benimseyen, yeni yeni ortaya çıkıp büyük bir hızla gelişen burjuvazinin tarafını tutmayan Hobbes , bu alandaki büyük ününü sözleşmeci devlet anlayışıyla mutlak iktidarı sağlam bir temele oturtmasından alışmıştır. Başka bir deyişle, Hobbes’ta mutlak iktidar, kralların Tanrı’dan aldıkları yetkiye değil de doğrudan doğruya bireylerin çıkarlarına dayandırılmıştır.
Hobbes doğa durumunun bir savaş durumu olduğunu söyler. Hobbes daha önce bir dinginlik durumununda yaşamıştır. Fakat daha sonra ki Leviathan’ı yazdığı dönemde kaos var.
Doğa durumuna geçişte iki neden;
1- Pratik neden
2- Entelektüel neden
Hobbes materyalisttir. Hobbes Gallileo’dan etkilenmiştir. Galileo hareketin korunumu yasasını keşfetti. Galileo nasıl olurda hareket halindeki bir şey durur yada yön değiştirir? Bunu araştırmıştır. İnsanda durup dinlenmeyen bir hareket vardır. Bu hareketi sağlayan nedir? Bu hareketi sağlayan arzu ve isteklerimizdir. Mutlu olmak için bir şeyler isteriz.
Hobbes arkadaşlık bir güçtür der. İnsana güç veren para, statü gibi nedenlerdir. Bu güç statik değildir
Bu gücün statik olmamasının iki nedeni;
1- İnsan bencil bir varlıktır.
2- Sahip olunan güç mutluluk için hiçbir zaman yeterli olmayacaktır.
Rekabetin savaşa neden olmasına üç nedeni; ( doğa durumunda ortaya çıkışının üç nedeni )
- İnsanlar doğuştan eşittir. Bu eşitlik fiziki bir eşitliktir. Herkesin herkesi herhangi bir anda alt edebilecekleri bir eşitliktir. İnsanlar ahlaksal ve siyasal bakımdan değil bedensel ve zihinsel bakımdan bir eşitlik içindedir. İki insan arasında farklar vardır fakat bu birinin diğerinden üstün olmasını sağlayacak kadar fazla değildir.
Birey – Devlet arasında bir gerilim bulunur. Siyasal gücün sınırlaması bireysel gücün haklarına, eylem alanına müdahaledir. Siyasal gücün meşru kılınması bu müdahaleyi haklı çıkarır. Buradaki problem meşrulaştırılmalıdır. Her hukuksal olan meşru olmaya bilir. Meşrutiyet ahlaki ilkelere uygunluğu ifade eder.
Bireyin meşrulaştırılması iki şekilde olur.
1- Kendisi bakımından
2- Başkası bakımından ( başka bazı bakımlardan )
Kendisi bakımından bir şeyin temelleri bizzat kendisinde vardır.
Örneğin ahlak felsefesinde bazı ilkelerin sırf kendisinden dolayı istenmesi. Siyasal gücün değeri işlevselliğinden olup kendisi bakımından değer beyan etmez.
Bir varlığın meşrulaştırılması.
1- Varlığın kendisine işaret ederek ( vardır, yararları ….)
2- Varsayımsal durumdan hareket ederek ( olmasaydı … olurdu )
“Devlet tarihsel bir fenomendir” ( Hobbes )
Vardan bir şey var olmadan önce yoktu. Devlet zamanın belli bir anında ortaya çıktı. En az iki insanın olduğu yerde ilişkileri düzenleyen kurallar vardır. Kolektif yaşamın olduğu yerde yönetim vardır. Ancak Hobbes devlet konusunda ısrarlıdır.
Hobbes doğa durumunun bir savaş durumu olduğunu ifade eder. Devlet ortaya çıkmadan önce Dünyanın her alanında böyle olduğu iddia edilemese de birçok yerde de sadece doğal kurallara uyan küçük çapta yönetim toplumda barışın sağlanması için yetersizdir. Doğal durumdan devlete geçen bir toplumda devlet otoritesini kaybederse kaos durumu görülür. Bunun nedeni kralın mutlak otorite olmamasıdır. Doğal durumuna geçişte iki neden:
1- Pratik neden
2- Entelektüel neden
1-) En kötü yönetim bile güçlü olduğu taktirde kaostan daha iyidir.
2-) Hobbes materyalisttir. Gallileo’dan etkilenmiştir. Galileo hareketin korunumu yasasını keşfetti. Hareket halindeki bir cisim nasıl durur yada yön değiştirir? Bunun nedeni başka bir kuvvetin etki etmesidir.
Hobbes’a göre insanda durup dinlenmeyen bir hareket vardır ve bu ölümle son bulur. İnsandaki bu hareketin nedeni nedir? İnsanı harekete geçiren şey nedir? Bu arzu ve isteklerdir. Bu arzu ve istekler mutlu olmak için istenir. İnsan mutlu olmak için ister. Mutluluk sadece kendinden dolayı istenir, son noktadır. Ahlaksal etik oluştuğu andan itibaren ne yapmalıyım sorusu gündeme gelir ve bu bağlamda mutluluk iki veya üç plana kayar.
Mutluluk elde edilmesi için insanı harekete geçirecek bir güç gereklidir. Hobbes’a göre arkadaşlık bir güçtür. Güç veren şeyler;
1- Arkadaşlık
2- Güven duygusu
3- Statü, onay, görme, tanıma problemi
4- Zenginlik, materyal istekler
Bu güç statik değildir. Nedenleri
1- İnsan bencil bir varlıktır. ( insan bir yerde durabilir )
2- Bu güç hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. İnsan hep daha fazlasını ister.
Güce sahip olan ve hep isteyen insanlar doğal ortamda bir rekabete girerler. Bu rekabet savaşan neden olur. Bu savaşın nedenleri;
1-) Herkes eşittir. “insanlar doğuştan eşittir.” Hobbes fiziki eşitlikten bahseder. Herkesin herhangi bir anda alt etme hakkı vardır. Hobbes bedensel ve zihinsel yönden insanların eşit olduğunu savunur. Bedensel açıdan zayıf olan birisi ya bir düzenle yada başka birisiyle birleşerek güçlü olanı yenebilir. Bu nedenle iki insan arasında belirli bir güç farkı olduğu iddia edilemez.
2-) Yetenek eşitliğinden amaca erişme umudunun eşitliği doğar. İkisi aynı anda sahip olamayacakları bir şey isterlerse çatışma ortaya çıkar, biri baskın olacak. Bir şeyi ele geçiren istilacılar başka istilacıların tehdidi altındadır. Kaynakların kıtlığında istilalar ortaya çıkar.
3-) Belirsizlik; İstila – çatışma ortasında çalışmaya gerek yok ve yer yok. Çalışmanın karşılığı belirsizdir. Tarım, denizcilik, taşıma, bilgi, yazı, toplumun bir önemi olmayıp şiddetli ölüm korkusu kan ve yalnızlık, acı, ızdırap, güvensizlik söz konusudur.
• Rekabet Kazanç
• Güvenlik Kendini koruma, başkalarına saldırma
• Statü Şan, şeref küçümsemeye karşı şiddet kullanma.
Belirsizliğin aşırı olması insanların büyük bir paranoyaya sürükler
Mutluluğa iten arzu – istekler, mutlu olmak için güce sahip olma, güçlerin bulunması sonucu rekabet, rekabet sonucu elenme, kalanların hala tehdit unsuru olması.
Sosyalist perspektiften bakıldığında mutlak ( Mutlak monarşide ) yanlılık söz konusu olup, halkın hakları göz ardı edilebilir.
Hobbes için ideal olan insanların birbirini öldürmeyeceği yok etmeyeceği bir yönetimdir.
Toplumda din, kültür, ırk çeşitliliği ne kadar artarsa devletin tarafsız olması o kadar güçleşir. Mutlak monarşi tek bir yaşam biçimini simgeler. Bu tarafsızlığı zedeler.
Herkesin herkese savaşında doğru, yanlış ve adalet kavramlarına yer yoktur. Genel bir güç yoksa yasa yoktur bu durumda her şey mubahtır. Adalet ve adaletsizlik zihnin melekleri olmayıp toplum içinde yaşayan insanların sahip olacağı kavramlardır. Yaşam güvence altına alma durumu hem meşru bir müdafaa hem de rasyonel bir durumdur. Kendini korumak için başkasına saldırmak rasyoneldir.
Doğa yasası akıllı bulunan, insanın hayatını kısaltıcı şeylerin azaltan hayatını koruyan bir ilkedir.
Yasa koyucunun olmadı yerde yasa yoktur ve her şey mubahtır. Kendi aklına dayanarak hayatta kalmak, istediğine ulaşmak için yapacağı her şey doğa yasasıdır. İnsanın bu uğurda her şeyi yapmaya hakkı olmasıdır.
İnsan doğa durumunda devamlı olarak bir tehdit ve korku durumundadır. Bu durumda ne zanaatten, ne bilimden nede toplumdan bahsedilebilir.
İnsanı barışa yönelten duygular;
Ölüm korkusu
Rahat bir hayat umudu ve çalışarak bunu elde edebilme
Doğa Yasalar I – II
Elde etme umudu olduğu sürece barışı sağlama isteği
I 1 Barışı aramak ve izlemek
2 Bütün yolları kullanarak kendini koruma
II Başkaları da aynı biçimde düşündüğünde ( 1 + 2 ) kendi haklarını bırakarak onlara tanıdığı kadar hakla yetinmek.
1-) Sana yapılmasını istediğini başkalarına yap.
2-) Sana yapılmasını istemediğini başkalarına yapma.
Hobbes un görüşü ikincisidir.
Bireysel rasyonalite bencil talepler savaşa götürür.
Kolektif rasyonalite başkalarının da kendi gibi düşünmesi.
Prisoner’s Dilemma ( Tutkuların ikilemi )
Siz Diğeri Siz Diğeri
K R 1 10
K R 2 2
K K 5 5
K K 10 1
Bir suç söz konusu ve diğeriyle suç ortağı olduğunuz söylenmektedir. Ancak suçsuzsunuz ve diğerinden haberiniz yok. Bu test bireysel rasyonalitenin nasıl işlediğini gösteriyor. Suçsuz olduğu halde birey en az cezayı alabilmek için suçu kabul yoluna gidecektir. Diğeri de aynı şeyi düşüneceğinden yani onun bireysel aklıda aynı şeyi söyleyeceğinden sonuç kabul – kabul olacaktır. Ret - ret ancak kolektif akılla olacaktır.
Her zaman kolektif akla uygun hareket etmeyen insanlar olacaktır. O halde bunu uygulatacak bir otorite olmalı ve bu otorite ceza uygulayabilmelidir.
Hobbes’ta devlet,insanların korunmaları için sözleşmeyle meydan getirilmiş yapay bir yaratık olup, onun siyaset felsefesindeki çıkış noktası doğal insandır. İnsanların doğal yaşama halindeyken, altın çağda yaşamayıp, cehennem hayatı içinde olduklarını savunan, bu dönemde eşit ve özgür olan insanların birbirleriyle sürekli bir savaş içinde olduklarını öne süren filozof, böyle bir durumda gelişme ve uygarlığın ilerlemesinin beklenemeyeceğini söylemiştir. Buradan çıkışın tek yolu, insanların bir sözleşme ile kendi sınırsız özgürlüklerine son vermeleri, bir üçüncü lehine haklarından vazgeçmeleridir. Hobbes’ a göre, onların sözleşme ile yarattıkları bu yapay insan, bu ejderha, onları temsil edip, yönetecektir.
O,bu yüce egemen gücün, söz konusu ejderhanın, insanların yaptıkları sözleşme ile bağlanmış olmadığını söylemiştir. Topluma karşı hiçbir yükümlülüğü olmayan ejderha ya da devletin çok geniş yetkileri vardır. Gerek hukuk, gerek din, gerekse mülkiyet, kısacası her şey sınırsız yetkilerle bezenmiş bu üstün güce bağlı olmak durumundadır. Hobbes’a göre hukukun tek bir kaynağı vardır, bu kaynak da egemen ve üstün gücün iradesidir. Mülkiyet de, egemen gücün verdiği bir ödünden başka bir şey değildir. Buna göre, sözleşmeden önce herkesin her şey üzerinde hakkı vardı, ama gücü gücüne yeteniydi. İşte mülkiyet güvenliğini getiren devlet, gerektiği zaman, mülkiyeti dilediği gibi düzenleyebilir. Ona göre, devlet olmadan, mülkiyetin anlamı yoktur.
Aynı durum, din için de geçerlidir. İnsanların aynı anda iki efendiye birden hizmet edemeyeceğini söyleyen Hobbes, iç barışı sürdürebilmenin tek yolunun, devlet başkanının aynı zamanda kilisenin de başkanı olması, dini de denetim altında tutması olduğunu söylemiştir.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Thomas Hobbes(1588-1679)
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |