Okunma: 1067 kez
Psikiyatrik bir hastalık geliştirmeye genetik olarak yatkın olabilir miyiz? Eğer moleküler analiz bizi aydınlatabilirse, bu tür bir çalışma, çok sık rastlandığı gibi, delilikten sorumlu bir genin araştırılması olmayacak-tır. Bu konudaki bir araştırma, kişinin verili bir patoloji geliştirmeye az ya da çok uygunluğunu belirleyen genom değişimlerini ortaya çıkartmaya çalışır. Bu risk etkenleri sayıca çoktur ve tanımlanmaları zaman alacaktır.
Bugüne kadar, bu tür bulgulan bildiren yayınlardan hiçbirinin doğrulandığı görülmedi. 1980’li yılların başından itibaren, moleküler biyoloji ve genetik analiz alanındaki gelişmeler, psikiyatrik hastalıkların incelenmesinde yeni bakış açılan sunmuştur. Aslında, patolojik süreçlerin ve belirtilen etkenlerin daha iyi anlaşılması, tedaviyle ilgili bazı ölçülere varmamızı sağlayabilir. Bu yüzden birçok araştırma ekibi yeni bir araştırma alanına atılmıştır: genetik risk etkenlerinin tanımlanması. Risk kavramı veya genetik yatkınlık, psikiyatrik hastalıkların da içine girdiği, çok etkenli hastalıklara özgüdür. Gerçekte, tek bir genin mutasyonundan kaynaklanan hastalıkların söz konusu olduğu durumlarda, bir kişi hastalığa yatkın değildir: ya patolojiden sorumlu zararlı bir mutasyon taşıyordur ve hastalanacaktır ya da taşımıyordur ve hastalanmayacaktır. Buna karşılık, psikiyatrik hastalıklarda bu kadar açık bir bağ yoktur. Bunlar sadece, genetik kısmı değerlendirilmeye çalışılan bazı etkenlere bağlı olarak gelişebilirler.
Bu, işlevsel bir değişikliğe ve bunun sonucunda da küçük ya da büyük bir hastalık geliştirme riskine sebep olan genom değişimlerine bağlıdır. Bu risk etkenleri nasıl tanımlanır? Her şey DNA’nın ve daha özel olarak bir kişiden diğerine değişiminin analiziyle başlar. Genom haritası sayesinde, her kişi için bir çeşit kimlik kartı oluşturulabilir. Bunlar gerçekte, genetik belirteç olarak adlandırabileceğimiz, bir kişinin karakteristik DNA değişimleridir. Nükleotitlerin tekrar sayısının aykırılığından, azot bazlı basit değişimlerden veya daha başka tanımlanabilir değişimlerden söz edilebilir. LOD (logarithm of the odds-tek sayıların logaritması) skoru istatiksel bir ölçümdür. Bu değer, önerilen varsayım (genetik bağlantı) ile ters varsayım (bağlantı yok) arasındaki olasılıklar ilişkisinin logaritmasıdır. Eğer Lod skoru 3’ten fazla ise ki bu bağlantının bağlantısızlıktan 1000 kere daha olanaklı olduğunu gösterir- tek bir gene bağlı hastalıklarda genelde, genetik bağlantı lehine karar verilir.
Yatkınlık veya risk etkenleri için nereye bakılması gerektiği bilinmediği için, bunların yerleri belirteçlere göre belirlenebilir. Bu yüzden, hastalık ve belirteçlerin aynı ailede nasıl bulunduğu üzerinde çalışılmaktadır. Eğer, klinik bulgular ve birbirinden bağımsız olarak geçmediklerini kanıtlayan verili bir belirteç arasında bir bağıntı kurulabilirse, bunun genetik bir ilişki olduğu söylenir. Bu durumda aranan yatkınlık etkeni söz konusu işaret noktasına yakın olmalıdır. Genetik ilişki analizi, istatiksel olarak yorumlanan bir skorun yardımıyla, işte bu bağıntıyı ölçer. Skor (lod skoru) kavramı, moleküler genetik kavramından çok daha eskidir. Tek bir gene bağlı hastalıklarda. bu genin yerinin belirlenmesi için, 1955 yılında Newton Morton tarafından ortaya atılmıştır.
Psikiyatrik hastalıklar farklı
Bu başarıların sarhoşluğunda, tek bir gene bağlı hastalıklar için kullanılan yöntemin, psikiyatrik hastalıklar gibi çok etkene bağlı hastalıklara da uygulanabileceği sanıldı. Bu konuda biraz acele edildi, çünkü bu yöntem, risk etkeninin taşınma biçimini belirlemeyi gerektiriyordu. Oysa bu, çok etkenli hastalıklar söz konusu olduğunda olanaksızdır. Ne bu etkenlerin sayısı, ne etkilerinin önemi, ne de ortaya çıkışlarındaki çevresel koşullar önceden bilinmemektedir. Buna rağmen, tek bir gene bağlı hastalıkların paradigması, dogmatik bir biçimde kendini da-yatmaya devam etmiştir. Ağır ve pahalıya mal olan birçok çalışma yorumlanamayacak sonuçlarla son bulmuştur.
Eğer çok etkenli hastalıkların incelenmesi için yapılan bağlantı analizi geçerliliğini korursa, bu analiz benimsenmelidir. Kullanılan analiz yöntemlerinde artık, taşınma biçiminin bilinmesine gerek kalmamıştır. Çok çeşitli yöntemler geliştirilmiştir ve bunlardan bazıları lod skorunu kullanmaktadır. Ancak kullanılan araç ne olursa olsun, belli bir hata payı dahilinde bir bağlantının (veya bağlantısızlığın) olduğu sonucuna varmak için, her zaman istatistiksel bir yöntem kullanılır. Buna karşın, yatkınlık etkeni ve belirteç arasındaki uzaklık değerlendirmesi artık yoktur sadece bağlantı test edilir.
Bütün bu yöntemler özünde zor bir problemle karşı karşıya kalır: Yanlış bir yargıya vararak bir yatkınlık etkeninin varlığına karar verme riski (olumlu hata) ile var olan bir etkenin tespit edilememesi (olumsuz hata) arasında bir uzlaşma nok ciddi çılgınlıklara varan geniş bir klinik alanı ktası bulmak. Olumlu hata riski, gerçekleştirilen test sayısıyla ve dolayısıyla bağlantının test edildiği belirteç sayısıyla arttığı için, genom üzerine yapılan her sistematik araştırmada bulunur. Psikiyatrik hastalıklar söz konusu olduğunda bu zorluk artar; çünkü testlerin sayısı çoğalmıştır. Gerçekte bu hastalıkların, hafif bunalımlardan çovardır. 0 halde, aynı genetik determinizmden yola çıkan bir sınıflandırma yapmak özellikle zordur. Bu hastalıklar üzerinde çalışan araştırma ekiplerinin sayısı çok önemli hale gelmiştir. Ve bu ekipler testlerin sayısını on katına çıkarmak için çalışmaktadır.

Etiketler:
Bilimler
Genetik
Delilik Genini Boşuna Aramayın
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |