Okunma: 940 kez
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in 9 Şubat 2002 tarihinde AB Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Karen Fogg’un Brüksel’deki üst düzey AB yetkilileriyle ve Türkiye’deki tanınmış isimlerle yaptığı yazışmaları ele geçirdiklerini açıklaması elektronik takip konusunun irdelenmesi gereğini ortaya koydu.
Bu olay, telefon dinlenmesi şeklinde zaman zaman gündeme gelen elektronik takibin çok farklı şekillerde de karşımıza çıkabileceğini somut olarak gösterdi. Konunun siyasi boyutunun değerlendirmesini siyaset bilimcilere bırakarak Türk mevzuatında elektronik takip konusunun nasıl düzenlendiğinin bir fotoğrafının ortaya konulmasının yararlı olabileceği düşünülmektedir.
Elektronik takibin çeşitleri
Elektronik takip çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilir. Bunlar; işitsel takip (dinleme), görüntülü takip, algılayıcılarla takip ve veri takibi olmak üzere dört başlık altında toplanabilir. Bu yöntemler kullanılarak kişilerin en özel alanlarında neler olup bittiğinin takibi mümkün olabilmektedir. Kişilerin sadece hareketleri değil aynı zamanda davranışları, iletişimleri hatta duygularının takibine bu yöntemler imkan sağlamaktadır.
İşitsel takip; taşınabilir minyatür vericiler, telefon dinleme aygıtları, gizli mikrofonlar ve kaset kaydediciler gibi araçlar kullanılarak yapılmaktadır. Görüntülü takipte ise fotoğraf makineleri, kapalı devre ve kablolu televizyon, gece görüş araçları veya uydular kullanılmaktadır. Algılayıcılarla takip de ise; manyetik algılayıcılar, sismik algılayıcılar, gerilim algılayıcıları, kızılötesi algılayıcılar ve elektromanyetik algılayıcılar kullanılmaktadır. Veri takibi işlemi ise bilgisayarlar, casus yazılımlar veya biçim tanıma sistemleri, aranan telefon numarasını kaydedici sistemler aracılığıyla yapılmaktadır. Veri takibi yoluyla bir kişinin faaliyetleri hakkında işitsel veya görsel takip yapmadan da bilgi edinmek mümkün olabilmektedir. Kişinin yaptığı işlemler (banka, viza kartıyla alışveriş işlemleri gibi), ödediği faturalar, telefon görüşmesi yaptığı kişilere ve görüşmelerin süresine ilişkin veri tabanlarının takip edilmesi de kişinin faaliyetleri ve ilişki içerisinde olduğu kişiler hakkında bilgi edinmeyi sağlayabilir.
Elektronik posta yoluyla yapılan haberleşmeler beş farklı aşamada elektronik takibe konu olabilir. Bu aşamalar, iletinin göndericinin terminalinde ya da bilgisayar sisteminin hafızasında olduğu an; iletilme anı; elektronik postanın alıcının bilgisayarında veya bilgisayarının bağlı bulunduğu terminalde bulunduğu an; iletinin kağıt çıktısı alınmak üzere yazıcıya gönderildiği an ve iletinin alıcı tarafından kendi bilgisayarın hafızasında korunduğu süreçtir ( Bk. Jon Zonderson, Suç İzlerinin Ötesinde, 2001, Phoenix Yayınları).
Yasal Çerçeve
1982 Anayasasının 22. Maddesi haberleşme özgürlüğünü ve özel haberleşmelerin gizliliğini güvence altına almaktadır. Anayasanın bu hükmünün ihlal edilmesinin yaptırımı ise Türk Ceza Kanununun "sırrın masuniyeti aleyhine cürümler" başlıklı beşinci faslında yer alan maddelerde ortaya konulmuştur (md. 195,196,197). Kamu görevlisi olmayan kişilerce elektronik takip yapılması durumunda bu fasılda yer alan hükümlerin ihlali söz konusu olabilir.
Kamu görevlileri tarafından elektronik takip yapılabilmektedir. Bunun yasal çerçevesi, 1999 yılında yasalaşan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunuyla düzenlemiştir. Bu kanunun 2. 3. ve 4.maddesi elektronik takibin yukarıda belirtilen tüm çeşitlerine imkan sağlamıştır. Ancak elektronik takip tedbirine başvurulabilmesi için belli koşullar ve belli sınırlandırmalar getirilmiştir. Bu sınırlamalardan en önemlisi, kanunda sayılmış olan sınırlı sayıda suçun işlendiğinden şüphelenilmesi durumunda bu tedbire başvurulabilir.
Sadece bazı suçlarda elektronik takip mümkündür.
Kanunun düzenlemesi analiz edildiğinde elektronik takip yöntemine her suç için izin verilmediği görülmektedir. Kanunun 16. maddesi sadece beş tür suçun takibinde elektronik takibe başvurulabileceğini düzenlemiştir. Bu suçlardan ilki, çıkar amaçlı suç örgütü oluşturma suçudur. İkincisi, terörle mücadele kanunu kapsamında düzenlenen suçlardır. Üçüncüsü Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nda düzenlenen suçlardır. Dördüncüsü, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar hakkında kanun kapsamında düzenlenen suçlardır. Beşincisi ise, uyuşturucu ticaretiyle ilgili suçlardır. Bu suçların dışında kalan diğer suçlarda suçun araştırılması ve soruşturulması esnasında elektronik takibe başvurma imkanı, yasal olarak, bulunmamaktadır.
Beş kategori altında toplanan suçları işlediğinden şüphelenilen kişiler için elektronik takip yoluna başvurulabilmesi için birtakım koşulların da gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan ilki, kuvvetli şüphenin bulunmasıdır. ÇASÖMK gizli soruşturma tedbirlerine başvurulabilmesi için "kuvvetli belirtilerin varlığını aramıştır (md.2/2). Buradaki "kuvvetli belirti" terimi ile anlatılmak istenen "kuvvetli şüphe"dir. Bu düzenleme karşısında "basit şüphe" üzerine elektronik takip yöntemine başvurulabilmesi mümkün değildir.
İkinci koşul, elektronik takibin ancak belli kişilere uygulanabilir olmasıdır. Hakkında elektronik takip uygulanacak kişiler kanun tarafından belirlenmiştir. Yukarıda belirtilen beş kategori altındaki suçları işleyen, veya bu suçların işlenmesine iştirak eden veya suç işlendikten sonra faile yardım eden veya yataklık eden hakkında elektronik takip uygulanabilecektir. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişiler ve müdafiler hakkında ise elektronik takip yapılamamaktadır.
Üçüncü olarak, bu tedbirler ikincildir. Başka tedbirlere başvurulması halinde delilin elde edilmesi sonuçsuz kalacaksa veya en azından önemli ölçüde güçleşecekse, ancak bu takdirde elektronik takibe başvurulabilir.
Dördüncü olarak, hakim kararına ihtiyaç vardır. Elektronik takibe, kural olarak, hakim tarafından karar verilebilir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda Cumhuriyet Savcısı da karar vermeye yetkilidir. Savcının karar verdiği durumlarda yirmi dört saat içerisinde hakim onayının alınması gerekmektedir. Hakim onay vermezse elektronik takip devam edemez. Yirmi dört saatlik sürenin ne zaman başlayacağı açık değildir. Süre elektronik takip kararı verildiği andan itibaren mi yoksa tedbir uygulamaya başlandığı andan itibar mi işleyecektir.
Beşinci olarak, belli bir süreyle sınırlıdır. Elektronik takibe üç ay için izin verilebilir. Bu süre üçer aydan fazla olmamak üzere iki kez uzatılabilir. Elektronik takibin uygulama süresi dokuz ayı geçememektedir.
Altıncı olarak, hakkında elektronik takip yapılan kişiye elektronik takip hakkında sonradan bildirimde bulunulmalıdır. Bu şart, Türk mevzuatında yer almamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, AİHS'ne uygun bir elektronik takibin olabilmesi için hakkında elektronik takip yapılan kişiye sonradan bu konuda bilgi verilmesi şartını öngörmektedir (Klass Kararı). Yeni bir kanun olmasına rağmen, 1999 yılında yasalaşan ÇASÖMK'nu bu şart açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarıyla uyumlu bulunmamaktadır. Bildirim yükümlülüğünün olmaması, elektronik takibe yasalarda öngörülen şartlara uygun olarak başvurulup başvurulmadığının denetimini imkansız kılmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Vahit Bıçak (Ceza Hukuku Öğretim Üyesi)

Etiketler:
Bilimler
Hukuk
Elektronik Takip
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |