GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Felsefe arrow Klasisizm Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 16 2007
Klasisizm Yazdır E-posta
(0 Oy)



GenBilim Editor   
Cumartesi, 17 Kasım 2007
Okunma: 1117 kez

Klasisizm, 17. yüzyılda monarjinin egemen olduğu dönemde ortaya çıkmıştır. Şairin ya da yazarın yaratma evrenini belirli ölçülerde kurallara dayandırmayı amaçlayan bu akımın düşünsel yapısı monarşiktir. Siyasi yapı olarak monarşiyi dinsel yapı olarak da Hıristiyanlığı temel alarak kaynağını eski Yunan ve Latin edebiyatına dayandırır. 13. Louis döneminde mutlak monarşi düzenini egemen olduğu yıllarda siyasal alanda olduğu gibi edebiyatta da yaratı özgürlüğü ve kuralsızlık bir yana atılarak yazarların yaratılarına yön verecek birtakım kurallar konmuştur. Bu kurallar yeni bir aydın tipinin doğmasına neden olmuştur. Tek yönetim biçiminin monarşi, tek inancın ise Hıristiyanlık olduğu düşüncesine sıkı sıkı bağlanan bu aydın ve sanatçılar Latin ve Yunan edebiyatı geleneklerine de bağlı kalırlar. Bu kurallar içinde oluşan, seçkin çevrelere yönelik edebiyata klasik edebiyat, bu edebiyatın oluşturucularına da klasikçiler adı verilir.

Klasikler arasında sayabileceğimiz ilk adlar arasında Rene Descartes gelir. Klasik edebiyatın ilkelerini tiyatroya uygulayan Pierre Corneille'dir. Ağlatı şairlerinden Jean Racine, güldürü alanında Moliere, öğretici şiirler alanında La Fontaine gelir. İngiltere'de etkisini çok kısa sürdürmesine rağmen John Drydon ve Alexander Pope'u etkilemiştir.

Alman edebiyatında klasikçilerin kurallarına sıkı sıkı bağlı kalarak ürün veren yazarlara pek rastmanmaz. Bunun en önemli nedeni savaşlar nedeniye Almanya'nın Rönesans devrini yaşayamamasıdır. Aydınlanma çağı olarak adlandırılan 18. yüzyıl sonlarına doğru Alman edebiyatının yapısı büyük değişime uğramış olmasına rağmen eski Yunan etkisini sürdüren yazarların adı klasikçilerin arasında anılır olmuştur. Goethe, Gotthold Ephraim Lessing, Friedrich von Schiller bu yazarlardan sadece üçüdür. Ancak bu yazarlar terimsel anlamıyla Klasiszm akımını sürdürememiş Çoşumculuğun yollarını açmışlardır. İtalyan edebiyatında ise Klasisizm'in etkileri ancak 18. yüzyılda başlamış Goldoni, Prens Vittorio Alfieri, Giuseppe Parini bu akımın içinde yer almıştır. Rusya'da bu akımın güçlü yazarı diyebileceğimiz bir isim yoktur.

Romantizm
Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. "En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçimesini ve insanı düzeltmenin toplumu düzeltmekle olabileceğini savunurlar.

Romantizm akımı değişik ülkelerde değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır. Alman edebiyatında 18. yüzyılın ikinci yarısında "coşkuculuk" hareketiyle birlikte gelişir. Bu hareketin öncüleri Klopstock ve Herder Romantizm'in müjdesini verir. Ancak Romantizm'e giden kapıyı dünya edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Johann Wofgang Goethe açmıştır. "Genç Werther'in Acıları" romanında Goethe döneminin acılarını duygusal bir dille anlatmıştır. "Wilhelm Miester" ve "Wilhelm Miester'in Seyahat Yılları" adlı eserlerinde toplumun yeniden düzenlenmesi sorununa dokunur. Ama onun en büyük eseri "Faust"tur. Goethe'nin açtığı yoldan ilerleyen Friedrich von Schiller ise yapıtlarında özgürlük, isyan, doğa, ihtilal gibi Romantikler'in yaslandığı temel kavramları yadsımadan tarih olgusunu zenginleştirmiştir. "Haydutlar", "Hile ve Sevgi", "Mary Stuart", "Wilhelm Tell" gibi yapıtlarında despot yönetime başkaldırma temalarını işleyen Schiller'in tarihe açılma yönelimi daha sonraki Alman romantiklerini geliştirmiştir. Romantizmin Alman edebiyatında şiirdeki öncüsü Heinrich Heine'dir.

İngiliz edebiyatında ise Romantizm kalın birer çizgi halinde kendini gösterir. Bu çizgide yer alan ilk isim tabiata karşı kutsal saygı düşüncesini benimseyen; şiirlerinde doğayı yapmacıksız bir dille anlatan William Wordsworth'tur. Onun dışında Samuel Taylor Coleridge, Percy Bysshe Shelley ve John Keats bu çizgide yer alır. Çizginin en kalın yerinde ise Lord Byron bulunur.

İngiliz edebiyatında daha çok şiirde kendini gösteren Romantizm, Fransız edebiyatında daha yaygın bir özellik gösterir. François Rene de Chateaubrian, Romantizm'in müjdecisi olan roman, deneme ve gezi yazıları türünden eserler vermiştir. Fransızların dünya edebiyatına kazandırdığı ve bu akımın en önemli yazarları arasında bulunan Victor Hugo dışında Benjamin Constant, Alphonse de Lamartine, Alfred de Vigny, Alfred de Musset ve Theophile Gautier sayılabilir.

Gelelim Rus edebiyatına. Akımın öncüleri arasında bulunan Byron ve Schiller'den etkilenen Aleksandr Puşkin, Rus toplumunun renkliliğinden de yararlanarak bu akımı zengileştirmiştir. Yapıtlarında kullandığı yerel temalar nedeniyle kimi eleştirmenlerce Puşkin, Rus edebiyatında Gerçekçiliğe giden yolun açıcısı olarak da değerlendirilir.

İtalyan edebiyatında Romantizm akımı içinde anılması gereken iki isim vardır; Alessandro Manzonil ve Giacomo Leopardi. Romantizm Türk edebiyatı üzerinde de etkili olmuş, özellikle Tanzimat dönemini yazarları bu akımı çağrıştıran eserler vermiştir. Namık Kemal ve arkadaşlarının Victor Hugo'dan etkilendiği bilinmektedir

Gerçekçilik (Realizm)
19. yüzyılda ortaya çıkan bu akım gerçeği değiştirmeden; tüm çirkinlikleri, bayağılıklarıyla yansıtmayı amaçlamıştır. Toplumu incelemek, toplum ve insan gerçeklerini olduğu gibi yansıtmak, eleştirmek düşüncesiyle doğan gerçekçilik akımının oluşmasına olguculuk (positivizm) felsefesinin büyük payı olmuştur. Sanat ve edebiyatta akımların başlayış ve bitişleri kesin çizgilerle birbirinden ayrılamaz. Bir akım varlığını sürdürürken onun yanıbaşında bir başka akım da oluşup gelişir. Nitekim Honore de Balzac Romantizm akımının egemen olduğu yıllarda yaşamasına karşın gerçekçiliğin öncüsü ve kurucusu olmuştur. Balzac "Goriot Baba" ve "Vadideki Zambak" gibi romanlarında dönemine eleştirel bir ayna tutmuştur. Balzac gibi Henri B. Stendal da gerçekçilik akımının öncü yazarları arasında yer alır. "Bir roman yol boyunca gezdirilen ayna demektir" düşüncesinden hareketle döneminin çelişkilerini, insan ve toplum ilişkilerini süslemesiz bir anlatımla yansıtan Stendal, "Kırmızı ve Siyah" ve "Parma Manastırı" gibi romanlarında savaşı, sevgiyi, kiliseye karşı duyulan nefreti insan açısından gerçekçi bir biçimde ele almıştır. Bu akımın diğer büyük yazarları arasında Fransız edebiyatının usta ismi Gustave Flaubert'i, İngiltere'nin dünya edebiyatına kazandırdığı Charles Dickens'ı ve Amerikan edebiyatından Nathaniel Hawthorne ile Herman Melville'yi saymak mümkün.

İmgecilik
Geçen yüzyılın başlarında Ezra Loomis Pound'un öncülüğünde Hilda Doolittle ve T.E. Hulme'nin katılımıyla oluşan üçlünün ortaya attığı, daha sonra Thomas Edward Lawrence ve Huxley'in katıldığı İngiliz - Amerikan şiir akımı. Kısalık, kesinlik, duygusallık ve romantizm bu akımın belirleyici özellikleri arasındadır

Gerçeküstücülük (Sürrealizm)
1924 yılından sonra Dadaizm'in yerine geçen, Fransız Andre Breton ve arkadaşlarınca oluşturulan edebiyat akımı. Düşünce ve duyguların aklın denetimine girmesine karşı çıkan bu akım her türlü töresel ve sanatsal baskıyı bir yana atarak düşgücünün alabildiğince özgür olmasını savunur. Bunun için de gerçeğin her türlüsünden sıyrılmaya, bilince sırt çevirip bilinçaltına yönelmeyi hedefler ve bu tutumlarında Freud'un görüşlerinden yararlanır. Türk edebiyatında tümüyle gerçeküstü akıma bağlı kalıp bu doğrultuda ürün veren yazarlarımız arasında Ece Ayhan, İlhan Berk, Oktay Rifat, Edip Cansever ve Cemal Süreyya'nın adı sayılabilir.
Klasisizm
Klasisizm, 17. yüzyılda monarjinin egemen olduğu dönemde ortaya çıkmıştır. Şairin ya da yazarın yaratma evrenini belirli ölçülerde kurallara dayandırmayı amaçlayan bu akımın düşünsel yapısı monarşiktir. Siyasi yapı olarak monarşiyi dinsel yapı olarak da Hıristiyanlığı temel alarak kaynağını eski Yunan ve Latin edebiyatına dayandırır.

13. Louis döneminde mutlak monarşi düzenini egemen olduğu yıllarda siyasal alanda olduğu gibi edebiyatta da yaratı özgürlüğü ve kuralsızlık bir yana atılarak yazarların yaratılarına yön verecek birtakım kurallar konmuştur. Bu kurallar yeni bir aydın tipinin doğmasına neden olmuştur. Tek yönetim biçiminin monarşi, tek inancın ise Hıristiyanlık olduğu düşüncesine sıkı sıkı bağlanan bu aydın ve sanatçılar Latin ve Yunan edebiyatı geleneklerine de bağlı kalırlar. Bu kurallar içinde oluşan, seçkin çevrelere yönelik edebiyata klasik edebiyat, bu edebiyatın oluşturucularına da klasikçiler adı verilir.

Klasikler arasında sayabileceğimiz ilk adlar arasında Rene Descartes gelir. Klasik edebiyatın ilkelerini tiyatroya uygulayan Pierre Corneille'dir. Ağlatı şairlerinden Jean Racine, güldürü alanında Moliere, öğretici şiirler alanında La Fontaine gelir. İngiltere'de etkisini çok kısa sürdürmesine rağmen John Drydon ve Alexander Pope'u etkilemiştir


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim