Okunma: 733 kez
Almanya’da Trier’de doğdu. Babası hukukçudur. 1824’de Protestanlığı kabul etmiştir. Yahudi’dir. Berlin’de hukuk öğrenimi yapan Marx’ın asıl ilgilendiği; felsefe ve tarihtir. Marx, sanayi çağı içinde yetişmiş, bütün bu toplumsal, ekonomik ve siyasal değişmelere tanık olmuştur. 1847’de Marx ve Engels “Komünist Parti Bildirisi”ni yayımladılar.
Bu bildiride: Toplumsal yaşama alanını da kuşatan bir maddecilik, çok yanlı ve derine giden bir gelişme öğretisi, sınıfların savaşması kuramı ve yeni bir toplumun yaratıcısı olarak proloteryanın dünya tarihindeki ihtilalci rolü kuramı açık ve seçik olarak dile geliyordu.
Marx’ın görüşleri ve kuramlarının tümüne “Marksizm” denir. Ama Marx ve Engels, felsefelerini “Materyalist Diyalektik” olarak adlandırırlar.
SINIF ÇATIŞMASI
Marxist görüş toplumun temel birimleri olarak kurumları değil, sınıfları kabullenir. Toplumsal değişme mekanizması da bu sınıflar arası çatışmalar bakımından birbiri ardından gelen aşamalardan geçer. Her aşamada çatışan sınıflar değişmiştir. Sonunda sınıfların ve çatışmanın ortadan kalkmasıyla toplum göreli dengeye erişir. Günümüze kadar var olagelen bütün toplumların tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir.
Marx, toplum yapısını büyük ölçüde altyapının belirlediğini savunur. O’na göre ekonomik ilişkiler bu ilişkilerde bulunanların iradeleri dışında meydana gelir ve toplumun maddi üretim araçları ile belirlenir. Bu üretim araçları daha önceki üretim araçlarına göre kurulmuş olan üretim ilişkileri düzeni ile çatışmaya girer. Her bir yeni üretim biçimi yeni bir sınıfı ve yeni bir ideolojiyi yaratır. Bu yeni sınıf ve ideoloji eski toplumsal yapıyı yeni üretim biçimine uygun olarak değiştirir.
Böylece Marx, toplumsal değişmeyi toplumun kendi içinden, üretim biçimi ve güçlerine bağlı olarak meydana gelen çatışmaya bağlar. İnsanlık kaçınılmaz bir şekilde üretim ilişkilerine bağlı olarak sınıf çatışmalarının belirlediği belli devrelerden geçmek zorundadır. Kölelik, derebeylik, burjuva toplumu ve komünist toplum insanlık tarihinin üretim güç ve biçimleriyle belirlenen kaçınılmaz gelişme aşamalarıdır. Marx böylece determinist ve evrimci olmaktadır. “Madem ki insan çevresindeki koşullar tarafından etkileniyor, o halde bu koşular insanoğlunun eliyle biçimlendirilmelidir.”
Marx’tan sonra Lenin, komünizmin iki aşamalı gelişmesini daha belirgin hale koyar. Birinci aşamada proleterya diktatörlüğü toplumu, komünizme geçişi hazırlayacaktır. “Herkesten yeteneği ölçüsünde alındığı ve herkese ürettiği ölçüde verildiği” bu devrede sınıf farkları yavaş yavaş proleterlerin diktatörlüğü altında ortadan kalkacak, sonunda sınıfsız toplum gerçekleşecek, devlet yok olacak ve komünist bölüm yaratılmış olacaktır.
Dialektik ve Tarihsel Maddecilik:
Marxizm, düşünme yöntemini Hegel’in dialektiğine dayar. Hegel bir bütün olarak toplum ve kültürün dialektik bir hareketlilik içinde mutlak bir amaca doğru ilerlediğini belirtmiştir. Marx, bu mantığı toplumsal değişmeye uygular. Fakat Marx’ın dialektik yöntemi Hegel’in görüşü ile taban tabana zıttır. Hegel’e göre gerçek dünyaya “ideo” şekil verir, Marx’a göre ise “ideo” maddi dünyanın insan zihnindeki yansıması ve fikir şekline dönüşmesidir
Engels’e göre dialektiğin kanunları doğanın ve insan toplumlarının tarihinden elde edilmiştir. Bunlar 3 döneme indirgenebilir.
1.Niceliğin niteliğe ve niteliğin niceliğe dönüşmesi kanunu.
2.Karşıtların iç içe geçmesi kanunu.
3.İnkârın inkârı kanunu.
Tarihin bu kanunlara göre açıklanabilmesi için de şu ............ dayanılır:
1.Tarihsel gelişmede nesnel yasalar vardır.
2.Bu yasalar keşfedilebilir.
3.Bu yasaların nasıl işlediğini anlayabilmek için gerekli veriler elde edilebilir.
4.Bu yasalar belirli bir tarihsel devre, öznellikten arınmış olarak uygulanabilir.
Bu maddeci tarih çözümlemesi, üretimin ve üretilen malların değişiminin bir toplumsal düzenin temeli olduğuna dayanır.
Maddeci tarih anlayışına göre etkin toplumsal güçler aynen doğal güçler gibi onları anlayamadığımız sürece körlenmesine ve yıkıcı bir şekilde işlerler. Fakat onları anlayınca, eylemlerini ve yönlerini bilince, artık kendi irademize göre biçim vermiş ve kendi amaçlarımıza göre kullanmak olanaklı olur.
DEĞİŞME
Marxizm’de değişme üretim biçimine ve toplumdaki sınıflar arası dinamiğe bağlıdır. Her toplumda belli üretici güçler ve bir üretim biçimi vardır. Makine, alet, iş konuları, insanlar üretim güçlerini belirlerler. Bunların hepsi birden ilkel, köleci, feodal, kapitalist, sosyalist aşamalar şeklinde üretim biçimlerini meydana getirirler. Toplumun; toplumsal siyasal ve manevi süreçleri de üretim biçimleri tarafından şekillenir. Üretim araçlarının gelişmesiyle, üretici güçlerin meydana getirdiği aşamada mevcut üretim ilişkileri çerçevesinde huzursuzluğa ........... Böylece üretim biçimi değişmeye zorlanır ve ”toplumsal devrim” meydana gelir.
Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki bu uyuşmazlık Marxizm’e göre, insanların iradeleri dışında maddi dünyada meydana gelir. Marxizm’e göre bir sınıfın başka bir sınıfı sömürmesi uygarlığın temeli olduğundan, bütün insanlık tarihinin gelişmesi devamlı bir çelişki içindedir. Engels’e göre bu çelişkinin çözümü toplumun bütün üretici güçleri kontrol etmesinde yatar.
Kapitalist toplumda burjuva sınıfı üretim araçlarının sahibi ve ücretli emeğin patronudur. Proleterya ise üretim araçlarına sahip olmayan ve yaşamak için işgücünü satmak zorunda olan modern ücretli işçilerdir. Kapitalist bir toplumda mücadele burjuvazi ve proleterya arasında olur. Orta sınıflar mevkilerini korumak için burjuvaziye karşı savaşırlar. Çünkü burjuvazinin gelişmesi sonunda sermaye ve kudret tek elde toplanmakta, fakirler daha fakir, zenginler daha zengin olmakta, büyük zenginler küçük zenginleri yutmaktadır. Bu nedenle orta sınıfın aşağı tabanında yaşayanlar, kapitalist bir toplumda yaptıkları mücadelelerde başarısız kalmaya ve proleterleşmeye mahkum olurlar.
Bu sürecin sonunda da proleterya iktidara el koyacak ve üretim araçlarının mülkiyetini devlete verecektir. Fakat bunu yaparken kendisini de bir sınıf olarak yok edecek, bütün sınıf farklılıklarını ve düşmanlıklarını da ortadan kaldıracak, böylece “sınıfsız toplum”a geçilmiş olacaktır.
Marx’ın “sınıfsız toplum” dediği komünist toplum için “komünizm yakın geleceğin aktif ilkesi ve zorunlu şeklidir, fakat komünizm kendi içerisinde insan gelişmesinin hedefi yada insan toplumunun son şekli değildir” demiştir.
Marx’a göre “marxizm’in katkıları;
1. Sınıfların varlığı, üretimin gelişmesinde tarihi aşamalara bağlıdır.
2. Sınıf çatışmaları zorunlu olarak proleterya diktatörlüğüne yol açacaktır.
3. Bu diktatörlük, bütün sınıfların ortadan kaldırılmasıyla sınıfsız bir toplumun yaratılmasına yol açacaktır.
SOSYALİZM:
Dialektik gelişme sonunda, Marx’a göre, burjuva toplum düzeninden proleterya ortaya çıkar ve bu iki sınıfın savaşmasından da sınıfsız toplumun sosyalist düzeni ortaya çıkacaktır. Bu da zorunlulukla olur. Bu zorunluluk ereksel bir zorunluluk değil, nedensel bir zorunluluktur. Daha 17.- 18. yüzyılda ortaya atılan, 19. yüzyılda Darwin tarafından geliştirilen kurama göre, insan da öteki yaratıkların üstünde değildir. İnsan toplumu kültürü ile birlikte bir doğa parçasıdır. Doğa gibi insan toplumu da değişmez yasalılığı içinde yolunu sürdürür. İnsan tarihi de neden – etki bağlantısı içinde ve dialektik bir biçimde gelişir. Tarihten önceki dönemde ilk komünizm (ortaklaşalık) vardı Marx’a göre.
Başlangıçta üretim araçları ve ürünler herkesin malı idi. Herkes üretime ortaktı ve ürünlerden herkes yararlanıyordu. Ama sonradan özel mülkiyetin ortaya çıkması ve üretim araçlarının da mülk haline gelmesi ile sınıflar ortaya çıktı ve bununla ilk savaşma da başladı. Asıl tarih de sınıfların savaşmalarının tarihidir. Antikçağın ekonomik yapısından köleliği ayırmaya olanak yoktur. Köle bir insandır gerçi, ama hukuk bakımından bir eşyadır, bir maldır. İnsan olarak değil eşya gözüyle bakıldığı içindir ki satın alınır ve satılır. Köle, Antikçağda üretim araçlarına sahip olan sınıfın elinde bir üretim aracıdır. Sonraları, Ortaçağın ekonomik yapısından “serf” denilen köylüyü ayırmaya olanak yoktur. Gerçi burada köylü hukuk bakımından bir kişiliktir, ama üzerinde çalıştığı toprağa bağlıdır ve bunu bırakıp gidemez. Çalışmasının ortaya koyduğu şeyler de feodal beyin, derebeyin malıdır. Yeni zamanların ekonomik yapısından da kapitalizmi ayırmaya olanak yoktur. Bu çağda bir yandan üretim araçları ile özel mülklere sahip kapitalist bir sınıf var, bir de çalışmasını, emeğini satmakla geçinen proleter sınıf var. Bu proleter sınıf insan olarak da, hukuk bakımından da özgürdür ve bir kişiliktir. Ama bunlar da işgüçlerini satmak durumundadırlar. Çağdaş işçinin çalışması, “emeği”, sattığı bir mal oluyor. İşte burjuva toplumunun sonunda, bu emeğini mal olarak satan proleter sınıfın kapitalistlere karşı savaşması başlayacak, bu da sonunda kapitalist toplumun sosyalist topluma dönüşümünü sağlayacak.
Zaten, Marx’a göre kapitalist toplumun sosyalist topluma dönüşümü yalnızca ve yalnızca çağdaş toplumun ekonomik yapısından çıkar. Bu dönüşümün itici gücü de kapitalizmin yarattığı proleter sınıftır. Burjuvazi ile savaşması politik savaşma haline gelir ve politik gücü ele geçirerek “proleterya diktatörlüğü” kurmaktır ereği. Bu diktatörlük de her türlü sınıfların kaldırılmasına geçişi sağlayacak ve sonunda sınıfsız bir toplum kurulacaktır.
Hegel’in de, Marx’ın da tarihin gidişini ve anlamını tek bir tarih olgusunda, tek bir etkenden kalkarak açıklamaya çalıştıklarını görüyoruz. Hegel ide’den, akıldan kalkarak, Marx’da ekonomik olaylardan. Oysa toplum olayları tek yanlı bir bağlılık içinde bulunmazlar, tam tersine çok yanlı bir bağlılık içindedirler. Tarihin yapısını bir anda görmek, hele tarih olaylarının nasıl gelişeceğini önceden hesap etmek olanaksız olur. Tarihe baktığımız zaman ekonomik etkenlerin hiç de her zaman ön sırada olduğunu görmüyoruz. Bilimi, sanatı, dini, hukuku, ahlâkı kendine göre biçimlendiren, belirleyen bir altyapı olarak ekonomik bağlantıları bulmuyoruz karşımızda her zaman. Örneğin Marx Weber’in araştırmalarından şunu öğreniyoruz. Hintlilerin, Çinlilerin, Yahudilerin ekonomik ve toplumsal yapıları dinsel ide’lerle belirlenmiştir. Ortaçağın ekonomik yapısı – Marx’ın söylediğinin tersine- Kilise yönetiminin etkisi altındadır. Yeniçağ kapitalizminde, özellikle İngiliz amerikan kapitalizminde, Kalvinizm’in etkisi büyüktür. Tarihte çeşitli etkenler vardır, bunların birine öncelik tanımak insanı yanlışlara götürebilir.
Marx’ın dialektik düşünde kavramlarında şu sorun da açık kalıyor: Tarihin gidişinin dialektik bir gelişme olduğunu söylüyor Marx. Ama Marx, bu dialektik gelişmeyi bir yerde durduruyor sanki. “İhtilaller tarihinin sonunda sınıfsız bir toplum, komünizm kurulacaktır. Böylece tarihe nedensellik yasası egemendir” diyen Marx, evrensel bir yasa koymuş oluyor. Tarihin de belli bir ereği olunca, dialektik, bir doğa bilimi anlamında belirlenmezlik olmaktan da çıkar.

Etiketler:
Bilimler
Felsefe
Karl Marks
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |