GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Diğer Bilimler arrow Bilimle Düşsel İletişim Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 22 2006
Bilimle Düşsel İletişim Yazdır E-posta
(0 Oy)



Orhan Duru   
Perşembe, 23 Kasım 2006
Okunma: 3986 kez

Bilimle sanat ve yazının ilişkileri, karşılıklı etkileşimleri her zaman tartışma konusu oldu. Bilimsel gelişmenin insanlık tarihiyle birlikte yürüdüğüne kuşku yok. Ancak gene de bu gelişmede insanların gerek toplum olarak gerekse birey olarak kurduğu düşlerin, içine yuvarlandığı fantezilerin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu yolla yazın ile bilimin arasındaki ilişkileri de yadsıyamayız. Kuru kuruya bilimsel sıçramalar tek başına bir alam taşımaz. Okullarda kimi dersleri 'edebiyat' ve 'fen' diye ayırmanın bir alamı yoktur. Bilim ve sanat aynı büyük kültür oluşumunun içiçe bir parçası sayılabilir. Böyle düşünülmesi gerekir. Öyleyse bilimle kurgusal çabaların birbirlerine etkilerinin bilimsel gelişmede yararlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu arada bilimsel gelişmede yazının ve sanatın da etkili olduğunu öne sürebiliriz..

Ünlü denemeci ve eleştirmen Nurullah Ataç dilini özensiz kullanan, yazına önem vermeyen bilginlerin bilimsel alanda başarılı olamayacağını öne sürerdi ki biz de haklı buluyoruz bu savı. Kendi dilini etkin ve düzgün bir biçimde kullanamayan bir kişinin bilimsel alanda başarılı olamıyacağı kuşku götürmez. Buradan giderek bilimle edebiyat ya da yazın evreninin yakın ilişkilerini yabana atamayız. Laboratuarda çalışan bilginlerin bulgularını anlaşılır bir biçimde kısacası açık seçik yazın örneklerini izlemeleri ve kendi bilimsel çalışmalarını yazınla beslemeleri zorunluğunu getirir... Bunu yapmazlarsa kendi alanlarında kuru ve eksik kalırlar. Ne yazıkki çoğukez bir şiir bile okumayan, roman ve öykü okumayı gereksiz bulan bilim adamları ile karşılaşırız kimi zaman. Onlar yazınla uğraşmayı, düşler kurmayı, sonuçlar vereceğine inanırlar. Ya da somut sonuçlar almak isterler. Oysa bilimle yazının birbirini desteklediği ve birbiriyle içiçe olması gerektiğini biliriz. Bilim alanındaki gelişmeler yaşadığımız dünyayı değiştirerek yazına da yeni atılımlar nasıl getiriyorsa, bunun öbür türlüsünü de yazın gerçekleştirir. Bilimle yazın ve sanat karşıtlığı sık sık karşımıza çıkar. Kimi zaman bu karşıtlığı yazın içinde buluruz. Bilim, yazın dünyasında olan bitenlere kayıtsız kalırken kimi yazarlar ya da kimi edebiyat çevreleri de bilime düşmanlık duyar. Çoğu kez kurgusal yapıtlarda, roman ve öykülerde kötü adamlar bilginler arasından çıkar. Kimi bilginler hırsları yüzünden ruhlarını şeytana bile satarlar. Doktor Faustus öyküleri buradan kaynaklanır. Örneğin Mary Shelley Frankenstein canavarını yaratır. Dolayısıyla yazın ile bilim arasında bir çekişme ve sürtüşme olduğunu söyleyebiliriz. Daha okul sıralarından başlayarak bilimsel dallarda çalışan ve araştırmalar yapanlar, yazarlara, ozanlara, kurgusal yapıtlar üretenlere tepeden bakarlar. Bilimsel buluşların, yeni teknikleri keşfetmenin başka alanlardan üstün olduğunu savunurlar ve kendilerine toplum içinde üstün yerler verilmesini isterler. Genellikle toplum içinde bilginlere kuşkulu gözlerle bakılmasının başka nedenleri bulunduğu da söylenebilir. Şöyle ki bilimin yaşamımıza getirdiği kimi ürünler bunlara bilinçli bir biçimde bakamadığımız ve ne olup bittiğini anlayamadığımız için üzerimizde korku yaratır. Teknik buluşların çoğunun nasıl çalıştığını anlamayız. Dolayısıyla bunları yapan insanlara da bir çeşit büyücülermiş gibi bakarız. Yazın ürünlerinin, düş kurmanın, fantezilerin bilimsel gelişmeye tek başına yol açabileceğini de söyleyemeyiz. Kimi zaman toplumsal çatışmalar, savaşlar bilim adamları arasındaki çekişmeler, yeni bilimsel atılımlara yol açabilir. Bunun örneklerini savaşlar sırasında ya da savaşlardan sonra görürüz çoğu kez.

Doğal olarak mitolojilerde yer alan kimi söylencelerin daha sonra gerçekleştiğine tanıklık ederiz. Her gelişme insanoğlunun düşlerinden, isteklerinden doğar ve gelişir. Örneğin insanlardaki uçma isteğinin bir simgesi gibidir.. Labirent ve Minatauros söylencesinde yer alan Daidolos ile oğlu İkaros kapatıldıkları Labirentten kurtulmak için uçmayı kurarlar. Çok becerikli olan Daidolos oğluna kanatlar yapar ve balmumu ile bu kanatları vücuduna yapıştırır. Havalanmadan önce oğluna sıkı sıkı pek yükseklerden uçmaması öğüdünde bulun. Ama İkaros bu öğüdü dinlemez ve yükseldikçe yükselir. Sonra iyice güneşe yaklaşır. O zaman kanatları tutan balmumu erir ve İkaros Ege denizinde Sisam adası yakınlarında denize düşüp ölür. Böylece insanoğlunun uçma isteğinin ilk belirtisi olarak bu mitolojik öyküyü düşünebiliriz. Burada en önemli olan uçuş isteğidir. Bu mitolojik dilek 19. Yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında kuru bir istek olmaktan çıktı ve insanoğlu bu isteğine kavuştu. Doğal olarak insanoğlu uçuş aşamasına gelinceye dek çeşitli ve güç evrelerden geçti. Bilim adamları aero dinamik yasalarını bulmak ve yüksek teknolojik buluşlar gerçekleştirmek, patlamalı motorlar yapmak zorunda kaldılar. Önce balonla uçmak olanağını buldular daha sonra sesten hızlı uçan araçlara, jetlere kadar geldi sıra. Bu arada cesur insanlar, kahraman maceracılar yapılan deneylerde ve ilk uçak gezilerinde canlarını da verdiler. Böylece insanoğlunun bir düşü gerçekleşmiş oldu.

Uzayda gezi, aya seyahat düşleri de insanlık tarihinde binlerce yıl öncesine kadar gidiyor. Fırat kıyılarındaki Samsat kentinde doğan Lukianos, Milattan II. yüzyıl önce ilk aya seyahat öyküsünü kaleme aldı. Aslında çok Tanrılı pagan inançlarını eleştiriyordu, Tarihçi Herodotos ile alay ediyordu ama bu arada bir Aya seyahat öyküsünü de anlatıyordu. Yüzyıllarca sonra onu Cyrano de Berjerac ve Jules Verne izledi. Giderek öyküler ve fanteziler gerçekte olanlarla birbirine yaklaşmaya örtüşmeye başladı, Örneğin Jules Verne'in aya seyahat öyküsü yıllarca sonra gerçekleştirilen aya yolculuğun ayrıntılarıyla nerdeyse tıpa tıp aynıydı...

İnsanların içinde taşıdığı istekler ve onları yükselmeye iten tutkular kimi zaman bilimsel ilerlemenin önemli etmenleri arasında yer alıyor. Bu konuda toplum yapısındaki değişikler ve savaşlar da etken olabilir. Örneğin geçmiş yüzyıllardan bu yana insanlar altın ele geçirip zengin olmak isterler. Altın deyince Krezus öyküsü aklımıza gelir bir çırpıda. Ortaçağda beliren 'Simyacı'ları da düşünebiliriz. Simyacıların tek özlemi ve tutkusu çeşitli maddeleri karıştırıp bunlardan 'altın' elde etmekti. Belki altın elde edemediler ama bu kez çabalarından başka türlü yararlandılar.. Örneğin Ortaçağ Avrupasının ünlü simyacısı Paraselsus altın yapamadı ama altın peşinde koşarken uyguladığı denemelerle 'Kimyasal sağıtım'ın kurucusu oldu. Kimsayal maddelerle insanların sağlığına kavuşmasında etkin rol oynadı. Bugün bile kimi hastalıklarda onun kimyasal tedavi yöntemleri uygulanıyor.

Bilimsel gelişmenin nasıl sağlandığı konusunda da çeşitli tartışmalar var. Örneğin matematik ve geometrinin ortaya çıkışı konusunda eski çağlar da bile çeşitli varsayımlar üretti insanlar. Eski Mısır uygarlığı aynı zamanda matematik ve geometrinin odaklaştığı bir örnek olarak görülüyor. Bu uygarlığın ve orada matematik ve geometrinin gelişmesinin nedenini o çağlarda yaşayan Yunanlı tarihçi Herodotos şöyle yorumluyor. 'Mısırlı rahipler rahat bir yaşam sürüyorlardı ve bol vakitleri vardı. böylece matematik ve geometriyi geliştirdiler.' Herodotos'un bu yorumu uzun yıllar geçerli sayıldı. Bilimsel gelişme için rahat yaşam, bol vakit gerektiği öne sürüldü. Daha sonraki yıllarda bunun hiç de böyle olmadığı anlaşıldı. Mısırdaki gelişimin kimi basit ve somut gereksinimlerden kaynaklandığı anlaşıldı. Mısır'da yaşam, Nil nehri ve onun suladığı topraklar üzerinde sürüyordu. Bu verimli topraklardan elde edilen ürünlerin bir bölümü vergi olarak Firavun'a gidiyordu. Bu ürünlerin miktarının saptanması, vergilerin hesaplanması bu ürünlerin çıktığı arazinin büyüklüklerinin denetlenmesi konusundaki çabalar matematik ve geometrik bilgisi gerektiriyordu. Piramitler dinsel nedenlerle yaptırılmış olsa da geometride gelişmeyi zorunlu kılıyordu. Kısacası Eski Mısır ülkesinde kimi güncel sorunların giderilmesi bilim alanında gelişmeleri de birlikte getirmişti... Başka ülkelerin tarihlerinden de örnek verilebilir. İslam ülkelerinden astronomi alanındaki gelişmeler bir yandan kıbleyi bulma zorunluğuna, öte yandan namaz saatlerinin saptanması gereğine bağlanabilir.

Kehanet amacıyla yıldızların gözlenmesi önce astrolojiyi daha sonra astronomiyi getirdi. İnsanın gözlemlediği doğa olaylarını matematik formüllere bağlamak istemesi de bilim alanında yeni gelişmelere yol açtı. Böylece evrendeki olaylar matematiksel denklemler içine alınabildi. Bu noktada Newton yasalarıyla evrensel boyutlardaki olaylar, örneğin yer çekimi yıldızların ve gezegenlerin devinimleri bir düzen içinde anlatılabildi. Bu nedenle Newton'un getirdiği ve formüle ettiği nedensellik yasaları yaşamı ve doğa olaylarını daha anlaşılabilir duruma getirdi. Böylece doğayı ve fiziksel olayları daha yakından kavrayabildik. Newton'un bulduğu klasik fizik yasaları 20. yüzyıl başına kadar yaşadı ve geçerliğini korudu. Kısacası fizik olayları bu yasalar çerçevesinde olaylara uygun düşebildi. Ancak daha sonra Newton fiziğine uymayan olaylar ortaya çıkmaya başladı. Bu alanda Newton yasalarına ilk darbeyi vuran Einstein oldu. Görecelik kuramını ortaya atarken Newton fiziğinin orta boyuttaki ortamlarda geçerli olduğunu evren boyutundaki büyük ortamlarda ise başka yasaların geçerli olduğunu öne sürdü ve buradan görecelik yasalarını ortaya çıkardı. Newton yasalarının çok büyük boyutlarda, yani atom fiziği gibi alanlarda da tam olarak geçerli olmadığı ortaya çıktı... Bu alanda bir ara Türkiye'de de konferanslar vermiş olan Heisenberg önemli buluşlar geliştirdi ve ünlü 'Kuantum' kuramını öne sürerek klasik fizik dışında yeni işlerliğini ortaya koydu. Einstein ve Heisenberg'in kuramlarının geçerliği daha sonra uzayda ve nükleer enerji alanında yapılan deneylerle kanıtlandı. Bu kuramlarda fiziksel olayların birbiriyle sıkı biçimde nedensellik bağıyla bağlı olmadığı, sadece bir olasılık bağının söz konusu olabileceği anlaşıldı, Atom Fiziğinde belirli gelişmeleri eski Yunan felsefesinden aldığı esinle gerçekleştirebildiğini Heisenberg'in yazılarından anlıyoruz. Kuantum varsayımının yaratıcısı Heisenberg, Eflatun, Leukippos, Demokritos gibi filozofların yazdıklarından çağdaş atom fiziğine ulaşabildiğini söylüyor.

Doğal olarak bilimin gelişmesinde matematik ve geometrinin büyük etkisi olduğunu biliyoruz. Ancak burada dünyanın çeşitli ülkelerini dolaşan, çeşitli uygarlıkları gözlemleyen bilginlerin katkısı olduğunu da söyleyebiliriz. Örneğin ünlü matematikçi Pytagoras'ın yaşadığı dönemdeki dünyayı dolaştığı özellikle Hindistan'dan bilgiler topladığı biliniyor. Böylece teoremlerini yaratabiliyor. Doğduğu Sisam adasına döndüğünde bir okul kurmak istediğinde ise öğrenci bulamıyor, öğrencilerine üste para vermek zorunda kalıyor. Ama daha sonra yeryüzündeki tüm olayları sayılara bağlayan Pytagorasın okulu nerdeyse bir din merkezi bir tarikat odağı durumuna geliyor. Pytagoras'ın kendisi ve öğrencileri bulgularıyla ve sayılar üzerine çalışmalarıyla doğanın gizlerini aydınlatmada büyük atılımlar gerçekleştirdiler.

Mezapotamya'lılar ise hesaplamalar yaparken ondalık sistem yerine 60'lık sistemi kullandılar. Böylece temel hesaplamaları 60 rakamı üzerine kuruyorlardı. Bu sistem eski Yunanlılara geçerken gökyüzü gözlemlerinde kullanıldı. Bugün saatin 60 dakika, dairenin 360 derece oluşu bu eski hesaplama yönteminden geliyor.

Matematikte son derece önemli olan 'sıfır' kavramının bulunuşu da önemli bir aşamadır. Sıfır rakamı Hindistan'dan Araplara, Araplardan Avrupalılara geçti. Ve matematikte ve bilimde büyük aşama sağladı. Savaşların da kimi zaman bilimsel aşamada etkin olduğunu söyleyebiliriz. Yeni silahlar yeni öldürücü araçlar bulma çabası kimi zaman insanlık karşıtı sonuçlar verse de kimi zaman olumlu sonuçlar da yaratıyor.

Örneğin nükleer silahların yapılabileceği önceden düşünülüyordu. İkinci Dünya Savaşı sonunda Amerika'da bir araya gelen bilginler, Amerikan Hükümetinin sağladığı olanaklarla Atom Bombasını gerçekleştiler. Soğuk savaş döneminde de nükleer yarışma insan soyunu yok edebilecek boyutlara erişti. Atom bombasını ilk yapan bilginler daha sonra çok ağır biçimde eleştirildiler. Ama bu arada onların çalışmalarıyla nükleer enerji barışçı alanlarda, tıp alanında kullanılabildi. Bu arada tarihte örneklerini gördüğümüz uzun askeri seferler de kimi zaman bilimsel gelişmelere yol açtı. Büyük İskender Mısır ve Hindistan'a gerçekleştirdiği seferlerinde yanına hocası Aristoteles'i de aldı. Aristoteles de bu seferlerde karşılaştığı hayvanları ve bitkileri inceledi ve böylece Zooloji ve Botanik bilimlerinin temellerini attı. Eski çağ gezginlerinin yaptığı kişisel gözlemler bu alandaki gelişmeleri zenginleştirdi.

Bu arada şunu belirtmek gerekir ki edebiyat ve bilim aynı kültür alanının verimli parçaları olarak incelenebilir. Bilimsel buluşların da yazına etkili olduğunu söyleyebiliriz. Önemli yazın ürünlerinin bilimsel buluşlarla ortaya çıktığını görüyoruz. Örneğin Darwin'in kimi kuralları daha sonra pek çok yazara örneğin Jack London'a esin kaynağı oldu. Ruhsal alanda Freud'un kuramları da pek çok yazarın yeni ürünler yaratmalarına neden oldu. Günümüzde bilimsel gelişme ve buluşlar özellikle bilim-kurgu yapıtlarının çoğalmasına yol açtı. Kimi bilim adamları bilimsel gelişmelerden yararlanarak bilim-kurgu yapıtları kaleme aldılar.

Kısaca bilimsel çabalarla yazın ve sanat ürünlerinin içiçe olduğunu, bunlara birbirinden ayırmak yerine yaklaştırmak gerektiğini öne sürebiliriz.


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim