Kas
22
2006
|
Frankenstein |
|
|
|
Mustafa Yelkenli
|
|
Perşembe, 23 Kasım 2006 |
Okunma: 542 kez
Gotik romanların ya da buna benzer korku ve gerilim ağırlıklı öykülerin temelinde, burjuvazinin bastırılmış cinsellikleri, kendi devrimci geçmişinden, politik gelecek korkusunun alegorik olarak yansıyışı olduğu öne sürülür. Toplumu dönüştüren ve devrimci atılımları gerçekleştiren burjuvazinin kendisini var eden özelliklerini inkâr ederek, her türlü adalet ve eşitlik amacından uzaklaşmış olmasıyla, feodalizmi ve onun ideolojik düşünsel yapısını oluşturan kilise karşıtı laik durusu küçük kent soylu bireyini ikilem içinde bıraktığı bir gerçektir.
( www.genbilim.com )
Ancak öne sürülen bu sav, burjuvazinin düne olan özlemini değil, aksine kendi seçmişinin bir başka sınıfa esin kaynağı olabileceği kaygısından ötürüdür. Burjuvazinin bilime olan yoğun ilgisi, eski ideolojinin çürümüşlüğünü kanıtlamaya yönelik olsa da, diğer taraftan kendi iktidarını sağlama alıp arkaik değerleri etkisizleştirmek yönündedir. Gelişmekte olan bilimsel araştırmalar, buluşlar ve keşifler kilisenin tüm değerlerini bilimin ışığında zorlayarak çürütürken, yeni sınıf cesareti ve radikal tutumuyla eskiyi yıka yıka yükselişini sürdürür. Yaşamın her alanında olduğu gibi bunun edebiyata yansıyışı da görülmektedir.
Kaygının ürünü
Konularını eski Ortaçağ şatolarının, manastırlarının gizemli ve ürküntü yaratan mahzenlerinden, koridorlarından, kasvetli odalarından, hayaletlerden, cehennem kaçkını yaratıklarından alan gotik edebiyat, daha çok 19. yüzyılın ortalarında feodal dönemin akıl dışı kimi özelliklerinin geri dönmesi olasılığının yarattığı kaygının bir ürünüdür. Gotik korku romanlarında kahramanlar bildik ve alışık bir dünyanın temsilcisi olarak değil, daha çok bilinç altında beslenen çelişkilerimizin, kuralları önemsememizin, aykırı ve toplum dişiliğimizin karşımıza çıkarak kendi korkularımızla yüzleştirerek bizi ürkütmesidir, bu türün daha gelişkin örneklerini sonraki yıllarda bilimsel açıklamalarla bilimkurgu edebiyatında ve sinemasında görmek mümkündür.Örneğin;Görünmez Işın'daki Dr. Janos Rukh, dünyaya düşen bir göktaşından yayılan ışınlara maruz kalarak mutasyona uğrar. Aşın ölçüde kendini işine vererek başarılı olma tutkusu giderek paranoyak bir durum alır; çevresine bir korku unsuru olarak dehşet saçar. Unsal Oskay'ın Çağdaş Fantazya adlı yapıtında işlediği gibi "Dr. Rukh egosunu, kendisinin de korktuğu istemlerini projekte ederek (tasarlayarak) kendisinin canavarlaşmış yanını yaratır. Ayrımında değildir ki, yarattığı bu canavar yenik düştüğü reel toplum içindeki yaşamının baskıladığı kendi istemleridir." Yine bir başka klasikleşmiş bilimkurgu filmi olan Yasaklanmış Gezegen'deki Dr. Morbius da aynı dramatik sonu yaşar. Altair IV gezegenindeki görünmez canavar, Dr. Morbius'un bilinç altında yatan dürtülerinin bir eseridir. Drakula gibi klasik gotik eserler, peri masalları, ejderhalar, büyüler fantazya oldukları halde, Frankenstein geleceğe yönelik eleştiriler geliştiren, uyaran klasik bir bilimkurgu yapıtı olmaktadır.
1800'lerde egemen olan gotik edebiyatın tipik özelliklerini Frankenstein'da bulmak olası değil. Buna karşın ingiltere'de 1968 yılına kadar Frankenstein gotik roman olarak nitelenmekten kurtulamaz. Perili şatoların, gizemli ve korku üreten karanlık mahzenlerin, hayaletlerin, esrarengiz din adamlarının boy gösterdiği unsurlar bu kitapta karşımıza çıkmaz. Romandaki gerçek dişilik günün bilimsel gelişmelerinden sayılan elektrik ve tıpta sinir ve kas hastalıklarının tanısında ve sağaltımında kullanılan galvanizmle açıklanır. Ancak romanın ana teması klasik bilimkurguda egemen olan bilimsel buluşların birey ve toplum üzerinde olası etkilerini anlatmak değildir. Daha açık bir deyişle yazar tarafından bilinçli olarak seçilmiş bir tercih değildir bilimkurgu. Romandaki ana tema doğa yasalarına karşı gelmenin eninde sonunda tepkisel sonuçlara yol açacağıdır. Bir başka konu da, kimya ve doğa felsefesiyle ilgilenen, yaşamın nedenlerini anlamak için önce ölüme yönelmek gerekliliğine inanan genç tıp öğrencisi Frankenstein'ın, yarattığı ve yaşam verdiği yaratığın sorumluluğunu üstlenmekten kaçtığıdır. Frankenstein her ne kadar sorumluluktan kaçarsa, yarattığı canavar da o denli sabırlı, yaratılışının altındaki nedenleri sorgulamayan, sadık, iyi niyetli ve insancıl bir özellik taşır. Yaratık yaratıcısından kaçtıktan sonra ilk başlarda şefkat ve ilgi bekleyen çocuksu bir davranış sergiler. Okuyarak kendini geliştirir. Dönemin ünlü eserlerini çözümleyecek kadar entelektüel bir kişilik kazandığı bile söylenebilir. Milton'un Yitik Cennet, Plutarch'ın Hayatlar'ı, Goethe'nin Genç" Werther'in Acıları'nı okur. Hayatlar'da eski cumhuriyetin ilk kurucularının yaşam öykülerinde yüksek düşünceleri, geçmiş kahramanlara hayran olunmasını ve onları sevmeyi, Genç Werther'in Acıları'nda keder ve karamsarlığı, Yitik Cennet'te Tanrı kavramını, kendi yaşamından yola çıkarak Tanrı'nın Adem'e bakışıyla Frankenstein'ın tavrını karşılaştırır. Ancak bütün bunlara rağmen ne insanlardan ne de yaratıcısından beklediği ilgiyi göremez. Yaratık yaratıcısının yüzüne karşı "her yerde sadece benim değişmez bir şekilde dışında bırakıldığım mutluluğu görüyorum. Ben yardımsever ve iyiydim; acı beni iblis yaptı. Beni mutlu et ki, yeniden erdemli olayım" der. Yok edilme olasılığına karşı ise yaşamını sonuna kadar savunacağını söyler. "Yaşam, kederlerin toplamından ibaret olsa bile, benim için hâlâ değerli ve bunu savunacağım." Çirkin bedeninin içinde iyi niyetli ve sevecen bir kişilik taşıyan yaratık insanlar arasında kendine bir yer bulamayınca hırçınlaşır. Canavarlaşmasını şu sözlerle dile getirir: "Eğer sevgi uyandıramıyorsam, korku salacağım."
Shelley romanında eski ve tutucu olan ahlak anlayışını, kadına olan bakışını ve genel olarak kiliseyi eleştirir. İşlemediği bir suçtan dolayı kilisenin baskısıyla itiraf ettirilen Justin'in idam edilmesinde kiliseyi suçlayıcı eleştirel tavır günün koşullarında cüretkâr bir karşı duruştur, zaten genç Frankenstein da, insan bedeninin doğal çürüme ve bozulmasını incelerken kiliseye olan tepkisini şu sözlerle belirtir: "Batıl bir öykünün beni korkudan titrettiğini ya da bir ruhun görünmesinden korktuğumu hatırlamıyorum bile. Karanlığın aklım üzerinde hiçbir etkisi yok: tu ve kilise mezarlığı benim için güzelliğin ve gücün beşiği olmaktan ziyade; solucanlara yeme dönüşmüş yaşamayan beden deposuydu." Genç Frankenstein, yükselen burjuvazinin, aklın ve bilimin şekillendirdiği ideal ve örnek bireyi olarak görülür.
Akla dayalı, deney ve araştırmayı ilkece amaç edinmiş aydınlanma çağının temsilcisi olan burjuva düşünürlerinin dışında kalan, ancak bu amaca uygun edebi metinlerin ortaya çıkışının ilk örneği olan Mary W. Shelley'in Frankenstein or the Modern Prometheus'da bu amaca uygun birçok ileti görmek mümkün. Bununla birlikte burjuvazi, ilk başlarda feodalizme ve akıl dışı metafizik güçlere yönelik radikal tavrını sonraki dönemlerde sürdürme isteğinden vazgeçer. Çünkü bu kez karşısında kendi bağrından doğan ve tıpkı kendisi gibi mücadeleci, devrimci, ilerici bir güç olan proleterya vardır. Ütopik Sinema'nın yazarları olan B. Roloff ile G. Seeblen, burjuvazinin kendi içinden çıkan proleteryanın günün birinde bağımsız hareket edeceği korkusunun alegorik bir yansıyışı olduğunu söylerler. Yaratığın yaratıcısı tarafından ilgi görmemesi, ona yaşam hakkı tanımaması ve buna karşılık yaratığın yaratıcısıyla ölümüne mücadele etmesi bu savın alegorik olarak nitelendirmesini haklı kılmaktadır.
Romandaki ana tema, her ne kadar bilimsel motiflerin ve yükselen değerlerin izlerini taşıyorsa da, doğaya ve Tanrı'nın ilahi buyruklarına karşı gelmenin öyle masumca bir müdahale olmadığı mesajını da vermektedir. Tanrıya ait sırlan öğrenmeye çalışmanın tanrısal gazaba maruz kalınacağını gösterir. Öbür dünyadan getirilen yaratığın, burjuva sınıfının seçkin ve aklın egemenliğine inanan, iyi yetişmiş aydın bir bilim adamı olarak tüm özelliklerini üzerinde taşıyan genç Frankenstein'ın dünyasına girmesine izin verilmez. Eski ölü yeni yaratılan yaratık burjuvazinin içinden çıkan yeni sınıfın alegorisi olarak burjuvazinin egemen düzeninde etkin olmasına hoşgörüyle bakılmaz. Burjuvazi kendi ürünü olan yaratılan yeni olguyu benimsemez, yarattığı kendi canavarından ürker.
Özellikle bilimkurgu yazınında daha sonra Robert Louis Stevenson'un 1886 yılında yayımladığı Dr. Jekyll ve Mr. Hyde adlı romanda Victoria çağında egemen olan ahlak anlayışından yola çıkarak iyilik ve kötülük kavramlarını tartışmaya açarken, Dr. Jekyll'in ikinci kişiliği olan Mr. Hyde son derece acımasız, kötü ve tiksinti vericidir. Yine bir başka çılgın bilim adamı motifini bilimkurgu yazınına kazandıran H. G. Wells'in 1896 yılında yayımladığı Dr. Moro'nun Adası'nda, bilim adamı hayvanları insanlaştırmaya çalışırken Frankenstein'dan daha çağdaş amaçlar taşımasına karşın daha kanlı bir tiptir.
1797 yılında doğan Mary Shelley'in Frankenstein'ı yazdığı 1816/1817 yıllarına kadar yaşamını etkileyen olaylar romanına da yansır, bu süre ölüm ve acıların yaşamında silinmez izler bıraktığı yıllardır. Doğumundan 10 gün sonra annesini yitirmesi, evli bir adama âşık olup babasının tüm ısrarına karşın bu adamla kaçması, bu arada kocası olan Percy Bysshe Shelley'in eşinin kendisini göle atarak intihar etmesi, daha sonra Mary Shelley'in kocasının da aynı gölde teknesinin ters dönerek denize düşerek boğulması, Ocak 1816 yılında doğan oğlu William'ın henüz bebekken ölmesi, 1817 yılında doğan kızı Clara'nın bir yıl sonra ölmesi yazarın bilincini ve yazın serüvenini etkileyen önemli olaylardır. Romanda yaratık tarafından öldürülen küçük çocuğun adının Wîlliam olmasını rastlantı olarak görmemek gerek. Romanın psikolojik çözümlemesini yapan eleştirmenlerden Chirstopher Small, Frankenstein karakterini, yazarın kocası olan Percy B. Shelley ile bağlantılandırır. Mary Shelley'in kocasına ve babasına karşı bastırılmış öfkesinin bir yansıması olduğunu söyler. Frankenstein bir tür suçluluk ve masumiyet dramı olarak görünür.
Bilimkurgunun Doğuşu
1816 yazının kasvetli bir gecesinde kocası Percy Shelley ve Lord Byron ile hayaletli öyküler yazma projesinin etkisi altında kafan Mary Shelley, o gecenin yaşamının bir dönüm noktası olabileceğini kestiremez. Açık havada gezmeyi seven Shelley çifti ve ünlü şair Lord Byron yağmurlu ve kapalı havalarda evde kalarak entelektüel tartışmalar yaparlar. Çeşidi felsefi konular, yaşamın sırrı ve ilkeleri, bunların ileride keşfedilme olasılığı, Darwin'in bulguları konuştukları konuların başında gelir. O dönemin edebiyatta ağırlığı olan hayalet öykülerini birbirlerine okudukları bir gecede Lord Byron'dan gelen hayalet öyküsü yazma önerisi henüz 19 yaşında olan genç Mary'i etkiler. Bütün gece tartışılan konunun bilincini etkilemesi sonucu gör-düğü rüya, ortaya bilimsel yönü olan ilk bilimkurgu romanının ortaya çıkmasını sağlar, ingiliz bilimkurgu yazarı Brian Aldis, bu kitapla gerçek anlamda bilimkurgunun doğuşunu gördüğünü söyler.
Son olarak, bilimkurgu edebiyatı ve sinemasında önemli yer tutan ve birçok yazar tarafından da kullanılacak olan çılgın bilim adamı motifini ilk kez işleyen Mary Shelley'in Frankenstein'ın 1831 tarihli basımının önsözünde yazdığı yaratıcılık konusundaki düşüncelerini not edelim, "yaratma isi hiçliğin değil, kargaşanın içinden bir şeyler bulup çıkarmaya dayanır. Her şeyden önce elinizde malzeme olması gerekir; yaratıcılık karanlık ve şekilsiz bir maddeyi biçimlendirebilir, ama maddenin kendisini vücuda getirmez. Keşif ve icadın her türlüsünde, hayal gücüne ait olanlarda bile, Colombus'la yumurtasının hikâyesini hatırlamak durumundayız. Yaratıcılık, bir konuda gizli olan olasılıklara hâkim olabilmek yeteneğinde ve onun uyandırdığı düşünceleri çekip çevirebilmek; becerisinde yatar."
Meraklısı için not: Giovanni Scognamillo tarafından Türkçeleştirilen 1971 yılında Milliyet Yayın Ltd. Şti. tarafından yayımlanan Frankenştayn romanının özgün yapıtla hiçbir benzerliği görünmemektedir, bu kitabın çevrilen 17 Frankenstein türevi filmlerinden birinin senaryosundan romanlaştırılmış olduğunu sanıyorum.

Etiketler:
Bilimler
Diğer Bilimler
Frankenstein
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |
|
RSS Kategorileri
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
Makale İşlemleri
|
|
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
|
|
İlgili Makaleler
İlgili makale bulunamadı... |
|