GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Sosyoloji arrow Bilimkurgu ve Kadın Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 22 2006
Bilimkurgu ve Kadın Yazdır E-posta
(0 Oy)



Müge İplikçi   
Perşembe, 23 Kasım 2006
Okunma: 1229 kez

Elbette öncelikle "kadın yazını" gibi bir kavramın olabilirliğine inanmamız gerekiyor. Dolayısıyla "yazının cinsiyeti" olmaz diyenlerin pek sevmeyeceği bir yazı olacağı aşikar bunun. Söze başlarken Jenny Wolmark'ın 1993 yılında yayımladığı Aliens and Others: Science Fiction and Postmodernism1 adlı kitabına değinmek istiyorum. ( www.genbilim.com )

Wolmark bu kitabında kadın yazınında rastlanan bilimkurgusal tiplemelerin egemen kültür farklılık ve kimlik tanımlamalarını sorgulamak için elzem ve radikal bir gizilgüce sahip olduklarını belirtiyor. Batı kültürüyle tanımına ve anlamına güç üstüne güç katan "üst yazı" pratiği, kadın yazarların yarattığı bilimkurgu ve bu kurgunun silahlarıyla inceden inceye yerle bir ediliyor ve bu kurgu üzerinden hayata yönelik yeni sorular üretiliyor. Aslında milenyumdun geriye bakıldığında, milenyumun yazgısından mı yoksa o yazgıyı hazırlamış olan son yüzyılın havasından mıdır, kurgu ve hayat bir noktada içiçe geçmiş durumda.

Gerçekten de yeni bin yılın eşiğinde, yani hayalle gerçek, şimdiyle gelecek arasında artık her şeyin daha sınırsız olduğu bir döneme doğru yola çıktık. Bilimkurgunun, geleceğin ütopyacı ya da karşıt - ütopyacı nitelğinden bir tür olarak -üstelik popüler bir tür olarak- daha da nasibini alacağı ortada. Batı'da feminist yazın, taa 70'li yıllardan başlayarak gürümüze değin ivmesi hızla artan bu eğilime çok sıcak bakıyor -ancak bilimkurguyu kadın bakış açısıyla kotararak yapıyor. Octavia Butler, Gwyneth Jones, Suzy McKee Charnas, Pamela Sergent, Margaret Atwood, Marge Piercy ve elbette Ursula K. LeGuin bu yazın türünün önde gelen yazarlarından bir kaçı.

Feminist bilimkurgu, kadın yazarları kaale almayan ya da dışarda bırakan, son derece katı kuralları olan bilimkurguya kadın ve toplumsal cinsiyetçilikle ilgili soruları taşımış, kurguyu sırf bu haliyle bile politikleştirmiş bir yazı türü. Politikleştirdiği alan bununla da sınırlı değil; tüm bilimkurgu fantazilerine yönelik algılarımızı derinden sarsıp etkilemeyi başarmış durumda -en azından biz kadınlar açısından! Böylece toplumsal cinsiyetçilikten nasibini almış öznelliğin yapılanmasının mikroskop altına yatırılması konusunda önemli bir işlevi de üstlenmiş. Peki, böylesi bir analiz neden gereklidir, diye sorulabilir -tabii yansızca. O zaman buna verilecek yanıt en basitinden şu olabilir: Daha çoğulcul ve heterojen toplumsal ilişkilere ihtiyacımız var. Bu toplumsal ilişkilerin olanaklılığının ima edilmesi gerekiyor. Dahası kadınları halihazırda marjinalleştirmeye devam eden iktidar odakları ve toplumsal ilişkilerin ehlileştirilmesi için güçlü bir karşı tavır sergilemeli artık. Donna Harawey'e göre kadın yazınındaki bilimkurgu "sorunlu kimlikler ve ötekilerin arasındaki sınırı kaldırır, uluslarötesi tekno bilimin oluşturduğu metin içersinde olası dünyaların keşfine çıkılması da bu sınırsızlığa bir örnek teşkil eder.2 İşte bu sorunlu kimliklerle ötekilerin feminist bilimkurgu içersinde toplumsal cinsiyetçiliğin, kimlik ve ötekinin sabitlenmiş ilişkileri bıçak altına yatırılır; hatta öznenin diğer temsil olanaklarına ışık tutar. O halde öznellik, kimlik ve farklılıkla ilgili sorular kadın feminist bilimkurgu yazınının birebir hedeflediği soru ve sorunlardır. Wolmar'a göre bu yazı tür bir öteki olan "yaratık" ve daima bir "yaratık" olan ötekinin ikili tanımlarını deşer. Ötekiliğin tasvirini de genel eğretilemelere çok zengin bir kaynak teşkil eden bilimkurgu ve bunlardan en tanıdığı olan "yaratık" feminist bilimkurguda çok farklı bir işleve sahiptir. Geleneksel bilimkurguda bu yabancı yaratık, egemen ve tabi olan arasındaki bağları destekleyen ikili karşıtlıklar üzerinden sağlanacak farklılığa imkân tanır, kendini yok etmek adına bu ad üzerinden o farklılığı meşrulaştırırken feminist bilimkurgu tüm bu eğretilemelerdan yeni ve farklı anlamlar çıkarır. Bunu yaratık ya da ötekilerin farklılığının yer aldığı toplumsal cinsiyet ve kimliğin alternatif ve hiyerarşiye dayanmayan olasılıklarını keşfederek gerçekleştirir.

Burada sorulacak başka bir soru feminist bilimkurgunun ne derece yaratıcı bir yazın olduğudur. Wolmark'a göre bu yazı türü "kendi varlığının çelişik koşulları içersinde yeni ve farklı konulara el atıp, yeni okurlar kazanan bir tür" ile "birçok türün karışımı olan bir yeniden okuyuş" olma kutupları arasında gidip gelir. Burada çelişikten kastedilen geleneksel bilimkurgunun ve dolayısıyla her zaman büyük zaptedici bir güç anlamına gelen erkek söylemin dayatmasıdır. Erkek ve popüler olan bir tür -genel çerçevesi üst ve alt kültür arasındaki sınırların yeniden tanımlanması biçimindeki bir süreç olan bir türü- parçalayıp yeniden kurgulamak feminist bilimkurguyu ne kadar ayakta tutabilir? Amacı gittikçe çetrefil bir hale gelen feminist bilimkurguyu iki kültür arasına sıkışmış geleneksel bilimkurgunun arasında kendine özgü bir yol bulma şansına sahip midir?

Tüm bu sorular Batılı kadın araştırmacıların kafasını kurcalayıp dururken 80'li yıllara gelinir. Artık işler daha da karışıktır. Geçmişteki sorulardaki açmaz bu dönemde hayli "patriarkal bir sinire" sahip olan 80'li yılların Sanalpunk'ı (Cyberpunk) karşısında nasıl bir yere savuracaktır feminist bilimkurguyu? William Gibson'ın Neuromancer romanıyla ilk kez karşımıza çıkan Sanalpunk, William Burroughs, J. G. Ballard ve Samuel Delany gibi yazarların yapıtlarıyla yüzyılın son çeyreğini eleştiri yağmuruna tutar. Peki, feminist bilimkurgu, bu erkek egemen yeni tür içinde farklılık ve kimlik sorunlarını ne ölçüde yansıtabilecektir? Sanalpunk erkek kahramanı modern kentin yeni alanları içersinde "flaneur"3 bir kimlik içersinde yolları katederken, kendisine mekân diye sadece ev içi kalan kadın böyle bir şansa hiç bir zaman sahip olmayacaktır. Modern kent hayatı ona göre çok gürültülü ve tehlikelidir; dolayısıyla banliyölerdeki tecrit hayat ya da geniş apartman daireleri güvenliğin yegane timsalleridirler. Dolayısıyla kent, yani dışarısı tamamen erkek egemen bir yapıya sahiptir; bununla koşut olarak genel ile özel, erkek iLe Kadın arasındaki fark postmodern toplumlarda da alabildiğine devam eder. O halde sanaluzayın kendisi de olsa olsa toplumsal dokunun (tarihten taa bu tarafa aktığı biçimde) birebir taklit edildiği bir alandır -bu alandaki kimlik ve farklılık soruları ile teknoloji vasıtasıyla bu farklılıkları ortadan kaldırabilme olanaklarının düşünüldüğü bir alan değil.

Yeni bin yılda bedenin değişimlerinin metaforlarını kullanmak, doğa - kültür, ben - öteki, içteki ve dıştaki ikiliklerinin egemen ve tabi olan bağlamında toplumsal cinsiyetçiliğin yeniden dokunduğu sibernetik sistemlerde kadın bilimkurgu, Sanalpunk yöntemlerini kullanarak post - endüstriyel toplumdaki yaralara parmak basmaya devam edebilecek mi, bunu zaman gösterecek.

Bu zaman tablosu içinde "Peki ya Türkiye?" diye soracak olursak, yani AB'ye üyeliğimizi "en gerçek" boyutuyla yeni bin yılda yakalayacak olan Türkiye, bu süreçte hayal kurmaya başlayabilecek mi? Hayalle fantazinin nerde ayrıldığını farkedebilecek mi? Enflasyon canavarı, Van canavarı, Beykoz canavarı, Kardak kahramanı, Meclis başkanı, mafya babası... kimliklerinden bıkmadık mı; ya da zamanın kavram olarak Çankaya zamanı, maaş zamanı, emeklilik zamanı, kredi alma zamanı gibi düz ve tanımı çok belirgin çizgisel boyutundan?

Geçmişi masala bu kadar yatkın bur toplumda çağdaş masalların yeni yeni söylenmeye başladığı bir ülke Türkiye. Ancak bu çağdaş masal anlatıcılar hâlâ kadın değil. Hâlâ Türkiye'de kadın bilimkurgucu yık. Oysa tüm bu zaman ve mekânları bölmeye, gölgeleştirmeye şiddetle ihtiyacımız var. Yani karşıt - ütopyaların "kadın" sesine.

Modern dünyanın mitolojisi olan bu çağdaş anlatılara4, kadın dilinden bir an önce kavuşmalıyız gibime geliyor. Rüyaların diliyle anlatılacak o masallara çok ama çok ihtiyacımız var. Hele de Türkiye gibi eşitlik prensibinin dayanıklılıkla ölçüldüğü, keskin sınır ve çizgileri bu kadar çok seven, bu erkek egemen, kendini ağırdan satan bir teknolojinin dışında "yeni dünyalar" olanaklarına bu kadar kapalı. muhalefet kimliklere tahammülü hiç olmayan böylesi bir toplumda, illa ki...


Etiketler:  



Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim
GenBilim