GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Diğer Bilimler arrow Böyle Buyurdu Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Kas 05 2006
Böyle Buyurdu Yazdır E-posta
(0 Oy)



Erdost Yüksel   
Pazartesi, 06 Kasım 2006
Okunma: 544 kez

Bugün ne yazacağımla ilgili bir fikir sahibi olarak oturuyorum kafamdakileri yazıya dökme aracımın başına. Yanlış bir benzetme kullandım ya da istiare mi demeliyim her ne kullandıysam artık. Kafamdakileri yazıya dökme aracımdan kastım elbette ki bir bilgisayar ancak karşıdaki okuduğunda bunun bir kalem olduğu fikrine de kapılabilir. Bu durum ve aracımın kalem olması durumu sizlerinde düşünebileceği üzere benim açımdan pekte iyi bir şey olmaz. ( www.genbilim.com )

Şimdi bir de bu son yazdığım cümleyi bir yazar olarak kaleme alsam nasıl karşılanırdım diye düşünüyorum. Acaba okuyucular bir gülümseme gösterip geçerler miydi yoksa aklımı müstehcenlikle bozduğumu mu düşünürlerdi. Ama emin olun ben, başkaları gibi belden aşağıya bahis yatırıp köşe olma niyetinde değilim. Neyse iyice saçmalamadan yazıma ilham veren fikrimin nasıl oluştuğuna dönsem iyi olacak. Geçenlerde en sevdiğim teyzem üzerinde çok düşünmeme neden olan bir anısını anlattı. Anıyı yazıyım sonra üzerinde düşündüğüm şeylerden bahsedelim.

Teyzem zamanında bizde kalırken (ben o zamanlar mamul müydüm bilemiyorum!), annem ve babamın arkadaşları bize gelmişler. Tabii teyzem o günlerde güzel mi güzel bir genç kız ve evli değil! Bunu belirtmeden geçemedim çünkü teyzem hâla çok güzel ama aynı zamanda da evli ve çocuklu! Evet, bize gelen aile dostlarından bahsediyordum. Misafirler arasında çok yakışıklı olan bir de ağabeyimiz varmış ve yanında da kendisine oranla görünümü daha kötü olan bir ablamızla beraber gelmişler. Teyzem de çifti şöyle bir süzmüş ve bu kadar yakışıklı bir adamın yanında böyle bir kadının ne işi var diyecek olmuş. Başka bir deyişle adam bir devken, kadın biraz şekilsiz burnuyla, kısa boyuyla ve kıvırcık saçlarıyla küçüldükçe küçülmüş teyzemin gözünde. Derken işte sofra kurulmuş ve sohbette başlamış. Şuna da değineyim; Bizim sofralar öyle klasikte olduğu gibi konuşanı Allah’ın çarpacağı, hemen yemeğin ardından toplanıp kaldırılan türde değildir ve muhabbet ilk burada başlar. İşte bu muhabbetin başladığı yerde kadının sihrinin ne olduğu da yavaştan ortaya çıkmaya başlamış. Kadın o kadar donanımlıymış ve kendisini o kadar iyi dinlettirebiliyormuş ki, gecenin tüm ilgisini adeta üzerinde toplayıvermiş. Teyzem girişte adama büyülenmişken, çıkışta kadına tapacak derecede hayran kalmış. Öyle ki ilk gözleminde adama kadını yakıştıramazken, gecenin ilerleyen saatlerinde kadını adama fazla bulmaya başlamış. Gözlem demişken; Böyle gözlemleri hepimiz yaparız değil mi? Özellikle emin olduğum bir şey varsa da bu gözlemi kadınların biz erkeklerden çok daha fazla yaptığıdır. Belki de bizleri o kadar iyi tanımaları karşısında bizim onlarla ilgili bildiğimizi sandığımız şeylerde bile yanılsamalara düşmemizin nedeni de bunda saklıdır.

            Neyse konumuza dönecek olursak eğer, teyzemin anısından bahsettikten sonra bile kafalarımızda tonla şey canlanmıştır diye düşünüyorum. İlk olarak benim bu anıda yakaladığım, yaşamda bize dayatılan “ilk izlenimin ve yüzeysel güzelliğin” hayattaki yerinin sandığımız kadar da çok olmadığıdır. Bu son cümlemle aynı düşüncede miyim diye düşünsem de şu anda, bu anıdan aynı düşüncede olmam gerektiğiyle ilgili bir şeyler yakalayabiliyorum. İlk izlenimin önemi tabu değil midir bizler için daha doğrusu tabulaştırılmamış mıdır? Peki, hepimiz mükemmel bir ilk izlenime sahip miyiz diye bir soru soralım kendimize. Verilen cevaplar farklılık taşısa da şunu söyleyebilirim bu tamamıyla bizim elimizde olan bir şey değil. Hepimizin doğuştan gelen bir güzelliğe ve güzel olmamızı sağlayabilecek olanaklara sahip olduğumuzu sanmıyorum. Bu nedenledir ilk izlenime vermemiz gereken önem sanıldığından ve dahası dayatıldığından çok daha az olmalıdır. Tabii bu sözlerimden pis pis gezebileceğimiz sonucu çıkarsa o zaman yazının izleniminde bir sorun var demektir ki umarım böyle bir durum yoktur.

            Teyzemin anısında kanımı güçlendiren kozlar var ve bende bunları oynayarak yazımıza devam ediyorum. Anıda vurgulamayı unuttuğum bir şey de, evimize gelen ağabeyimiz muhteşem bir dış güzelliğe ve bunun getirisi bir ilk izlenime sahipken, konuşmasıyla ve diğer hal-hareketleriyle ise kadının çok altında kalmış. Yani bu bana ikinci izlenimin ilkine göre çok daha belirleyici olduğunu gösteriyor. Burada bizim hangisine önem verdiğimizde önemlidir ama biz tabii ki Türk halkı olarak iç güzellik yanlısı bir toplumuz. Tıpkı belgesel kanallarını takip edip, çok sayıda ve kalın ciltli kitaplar okuduğumuz gibi. İkinci izlenim daha önemlidir dedik ama o halde niçin ilk izlenim sürekli daha fazla vurgulanan olmuştur ve ben neden özümle değilde kabuğumla değerlendirilmek zorundayım? Kabuğuyla değerlendirilmek de kötü bir şey demiyorum ama niçin özümüze bir şeyler harcamamız gerekirken bize kabuğumuza yatırım yapmamız dayattırılıyor? Bunun cevabı belki de kahvehanelerimizde gizlidir. Amcam der ya “sevgililer günü de neymiş, bunlar para tuzağı, mal satma aracı ve der mi bilmiyorum ama kapitalizmin göz yaşartıcı bombası!” Bilmiyorum amcamın sözleri demek istediğimi anlatmaya yeterli oldu mu? Sanırım biraz daha açsam iyi olacak ve yazımda bu noktaya gelebileceğimi de inanın hiç düşünmemiştim.

            Ama şuna da inanın, son yazdıklarımı bir yerlere dayandırmak da hiç zor değil. Kapitalizm, toplumu yani bizleri güvensiz olmaya zorlar. Güvenden kastım ne birazdan daha iyi anlayacaksınız. Bizler itaat etmeye programlandığımızdan fazla soru sormaz ve bize verileni yaşarız. Tıpkı ilk izlenim düşkünü olarak yaşadığımız gibi. Biz böyle yaşadığımız müddetçe de ne oluyor biliyor musunuz? Evet, çok basit ama göz önünde olması engellenmiş bir cevabı var bu sorumuzun. Biz sürekli dış görünüşümüzü doyurmaya çalıştığımız için bizi biz yapan kişiliğimiz ve entelektüel kimliğimiz aç kalmış oluyor. Sormayan, düşünmeyen ve böylelikle itaat etmeyi yaşam tarzı edinen bireyler olarak, yani bizden istendiği gibi yaşamaya devam ediyoruz. Yeterince açık değil mi? Bir de örnekle anlatmayı deneyeyim o halde.

            “Popüler kültür, kapitalizmin en iyi uyutma aygıtıdır” düşüncesi yerleşmiş ya bir kere bünyeye yine buradan bir örnek verelim. Sanıyorum hepimiz “aptal sarışın” tiplemesinden iyi kötü haberdarızdır. Hepimizin, yaptığı aptallıklara gülüp geçtiği bu karakter beyaz perdede kalıp dışarılara taşmasaydı eğer ben şu anda başka örnek arıyor olacaktım ancak, gerçek hayatta da bunlar pire gibi hemen her yerde bitmeye başlayınca bundan daha iyi bi örnek bulamazdı herhalde bunları yazan. Yani yukarıda anlatmak istediğim gibi “aptal sarışın” olarak yaşamaya zorlanılıyoruz ve farkında mısınız bilmiyorum ama artık “harbi kızlar”, “delikanlı erkekler” yerine “aptal sarışınlar” arar olduk. Ben bu sorunun sosyolojik adını da hep duymuşumdur ama bu yazdıklarım için de geçerli olduğunu doğrusu yeni fark ediyorum. Ne mi bu yazdıklarımız karşılayan isim; “Yozlaşma” evet evet bunun da ismi yozlaşma.    Yozlaşmayı hep camiye dayandırmakta bir yöntemidir aslında gerçekleri giz etmenin. Biz camide, yani kalplerde ararken bir de bakmışız ki beynimiz frengiden erimiş, bitmiş. Frengi mi? Frengi tabii ya! Erken teşhis edildiğinde sadece bir penisilin ilerlemesini tamamen engelleyip hastalığı bitirirken, erken teşhis konamadığında beyni saman altından su yürüten bir “Pacman” edasıyla yer bitirir. — Burada frenginin nasıl yayıldığını yazmasaydım eğer harika bir yazı üslubumun olduğunu söyleyebilirdim, ancak hepimizin gördüğü gibi benimle üslup arasında böyle bir aidiyetten eser yok!

            “Çok şey bilmek aslında hiçbir şey bilmemektir” demiş, filozof. Bu lafı güdümlemeyle ilgili söylememiş olması olasılıkça büyük ancak bu söz bana hep doğruyu bulmak için baktığımız yerin doğru olmasının gerektiğini hatırlatmıştır. —Kim bilir, belki de “doğruları görmek, gün ışığına çıkarmak” sözleri buradan geliyordur—  Yani, çok fazla bilgimizin olması, bize gösterilenlere ve “bu doğru” demelere kanmamızı engellemiyor. Koyun gibiyiz nereye götürürlerse gideriz, başımıza da koyarlar bi sürübaşı! Uçurumdan atlarsa eğer arkasından gitmemek bize yakışmaz. Bu “bize yakışmaz” sözünden sonra “ne kadar inanmazsak o kadar iyi” demek istiyorum ve bu sefer frengi hatasına düşmeden geçiyorum buradan.

            Aslında şu örneği versem daha iyi nüfuz edeceğim beyinlerinize. Yanlış anlamayın maksadım da beyin göçü denen ve bize boşa zımbırtı diye kabul ettirildiğinden önemsemediğimiz suyolunu tıkamak. Ne kadar çok beyin kurtarırsak o kadar iyi! Örneğini söyle de bırak şu insanların beyinlerinde urculuk oynamayı değil mi ama? [geçenlerde de çok iyi bir arkadaşıma, yazmış olduğu yazı ile ilgili “süslü sözler aramaya çalışma” özetli bir eleştiri gelmiş! Benim içinde geçerli midir ki bu? Asla kabul etmiyorum böyle bir şeyi. Çünkü böyle bir kasıntılık yapmadığımı biliyorum ve arkadaşımın da böyle bir şey için üstün bir çaba göstermediğine eminim! Ve son olarak şunu da söyleyip lanet örneği vereceğim söz! Süslü sözler denen şey eğer bilmediğini saklamak içinse berbattır ama yok daha iyi anlaşılıma ulaşabilmek için kullanıyorsan arkadaşım -ki böyle olmalıdır- bu tip yazılarının devamını bekliyoruz! Eleştirenin eleştirisini de eleştirmelisin ki eleştirmen eleştirisini eleştirmeyi de öğrensin! Of bu cümlelerin artmaması için cebren ve hileyle kapatıyorum şu parantezi]

            Bir film sahnesi getireceğim gözlerinizin önüne. Aktör de izninizle siz olacaksınız… Bir adamı kovalıyorsunuz ama namussuz öyle hızlı koşuyor ki farkı biraz açıyor. Siz de geçtiği yolu izleyerek devam ediyorsunuz takibe. Olanca gücünüzle koştuktan sonra bir de bakıyorsunuz yol ikiye ayrılıyor. Ya sağa gideceksiniz ya sola! Burada kendi hislerinize değil de haliyle, orada oturan ve son sürat kaçağın nereye gittiğini bilen 3 kişiden biri olan yaşlı kurda güveniyorsunuz. Yani onun gösterdiği yönü tercih ediyorsunuz. Şöyle gözünüzün önüne getirin. Siz amcaya kaçağın ne taraftan gittiğini soruyorsunuz. Amca da soldan gittiğini gördüğü halde size sağı gösteriyor. Yani gerçeği görmenizi engelliyor. Hoş; dinlemeyip soldan gitseydiniz de gerçeğe ulaşmanız istenmediğinden dolayı kumpasa gelip bi güzel dayağı yiyip oturma şansınız da var bu taht kavgası dünyasında, o da ayrı. İki ucu çoklu değnek derler ya bu söz aynen bu durum için söylenmiş olmalı. Bu arada bu yazdıklarımdan amcanın aslında bizi düşündüğünden sağı gösterdiğini de düşünmeyesüz! Amca böyle yaparak bizim kumpastan kurtulup gerçeğe ulaşma ihtimalimizi elimizden almış oluyor. Yani hiç çabalamadan başarısız olmamızı sağlıyor. Bir başka deyişle bizi istenen kıvama sokuyor ve bunu yaparak da görevini gerçekleştirmiş oluyor. Ve ne yazık ki bu dünya bize asıl görmemiz gerekeni değilde, yalan dünyayı gösteren bu amcaların hüneriyle dönüyor. Ama ne yaparsınız ki, böyle buyurdu kapitalizm!


Etiketler:  



1demek kapitalizm
ayþegül yýldýz 2006-11-09 08:57:40
mükemmel bi konuya çatmışın:)

2sahte sarışınn
ayþegül yýldýz 2006-11-09 09:04:42
sarışın beyaz eşya mağazasından içeri girer şu televizyon ne kadar der satıcı sarışınlara satışımız yok der kadın ayrımcılık yapıyorsunuz diye kızarak mağazadan çıkar ertesi gün peruk takarak yine gelir telavizyon ne kadar der adam sarışınlara satmıyoruz der kadın yine gider art arda makyaj yapar estetik ameliyat olur fakat televizyonu alamaz sonunda dayanamaz sorar:okadar makyaj yaptı estetik oldum ama siz benim sarışın olduğumu nerden anladınız der. satıcı:hanfendi o televizyon değil mikro dalga fırın ...  
 


3aslında birazda saflar!!
ayþegül yýldýz 2006-11-09 09:06:55
Sarışın bir pizza ısmarladı. Pizacı sorar: 6 parçayamı böleyim, 8 parçaya mı ? Sarışın: 6 parçaya böl , 8 parçayı bitiremem... 
beni ayı mı sandın demişş::)

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim

GenBilim Editor

Yazar Hakkında:
"Bir şey üreten ve olayları olduran küçük bir seçkin grup, Olup biteni seyreden oldukça büyük ikinci grup, Nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık." Nicholas Murray
Yazar Şuan Çevirim Dışı
Yazara E-Posta Atin
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim
GenBilim
İlgili Makaleler Biz neden böyleyiz ?
GenBilim