Okunma: 602 kez
Şu bilgisayarın başına ne yazacağımı bilmeden geçtiğim zamanları çok seviyorum. Hiç kasıntısız, zoraki cümlelerden uzak ve bütünlüğü koruma derdi olmadan yazmak, dünyanın en güzel işi ve en iyi yazma antrenmanı budur işte. Burada gönlümce yazdıklarım ileride yazacaklarıma o kadar yardımcı oluyor ki anlatamam. Son zamanlarda sapkın davranışlar gözleniyor bu ağaçta.
Bu arada aklıma Orhan Veli’nin “ağaç” şiiri geldi. Hani şu “gerici” ama gerçek bir şair ve edebiyatçı üstat Necip Fazıl’ın yayımladığı “Ağaç Dergisi”ne gönderdiği şiirinin yayınlanmaması ve dahası geri verilmemesi üzerine yazdığı şiiri var ya işte o.
Ağaca bi taş attım;
Düşmedi taşım,
Düşmedi taşım.
Ağaç taşımı yedi;
Taşımı isterim,
Taşımı isterim!
Yazmak diye buna denir işte. Birde adamla sarhoşken belediye çukurunu görmeyip içine düştü gibisinden dalga geçmeler yok mu, işte beni deli eden de bu. Tüm şair kimliğinin, şiirde yaptığı devrimin ve dahası insan olarak güzelliklerinin üzerini nasıl da kapatıyorlar böyle yaparak. O belediye çukurunu açıp da kapatmayan konuşulmaz zaten böyle bir durumda. Suçlu bellidir, hele ki adı Orhan Veli ise suçlarına bir yenisini daha eklemiştir. Neyse, nerede kalmıştık. Hatırladım, sapkın davranışlarımdan dem vuruyordum. Ne diyorum ben ya sapkın davranış falan. Linç etmeseler bari! Linç demişken, bu ülkede adam öldürmek o kadar kolay oldu ki. Çaba göstermene, fazla düşünüp planlar yapmana dahi gerek yok. Öldürülecek kişiyi göster yeter. Suçu ne olsun peki potansiyel merhumun? Terörist mi olsun vatan haini mi, fenerli mi olsun cimbomlu mu, dinsiz-zındık mı olsun, laiklik karşıtı mı, bu son yazdığım laiklik karşıtlığını siliyorum buradan. Laiklik denen kavramda, laiklik karşıtlığı da nedir bilinmeden bu kavramın kullanımı yasaklanmıştır, tabii ki demokratik yollardan!
Potansiyel merhumun suçu ne olursa olsun onu potansiyellikten kurtarıp merhumluk mertebesine yükseltecek kişi veya kişiler için suç kavramının ne ifade ettiğini anlamak için Suç ve Ceza’nın bir sözüne bakmak yeterlidir. “Kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu anlamak o kadar güç olmuştu ki, en iyisi suçluyu arayanı yok etmek ya da onu suçlu ilan etmek diye düşünmeye başlamıştık”, diyor üstat. Bu suçlu söz beni nerelere götürüyor bir bilseniz. Filistinli, Lübnanlı çocuk oluyorum birden ve bana atılacak bombanın üzerine benim için mesajlar yazan yaşıtlarımı düşünüyor, üzülüyorum. “Kapitalizmin son yaratısı olarak” mektup arkadaşlığının yerini buna mı bıraktığını düşünüyorum en çocuk halimle ve düşünüyorum beni kim suçlu ilan etti diye. Sonra Yahudi düşmanı bir Nazi gibi düşünüyor ve az bile yapmışız diyecek oluyorum ama Salim Jabran’ın dizeleri yetişiyor imdadıma. Salim Jabran’ın 2. dünya savaşı sırasında öldürülen ve tek suçları Yahudi olmak olan insanlara “sizin kardeşlerinizin yaptıklarını bir bilseydiniz” diyerek seslendiği şiirini duyuyorum kulaklarımda ve dudaklarımdan Erich Fried’ın “Dinle İsrail” şiirinin dizeleri dökülmek istiyor Nazi olmak isteğime sonuna kadar karşı!
Vahşice peşimize düştükleri o zamanlar
Sizden biriydim
Siz başkalarının peşine düştüğünüzde
Nasıl sizden olayım ben?
Erich Fried da Orhan Veli’yle aynı kaderi paylaşmış mıdır bilemem ancak ikisi de anlatmak istediklerini o kadar büyük ustalıkla anlatıyorlar ki anlamayanlarda bir kusur aramamak mümkün değil. Anlamayan ya da anlamazlıktan gelen kişiler oldukça belediye çukurları da hemen her yerde karşımıza çıkacak ve kim bilir bizi hangi küçümseyici sözlerle anacaklar ardımızdan.
Linçten bahsediyorduk ya aslında bunun en etkili yolu beyne darbeler indirmektir, emperyalizmin kültürel boyutu gibi düşünün bu dediğimi. İsrailli şirin mi şirin, baktığı yerde kötülükleri eritip güzellikler ortaya çıkarma potansiyeline sahip küçük kızın, belki de onlarca yaşıtının güzel bakışlarına son verecek olan füzelerin üzerine “hiçbir şey anlamadan öleceksiniz” yazması beynime ok gibi saplanıyor ve daha öte bir şey düşünemez oluyorum. Durumun boyutunun bu denli önemli olduğu yerde birkaçı hariç gazetelerimizin de bu durumu “dikkat çekici” olarak yorumlayıp geçmeleri ve hemen alt haberde İsrail’den “Büyükanıt’a büyük jest” manşetinin yer almasını da tesadüf olarak görüp geçmem gerekiyor! önceki öğrenimlerimden. Neymiş bu haber söyleyeyim. İsrail büyük bir jest yaparak en kıdemli “ulusalcılarımızdan” Büyükanıt Paşa’nın dedesinin mezarının yerini bulmuş. Bu haberle ülkece mutlu olup sokaklara dökülmek isterdik ancak, sonumuzun “İsrail askeri olmayacağız” pankartı açan aşırı derecede suçlu! 4 üniversiteli genç gibi olmasından korktuk anlaşılan. Bakalım İsrail’in İstanbul emniyetinin kıdemlisi ve bu 4 suçlu gence hadlerini bildiren bir “Cerrah” için yapacağı jest ne olacak, sokağa dökülememenin verdiği üzüntüyle ve merakla bekliyoruz.
Yaptığım sapkınlıkları yazamayacağım anlaşılan ama akılma gelmişken bizim bu jestlere ne güzel cevap verdiğimize değinmeden geçemeyeceğim. Aslında fazla söz sarf etmeden bir kısaltma yapayım. “O.F.E.R.” Bakalım belki yakında böyle kısaltması olan bir uluslararası örgütün kurulması için harekete geçebiliriz. Tabii pankart açmak falan yok! Asker göndermekten falan bahsetmek istemiyorum aslında ama Penguen Dergisinde gördüğüm bir karikatürden bahsetmeyi de çok istiyorum. Anlatmaya çalışacağım, umarım başarılı olurum. Bir aslan afiyetle kuzuyu yedikten sonra kırıntılar için de akbabaların geldiğini görüyoruz. Yerde sadece kemikleri kalmış olarak yatan kuzu da akbabaların geldiğini görerek “Hah! Barış Gücü’de geldi işte” diyor. Kafanızda canlandırdığınızda ve aktörleri değiştirip yerine esas oğlanları koyduğunuzda çok şey ifade ettiğini düşünüyorum bu karikatürün. İlginç olan bu karikatür için daha dava açılmadı. Düşünce özgürlüğü diye bir şey mi var yoksa yine anlayamayan, anlamazlıktan gelen kişiler mi söz konusu? Ben bu işi anlamadım.
Asker göndermenin mantığını açıklamaya çalışan teoriler üretilmeye başlandığında bu konuyla ilgili ortaya atılan bir paraf da şöyle olabilirdi ki belki de olmuştur. Yolda yürürken bir kişinin yola pislediğini görüyoruz, bu arada bir veya birkaç kişide ona gözcülük yapmakta. Biz ise o pisliği temizlemeye büyük bir iştahla koşuyoruz. ”İştahla derken başka bir şey anlaşılmasın ama yanlış anlaşılacak olan anlamıyla da gidenler var elbet”. Bunda ne kötülük var ki, büyük bir çevreci bilinçle ve hazla çevreyi kurtarmaya gidiyoruz değil mi? Ancak çevreye pisleyen arkadaş (arkadaş mı?) müeyyideden tamamıyla uzak kalıyor. Bunda da ne kötülük var ki diyorsan şu soruya cevap vermen gerekiyor. Pisliğini temizlemeye çalıştığın arkadaş ya da her neyse bu şekilde bir tepki gördüğünden ötürü oraya buraya pislemeye devam edip durmayacak mı? Gitmemize neden olarak “o pisliği yapmaya devam etmemesini sağlamak” söylemleri de var. Kulağa çok hoş ve ulu bir görev gibi geliyor söyleminiz de anlayamadığım pisleyen işin içinden müeyyide görmeden çıkınca bu dediğinizin ne denli mantıklı olacağı. Hala mantıktan söz ederek ne saçmalıyorum ki ben burada. Bir de asker göndermekten bahsetmek istemiyormuşum. Sen onu başkalarının yaptığı gibi benim külahıma anlat!
İyi yazanların makûs talihi midir ki, meyve veren ağaç taşlanır sözünde ki meyve rolünü üstlenmek. Yanlış yazdım aslında. Burada iyi olan şey “meyve veren ağaç olmak” olsa gerek. Yine yanlış yazdım! Taşlayan olmak da kötü değildir ki. Aslında “meyve veren ağaç olmak da taşlayan olmak da zor iştir demek” burada en doğrusu olur. İyi-kötü hangisidir aramak suçlu-suçsuz aramaktan farklı değildir ki bu yüzden dikkatli olmamız gerekir. Bu arada yukarıda yanlış yazdığımı kabul ettiğimi fark ettim. (fiillerle dolu garip bir cümle oldu, kesin bunda da bir yanlış vardır!) Yanlışını kabul edip, düzeltmeye çalışmak da dünyanın en zor işlerinden biridir. Yukarıdaki yanlışımı fark edip düzeltmeye çalıştığım için böbürlendiğimi sanmayın bunun aksi olan hatayı bende istemeden yapmışımdır çoğu kez. Hepimiz korkarız bu durumdan. Matematikçiler vardır, -hani şu çözülemeyen, ispatlanamayan soruları ortaya attıkları için küfür yiyenleri kastediyorum- hayatları boyunca teoremlerinin aksi ispatlanacak diye ödü kopar bu insanların. Niye korkuyorsun ki, bırak çözülsün, aksi ispatlansın. İlerlemeye yarayacaksa üzülmen kadar yersiz bir şey yok değil mi? Aynı durum yanlışımızı anlasak da, kabul etmeyip doğru olduğunu savunmaya devam etme eğiliminde bulunabilen bizler için de geçerlidir aslında. İlerlemenin en önemli uyarıcısı da belki de bunu başarabilmektir. Şimdi daha iyi anlıyorum her şeyin neden bu kadar yavaş ilerlediğini! İlerleyip ilerlemeyeceğimize de yanlışlarından dönmemekte direnenler belirliyor ne yazık ki. “Neyi hak ediyorsan, onu yaşarsın” sözünü ortaya atanın kim olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da bu sözün çok iyi bir uyutucu olduğudur. Belki de söyleyen uyandırmak için söylemek istemiştir ama hakikaten “n tane uyku hapı iç ve öl” sözü bana daha insaflı geliyor. Üzerinde yaşıtımın “iyi niyet mektubu”nun yer aldığı füzeyle öleceğime uyku ilacıyla ölmek düşüncesi çok daha alımlı geliyor insanın kulağına. Ben o füzeyi hak etmediğimi düşünsem de hak ettiğimi yaşamam gerekiyor ve anlaşılan ilerleyip ilerlemeyeceğime veremediğim gibi neyi hak ettiğime de ben karar veremiyorum.
Bir başka üstat Can Yücel’in dizeleri de beni satırlar dolusu yazı yazmaktan kurtaracak bir ilaç gibidir;
Kuzu gibi olun istiyorlar
Büyüyüp ortaya çıkınca
Koyun gibi gütmek için sizi!
İlginçtir bu şiiri anınca kuzuyu yiyen aslan geldi yine aklıma. İlginç olan bir başka şeyde Can Yücel’in de hayatı boyunca sürekli yerilmesidir. Bu kötü yericilerin istedikleri tabii ki Yücel’in yenilmesidir, tıp ki Aziz Nesin gibi, Uğur Mumcu gibi, Nazım Hikmet gibi, Pablo Neruda gibi… İyi yazan onlarca “yazan yazarlar” gibi. Neyse! Kuzu gibi olup yenmek mi iyidir, koyun gibi güdülmek mi, yoksa “aslan gibisin” naraları içinde bulduğunu yemeye çalışmak mı? Buyurun buna cevabı siz kendinizce verin ama cümleden de anlayacağınız üzere seçeneklerden hiç biri insanca yaşamakla ilgili değil. Peki, insanca yaşayıp yaşamayacağıma ben karar verebiliyor muyum? Hayır mı? Canınız sağolsun, son sözlerimde bu aşağıdakiler olsun artık. Ne de olsa Erol Zavar için “Barış Gücü” çoktan gözüktü ve yanlışından dönmek istemeyenler sarmış dört bir yanını, keşke tek derdi dört duvar olsa bu suçlunun!
Erdost Yüksel

Etiketler:
Bilimler
Diğer Bilimler
Bir Bilseydin Erol Abi
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |