GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Bilimler arrow Psikoloji arrow Küresel Bilimin Otoyolundaki Yayalar Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Eki 31 2006
Küresel Bilimin Otoyolundaki Yayalar Yazdır E-posta
(0 Oy)



Prof. Dr. Ali Esat Karakaya   
Çarşamba, 01 Kasım 2006
Okunma: 658 kez

24-28 Eylül 2002 tarihleri arasında Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde yapılan ICSU (International Council of Scientific Unions) 27. Genel Kurulu’nda Sri Lanka’dan bir bilim adamı, gelişmekte olan ülkelerdeki bilim insanları için “küresel bilimin otoyolundaki yayalar“ benzetmesini yaptı. Bir gerçeği çarpıcı olarak anlatan bu benzetme, ICSU‘nun COSTED (Commmittee on Science and Technology in Developing Countries) isimli komitesinin yayınlandığı bir kitabın da adıdır(1). Gelişmekte olan ülkelerdeki bilim konusunda bu ilginç kitapta yer alan ve ülkemiz gerçekleriyle de örtüşen bazı tespitlere geçmeden önce ICSU hakkında bilgi vermek isterim. ICSU 1931 yılında kurulan ve bilimin Birleşmiş Milletleri niteliğindeki bir örgütlenmedir (2). Bu kuruluşta 98 ülke, bilim akademileri veya TÜBİTAK benzeri bilim kuruluşlarıyla temsil edilmektedir. Bir ülkede, ülkemizde olduğu gibi bilim akademisi ve TÜBİTAK benzeri kuruluşların ikisi de mevcutsa, bu kuruluşlardan ancak biri, ülke temsilcisi olarak ICSU bünyesinde yer alabilmektedir. ICSU’da Türkiye, TÜBİTAK tarafından temsil edilmektedir. ICSU’nun ikinci grup üyeleri, uluslararası bilim birlikleridir. ICSU Genel Kurulu’na temsilcisi olarak katıldığım IUTOX (International Union of Toxicology) sayıları 26 olan uluslararası bilim kuruluşu üye arasında yer almaktadır (3). ICSU’da üçüncü tip üyelik asosiye üyelik tarzında olmaktadır. Adına her yıl ülkemizde TÜBİTAK aracılığı ile bilim ödülü verilen TWAS (Third World Academy of Sciences), sayıları 26 olan bu asosiye üyelerden birisidir. Her üç yılda bir yapılan ICSU Genel Kurulları’nda, o güne kadar yapılan komisyon çalışmaları ve üretilen raporlar tartışılmakta, stratejiler tespit edilmekte ve gelecek dönemin yöneticileri seçilmektedir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki gittikçe açılan farkın Dünya’da olması arzu edilen stabilizasyonu tehdit eden en önemli faktör olduğunun 11 Eylül 2001 den sonra daha da kuvvetle algılanması, 27. ICSU Genel Kurulu gündeminde de kendini hissettirdi. Dünya nüfusunun % 75‘inin yaşadığı gelişmekte olan ülkelerde bilim kapasitesinin yapılandırılmasıyla ilgili konular çeşitli oturumlarda tartışıldı. Yukarıda adı geçen kitap da bu amaçla yapılan çalışmalardan, üretilen raporlar ve yayınlanan kitaplardan biri idi. Söz konusu kitapta gelişmekte olan ülkelerde bilim ortamındaki ortak olumsuzluklar olarak yapılan tespitlerin bazılarına değinelim ve ülkemizde bunlara ek olarak gözlediğimiz bazı uygulamalarla bu tabloyu tamamlayalım.

Gelişmekte Olan Ülkelerde Bilim Ortamındaki Ortak Olumsuzluklar:

 

  1. Zayıf bilimsel altyapı bilim ve teknolojinin geliştirilmesi yönünden yetersizdir.
  2. Bilimsel araştırmalara kısıtlı bütçeler ayrılmakta, gelişmiş ülkelerin aksine bu kısıtlı fonların büyük bölümü de kamusal kaynaklardan sağlanmaktadır. Özel sektörün araştırmaya ayırdığı kaynak son derece düşüktür.
  3. Bilim kuruluşları kendilerine ayrılan mütevazi fonları ayrıntılı bürokratik işlemlere bağlı olarak kullanabilmektedirler.
  4. Bilim ve teknoloji çabası içindeki personel genellikle evrensel bilim ortamındaki etkileşmelerin dışında yaşamaktadır. Yetersiz fonlar nedeni ile evrensel bilimin etkileşme alanlarından olan uluslararası kongrelere bu bilim insanlarının katılma imkanı son derece kısıtlıdır.
    Yukarıda 4 maddede belirtilen olumsuzluklar ülkemizdeki gerçeklerle bire bir uyuşmaktadır. Aşağıda değinilecek benzerlikler için ise, ülkemizin özel şartları mevcuttur.
  5. Bilim alanında çalışanların sayısı verimli çalışma için gerekli kritik kütlenin altındadır. Bunun sonucu olarak gelişmiş ülkelerin aksine takım çalışmaları ve multidisipliner çalışmalar çok azdır.

    Bilim ve teknolojide belirli bir alanda Dünya ile rekabet edebilen bir üretimin olabilmesi için nitelikli bir araştırmacı grubunun sayısal olarak belirli büyüklüğe ulaşması gerektiği kabul edilmektedir. Bu büyüklük “kritik-kütle” olarak adlandırılmaktadır. Ülkemiz için bu tanımdaki anahtar kelime, nitelikli araştırmacıdır. Ülkemizdeki bazı kamu üniversiteleri ve kamu araştırma kuruluşlarındaki araştırmacı ünvanlı çalışan sayısı gelişmiş ülkeleri kıskandıracak ölçüdedir. Akademik ünvanların alınmasında uluslararası standartlar dışındaki uygulamalar, YÖK’ün araştırmacılar için “ akademik performans belirleme “ ilkelerini hayata geçirememesi, hedefsizlik ve verimsizliğin yarattığı boşluğun tartışılır bile olmaması, bu konuyu gündeme getirenlerin organize bir şekilde sistem dışına itilip yalnızlaştırılması Türkiye’de birçok kuruluşta niteliksiz bir çoğunluğun oluşmasına neden olmuştur. Doğaldır ki ülkemizde oluşan bu sayısal büyüklüğün kritik-kütle olarak adlandırılması mümkün değildir. Çeşitli birimlerde “kritik niteliksiz çoğunluğun” oluşmasının yukarıda sayılan nedenlerinden yalnızca biri üzerinde ayrıntılı olarak duralım. Akademik performans değerlendirilmesi bir araştırıcının veya araştırma kurumun kullandığı kaynaklar göz önüne alınarak bilim, teknoloji, eğitim, danışmanlık ve toplumsal hizmet olarak ürettiklerinin evrensel ölçüler kullanılarak bir çeşit puanlanmasıdır. Bu yapılmadan ve buna bağlı olarak bir ödül/ bedel ödeme uygulaması getirilmeden kamu fonlarını kullanan kişi veya kuruluşlar arasında bir hedefe yönelik rekabet yaratma imkanı son derece kısıtlıdır. YÖK, akademik performans değerlendirme konusunu yetkin bir şekilde bilmekte, bu konuda çalışmaları bulunmaktadır. Buna rağmen YÖK’ün bu konuyu hayata geçirememesinin temel nedeni YÖK’ün de bu niteliksizlikten bir şekilde besleniyor olmasıdır. Kanımca, YÖK akademik performans ilkelerinin belirlenmesi üreten/ üretmeyen ayrımının yapılması durumunda üniversitelerin yönetiminde hareket alanının daralacağını düşünmektedir. Bugün için üniversitelerde çok sık rastlanan davranış biçimi, üretmek Dünya’daki benzer kuruluşlarla zorda olsa rekabet etmeye çalışmak değil, yöneticilerle iyi geçinmek, akıl dışı uygulamaları görmezlikten gelmektir. Doğaldır ki böyle bir kitlenin yönetilmesi, daha iyiyi aramak adına hedefi ve talebi olan, yanlışlıkları gözü kapalı kabüllenmeyen, bilimsel ağırlığı olan bir bilim topluluğunu yönetmekten çok daha kolaydır. Bu sistem içinde YÖK ve üniversite yönetimleriyle “tam uyum içinde”olan kadrolar kolaylıkla bulunabilmektedir. Sadakatin, liyakatin önüne geçirilmesi ile sağlanan “huzurlu yönetimin” sınırlı ülke kaynaklarını tüketmesinin yanısıra üniversiteyi yaratan değerleri de tahrip ettiği ortadadır. Bugün birçok Türk Üniversitesi’nde ögretim üyeliğine yükseltilmenin temel kriteri akademik performans, görülecek hizmete uyumlu eleman ihtiyacı değil rektörlerin çoğu zaman rasyonel olmayan kişisel tercihleridir. Bazı üniversitelerde bu tercihler bir dahaki seçimde oy sağlama dürtüsünden, siyasi parti yandaşlığına kadar uzanan bir ilkellikte sürdürülebilmektedir

  6. Toplumun ülkedeki bilim ve teknoloji kuruluşlarına güveni en az düzeydedir.
    Bilim ve teknoloji faaliyetlerinin sonuçlarının, topluma yaşam kalitesinin iyileştirilmesi yönünde yansıması, bunu üretenlere karşı güvenilirliği arttırır. Bilim kuruluşlarına böyle bir güvenin oluşmadığı ülkelerde ise toplum günlük haberlerle kolaylıkla bir o yana bir bu yana yönlendirilir. Son yıllarda ülke gündeminde olan ve kamu oyunda tartışılan ekonomik kriz, deprem riski, altın madenciliği, nükleer santral ve benzeri konularda üniversiteler ve TÜBİTAK, TÜBA gibi bilim kuruluşları ya yeterince rapor üretmemiş ya da üretilen raporlara toplum nezninde güvenilirlik sağlanamamıştır. Gelişmiş ülkelerde ise, geçmişteki çalışmaları ile toplumda inandırıcılık ve saygı kazanmış bilim kuruluşları tartışmalı konularda ürettikleri raporlarla konunun bilim eksenine çekilmesini sağlamaktadırlar. Üretilen bu raporlara toplumunun güveni nedeniyle de sorunların çözümünde en rasyonel yolun bulunması konusunda güçlü bir kamuoyu desteği sağlanabilmektedir. Toplumda tartışmalı konulara yaklaşımda böyle kurumsal bir yaklaşım yoksa, tartışma bilimsel eksenden çıkmakta medyanın ön plana çıkardığı kişiler toplumu yönlendirmeye çalışmaktadır. Her toplumda “paparazi bilimciler” olarak adlandırılan ve kaygıları bilimsel olmaktan öte, kişisel öne çıkmak olan bireyler vardır. Ancak inanılır ve güvenilir bilimsel kuruluşların bulunduğu ülkelerde bunların toplum üzerinde yönlendirici etkisi önemsizdir. Ülkemizin hayati konusu olan deprem riski konusunda son yıllarda yaşadıklarımız hatırlanacak olursa, bu tartışmalardan yukarıda anlatılanlara örnekler çıkartılabilir.
  7. Bilim kültürünün eksikliğinden dolayı, ülkedeki bilimsel aktivitelere medyanın ilgisi sınırlıdır.
  8. Bilimin desteklenmesi yönündeki politik destek yetersizdir.
    Aslında 7 ve 8. maddelerde belirtilen yetersizlikler, daha önce değinildiği gibi ülkede bilim kuruluşlarına güvenin en az düzeyde olması ile ilgilidir. Bir ülkede bilim kuruluşları toplumun günlük hayatını ilgilendiren konularda yol gösterici ve aydınlatıcı olamıyor, tartışmalı konularda net cevaplar oluşturamıyorlarsa, bu kuruluşlara medya ve politikacıların ilgisini beklemek fazla iyimserlik olur.

    Yukarıda 8 başlık altında gösterilen özellikler gelişmekte olan ülkelerdeki bilimin ortak olumsuzlukları olarak söz konusu kitapta yer almaktadır. Bazı olumsuzlukları ülkemizden örneklerle açmaya çalıştım. Ancak ülkemizdeki bazı uygulamalara bu sınıflandırmada değinilmediğini gördüm. Anlaşılan pratik zekamızın ürünü olarak bu konuda da yeni açılımlar içindeyiz.

     

Bilim Ortamındaki Olumsuzluklara Türkiye’den katkılar.

 

  1. Sınırlı kaynakların planlı bir şekilde kullanılmaması, hedefsiz ve gereksiz harcamalar. Ülkemizde eğitim ve araştırmaya ayrılan kaynakların kısıtlı olması nedeniyle son derece akılcı harcanması gerekirken, bu kısıtlı kaynakların önemli bir bölümü israf edilmektedir.

    Ülkemizde teknolojik veya dünya ölçeğinde iddialı bilimsel bir hedefe ulaşmayı amaçlayan koordine araştırmalar yok denecek ölçüde azdır. Araştırmalar çoğunlukla makale üretmek için yapılmaktadır. Araştırmaların topluma veya ekonomiye getirisi ölçülebilir olmadığından, sayılan tek şey makale sayısı olmaktadır. Her yıl yayınlanan makaleler bir o yandan bir bu yandan sayılarak bilimde ne kadar ilerlediğimiz kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Türkiye’de 1980’lerde yılda 400-500 adet uluslararası makale yayınlanmakta idi. Son yıllarda bu sayı 9000’e kadar ulaşmıştır. Ancak bu iki dönem arasında bilimsel yayınların teknolojiye ve ülke ekonomisine katkıları yönünden önemli bir fark yoktur. Ülkemizdeki yayınların çoğunlukla bir hedefe yönelik olmaması ve getirilerinin ölçülememesi, araştırma konusundaki yatırım taleplerinin değerlendirilmesinde objektiflikten uzaklaşılması sonucunu getirmektedir. Diğer bir deyişle gereksiz, “olsa da olur olmasa da” özellikteki araştırmalara, kamu kaynaklarından kolaylıkla fon sağlanabilmektedir. Bu araştırmalar sonucunda bir makale üretilebilmişse bu araştırma hedefine ulaşmış ve başarılı bir çalışma olarak değerlendirilmektedir. Araştırmanın makale dışındaki getirisinin ne olduğu sorgulanmamaktadır.

    Yukarıda açıklanan şekilde kamu kaynaklarının verimli kullanılmamasının yanısıra bir de kaba israf diyebileceğimiz bir olgudan da söz etmek gerekir. Bazı üniversitelerdeki israf, abartılı makam saltanatı, bu konuda batıdaki uygulamaları bilen üniversite çalışanlarını utandıracak özelliktedir. Çok sık değiştirilen makam araçlarını, şatafatlı makam odalarını görkemli törenleri, turistik gezileri ve rektör korumalarıyla yaratılmaya çalışılan otorite gösterisini anlamak, Dünya üniversitelerindeki mütevazi ancak son derece etkili üniversite yönetimlerini bilenler için son derece zor olmaktadır.

  2. Üniversite yönetimin bir siyasi partinin kontrolünde olması. Gelişmiş ülkelerde yaşayanlar için inanılması dahi güç olan bu yönetim biçimi ülkemizde rahatlıkla uygulanabilmektedir. Bir üniversitenin yönetimi, rektör seçimlerinde siyasi parti kökenli disiplinli bir örgütlenmeyle ele geçirilebilmektedir. Bu yönetim biçiminde akademik performans, liyakat gibi değerler parti bağının çok arkasında gelmektedir.

Sonuç;

Yukarıdaki tablo ülkemizdeki bilim için herne kadar karamsar bir tablo çizse de, sorunların bilinmesi, bu sorunların çözülmesinde ilk adım olarak düşünülmelidir. Gelişmekte olan ülkeler arasında zayıf noktalarını güçlendirerek bilim ve teknolojide önemli atılımlar yapabilen ülkeler vardır. Çin, Hindistan ve Kore bu ülkelerin başında gelmektedir. Ülkenin ancak bilim ve teknoloji yardımıyla kalkınacağına inanmış bir siyasi irade, uygulayacağı programlarla yukarıda sayılan olumsuzlukları ortadan kaldırabilir. Bu yapılmaz ve bugünkü hedefsizlik ve verimsizlik önümüzdeki yıllarda da sürdürülürse “küresel bilimin otoyolundaki yaya” benzetmesinde olduğu gibi, ülkemiz önünden hızla geçen evrensel bilim akımına seyirci kalacaktır.

Kaynaklar:

  1. Wijesekera, R. : Pedestrians on the Highways of Global Sciences. ICSU-COSTED Occasional Paper No. 7 (2002).
  2. http://www.icsu.org


Etiketler:  



1Otoyoldaki Yayalar
 Hakan Türk 2006-11-03 07:26:29
Yazınızdaki tesbitler son derece ilgi çekici ve enteresan. Ülkemizin bilim konusunda nasıl bir durumda olduğunu çarpıcı örneklerle ortaya koymuşsunuz. Açıkçası ben sizden daha karamsar bakıyorum bu tabloya. Türkiye bilimde bahsedilen otoyolda bir yaya bile değil bence. Çünkü Türkiye'nin henüz o yola bile giremediğini düşünüyorum. Bu anlayış ve yaklaşmlarla da gerçekten çok zor girebileceğimiz kanısındayım. Ancak tamamen ümitsiz olduğumu söylemek de yanlış olur. Sizin gibi bu kötü gidişin (hatta gitmeyişin) farkına varan birilerinin olması ve çözümler üretmeye çalışması son derece sevindirici. Bu kötü gidişin sebeplerine değinecek değilim. Zaten bunları güzel bir biçimde ifade etmişsiniz. Temennim bu hal ve gidişin tüm yetkililer ve bilinçli vatandaşlar tarafından farkedilip önlemler alınmaya başlanmasıdır. Yapılması gereken ilk iş YÖK ismindeki antidemokratik, paslanmış ve köhnemiş, hiçbir işe yaramayan kurumun ortadan kaldırılmasıdır. Daha sonra herşey yavaş yavaş da olsa yoluna girecektir.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.





Reddit!Del.icio.us!Facebook!Slashdot!Netscape!Technorati!StumbleUpon!Newsvine!Furl!Yahoo!
 

GenBilim
GenBilim
Makale İçinde Ara GenBilim    
GenBilim
        RSS Kategorileri GenBilim
Lütfen listeden bir RSS kategorisi seçiniz.
GenBilim
Makale İşlemleri
Sizde Yazi Ekleyin
Yorum Ekleyin
Terim Ekleyin
Bu makaleyi favorilerime ekle
Sizde Link Ekleyin
Bu makaleyi PDF olarak kaydet
 Makaleyi rapor et
GenBilim
Sponsor Bağlantılar


        Favori Makalelerim
Sadece kayıtlı üyeler bu bölümü kullanabilir!
GenBilim
GenBilim