GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İlk canlı sizce nasıl olusmuş olabilir  (Okunma Sayısı 1600 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 440
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : 28 Temmuz 2008 - 15:01:46 »

bir saniye bu alanda bir ilerleme var heteretrof görüşü tamamen uygun ama ilk önce dünyanın atosferinin arştırılması gerekir.
Logged

farklı olmanın tek yolu sıradan olmaktır . ama sıradan olmak farkı bozar ise sıradanlığa karşıyım!!!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 306
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : 28 Temmuz 2008 - 17:56:43 »

ne açıdan uygun peki heteretrof görüş?
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 440
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : 28 Temmuz 2008 - 21:26:57 »

ilk canlının kimyasal evrim ile oluşup heteretrof olduğu söylenir ve aynı koşullarda labaratuvarlarda yapılan deneylerde bu sonuca varılmıştır.
Logged

farklı olmanın tek yolu sıradan olmaktır . ama sıradan olmak farkı bozar ise sıradanlığa karşıyım!!!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 306
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : 28 Temmuz 2008 - 23:45:53 »

yani laboratuvarda cansız maddelerden canlı maddeler mi yaptılar.benim anladığım bu ??
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 440
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : 29 Temmuz 2008 - 11:07:10 »

evet başlangıçta pratein öncüleri daha sonra protein ve ardından hücre öncüsü kaoservat ve sonra hücre....
Logged

farklı olmanın tek yolu sıradan olmaktır . ama sıradan olmak farkı bozar ise sıradanlığa karşıyım!!!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 306
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : 29 Temmuz 2008 - 16:13:56 »

bunu laboratuvarlarda ne kadar sürede yapıyorlar
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 274
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : 29 Temmuz 2008 - 16:55:45 »

Yeryüzünde hayat nasıl başlamıştır? Bazı insanlar (bunların içinde hala bazı bilim adamları da mevcuttur) bu soruyu “yeryüzündeki canlılık, tek bir hücreden tesadüfen oluşmuş ve bu hücre gelişen şartlara göre değişerek kompleks bir canlı haline gelmiştir” şeklinde cevaplayabilmektedir. Bu cevabı verenler dayanak noktası olarak, 1950’lerde Stanley Miller ve Harold Urey tarafından yapılan deneyleri alırlar. Onlara göre bu deneyler hayatın tamamen tesadüf eseri olarak hayatsızlıktan çıktığına delildir. Bu iki bilim adamı, ilkel atmosfer olarak düşündükleri metan, amonyak, hidrojen ve su içeren bir karışımı elektrik kıvılcımları ile harekete geçirmiş, böylece aminoasit ve diğer organik maddeleri üretmişlerdi.

Urey ve Miller’in metan, amonyak, hidrojen ve su ile elektrik deşarjları kullanarak bazı organik bileşimler oluşturdukları doğrudur. Doğru olmayan, deneylerinde oluşturdukları ortamın hayatın ortaya çıktığı ortamla aynı olup olmadığı ve elde ettikleri organik bileşimlerin canlıları oluşturan bileşimlerle aynı olmamasıdır.

Jeremy Rifkin, Türkçeye Darwin’in Çöküşü adıyla çevrilen kitabında (Algeny: A New World, A New World) bu deneyi şöyle değerlendirir:
“Eğer bilim adamları azıcık şüphe duyma zahmetine katlanmış olsalardı, bu deneyin, tıpkı daha önceki yıllarda çöplerden çıkan sinek kurtlarını gözleyerek hayatın cansız maddeden çıktığını iddia eden bilim adamlarının yaptıkları gibi, kurgusal bir hikayeden ibaret olduğunu hemencecik görebilirlerdi.

Jeremy Rifkin’in deney hakkında neden böyle bir değerlendirme yaptığı, kitabının ilerleyen sayfalarında deneyin detaylarına yer vermesi ile daha iyi anlaşılır. Şimdi bunlardan bazılarına bakalım:

Her şeyden önce, hayatın ilk ortaya çıktığı zamanki kimyasal şartların ne olduğunu bilmek neredeyse imkânsızdır. Biyoloji profesörü John Keosian’ın itiraf ettiği gibi “İlkel dünyanın şartlarının ne olduğu üzerinde bir fikir birliği yoktur.”(2) Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI)’de uzman biyokimyacı olan Peter Mora ise bu konuda şunları söylemektedir:
“Görüş ayrılıkları o kadar derindir ki, ilkel ortamın benzer şartlarını oluşturmaya yönelik her deney, son tahlilde organik kimyanın sıradan bir egzersizi olmaktan öteye geçememektedir.

Miller ve Urey deneylerini ilk açıkladıklarında, deney yeryüzünde ilk canlının oluşumu (Biyogenesis) konusunda ikna edici görünüyordu. Ancak daha sonra yapılan dikkatli incelemeler, bu deneyin iddia edildiğinin aksine hayatın kökenini açıklama konusunda hiçbir değerinin olmadığını ortaya çıkardı.

Evrimcilerin “İlkel Atmosfer” İle İlgili Yanılgıları

Deneyde dikkat çeken ilk nokta, Miller ve Urey’in yeryüzünde hayatın başladığı zamanki kimyasal şartların benzerini oluşturmak için seçtikleri kimyasal maddelerdi.

Yeryüzünün ilk dönemindeki kimyasal bileşimin ne olduğu henüz “tam olarak” bilinmemektedir. Bu bakımdan halihazırda “hayat şu veya bu şartlar altında oluştu” demek tamamen bilimsel bir gerçeği değil şüpheli bir durumu dile getirmek olur.

Çoğu bilim adamı, hayatın oksijenli bir ortamda başlamış olamayacağında hem fikirdir. Hayatın cansız kimyasal maddelerden tesadüfen çıktığını varsayabilmek için indirgen (oksijensiz) bir atmosfer olduğuna hükmetmek gerekir; çünkü öyle olmasaydı, oksijenli atmosfer, kimyasal hayat maddeleri organik bileşimlere dönüşmeden önce onları oksitlendirerek veya tekrar karbondioksit, su, nitrojen ve oksijene ayrıştırarak imha ederdi.

Aslında, dünya atmosferinin bugüne kadar geçen zamanda değişmemiş olması ihtimal dahilindedir. Nitekim ilk kaya oluşumlarında oksitlenmiş demir bulunması oksijenin baştan beri atmosferde var olduğunu düşündürür. Aslında Stanley Miller da “oluşumu esnasında dünyanın indirgen bir atmosfere sahip olup olmadığını bilmiyoruz”(4) diyerek deneyi üzerindeki şüpheleri kendi ağzıyla dile getirmiştir.

Evrimcilerin en büyük yanılgılarından bir tanesi de yanda temsili resmi görülen ve ilkel dünya olarak nitelendirdikleri ortamda canlılığın kendiliğinden oluşabileceğini düşünmeleridir. Miller deneyi gibi çalışmalarla bu iddialarını kanıtlamaya çalışmışlardır. Ancak bilimsel bulgular karşısında yine yenilgiye uğramışlardır. Çünkü 1970'li yıllarda elde edilen sonuçlar, ilkel dünya olarak nitelendirilen dönemdeki atmosferin yaşamın oluşması için hiçbir şekilde uygun olmadığını kanıtlamıştır.


 

HÜCREDEKİ KOMPLEKS YAPI

Hücre bilinen en kompleks ve en üstün tasarıma sahip sistemdir. Biyoloji profesörü Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis (Evrim: Kriz İçinde bir Teori), isimli kitabında hücrenin kompleksliğini bir örnekle açıklamaktadır:
"Moleküler biyoloji tarafından ortaya konan hayatın gerçek yönünü anlayabilmek için bir hücreyi çapı 20 kilometre olan, Londra veya New york gibi büyük bir şehrin büyüklüğüne ulaşana kadar milyonlarca kez büyütmeliyiz. Bunun sonucunda karşımızaeşsiz bir kompleksliğe ve mükemmel bir tasarıma sahip bir yapı çıkacaktır. Hücrenin yüzeyinde, sürekli olarak bazı maddelerin giriş ve çıkışına yarayan ve bir uzay gemisinin liman çıkışlarını andıran milyonlarca kapı görülür. Eğer bu kapılardan birinden içeriye girme imkanımız olsa kendimizi dünyanın en muhteşem teknolojisinin ve insanı hayrete düşürenbir kompleksliğin içinde buluruz...İnsan zekasının yapımı olan her ürünün çok üstündeki bu komplekslik bizim düşünme kapasitemizin çok üstündedir ve şans kavramını tamamen ortadan kaldırmaktadır..."
 

Miller ve Urey deneylerini indirgen atmosfer şartlarında yaparak oksijen engelini aşmaya çalışmışlardır. Ama bu aşılması mümkün olmayan yeni bir engelin habercisidir. Eğer Urey ve Miller'in iddia ettiği gibi ilkel atmosferde oksijen olmasaydı, Dünya'yı morötesi ışınlardan koruyan ozon tabakası da olmazdı. Dünya morötesi ışınlardan korunmayınca da, hayat en ilkel seviyede bile ortaya çıkamazdı. R. L. Wysong bu konuda şöyle der:
“İlkel atmosferde oksijen olsaydı, hayat ortaya çıkmazdı. Çünkü oksitlenme nedeniyle kimyasal öncüler imha olurdu; eğer ilkel atmosferde oksijen olmasaydı, o zaman da ozon olmazdı ve kimyasal öncüleri morötesi ışınlardan koruyacak olan ozon olmayınca da hayat ortaya çıkmazdı.

Evrimciler bu açmazdan kurtulmak için hayatın su altında geliştiği, böylece de yeryüzüne düşen öldürücü morötesi ışınların bertaraf edildiği fikrini ortaya atmışlardır. Ama bu iddia da daha zorlu üçüncü bir engelin karşılarına çıkmalarına engel olamamıştır. Miller ve Urey, kimyasal maddeleri harekete geçirmek için elektrik deşarjları kullanmış gerçek dünyada da bu işi şimşeğin bu işlevi gördüğünü iddia etmişlerdi. Buradaki problem şimşeğin dünyayı kaplayan ve içinde amonyak ve metan bulunan suya  nüfuz edemeyecek olmasıdır.

Hayatın başlayabilmesi için su buharı, amonyak, karbondioksit, nitrojen ve metanın aminoaside dönüşmesi ve sonra da polipeptitleri üretmek için otomatikman birleşmesi gerekir (polipeptitler, proteinlerin birincil yapısını oluşturan peptit bağlarıyla bağlanmış çok fazla sayıda aminoasidin oluşturduğu bir molekül zinciridir). İşte evrimcilerin problemini çözümsüz kılan esas nokta burasıdır. “Çünkü aminoasitlerden oluşan polipeptitler fazla su olduğu zaman sentez oluşturamazlar.

Organik kimya uzmanı A. E. Wilder-Smith’in de ifade ettiği gibi, fazla su, polipeptitlerin tekrar aminoaside dönüşebilme özelliğini ortadan kaldırır. Böylece su, proteinlerin oluşumunu engellemiş olur.

Urey-Miller Deneyindeki Öldüren Aminoasitler





Doğada aynı amino asitin hem sağ-elli hem de sol-elli olmak üzere iki farklı türü vardır. Bunların aralarındaki fark, üç boyutlu yapılarının, aynı insanın sağ ve sol ellerindeki farklılık gibi, birbiriyle zıt yönlü olmasından kaynaklanır.
 
Wilder-Smith, Urey ve Miller'in deneylerinin bir başka kusurunu daha dile getirir:

Deneyde elde edilen aminoasitler hayatın oluşumu için hiç de uygun değildir. Kimyacılar aminoasidi levoratary ve dextrorotary diye iki gruba ayırırlar. Dextrorotary grubundakilerin hayatı destekleme kabiliyeti yoktur. Aksine genelde öldürücü özellikleri vardır. Canlı aminoasitler hep birinci grupta yer alırlar. Bu bilgilerden sonra Wilder-Smith şu tespitte bulunur:
“Hayatın oluşması için canlı protoplazmanın (ilk biçim) tüm yapı kütlelerinin  (aminoasitler) levorotary olması gerekir…



Proteinleri meydana getiren amino asitlerin, doğadaki birçok bağlantı şeklinden tek bir tanesini kullanarak birbirleriyle bağlanmaları gerekir. Bu bağa, peptid bağ adı verilir. Aksi takdirde, amino asit zincirleri işe yaramaz, proteinler oluşamaz.
 
Eğer az bir miktar bile dextrorotaryli aminoasit molekülü bulunursa, farklı bir üç boyutlu protein yapısı oluşur ki, bu da hayat metabolizması için uygun değildir.

Bunun anlamı şudur: Levoratary ve dextrorotary asitlerinin bileşimi –ki kimyacılar buna racemate ismini verir- bile hayatın oluşmasını sağlayamaz. Miller ve Urey deneylerinde sadece racemate oluşturabilmişlerdir. Aslında benzer tüm deneylerde sadece racemate elde edilmiştir. Wilder-Smith’in söylediği gibi “Bir racemate de hiçbir şartta canlı protein veya hayatı destekleyen protoplazma oluşturamaz.

Harold Urey bir konferansta “tüm canlılar saf levorotary aminoasit gerektirirken, kendilerininki de dahil olmak üzere laboratuvar deneylerinde otomatik süreçlerle sadece racemate üretilebilirken, hayatın kimyasal maddelerin rastgele bileşimiyle oluştuğu nasıl açıklanabilir ki?” sorusuna muhatap olmuş ve aynen şu cevabı vermiştir: “Ben de bunun hakkında epey düşündüm; gerçekten bu önemli bir soru … cevabı ben de bilmiyorum.

İngiltere Southhampton Üni.’de fizyoloji ve kimya profesörlüğü yapmış olan G. A. Kerkut ise, bilimin Biyogenesis yani ilk canlının oluşumu ilgili teoriler karşısında içine düştüğü durumu şöyle özetler:
“Biyogenesis üzerine çok az kanıt vardır ve onun gerçekleştirilebileceğine dair herhangi bir işaret yoktur. Bu sebeple biyologlar açısından Biyogenesis’in gerçekten olup olmadığı, hangi Biyogenesis metodunu tercih edecekleri bir kabul meselesidir. Kısacası, ne olup bittiği konusunda geçerli bir delil yoktur.
Logged

Saygı
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 440
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : 30 Temmuz 2008 - 18:39:41 »

arkadaşın anlattığı yeterince açık olmuş...
Logged

farklı olmanın tek yolu sıradan olmaktır . ama sıradan olmak farkı bozar ise sıradanlığa karşıyım!!!
Yeni Üye
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 4
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : 05 Ağustos 2008 - 00:24:06 »

Konuyla ilgili soruların gittikçe karmaşık bir hal alması ve bugüne kadar net bir cevap alınamaması ,biraz da teolojik düşünmemizi gerektirmez mi?
Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 17
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : 05 Ağustos 2008 - 11:47:01 »

arkadaslar konuya istediğiniz yönden cevap verebilirsiniz biliyorum burası bilimsel bir site fakat sorun bilimsel yollardan çözülemeyecek olduğunda teoloji de işin içine girebilir
fakat benim sizden istediğim atalarımızın adem ve havvadan değil de ne bilim bütün fikirlerimizin kendimize özgün oldığu bir fikir ortaya atmak İsterseniz hem teolojiyi hemde palentolojiyi kullanarak ta bu sorunu çözebiliriz


(tabi olabildiğince bilimsel olalım:)   ) a17
Logged

"TANRI ZAR ATMAZ" Albert Einstein
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 306
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : 05 Ağustos 2008 - 13:28:28 »

o zaman yargımı daha da genişletiyim.yaşam dünyada oluşmamıştır. bir şekilde dışardan dünyaya ulaşmıştır.fiziksel veya metafiziksel olarak ikisi de bana uyar
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 440
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : 05 Ağustos 2008 - 17:52:10 »

bu konudaki teorinizi biraz çıklar mısınız?Sonuçt bir yargı var ise nedenide vardır.
Logged

farklı olmanın tek yolu sıradan olmaktır . ama sıradan olmak farkı bozar ise sıradanlığa karşıyım!!!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 306
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : 05 Ağustos 2008 - 22:21:16 »

teori deil bu sadece bir düşünce.şimdilik bir neden ileri süremem belki ilerleyen zamanlarda..
Logged
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
Yazdır
GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi  |  Danışma Kürsüsü  |  Soru-Cevap (Moderatör: İhsan Esentürk)  |  Konu: İlk canlı sizce nasıl olusmuş olabilir
Gitmek istediğiniz yer:  

Bu Sayfa 0.072 Saniyede 27 Sorgu ile Oluşturuldu
Forumda Arama                   Gelişmiş Arama
Sponsor Bağlantılar
Forum Duyuruları
Forumda çıkan hatalar, sorunlar, öneri ve eleştirileriniz için "Hata Rapor" başlığını kullanabilirsiniz.
Forum Rütbeleri / Mesaj Sayısı
Yeni Üye < 10
Aktif Üye 10-29
Paylaşımcı Üye 30-49
Tecrübeli Üye 50-99
Uzman Üye > 100
Forum RSS