GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İnsan’ın Evrimi  (Okunma Sayısı 2834 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : 11 Temmuz 2006 - 16:51:31 »

sayın IDN aslında benim orda genlerin oluşumunun çözülmesiyle kastettiğim unsur genlerin teknolojiyle oluşturulması noktasına gelindiğinde açıklanabileceğiydi yani teknoloji genleri oluşturabilecek seviyeye geldiğinde bu konunun aydınlığa kavuşacağına inanmaktayım çünkü teknoloji eğer bu genleri oluşturacak bilgiye sahip olursa bunun nasıl yapıldığını çözdüğü anlamına gelir ama tabi bu sadece bununlada bitmiyor atomun oluşum safhası ve evrenin oluşum safhasıda bu yaradılışın içinde bulunmakata bu yüzden daha uzun bir süreçte olabilir.
« Son Düzenleme: 11 Temmuz 2006 - 16:59:17 Gönderen: raif bostan » Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 367
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : 12 Temmuz 2006 - 20:05:39 »

Sayın IDN,

Alıntı
Türlerin dönüşümü çok uzun zaman dilimlerine yayılmış varsayılıyor. Ama ne gözlenebiliyor ne de bir veri elde ediliyor.

Bir adım ötesini düşünüyor olmanız gayet güzel. Mantıklı ve bilimsel olanı da bu zaten. Onca kanıta ve tutarlılık gösteren bilgilere rağmen “ortak atada” ikna olmayıp mesela türleri uzaylıların yeryüzüne ayrı ayrı koyduğunu düşünmek abes değil midir? Burada eleştirdiğiniz gibi analoji yapılmamaktadır. Sadece zaman geniş tutulmakta ve türler arası dönüşümlerin gayet mantıklı ve tutarlı bir şekilde oluşabileceği bilimsel olarak açıklanabilmektedir.

“Bütün bu köpeklerin bir kurttan evirilmesi için geçen süreyi 1 adımda düşünelim. İlk dik yürümeye başlamış insanların olduğu dönem bizden 3200 m uzakta olacaktır” örneğini tür içi varyasyonun oluşma süresiyle tür değişimi arasındaki zaman farkını gösterebilmek için vermiştik. Bu koskoca zaman farkı size bir şey ifade etmiyor mu? Hala analoji yapıyorsunuz, mantıksal bağ kurmaya çalışıyorsunuz diyeceksiniz; ama lütfen bu tür kelime oyunlarıyla bir yere varamayız, sizin mantığınızla bilimde anlatılan her şey muallakta kalır.

Alıntı
i - Tür içinde değişimleri tecrübe etmekteyiz
ii- O halde değişme türler arasında da oldu.

Değişim sürekli olduğundan zamanı genişlettiğimizde ii) şıkkını düşünmemek için hiçbir nedenimiz yok. Bunun yanı sıra fosil kayıtları ve önceki iletimin sonunda bahsettiğim (sizin ne yazık ki “ortak tasarım” dediğiniz) protein dizi karşılaştırmalarındaki farklılıklardan bu değişimlerin/mutasyonların izleri yakalanabilmektedir.

Alıntı
İzolasyonun türleri kendi içinde değşitirdiğine karşı değlim zaten, ama siz eldeki sonucu -yani verimsiz döl veren bir sorekslerin- verimsiz döl verememelerine bağlıyorsunuz. Ayrıca iki soreks'in ortak ataya bağlı olması onları soreksliklten çıkrmıyor. Soreks gene soreks. Benzer şekilde at ve eşekte verimli döl veremeyip katır meydana getirmekte. Yani dedikleriniz iddianızına objektif bir temel sağlamıyor.

Biyolojide tür tanımı kendi populasyonu içinde bulunan bireylerle verimli döller verebilen canlılar için kullanılır. Örneğimizde de soreks artık yeni bir soreks türüne dönüşmüştür. Soreks gene soreks değil. Çünkü diğer soreks türünden ayrılmış ve onlar ile çiftleşememektedir. Sizin tür tanımınız farklı mı?

Alıntı
Ben türlerin milyonlarca yol boyunca başka türlere dönüşemeyeceğini iddia etmiyorum ki? Ben türlerin sizin dediğiniz yöntemlerle evrim geçirdiğine ikna olamıyorum.


Ama önceki iletilerinizde dönüşemeyeceğini söylemiştiniz diye hatırlıyorum. Her neyse..

Merak ettiğim, tür içi meydana gelen varyasyonlara mikro mutasyonlar vasıtasıyla ikna oluyorsunuz da aynı mekanizmanın daha uzun vadede yeni türler meydana getirebileceği konusunda neden ikna olamadığınız? İkisi arasında zaman farkı dışında hiçbir fark yok.

Alıntı
Türler arası büyük değişimleri mikro mutasyonlar nasıl sağlamakta? Mesela bir kanatsız bir canlı bu mikro mutsayonlarla nasıl kanatlanmakta? Mutasyonlar birikiyor şu kadar zamanda ve değişim oluyor demek bir açıklama değildir.

Geçiş formlarına bakınız. İşte son bulunan yüzgeç ile ayak arasında yapıları olan Tiktaalik rosea. Bu değişimler (kanatsızlıktan kanatlılığa, yüzgeçlerden ayaklara geçiş) bir anda olmuyor. Her şey milyonlarca yılda kademe kademe meydana geliyor. Yapısal değişikliklere neden olan genetik değişimleri ayrıntılı öğrenmek istiyorsak uzmanlarına sormamız gerekiyor. Hiç birimiz bu konuda uzman değiliz ve olmadığımızdan da sadece genel hatlarıyla söyleyebiliyoruz.

Alıntı
X proteinin görevi aynı; ama aa diziliminde farklılıklar var. Peki, bu farklılıklar neden kaynaklanmaktadır. Nesilden nesile aktarılmış mutasyonlardan. Peki, diğer türlere göre iki tür arasındaki X proteini için aa sırasının farklılığın daha az olması neyi gösterir? Bu iki türün birbirinden daha yakın zamanda ayrıldığını ve bu yüzden daha az aa farklılığın olduğunu; dolayısıyla da ortak bir atadan diğer türlere göre daha yakın bir zamanda ayrıdlığını göstermez mi?

Şimdi, tasarımcı neden aynı görev için (farklı türlerde) farklı aa dizilimleriyle protein meydana getirsin? Ki farklı oluşun hiç bir farklı etkisi yok iken??? Ve bu tasarımcı bu farklılıları neden birbirine daha yakın türler arasında daha az tutmuştur? Türler arası genetik farklılık arttıkça düzenli bir farklılaşma var. İnsan ve Şempanze farklılığı diğer türlere göre aynı X proteini için daha az, neden?

Çok basit : Ortak tasarım

Yapmayın lütfen, nasıl ortak tasarım? Altı çizili soruları dikkatli okudunuz mu? Aynı görev için (farklı türlerde) farklı aa dizilimlerinden bahsediyoruz. Bu nasıl ortak tasarım oluyor? Ortak tasarım olsa X proteini dizilimi bütün türler için aynı olurdu; ama aynı değil, neden?

Bu kısmı açalım biraz daha,

X proteini için mesela aminoasit dizilimi farklılığı İnsan-Şempanze için %1, İnsan-Fare için %4, İnsan-köpek için  %10 olsun (rakamlar rasgeledir).

Bu 4 türde de aynı görevi yapan X proteininin aminoasit diziliminin farklı olmasının proteinin görevinde hiçbir etkisi olmamasına rağmen aa dizilimi neden farklıdır? Bu farklılıklar nasıl ve nende oluşmuştur? Ve bu farklılık neden İnsan-Şempanze için %1, İnsan-Fare için %4, İnsan-köpek için  %10’dur? İnsan-Şempanze için farklılığın daha az olmasının nedeni nedir?
« Son Düzenleme: 12 Temmuz 2006 - 20:37:52 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç » Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : 13 Temmuz 2006 - 20:39:19 »

sayın alp bey burda sayın ıdn arkadaşımız türlerdeki değişimi yada mutasyonu tür içi cinsel ilişkiler sonucunda ortaya çıkan farklılıklar olarak değerlendiriyor yani sizin bahsettiğiniz şekilde bir değişim olarak dğerlendirmemekte.
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 228
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : 14 Temmuz 2006 - 19:54:01 »

Norveçli bir adamın (Germen ırkı) DNA'sı alınıp incelense, bu adamın DNA'sının Germen ırkından bir insan ortaya koyabileceği gibi, -potansiyel olarak- Moğol, Pigme ya da Japon ırkından (veya herhangi bir ırktan) bir insanı da oluşturabileceği görülür. Ama bu Norveçli adamın babasının ve annesinin baskın genleri Germen ırkının özelliklerini yansıttığı için, Norveçli adam da fiziksel görünüş olarak Germen ırkını yansıtmaktadır. Peki bu Norveçli'nin babası (ya da annesi), bir Dakota Kızılderilisi olsaydı, adamın dış görünüşü bir Germen'e benzeyecek miydi? Bu sorunun yanıtı anne ve babasının hangi genlerinin başat olduğunda saklıdır. Bu Norveçli adamın göz rengi, anne ve babasının genlerinde mavi göz rengi baskınsa mavi olacak, siyah göz rengi baskınsa siyah olacaktır.

Burada bilinmesi gereken önemli nokta şudur: Her fiziksel özelliği belirleyen iki gen vardır. Bunlardan biri çekinik, öteki baskın ya da ikisi de eşit ölçüde baskın olabilir. Örnek olarak kişinin göz rengini belirleyen iki gen vardır. Bunlardan biri babadan, biri de anneden gelir. Buna göre, bir kişide mavi ve siyah göz renklerine ait renkler varsa o kişinin göz rengi, hangi gen baskınsa o renk olur. Fakat çekinik olan göz rengi (ve renkleri) kuşaktan kuşağa aktarılarak ileriki bir jenerasyonda ortaya çıkabilir. Anne ve babası siyah göz rengine sahip bireylerin çocuklarının mavi renk göze sahip olması, çok görülen bir olgudur. Çünkü bu göz rengi genleri anne ve babada çekinik olarak bulunmaktadır. Bu kural bütün öteki fiziksel özellikler için de geçerlidir. İşte bu genetik kuraldan ötürü, genetik yapıda yer alan sayısız bilgi o bireyin dış görünüşüne yansımadan sonraki kuşaklara aktarılır.

Aslında her insanın DNA'sının (ve DNA'larının), tüm insan ırklarının fiziksel özelliklerini içermesi, bizi ilk insanlara götürüyor: Hz. Adem ve ondan kaynaklanan Hz. Havva... İnsanlar bir zamanlar çok düşündü: "Eğer bütün insanlar Adem ile Havva'dan geliyorsa, bugün dünyada tek bir insan ırkı olması gerekmez miydi?" diye... Hayır gerekmezdi! Çünkü Hz. Adem ile Hz. Havva'nın DNA'larında, bugün dünyada bulunan tüm ırkların genleri potansiyel olarak mevcuttu; tıpkı şimdiki herhangi bir insanda da aynen mevcut olması gibi. Hz. Adem'in dış görünüşü belki beyaz ırkın, belki sarı ırkın, belki de siyah ırkın özelliklerini yansıtıyordu; fakat DNA'sı bütün ırkların fiziksel özelliklerini -gerektiği zaman- ortaya koyabilecek genlere sahipti.

Peki ırklar/öteki-ırklar nasıl ortaya çıktı? Hz. Adem ve Hz. Havva'nın (ilk insanlar) soyundan gelen insanlar hep bir arada yaşamış olamazlar. Belli bir süre sonra ve belli bir nüfusa ulaşınca ayrılıp değişik yerlere giderek yurt tutmaları kaçınılmazdı. Çünkü belirli bir toprak parçası ancak belirli sayıda insanı besleyip barındırabilir. Ana topluluktan kopan bu küçük topluluklar değişik toprak parçalarına yerleşince öteki topluluklardan soyutlandılar ve yalnızca kendi topluluklarından bireylerle çiftleştiler. Bunun sonucu ise değişik fiziksel özellikler gösteren değişik (sadece fiziksel görünüş bakımından değişik) ırkların ortaya çıkmasıydı.

Yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler. Ama bu bilginin izin verdiği varyasyon (çeşitlenme) potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi kumral saçlıdır, kimisi kartal burunludur, kimisi de kısa boyludur... İlk insan Hz. Adem ve eşi Hz. Havva, genetik yapılarındaki zengin bilgiyi, kendi dış görünümlerine bunların ancak sınırlı bir bölümünü yansımasına karşın, sonraki kuşaklara aktarmışlardır. İnsanlık tarihi içinde ortaya çıkan coğrafi soyutlanmalar da çeşitli insan topluluklarında belirli özelliklerin birikmesine uygun ortam oluşturmuştur. Bu süreç, zaman içinde insan topluluklarının fiziksel özelliklerinin farklılaşması sonucunu doğurmuş, nihayetinde de ırklar ortaya çıkmıştır.

 İnsanların DNA ları böyle bir yapıda iken evrimin olması zor gibi.Ayrıca eğer evrim olsaydı bu değişen bir düreçtir ki evren değişken olduğu için de neden insandan daha üstün evrimleşmiş bir canlı oluşmadı...Çünkü insanın ortaya çıktığından beri gereken zaman ve şartlar oluştu.Çünkü bu yaklaşık karanlık çağdan bu yana geçen bir zaman ve bu üsre zarfı içinde iklim değişikliklerinden tutun da bir çok doğal felaket olmuş ve de doğal seçilimi sağlayacak şartlar oluşmuş..Eğer evrim olsaydı insan türünden daha gelişmiş ya da farklılaşmış bir canlı türü oluşurdu...
Logged

Kuark Bilim Topluluğu
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 228
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : 14 Temmuz 2006 - 19:55:06 »

Ayrıca yukarıda hz.Adem ile Hz.Havva yerine ilk insanları düşünürseniz dini bir kavramdan yola çıkmadığımı göreceksiniz...
Logged

Kuark Bilim Topluluğu
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : 14 Temmuz 2006 - 23:12:58 »

Sayın Alp Eren

Alıntı
sayın IDN aslında benim orda genlerin oluşumunun çözülmesiyle kastettiğim unsur genlerin teknolojiyle oluşturulması noktasına gelindiğinde açıklanabileceğiydi yani teknoloji genleri oluşturabilecek seviyeye geldiğinde bu konunun aydınlığa kavuşacağına inanmaktayım çünkü teknoloji eğer bu genleri oluşturacak bilgiye sahip olursa bunun nasıl yapıldığını çözdüğü anlamına gelir ama tabi bu sadece bununlada bitmiyor atomun oluşum safhası ve evrenin oluşum safhasıda bu yaradılışın içinde bulunmakata bu yüzden daha uzun bir süreçte olabilir


Evet bunlar bana göre ütopik kaçabilir ama bunları hayal etmek bilimin gelişmesine büyük katkılar sağlar. Fakat bir sorun var ki o da gelişen teknoloji ile genlerin oluşturulması bir plan sonucunda gen oluşturulmasının sırrını çözecektir, kendiliğinden gen oluşmasının sırrını değil. Tabi bu farklı bir konu haklısınız.


Alıntı
Bir adım ötesini düşünüyor olmanız gayet güzel. Mantıklı ve bilimsel olanı da bu zaten. Onca kanıta ve tutarlılık gösteren bilgilere rağmen “ortak atada” ikna olmayıp mesela türleri uzaylıların yeryüzüne ayrı ayrı koyduğunu düşünmek abes değil midir?


Bana geçerli bir neden sunduğunuzda neden kabul etmeyeyim? Yani öyle birşey söyleyin ki, diğer alternatifleri hiçe sayıp sizinkine inanayım. Üstelik zekaca çok gelişmiş uzaylı varlıkların yapmış olması, dna'ın ve proteinin oluşmasından çok daha muhtemeldir. Ortak atada ikna olmam için geçerli bir neden söyleyin? Benzerlikler? Hayır. Fosiller? Hayır. Genetik? Hayır. Yani bu benzerlikler her türlü doğa felsefesine uyabilen benzerliklerdir. Aristo bile hala haklıdır o kadar eski olmasına rağmen (Nature Scala).


Alıntı
Burada eleştirdiğiniz gibi analoji yapılmamaktadır. Sadece zaman geniş tutulmakta ve türler arası dönüşümlerin gayet mantıklı ve tutarlı bir şekilde oluşabileceği bilimsel olarak açıklanabilmektedir.

Maalesef zamanı geniş tutmak analojiyi meşru kılmıyor. Gayet mantıklı ve tutarlı olması da sorunu çözmüyor. Teolojide de kusursuz mantık örgüleri kurabilirsiniz, yeter ki kusursuz önermeleriniz olsun. Birşeyi kanıtsız kabul ettikten sonra onu desteklemek için bir sürü örnek gösterebilirsiniz. Örneğin i- tanrı yarattı ii- bu güzellik ve ahenk başka nasıl olabilir ki? gibi. Oysa doğada kendiliğinden ordered düzenler oluşabilmektedir (kar kristalleri). Analojinin bilimsel bir düşünme yöntemi olduğunu önceki iletilerimde dile getirdim, ancak bunun da bazı kuralları vardır. Endüksiyon ve dedüksiyon ilmeğine dikkat etmek gerekir. Cüz'i bilgiden genel hüküm çıkarılmaz (ki analojinin çıkarımları kanıt değildir, bir açıklama biçimidir analoji).


Alıntı
Değişim sürekli olduğundan zamanı genişlettiğimizde ii) şıkkını düşünmemek için hiçbir nedenimiz yok


Tabi ki, sürekli geniş tutun ama tüm türlerin değişime uğradığını gösterin. Siz bunu yapamıyorsunuz sorun burada. Ayrıca düşünmek için geçerli bir nedenimiz de yok bilyiorsunuz. Yani türemiş olmalarını gerektirecek bir sebep yok ortada.


Alıntı
Biyolojide tür tanımı kendi populasyonu içinde bulunan bireylerle verimli döller verebilen canlılar için kullanılır. Örneğimizde de soreks artık yeni bir soreks türüne dönüşmüştür. Soreks gene soreks değil. Çünkü diğer soreks türünden ayrılmış ve onlar ile çiftleşememektedir. Sizin tür tanımınız farklı mı?


Hayır sizinki ile aynı, fakat ben orada "cins" demeliydim. Bazen yazarken türe aşina odluğum için cins yerine tür yazıyorum. Cinsin başka cinse dönüşümüdür kast ettiğim. Bu nedenle soreks hala soreks.


Alıntı
Ama önceki iletilerinizde dönüşemeyeceğini söylemiştiniz diye hatırlıyorum. Her neyse

Böyle bir yer varsa buyrun gösterin. Sanyorum türlerin sizin söylediğiniz şekilde dönüşeceğine dair nesnel bir kanıt yoktur demişimdir en fazla.

Alıntı
Merak ettiğim, tür içi meydana gelen varyasyonlara mikro mutasyonlar vasıtasıyla ikna oluyorsunuz da aynı mekanizmanın daha uzun vadede yeni türler meydana getirebileceği konusunda neden ikna olamadığınız? İkisi arasında zaman farkı dışında hiçbir fark yok.


Kast ettiğim tür içinde meydana gelen varyasyonlar hiç bir zaman rastgele mutasyonlarla olmamıştır. Onlar dna'daki potansiyel mevcut bilgiden kaynaklanmaktadır. Dna tür içinde çeşitlenmelere izin verebiliyor, ama bir sürüngenin kanadının oluşmasına izin vermiyor. Daha sonra bu konuda detaylı bazı sorularım olacak size.

Alıntı
Geçiş formlarına bakınız. İşte son bulunan yüzgeç ile ayak arasında yapıları olan Tiktaalik rosea. Bu değişimler (kanatsızlıktan kanatlılığa, yüzgeçlerden ayaklara geçiş) bir anda olmuyor. Her şey milyonlarca yılda kademe kademe meydana geliyor. Yapısal değişikliklere neden olan genetik değişimleri ayrıntılı öğrenmek istiyorsak uzmanlarına sormamız gerekiyor. Hiç birimiz bu konuda uzman değiliz ve olmadığımızdan da sadece genel hatlarıyla söyleyebiliyoruz.


http://img529.imageshack.us/img529/3089/tiktaalik3iq.jpg


Bu konuda M. Akyol'dan aıntı yapıyorum:

Canlının Eusthenopteron cinsine ait balıklarla, Ichthyostega cinsine ait amfibiyenler arasında bir geçiş formu olduğu ileri sürülüyor. Bu iddianın en büyük dayanağı da, hepsi de soyu tükenmiş olan söz konusu canlıların yüzgeç yapıları. Yüzgeçlerin içindeki kemik sayısı ve organizasyonu kademeli olarak artıyor. Ancak canlıların New York Times tarafından yayımlanan karşılaştırmalı grafiğine bakarsanız, ortada aslında pek bir kademe olmadığını, her üç yapının da oldukça farklı olduğunu görebilirsiniz. Eusthenopteron'un yüzgecinde 6, Tiktaalik'in yüzgecinde 15, Ichthyostega'nın ayağında ise 41 ayrı kemik olduğu sayılabiliyor. Bu kemiklerin organize olma biçimi de çok farklı.

En önemli fark ise, bir balık olan Tiktaalik ile bir kara canlısı olan Ichthyostega arasındaki omurga farkı. Ichthyostega'nın ayaklarındaki kemikler, canlının omurgasına bağlı ve zaten bu sayede ağırlığını taşıyabildiği kabul ediliyor. Ancak Tiktaalik'te kemikler omurgaya bağlı değil ve zaten bu nedenle en fazla sürünmeye yaramış olabileceği varsayılıyor.

Peki aralarında büyük fark olan bu yapılar birbirlerine nasıl dönüşmüş olabilir? Darwinizm'in tek etkin mekanizması olan rastlantısal mutasyonlarla; omurgaya bağlı olmayan bir kemikli yüzgecin nasıl olup da omurgaya tutunacağı, kemik sayısının nasıl 6'dan 15'e, sonra da 41'e çıkacağı, ve bu yeni kemiklerin nasıl kaslarla örülüp organize olacağı gibi sorular, her zaman olduğu gibi cevapsız.

Kısacası aslında bu fosiller Darwin'in öngördüğü gibi farklı türler arasında "küçük, kademeli değişimler" göstermiyor bize. Üç farklı canlı var ve bunların birbirleriyle ata-torun ilişkisi içinde olduklarını kabul etmek için, baştan Darwinizm'e inanmış olmaktan daha iyi bir neden gözükmüyor. (Bir de tabii New York Times'in ve diğer pek çok medya kuruluşunun bunları arka arkaya yerleştirip resmetmesinin getirdiği "görsel ikna edicilik" var.)
Bu ikna edicilikteki sorun şöyle bir örnekle de açıklanabilir: Bir dosya kağıdı üzerinde üç nokta var diyelim: Sayfanın tepesinde, ortasında ve altında. Bunların üçünü birbirine bağlayan bir düz çizgi çekebilirsinz. Ama bu, sizin ortada bir çizgi olması gerektiği yönündeki ön kabulünüzden, zihninizin o şekilde işlemesinden kaynaklanır. Gerçekte sadece noktalar vardır. Ve belki de onları bağlayan hiç bir çizgi yoktur.
Tiktaalik de biraz böyle zoraki bağlanmış bir noktaya benziyor.

Ayrıca şu makaleyi mutlaka okumanızı öneririm.

http://www.discovery.org/scripts/viewDB/index.php?command=view&id=2177


Alıntı
Yapmayın lütfen, nasıl ortak tasarım? Altı çizili soruları dikkatli okudunuz mu? Aynı görev için (farklı türlerde) farklı aa dizilimlerinden bahsediyoruz. Bu nasıl ortak tasarım oluyor? Ortak tasarım olsa X proteini dizilimi bütün türler için aynı olurdu; ama aynı değil, neden?


Bakın farkında olmadan ortak tasarım için bir tanım yapıyorsunuz, ortak tasarım öyle değil böyle olmalı gibi. Oysa tasarlayanın nasıl tasarım yapması gerektiğini belirleyecek ölçütlere sahip değilsiniz. Ama ben yine sizin kabulüzden yola çıkacağım. Kabul. Mesela insanlarda farklı parçalardan ve onların farklı dizilimlerin oluşan ama aynı işlevi yerine getiren makinalar yapmışlardır. En basitinden iki örnek vereyim: Pneumatic pistonlar ve Hyrdeaulic pistonlar. Birisi hava ile itki sağlarken diğeri su ile itki sağlar, yani yapısal (veya genetik) olarak farklılar ama işlevleri aynı amaca yöneliktir. Ya da japon malı dijital bir saat ile isviçre malı mekanik bir saati göz önüne getirin. Bu iki cihazın işlevi aynıdır, zamanı göstermek. Ama bunlar ortak tasarımdır, yani tasarlayanı insandır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta aynı türler (pistonlar) için farklı yapısal özelliklerden bahsetmiş olmamızdır. Yani aynı görev için farklı aa dizilimleri oluşturulması insanlar tasarımlarına bile yabancı bir şey değildir ki Tanrı neden bunu yapamasın? Gibi..


Alıntı
X proteinin görevi aynı; ama aa diziliminde farklılıklar var. Peki, bu farklılıklar neden kaynaklanmaktadır. Nesilden nesile aktarılmış mutasyonlardan. Peki, diğer türlere göre iki tür arasındaki X proteini için aa sırasının farklılığın daha az olması neyi gösterir? Bu iki türün birbirinden daha yakın zamanda ayrıldığını ve bu yüzden daha az aa farklılığın olduğunu; dolayısıyla da ortak bir atadan diğer türlere göre daha yakın bir zamanda ayrıdlığını göstermez mi?


Bende ortak tasarım dedim. Yani ortak tasarım olmaması için bir neden yok, tıpkı ortak ata olmaması için bir neden olmadığı gibi.


Alıntı
Bu 4 türde de aynı görevi yapan X proteininin aminoasit diziliminin farklı olmasının proteinin görevinde hiçbir etkisi olmamasına rağmen aa dizilimi neden farklıdır? Bu farklılıklar nasıl ve nende oluşmuştur? Ve bu farklılık neden İnsan-Şempanze için %1, İnsan-Fare için %4, İnsan-köpek için %10’dur? İnsan-Şempanze için farklılığın daha az olmasının nedeni nedir

O fark %1 deil gibi hatırlıyorum, son dizilimler farkın şaşırtıcı derecede fazla olduğunu ortaya koymuştu. Kaynak verirsenize sevinirim. Sorunuza gelince;

İnsan ve şempanzenin genomunun birbirine yakın olması ortak ata savı için yeter kanıt değildir. Bu Hyundai ve Kia marka otomobillerinin teknik açıdan birbirine çok yakın olmalarından öte anlam içermiyor, ikisi de Kore malı, ikisi de araba, birisi dandik (manuel) diğeri ise içinde bilgisayarlı sistemleri olduğu için daha kaliteli (insan). Başından beri demek istediğim yerde takılıp kalmışsınız. Embriyoloji olsun genetik olsun ortak ata tespit etmeye çalışıldığında o bahsettiğim kısır döngüden çıkılamıyor. Yani moleküler düzeydeki homolojiye dayanarak tespit edilen commondescent savına göre homolji belirlenmeye çalışılıyor. Bkz. Tautoloji.  Totolojik savlar doğaları gereği yanlışlanamazlar, yanlışlanabilirlik ise bilimsel olmanın en önemli koşullarından biridir.


Saygılar..


Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : 19 Temmuz 2006 - 20:13:05 »

bence insan diğer canlılarda olduğu gibi ayrı ve kendine has bir şekilde yaratılmıştır genler bir birine benziyor ama bu onların tek atadan geldiklerini ıspatlamaz bu yaratılışın gayesine ters bir durumdur mantıksızdır yartılışın şekline nasıl ulaşılır diyorsanız bence bu konu canlı nasıl teşkil eder sorusunu cevap aramaktan geçiyor galiba yada genler nasıl oluyorda canlılığı teşkil ediyor sorusunun cevabı bu konuyu açıklığa kavuşturacaktır sanırım.
Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 24
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : 06 Ekim 2006 - 19:52:26 »

FREGAT KUŞU BİLMECESİ
Darwin,fregat kuşlarının da yayla kazlarının da perdeli ayakları olduğu halde suya girmediklerine dikkat çekmişti.Her iki kuş da su kuşlarının soyundan geldiği için ayaklarının geçmişten kalan birer kalıntı olduğunu düşünen Darwin,bu hayvanlar bir yaratıcı tarafından tasarlandıysa,acaba neden işe yaramayan özellikler taşıyorlar diye sordu.

TASARIM HATASI
Dalgıçkuşları karada zorlukla yürüyebilir,çünkü bacakları gövdelerinin cok gerisinde yer almaktadır.Dalıcı kuşların çoğunun bacakları oldukça arkadadır;çünkü etkin bir yüzüş için bu pozisyon en iyisidir.Penguen yürüme sorununu dik durarak çözmüştür.Dalgıçkuşu da zamanla dik durmasına olanak sağlayacak biçimde evrimleşebilir.Bir 'saat yapımcısı' dalgıçkuşunu dik duracak şekilde tasarlasaydı veya gövdesinin ortalarına yakın bir yere bir çift bacak ekleseydi karada daha rahat dolaşmasını sağlayabilirdi.
 
KAYNAK:Tübitak Başvuru Kitapçığı>>Evrim
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 228
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : 06 Ekim 2006 - 21:45:34 »

FREGAT KUŞU BİLMECESİ
Darwin,fregat kuşlarının da yayla kazlarının da perdeli ayakları olduğu halde suya girmediklerine dikkat çekmişti.Her iki kuş da su kuşlarının soyundan geldiği için ayaklarının geçmişten kalan birer kalıntı olduğunu düşünen Darwin,bu hayvanlar bir yaratıcı tarafından tasarlandıysa,acaba neden işe yaramayan özellikler taşıyorlar diye sordu.

TASARIM HATASI
Dalgıçkuşları karada zorlukla yürüyebilir,çünkü bacakları gövdelerinin cok gerisinde yer almaktadır.Dalıcı kuşların çoğunun bacakları oldukça arkadadır;çünkü etkin bir yüzüş için bu pozisyon en iyisidir.Penguen yürüme sorununu dik durarak çözmüştür.Dalgıçkuşu da zamanla dik durmasına olanak sağlayacak biçimde evrimleşebilir.Bir 'saat yapımcısı' dalgıçkuşunu dik duracak şekilde tasarlasaydı veya gövdesinin ortalarına yakın bir yere bir çift bacak ekleseydi karada daha rahat dolaşmasını sağlayabilirdi.
 
KAYNAK:Tübitak Başvuru Kitapçığı>>Evrim

evrime girmiyeceğim ama bir insan nasıl olur da yaratıcı "şunu yapmalıydı" gibi bir hataya düşebilir...
Logged

Kuark Bilim Topluluğu
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 24
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : 06 Ekim 2006 - 21:54:42 »

İngiliz din adamı olan William Paley(1743-1805) Doğal Teoloji adı altında bir görüş ortaya attı.Yukardaki yazılar bu görüşe karşı yazılmıştır.
Lütfen konuyu başka yerlere çekmeyelim...
Logged
Yeni Üye
*
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 2
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : 18 Ekim 2006 - 12:56:44 »

ben ara bir yorum eklemek istiyorum
konuşmanızın bir bölümünde AT nin evrimle çelişmeyeceğini söylüyorsunuz fakat şu bir gerçektirdir ki Akıllı tasarım düşüncesine sahip olanlar bir yaratıcıyı yani tanrı yı kasdediyorlar şöyle ki evrimde ( darwin in teorisinde) canlların tek bir ortak atadan geldiğinden bahsediliyor tabi bu çok çok kısa bir özet oysaki ben Linne ye katılıyorum ve tür sayısının sabit olduğunu düşünüyorum bunu koskoca bir biyoloji profesörüne sordum bana dediki '' bak hergün artıyor sayısı'' oysaki bizim o türleri yeni keşfetmemiz onların yeni türediğini göstermez değil mi? (bu bir soru değil)  benim inancım canlılar gelişimleri sırasında(bireysel gelişimleri) hani dönemde neye ihtiyaç duyuyorlarsa o ortamda bulunuyorlar yani başlangıçta bütün omurgalı embriyolarının aynı tipte olması onların o dönemde öyle olması gerektiği içindir. yani aslen ortak atadan geldiğimize dayandırılması tamamen bir faraziyedir( tabi bana göre) aslen demek istediğim şu üniversitede hocam ben AT ye inanıyorum diye beni gerici be bilim yobazı ilan edebiliyor ve sokaktaki insan ewrimcilere Allahsız dinsiz imansız diyor. Bence evrime bir din gibi inanan ve namusunu korur gibi onu savunan insanda benim kadar bilim yobazı ! benim kadar bağnaz ! dır. bir üstad bu konuda diyor ki : Nasıl ki bir iğne ustasız bir resim ressamsız olmaz nasıl bu dünya bu muhteşem kainat bir sahipsiz olsun ''       


Çalışmalarınızda başarılar dilerim umarım hepsi vatana millete faydalı olurda bizde dnya muvazenesindeki hakettiğimiz yeri çabucak alırız
Logged
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
Yazdır
GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi  |  Katagoriler  |  Evrim (Moderatör: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç)  |  Konu: İnsan’ın Evrimi
Gitmek istediğiniz yer:  

Bu Sayfa 3.134 Saniyede 29 Sorgu ile Oluşturuldu
Forumda Arama                   Gelişmiş Arama
Sponsor Bağlantılar
Forum Duyuruları
Forum ve Site kullanımına ilişkin sorularınızı, yeni özellikleri nasıl kullanabileceğinize dair merak ettiklerinizi ya da paylaşmak istediklerinizi belirtmek için "Yardım" başlığını kullanabilirsiniz.
Forum Rütbeleri / Mesaj Sayısı
Yeni Üye < 10
Aktif Üye 10-29
Paylaşımcı Üye 30-49
Tecrübeli Üye 50-99
Uzman Üye > 100
Forum RSS