Anasayfa
|
Forum
|
Bilimler
|
Arşiv Tarama
|
GenKalem
|
Destek
|
Site Haritası
|
Linkler
|
RSS
|
Reklam
|
Arkadaşını Davet Et
|
İletişim
Anasayfa
Bilimler
Forum
Haberler
Sözlük
GenKampüs
Galeri
GenVideo
Kitaplar
e-dükk@n
Destek
İletişim
Anasayfa
Forum
Üye Ol
Şifre Hatırlat
_MYPMS_PROFILE_POPUP_ALERT
_MYPMS_POPUP_CNT
_INBOX
_MYPMS_CLOSE
GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi
|
Katagoriler
|
Evrim
(Moderatör:
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
) | Konu:
Dünya lavken
Sayfa: [
1
]
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Gönderen
Konu: Dünya lavken (Okunma Sayısı 387 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gökhan Atmaca
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 229
Dünya lavken
«
:
08 Eylül 2006 - 19:34:31 »
Aklıma şimdi eğerler takıldı burda arkadaşlar evrim var deyince bazı sorgulamalarda bulunuyorum,çünkü aklıma düşürdünüz.Ancak lütfen bu konuda evrim vardır ya da yoktur gibisinden tartışmayalım.Bu şekilde bir durum olduğunda mod arkadaşım lütfen silsin mesajı yoksa ben konuyu silerim bişi yaparım...
Benim merak ettiğim nokta şu Dünya lavlardan yeni kurtulmuş kupkuru kurmuş lav yığını iken(tüf..vs.) bu noktadan evrimin (varsa yoksa deyip tartışma olmasın) sürecine nasıl ulaştı... Ben de başka kaynalardan bakıyorum...Bilenler ya da yorumları olanların cevabını bekliyorum...
Logged
Kuark Bilim Topluluğu
bekir kabasakal
Paylaşımcı Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 30
Ynt: Dünya lavken
«
Yanıtla #1 :
10 Eylül 2006 - 01:57:30 »
Dünyanın başlangıcı
Jeokimyacıların kurşun izotopları ile yaptıkları çalışmalar sonucu
dünyamızın yaşının yaklaşık 4.54 milyar yıl olduğu saptanmıştır.
Dünyamızın çeşitli bölgelerinde bulunan en eski kayaların yaşları da bu tarih ile oldukça
uyumludur. Örneğin kuzeybatı Kanada’ da 3.96 milyar yaşında granit kayalar,batı Avustralya da ise 4.3 milyar yaşında zirkon mineral kristalleri (zirkonyum
elementinin silikat ile yaptığı bileşik) bulunmuştur. Bunlar bugüne kadar
dünyamızda saptanmış en eski jeolojik yapılardır. Bunlara ilaveten dünyamızın
uydusu Ay’ dan Apollo astronotları tarafından getirilen ay taşlarının tarihleme
çalışmaları, bunların yaklaşık 4.2 milyar yıl öncesinde ait olduğunu
göstermiştir.
Dünyamız ilk oluşum zamanlarında bir ateş topu halindeydi. Zaman
içinde sıcaklığı düşerek dış yüzeyinde bir kabuk oluşmuştur. O zamanlarda
dünyamızı çevreleyen bugünküne benzer bir atmosfer tabakası da
bulunmamaktaydı.
Dünyamızdaki ilk yaşam örnekleri ve ortam koşulları
Dünyamız üzerindeki yaşamın başladığı tarihi kesin olarak saptamak
bugünkü olanaklarımızla mümkün değildir. Fakat bakteri benzeri tek hücreli
canlıların varlığına ilişkin bulgular zamanı, 3.5 milyar yıl önceye götürmektedir.
Batı Avustralya’ daki Warrawoona bölgesinde yer alan stromatolitlerin bu yaşta
olduğu belirlenmiştir. Stromatolitler, fosilleşmiş mikrobiyal içerikli
yığınlardır. Bu yapılarda artık fosilleşmiş filamentli prokaryotlar tabakalar
halinde üst üste yığılmışlardır. İlk hücresel yapıların bulunduğu 3.5 milyar
yıldan biraz daha geri gidildiğinde, o zamanki yeryüzü ve atmosfer koşulları
hakkında bilgiler şunlardır: İlkel atmosfer kesinlikle oksitleyici değildi. Başka bir ifade ile ortamdaki oksijen miktarı yok denecek kadardüşüktü. Dünyamızdaki en eski kayaçlardan bir kısmının sediment kayaç
olması suyun varlığını göstermektedir.
Fakat ortamın sıcak olması nedeniyle (100C’ın üstünde) su sıvı halde
değil, buhar halinde bulunuyordu. Fakat sıcak su buharının havada yükselerek
soğuk katmanlar ile karşılaşması sonucu yoğuşarak, yeryüzüne yağış olarak
düştüğü sanılmaktadır.
İlkel dünya atmosferinde, karbondioksit (CO2), azot (N2), ve az
miktarda metan (CH4), amonyak (NH3), karbon monoksit (CO) ve hidrojen (H2)
gazları bulunmaktaydı. Bunlara ilaveten hidrojen sülfür (H2S), demir sülfür
(FeS) ve hidrojen siyanür (HCN) ortamda bol miktarda bulunan bileşiklerdi.
İlkel atmosferi oluşturan gazlar dünya merkezinden yeryüzüne çıkmışlardır.
İlkel dünya koşullarındaki (prebiyotik ortam) enerji kaynakları
Canlılıkla ilgili reaksiyonların büyük bir bölümü enerjiye gereksinim
göstermektedir. Günümüzdekine benzer şekilde prebiyotik ortamda da çeşitli
tipte enerji kaynakları bulunmaktaydı. Bunlar;
• Güneşten gelen ültraviyole ışınları (UV)
• Yıldırım enerjisi
• Volkanik aktivite sonucu oluşan termal enerji
• Radyasyon enerjisi
Yapıtaşlarının polimerizasyonu:
Prebiyotik ortamda ilk yapıtaşları oluştuktan sonra bunların
polimerizasyonu ile protein, nükleik asit gibi makromoleküllerin oluşması
gereklidir.
Bu moleküler evrimin en zor süreçlerinden biri olarak kabul
edilmektedir.
Çünkü polimerizasyon bir dehidrasyon yani, ortamdan suyun çıktığı bir
süreçtir. Başka bir ifade ile bu işlem, suyun az bulunduğu koşulda gerçekleşen
bir olaydır. Prebiyotik ortamda bunun sağlandığı yerler olabilir mi?
Doğada çeşitli tipte yoğunlaştırıcı maddeler bulunmaktadır. Örneğin
siyanamid (H2N---C=N) ve polifosfat gibi yoğunlaştırıcı ajanların
polimerizasyon işlemini oldukça kolaylaştırdığı deneysel olarak belirlenmiştir.
Bunun dışında güneş veya volkanik faaliyetler sonucu küçük su
havuzlarındaki suyun buharlaşması ile böyle bir ortam yaratmış olabilir.
Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar kil, pirit (FeS2) ve bazalt türü
camsı yapıların dehidratif polimerizasyon için yüzey görevi üstlenmeye aday
ortamlar olabileceklerini ortaya koymuştur. Bütün bu maddeler dünyamızın ilk
yıllarında da, bugünkü gibi, ortamda bol miktarda bulunmaktaydı. Laboratuar
deneylerinde bu maddelerin yüzeyinde polimerlerin sentezlendiği gösterilmiştir
(kaynama noktasındaki sıcaklıklarda). Günümüzde bu işlemlerin olması oldukça
zordur çünkü ilkel dünyada bulunmayan birçok olumsuzluk şu anda
dünyamızda mevcuttur. Örneğin kuvvetli bir oksitleyici olan oksijen o zamanlar
yoktu. Ayrıca organik maddeleri besin olarak süratle parçalayan
mikroorganizmaların bulunmaması da çok önemlidir.
İlkdüşük organizasyonlu canlılar ve sahip oldukları özellikler
İlk canlı organizma hangi özelliklere sahip olmalıydı?
Araştırmacılar canlıların evriminde progenot isimli ve şu anda benzeri
dünyada bulunmayan bir ata hücrenin varlığını öngörmektedirler. Fakat bu hücrenin sahip olduğu birçok özellik günümüz hücrelerinde de rahatlıkla
gözlenebilmektedir.
Progenotun oksijensiz, sıcak ve organik madde açısında fakir bir
ortamda bulunması, bu hücrenin günümüzdeki
• anaerobik
• hipertermofilik ve
• kemoototrof prokaryotlara
benzeyebileceğini düşündürmektedir. Günümüzde arke grubuna dahil
prokaryotların kaynar sularda, çok tuzlu ve asit ortamlarda, ve anaerobik
koşulda yaşayan birçok türü bulunmaktadır. Batı Avustralya’ nın 3.5 milyar
yıllık Warravona kayalıklarında saptanan stromatolit (fosilleşmiş filamentli
mikrobiyal yığınlar) kalıntılarının mor ve yeşil anoksigenik fotosentetik
bakterilere ait olduğu sanılmaktadır. Günümüzde de stromatolit oluşumu devam
etmektedir. Özellikle sıcak su kaynaklarında ve sığ deniz kıyılarında bu yapılara
rastlamak olasıdır. Günümüz stromatolitlerinin üst tabakalarında fotosentez
yapan siyanobakteriler yaşamaktadır. Onun altında anoksigenik yani oksijen
üretmeden fotosentez yapan bakteriler, alt tabakalara giren ışık miktarı
azaldıkça da bu bakteriler yerini sülfat redükleyici bakterilere bırakmaktadırlar.
Progenotun sahip olduğu anaerobik koşulda mayalanma yapma yetisi
ökaryotik hücrelere de geçmiştir. Mesela kollar yorulduğunda oksijensiz kalan
kas hücrelerimiz aynen prebiyotik ortamdaki ata hücresi gibi laktik asit
fermantasyonu yaparak enerji üretmeye çalışmaktadır.
Serbest oksijenin ve ozon tabakasının oluşumu
Oksijenin dünyamız atmosferinde yaklaşık olarak günümüzden 3 milyar
yıl önce birikmeye başladığı saptanmıştır. Bu birikimde anoksigenik yani
oksijensiz fotosentez yapan prokaryotların oksijenli fotosentez yapmaya
başlaması önemli olmuştur. Bu dönüşümü gerçekleştiren en önemli bakteri ise
siyanobakteriler dir. Ayrıca okyanuslardaki su moleküllerinin de parçalanarak
buna katkıda bulunduğu sanılmaktadır.
Oksijenin oluşmasının yol açtığı değişmelerden bir tanesi de ozonun
(O3) meydana gelmesidir. Ozon, oksijenin UV ışınlarına maruz bırakılması ile
oluşmaktadır. Bu maddenin atmosferde birikmesi ve 300 nm altındaki yani
yüksek enerjili ışınları absorblama özelliği sayesinde dünyamız, Güneş’ ten
gelen ve yaşam için zararlı ışınlardan korunmuştur.
Ökaryotlar ve organeller
Nükleik asit dizi analizlerine dayanılarak yapılan sınıflandırmada
çalışmaları canlıların arke, Bakteri ve Ökaryot olarak üç farklı hücreden
evrimleştiklerini ortaya koymuştur. arke ve bakteriler tek hücreli ve hücre içi
organizasyonu düşük canlılardır. Ökaryotlar ise hem tek hem de çok hücreli
olabilmelerine karşılık, her iki formda da gelişmiş hücre içi organizasyonuna
sahiptir. Fakat ilk ökaryotların günümüzdeki modern ökaryotlardan farklı
olduğu bilinmektedir (ilk modern ökaryotlar-protistler- yaklaşık 1.5 milyar yıl
önce ortaya çıkmışlardır). Şöyle ki, bu hücrede mitokondri, kloroplast ve
nukleus zarı bulunmamaktaydı. Yapılan araştırmalar ökaryotik hücrelerin bu
organelleri endosimbiyoz yoluyla ve milyonlarca yıl önce yapılarına aldığını
ortaya koymuştur.
Progenotun içine yaklaşık iki milyar yıl önce bugün mitokondri olarak
tanımlanan fakat geçmişte oksijen fikse eden bir bakteri olarak yaşayan
organelin girdiği saptanmıştır. Bakterinin bu tür bir endosimbiyotik ilişkiye
girmesinin nedeni, bakterinin ilkel ökaryotun hücre içini korumalı bir çevre ve
besin maddesini devamlı sağlayabileceği bir ortam olarak kabul etmesi olabilir.
Endosimbiyoz olayı ile bağlantılı olarak yapılan moleküler dizi
analizleri mitokondrinin Agrobacterium, Rhizobium ve riketsia genuslarına
dahil bir bakteriden türevlendiklerini göstermiştir. Bu bakterilerin günümüzde
de ökaryotik hücre içinde yaşabilme özelliklerinin olması bu hipotezi destekler
niteliktedir.
Aynı şekilde fotosentetik bir bakteri olarak yaşayan kloroplastın da
endosimbiyotik yaşamı seçerek progenotun içine girdiği belirlenmiştir
(mitokondri örneğinde olduğu gibi yapılan moleküler dizi analizleri, mitokondri
ile modern siyanobakterilerin ortak bir atadan evrimleştiklerini göstermiştir).
Böylece modern ökaryotik hücrenin temelleri atılmıştır. Bu organellerin bakteri
kökenli olduğuna ilişkin birçok bilgi bulunmaktadır: Mitokondri ve kloroplast prokaryotlardakine benzer ribozomlar
içermektedirler. Bu organeller prokaryotlardakine benzer küçük dairesel bir DNA
molekülü içermektedirler. Organellerin rRNA moleküllerinin baz dizileri ile prokaryotlarınki
arasında birçok benzerlikler bulunmaktadır.
Prof. Dr. Haluk Ertan
İ.Ü. Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü
Umarım fayladalı olmuştur....
Logged
Gökhan Atmaca
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 229
Ynt: Dünya lavken
«
Yanıtla #2 :
10 Eylül 2006 - 11:07:21 »
açıkçası sıklıkla kulanılan "yapılan araştırmalar"ın neler olduğunu bilmek isterim...bu yazıyı buraya eklediğiniz için de saolun..
Logged
Kuark Bilim Topluluğu
Sayfa: [
1
]
Yukarı git
GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi
|
Katagoriler
|
Evrim
(Moderatör:
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
) | Konu:
Dünya lavken
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Güncelleme ve Duyurular
-----------------------------
=> GenBilim v3
=> Forum Kuralları
-----------------------------
Danışma Kürsüsü
-----------------------------
=> Soru-Cevap
=> Yardım
=> Hata Rapor
-----------------------------
Katagoriler
-----------------------------
=> Ar-Ge Faaliyetleri
=> Beyin Göçü
=> Bilgisayar
=> Edebiyat
=> Evrim
=> Genom Projesi
=> İnternet
=> Kitap
=> Kültür & Sanat
=> Mizah
=> Mühendislik Bilimleri
=> Müzik
=> Spor
=> Türkçe Kullanımının Yaygınlaştırılması
=> Üniversitelerimiz
-----------------------------
Bilimler
-----------------------------
=> Arkeoloji
=> Bilişim
=> Biyoloji
=> Felsefe
=> Fizik
=> Fotoğraf
=> Genetik
=> Hukuk
=> İktisat
=> Jeoloji
=> Kimya
=> Matematik
=> Psikoloji
=> Sosyoloji
=> Tarih
=> Tıp
=> Diğer Bilimler
-----------------------------
Bilim Siteleri
-----------------------------
=> Bilimi Destekleyen Web Siteleri
-----------------------------
Öneri ve Şikayetler
-----------------------------
=> Türkiye Bilim Sitesi'nden beklentilerinizi tartışalım
=> Kategori Öner
-----------------------------
Diğer
-----------------------------
=> Serbest Forum
=> GenBilim.Com Şikayet Kutusu