GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Sayın Erdal Ekrem'in "yaratılışın kanıtları" başlığına cevabım..  (Okunma Sayısı 2364 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : 21 Temmuz 2006 - 04:32:35 »


Alıntı
Siz öyle görmek istediğiniz için gözlenmekte olduğunu düşünüyorsunuz. O fosiller her tür yoruma açıktır.

Geçiş türü denildiğinde ne anlıyorsunuz ve bu fosiller hakkındaki yorumunuz nedir?

Alıntı
Alıntı
DNA'nın keşfinden bu moleküllerin son derece hassas olan yapısının büyük değişimleri kaldıramayacağı gösterilmiştir. (Ben)

Buna kanıtınız nedir?
****
Mutasyonların meydana getirdiği kanser vakaları, nükleer sızıntılardan kaynaklanan anomaliler ve daha bir çok örnek. Çok kompleks bir makinaya örneğin bilgisayarınızın ekran kartına su döktüğünüzü ve sonra elektrik verip çalıştırdınızı düşünün…….

Verdiğiniz örnekler (radyasyon vb.) bir anda DNA’da büyük çapta (değişimlere) hasarlara neden oldukları için elbette hiçbir yapıcı etkileri olamaz. Yaptığınız benzetme de bu tür zararlı mutasyonlara örnek olarak verilebilir; ama evrimde başı çeken küçük çapta gerçekleşen nötr ve yararlı mutasyonlardır. Bu mutasyonlar da belirli bir zamanda populasyona kazandırılır, populasyonda biriktirilir ve büyük değişimlere neden olurlar. Konuyla ilgili olarak Evrim kategorisi altında “Mutasyonlar, Nötr mutasyonlar” başlıkların bakabilirsiniz.

Alıntı
Alıntı
İlk önce size fosilleşmenin ne kadar zor gerçekleşen (hangi şartlarda gerçekleşebilen) bir olgu olduğunu araştırmanızı salık vereceğim
***
İlginç olan aynı şeyi tam ben söyleyecekken sizin söylemeniz. Ama şu ana kadar bir evrim savunucusunun fosilleşme adına çok zor gerçekleşen bir olaydır demekten öte bir şey söylediğine şahit olmadım.

Peki, fosilleşmenin nasıl ve ne koşullarda olduğu konusunda sizden ileti bekliyorum.

Alıntı
Alıntı
200 yıl kadar önce nesli tükenip de yok olan; ama bir zamanlar milyarlarca nüfusuyla Kuzey Amerika’yı kaplayan bir güvercin türünün (Ectopistes migratoriu) şimdi bulunan kaç tane fosili var? Milyonlarcasının yeraltından fışkırması lazım değil mi? Ama bir tanesinin bile bulunması o kadar zor ki
***
Evet doğru, milyarlarcasının yer altından fışkırması gerek, demek ki 200 milyon yıl önce mlyarlarca nüfusa sahip olamamışlar. Hata soru içindeki gizil bir varsayımdan kaynaklanıyor. Milyarlarca nüfusunun olduğu farz ediliyor sonra fosillerin neden az olduğu çıkarımı yapılıyor. Önce kanıtlanması gereken milyarlarca nüfusa sahip olduklarıdır. Ondan sonra neden fosil bırakmadıkları ile alakalı tartışabiliriz.

Bu güvercin türünün zamanında milyarlarca sayıda olduğu bir varsayım değil bilinen bir gerçektir. Google’da “passenger pigeon” diye aratınız, gerekli bilgilere ilgili sitelerden ulaşabilirsiniz. Buraya Wikipeda ansiklopedisinden size ilgili kısmı aktarayım:

“The Passenger Pigeon (Ectopistes migratorius) was once probably the most common bird in the world. It is estimated that there were as many as five billion passenger pigeons in the United States.” (Çeviriye gerek yok sanırım, en az 5 milyar güvercinin olduğu hesaplandığı belirtiliyor).

Benzer şey dinozorlar için de geçerli. Baskınlıktan bahsetmişsiniz; ama bu birincil derecede konumuz değil. Anlatmak istediğim sayıları (sayıyı indirelim) milyonlarca olan dinozor türlerinden bulunan fosil sayısı çok düşüktür, bu da fosilleşmenin ne kadar zor şartlarda gerçekleşebilen bir süreç olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda neden çok sayıda ara form fosiline rastlanılmadığını da…
Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : 21 Temmuz 2006 - 18:38:38 »

bakın bence evrim mantıklı bir açıklama gibi görünsede doğru değildir ve bence gerçek ayrı ayrı yardılışla beraber belli bir zaman diliminde oluşan canlılardır yani ani oluş değil ve sayın alp beyede tavsiyem bu inacını yada savını katı bir şekilde savunmamasıdır zira budurum maalesef saygısızlığa  doğru gitmektedir ortada kesin bir kanıt teşkil edecek bir durum yoktur olsa inanın size hiçbir bilim adamı karşı çıkmazdı şu an newtonun yasasında olduğu gibi ve ayrıca evrimde maymundan evrimleşme olgusu insanın tanrıyla muhatap olması cihetinde doğru bir sav olamaz çünkü hayvanın tanrıyla muhatap olması düşünülemez yada anlama kabiliyeti düşük varlığın tanrıyla muhataplığı olaz zira sizin evrim savınızda zeka gelimi olgusuvar yani hayvandan insana geçişle beraber zekanın gelişmesivar ama peki yarı hayvan ve yarı insanların durumu ne olacak sizce tanrıyla muhatap olan canlılarmı olacak yoksa bunlar hayvan sınıfınamı girecek eğer tanrı bunları hayvansınıfında değerlendirecek olursa adletsiz davranmış olmazmı saygılar
Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : 22 Temmuz 2006 - 00:56:58 »


Alıntı
Alıntı
Tür içi çeşitlenmeyi kabul ettiğinize göre bu soruyu aynı şekilde mikromutasyonlar için düşünüp cevabını siz kendiniz bulabilirsiniz. Örneğin, Grip virüsüne ne oluyor da her yıl kendini değiştiriyor ve değişik tehlikeli durumlarını ortaya çıkarıyor? Bakteriler bilinçli eylemleri ile mi çeşitli antibiyotiklere direnç geliştirmekteler ya da yeni yeni özellikler kazanmaktadırlar?
***
Tür içi değişimler zaten bilinen şeylerdi, buna kimse itiraz etmez ki zaten? Yani köylüler melezleştirmeyi bilimadamlarından önce biliyorulardı….

Bu kısmı şu cevabınıza yanıt olarak vermiştim.
Demiştiniz ki : “Dinozorun kuşa dönmesi sinek kovalama eylemi ile tasvir edilir, … Daha açık sormak gerekirse, dinozorun avını yakamamak istemesi neden üreme hücresinde kanat için gerekli bir mutasyon oluştursun?”

Buradaki Lamarkçı bakış açınıza binaen o şekilde size bir soru sordum.

Grip virüsüne ne oluyor da her yıl kendini değiştiriyor ve değişik tehlikeli durumlarını ortaya çıkarıyor? Bakteriler bilinçli eylemleri ile mi çeşitli antibiyotiklere direnç geliştirmekteler ya da yeni yeni özellikler kazanmaktadırlar?

Alıntı
Alıntı
Ve embriyolojik gelişim yolunda benzer paylaşımların olmasının ve bunların nedenlerinin homolog genlerden kaynaklanmasının en mantıklı açıklaması da canlıların ortak bir ataya sahip olduğudur.
***
Embriyolojik gelişim de aslında tam tersini de söylüyor Alp bey neden onları görmüyürsunuz?

Kanıt?
Alıntı
Kör mağara balıklarında gözün olmayıp göz çukurunun olması, yılanın kalça kemiğine sahip olması vs diğer örnekler sadece onların ortak atadan geldiklerine değil tasarımına da işaret eder. Bunu demekten gına geldi artık.

Kör balıkta göz çukurunun, yılanda kalça kemiğinin ne işi var? Bu nasıl bir tasarım?

Alıntı
Junk DNA konusunda ise size kısmen katılıyorum.

Katılmadığınız kısımları açıklar mısınız?
Ayrıca, C vitamini sentezleyen L-gulano-γ-lactone oxidaz geninin primatlarda ne işi var? Yorumunuzu bekliyorum.
Logged

AHHA!
Paylaşımcı Üye
***
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 34
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : 09 Ağustos 2006 - 12:24:20 »

Alıntı
"İz halinde kalmış organlar" bu organların illaki işlevsiz oldukları anlamına gelmez. Eğer bir organizma için bu yapıların varlığı yada yokluğu organizmanın yaşamında bir değişikliğe neden olmadığı gösterilirse bu yapıların körelmiş, güdük, işlevsiz organlar olduğu kanaatine varılabilir

Tabi ki söylenebilir, ama bu asıl iddiayı (kalıntı organ) doğrulamaz. Mesela bu tanımınıza göre saçlarınız sizin yaşamınızda bir değişikliğe neden olmaz, sadece kel kalırsınız. Bu organ körelmiştir denemez. Zira saçlarınız sizin için hayati öneme sahip değiller. Gereksiz yere büyüyorlar, tırnak deseniz neyse tutmaya yarıyorlar..

Alıntı
Örnek vermek gerekirse, yılanlardaki ayak kemikleri, kör mağara balığındaki göz kalıntıları (göz çukurları vardır; ama gözler yoktur), atlardaki ek ayak parmak kemikleri, balinaların arka üyeleri, uçamayan kuşlarda ve böceklerdeki indirgenmiş, güdük kanatlar, vampir yarasaların ağızlarındaki azıdişleri, insandaki indirgenmiş kuyruk sokumu gibi yapılar, tavuk embriyonunun gelişimi sırasında oluşan ama sonra kaybolan ek parmaklar ... Bu organların işlevlerinin olup olmaması önemli değil. Diğer hayvanlardaki aynı yapıların sahip olduğu işlevleri bu canlılardaki bu yapılarda açık bir şekilde göremiyoruz
.


Alıntı
Günümüzde artık sindirim sistemi ile ilgili olarak bir işleve sahip olmadığından bu sistem için artık "körelmiş, iz halinde kalmış organ" durumundadır. Appendixin şu an hangi işleve sahip olduğu ise önemli değil


Tabi bunda özgürsünüz, ama ben apendix'ime laf ettirmem :))


Alıntı
Diğer yandan bu organın yokluğunda (operasyonla alınmasıyla) vücuda zararlı olacak bir etken şimdiye kadar görülmedi; aksine varlığındaysa bilindiği gibi hayati riskler, ölümcül sonuçlar barındırmaktadır.

Benzer şekilde serçe parmağınızın küçük ucunu kestiğinizde vücudunuza zararlı olabilecek bir etken gözlemleyemezsiniz. Serçe parmak ucundan yoksun yaşamak serçe parmağının ucunun kaza sonucu kopma riskinden alıkoyar insanı, bence kesin gitsin.  :smiley:


  Genelde arkadaslar gerekli cevaplari vermisler sayin IDN´ye. Fakat appendix konusu biraz havada kalmis. bu konuyu aydinlatalim. Oncelikle, parmak ucu ve sac ornekleri her ne kadar ilk basta ozellikle konuya tam hakim olmayanlar tarafindan "vay be nasil da verdi cevabini, oturttu adami kicinin ustune" nidalariyla alkislanacak ornekler gibi durmakta ise de aslinda hic de oyle degil.   
    Oncelikle sac ornegine deginelim. Modern evrim kuramini yarim yamalak bilen insanlarin genel yanlislarindan biri de canlilarin her ozelliginin o canlinin yasamda kalip kalmamasi uzerindeki etkisine bakma egilimidir. Bu yaklasim, en az dogal secilim kadar onemli diger bir faktor olan seksuel secilimin gozardi edilmesine yol acar. Seksuel secilimi kisaca bir turun bireyleri arasinda karsi cins icin yapilan mucadelenin secilimi olarak tanimlayabiliriz. Seksuel secilim baskisi bazen turlerin yasamda kalmalari aleyhine calisacak ozellikleri dahi destekleyebilir. Cok klasik bir ornek olarak, tavuskusunun o gosterisli kuyrugunu verebiliriz. Bu tarz devasa bir kuyruk gayet acik bir sekilde turun erkek uyelerinin yasamda kalmalari aleyhine calisir. Fakat, kisa kuyrugu sayesinde hayatta kalmada turun diger uyelerinden daha basarili bir erkek tavuskusu turun disileri tarafindan yakisikli bulunmadigindan soyunu aktaramayacak ve secilim – tek kriter olarak yasamda kalmayi alsaydik bekleyecegimiz gibi – kisa kuyruk lehine degil aleyhine isleyecektir. Bu durumda da erkek tavuskusu icin ideal kuyruk boyunun seksuel ve dogal secilimin optimal kuyruk boyu taleplerinin ortasinda bir yerde olmasi beklenir. Bu yuzden appendiks ornegine karsilik olarak sac ornegini vermek uygun dusmez. Cunku sac memelilerdeki yapisal fonksiyonlarini bir kenara koyarsak onemli bir seksuel secilim faktorudur ayni zamanda. Lutfen bu cumleme cevap olarak kimse “ Ama kadinlar kellerden de hoslaniyooo” demesin. Istisnalar beni ilgilendirmiyor su noktada. Saclarin ikili iliskilerdeki etkisini tartmak icin soyle bir etrafiniza bakmaniz yeterli. Ayrica, insanlarda seksuel secilimden bahsederken gozden kacirilmamasi gereken diger bir nokta da uygarlik ve kulturun  secimlerimiz uzerindeki etkisidir. Dis etkilerce sekillenen zevklerimiz ( giyimde sac modellerinde donem donem yasanan degismeler, moda denen gerzeklik vs.) insanda seksuel secilim konusunu da kaygan bir zemine donusturmekte. Her neyse, toparlamak gerekirse appendix gibi secilime etkisi sadece fonksiyon faktoruyle degerlendirilebilecek bi organa karsilik ornek olarak sac gibi seksuel etki faktoru tasiyan bir ornek sunmak tamamen bir hatadir.   (devam edecek...)
   

 
« Son Düzenleme: 09 Ağustos 2006 - 17:36:36 Gönderen: serhan zenger » Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : 09 Ağustos 2006 - 15:37:09 »

şimdi siz evrimcilere bir kaç sorum olacak 
1.mutasyonlar hangi şartlar atında gerçekleşmektedir yada hangi şartlar mutasyona yolaçar
2.bu mutasyona yolaçan şartlar doğada bulunabilirmi bulunursa bu şartların ortaya çıkma olasılığı nedir
3.bu mutasyonların böyle komplike bir sistemde yararlı oluşumlara yolaçma olasılığı nedir.
Logged
Paylaşımcı Üye
***
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 34
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : 09 Ağustos 2006 - 17:38:15 »

 
(#18´den devam...)
      Parmak ucu icin de ayni sactaki mantigi kullaniyoruz. Kizlar parmak ucumuzu kestigimizde ”ayy ne igrenc böögh” diyeceklerinden parmak uclari faydalidir. Yok oyle degil tabi, saka yaptik. Simdi onceki yazimda da dedigim gibi konu insan gibi kurdugu uygarlikla diger canlilardan acik bir bicimde ayrilan bir canli oldugunda zemin her zaman cok kaygan, dikkatli olmak lazim kayip dusmemek icin. IDN arkadasimiz direk olarak cerrahi mudahalenin gunumuzde yasamda kalmayi etkileyip etkilemedigine bakiyor. Bu yuzden de parmak ucunu kesince yasamda kalacagimiza gore parmak ucu da gereksiz mi cikariminda bulunuyor. Tabii ki bunu yaparken Alperen arkadasimizin mantigindan yola ciktigini belirtiyor, fakat verilen ornegin appendixe karsi iyi bir tez sunmadigini ispat benim amacim. Bu mantikla gidersek o zaman gozlerimiz de gereksizdir. Nitekim gunumuzde gozunu kaybeden insanlar yasamlarina devam etmekteler. Ya da yapay organlar artik tip dunyasinda boy gostermeye basladiklarindan kalp icin ya da diger organlar icin de ayni sey soylenmeye baslanabilir. Bu dusunce bicimi bu bakimdan yanlistir. Bir organin onemini irdelerken tarihte geriye gitmeli ve o organin insanoglu uygarliklar kurmadan vahsi dogada yasarkenki onemine bakilmali bence. Bu bakimdan, parmak boyundan biraz aldirmak yasamda kalma acisindan bir dezavantaj olurdu o zamanlar muhtemelen. Parmak uzunluklarinin birbirine orani, eli en verimli kullanabilecek bir hale getirmek icin uzun suren bir secilimden gecmis olmalidir ve bir parmagin ucundan almak uzun vadede cok etkili olabilirdi dogalda. Aslinda ayni seyi appendix icin de soyleyebiliriz. Yani appendix de uygarlasan (ya da yiyecek tercihini degistiren) insanoglunda onceki islevini yitirmis olabilir. Zaten, benim amacim appendixin bir kör organ oldugunu kanitlamaya calismak degil, olabilir de olmayabilir de. Son zamanlardaki calismalar immun sistemde bir rolu olabilecegine isaret etmekte nitekim. Fakat, insanlarin anlamasi gereken appendixin bir fonksiyonunun oldugunun bulunmasinin evrime bir toz kondurmayacagidir. Zaten dogal secilimli evrimsel surecten beklenen calismayan organlarin ayiklanmasidir, fakat gayet aciktir ki bu ayiklanma islemi bazen uzunca bir surenin gecmesini gerektirebilir ve bazen de teknik nedenlerden dolayi yavas gerceklesebilir hatta hic gerceklesemeyebilir. Bir organizmada islevsiz organlarin bulunmamasi yaratilisa/akilli dizayna kanit olamaz. Fakat islevsiz organlar bulundugunda bunlarin aciklamasini yapmak yaratiliscilarin boynunun borcudur. Bu bakimdan yilandaki kalca kemiklerinin yaratilisci/akilli tasarimcilar tarafindan mantikli bir savunusunu hala merakla beklemekteyim. Bilen varsa haber versin.
 



Mesela uçma yeteneğinin 3 farklı biçimde birbirinden bağımsız olarak evrimleşmiş olması gerekir. Kuşlar, böcekler, yarasalar gibi. İhtimal hesapları bakımından tek bir kez bile ortaya çıkmasının açıklanamadığı uçma eyleminin bilinen haliyle 4 kez ortaya çıktığını savunmak tesadüfi zorunluluk süreçleri açısından çok büyük bir sorundur. Dinozorun kuşa dönmesi sinek kovalama eylemi ile tasvir edilir, bazende sinek yerine başka bir canlı. Sonuçta kovalama eylemi sürekli tekrarlanmak suretiyle bir dinozorun üreme hücrelerinde ne gibi bir itki oluşuyor ki canlı zaman içinde kanatlanmaya başlıyor? Evrimcilerde çok iyi bilir ki bedensel faaliyetlerin edinimi yani kas yapmak için ağırlık çalışan bir adamın oğlu büyüdüğünde kaslı olamaz, bu özellikler gelecek kuşaklara aktarılamaz. Çünkü gelişim normal hücrelerde olmuş olup üreme ile sonraki nesle aktarılamaz.


   Sayin IDN, yazilarinizi okuyup da etkilenen bir suru insan oldugundan suphem yok. Mantiksal kivraklik, demagoji, saga sola olur olmaz latince terimler serpistirmeler ve bazi yorumlarinizdan sonra koydugunuz smiley´lerle desteklediginiz kendine guvenen insan imajinizin yukarida alintiladigim bolumde yazdiklarinizdan cok acik belli olan bilgi eksikliginizi kapamakta cok yararli oldugundan eminim. Teori, terim, kitap adi ezberlemek anlamak, bilmek anlamina gelmez. Madem analojilerden hoslaniyorsunuz soyle anlatayim: Nota ogrenmek kimseyi muzisyen yapmaz. Bunun gibi birsey. Fakat cok basarili bir politikaci olacaginizdan hic suphem yok. Kariyerinizde basarilar dilerim...

 
Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 23
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : 22 Ağustos 2006 - 10:38:00 »

şimdi siz evrimcilere bir kaç sorum olacak 
1.mutasyonlar hangi şartlar atında gerçekleşmektedir yada hangi şartlar mutasyona yolaçar
2.bu mutasyona yolaçan şartlar doğada bulunabilirmi bulunursa bu şartların ortaya çıkma olasılığı nedir
3.bu mutasyonların böyle komplike bir sistemde yararlı oluşumlara yolaçma olasılığı nedir.


Hiç öyle tek tek cevap vermeyeceğim...
Bir bakteri alınız, kültüre koyunuz, yada şimdi ona da özel lab ortamı falan denir, vazgeçtim, vücudunuza koyunuz. Örneğin bu bakteri de şöyle antibiyotiğe basılsın... Zavallım büyük ihtimalle bir kıyıma uğrayacaktır. Ama birileri mutasyon geçirdiği durumlarda (ki günümüzde artık -eskiden antibiyotiğe karşı koyamayan- birçok bakteri antibiyotiklere dayanıklı hale geldi, salgını modern tıpta bile korkutucu boyutta etkilere neden olabilecek çok fazla bakteri gelişti...) o vücudun artık ölümüne kadar gidebilecek bi sürece girmiş olacaktır.
Bu konuda çözümü de, ne yazık ki Raif arkadaşımızı üzeceğim; ama evrim biyologları bulmaya uğraşıyor. Birçok bakteride de buldular; ama işin başka bir boyutunu da işaret edebiliyorlar: Bakteriler hızla evrim geçiriyor ve onları eski hallerine geri döndürmek için antibiyotik vb. gibi şeylerin kullanımı azaltılmalıdır.

Peki bu sonuca evrim geçirmeyen bakteriler üzerinden nasıl ulaşıldı? Yada bazı kötü mihrakların yarattığı kötü bakteriler nasıl çeşit olarak milyona yaklaştı? Birkaç lab çalışması bu kadar bakteri yaratmaya yeter mi?   
Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : 23 Ağustos 2006 - 20:24:40 »

Erdal bey

İşlerim dolayısıyla uzun zaman ara vermek zorunda kaldım. Konuya devam edebiliriz.

Alıntı
Yani??? Derginin o tarhili bir sayısı yok!!! O tarihte internet sitesine konmuş bir yazısı var. Bu tarihli dergiden alıntı yaomak, size değil, H.Yahya sitesine ait bir terbiyesizlik. Sitesinin linkini vermediğim için size söylemişim gibi olmuş; sizden bunun için özür dilerim

Önemli değil Erdal bey..


Yalnız şunu eklemem gerekiyor, kaynak ve ona ait alıntının içeriği doğrudur.


Alıntı
Fakat bu site, (ve tabii kişi) daha önce olmayan makalelere atıflar yapmakla, makaleleri ve araştırmaları çarpıtmakla sabıkalıdır. Bu yüzden de böylesi bir şeye girişmiş olması gayet doğaldır.



Bunun neönemi var ki? En azından kaynağı bu seferlik doğru vermiş. :)


Alıntı
Bence siz de böylesi sahtekarlardan aldığınız bilgileri kontrol edin...


Yukarıda da gördüğünüz gibi kontrol ettim ve siz hatalı çıktınız. Sahtekarlık yok ki ortada. Adam kaynak vermiş ve sitede de aynen duruyor. Bu konuyu daha fazla uzatmayalım isteseniz.


Alıntı
Bu arada yazının tamamını şu anda göremiyorum, dolayısıyla alıntıladığınız kısmı da... Bunun için yaptığınız alıntıya dair ancak kendisini görünce bir şey söyleyebileceğim...


Ben görebiliyorum link çalışıyor. Buyrun;

Early human embryos look like those of dogs. But dogs grow long noses and humans babies are born with big brains. From a similar design, some organs grow while others shrink. So can these differences in growth patterns tell us anything about our evolutionary past?
A HUNDRED years ago, it was commonly thought that the growing human embryo passed through all its previous stages in evolution. From the single cell, to a simple multicellular creature, and then through stages corresponding to a fish, a lizard, a mouse, a monkey and then a human.
This idea was first suggested by German biologist Ernst Haeckel (1834-1919), an early supporter of Charles Darwin's theory of evolution. Haeckel coined the phrase "ontogeny recapitulates phylogeny", meaning that development and growth repeat evolutionary history. He called this the biogenetic law, and the idea became popularly known as recapitulation. In fact, Haeckel's strict law was soon shown to be incorrect. For instance, the early human embryo never has functioning gills like a fish, and never passes through stages that look like an adult reptile or monkey. Furthermore, it was becoming apparent that some species had passed through fewer stages than their ancestors, ...




Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : 23 Ağustos 2006 - 20:27:26 »

Sayın Alp bey


Alıntı
Geçiş türü denildiğinde ne anlıyorsunuz ve bu fosiller hakkındaki yorumunuz nedir?

Bu konuda yeterince yazdığımı düşünüyorum, benim geçiş türünden ne anladığım değil, evrimcilerin geçiş türünden ne kastettikleri önemlidir. Onların açıklamasına göre ara formlar olmalıdır ve bunlar 200 yıldır aranmaktadır.

Size çok basit bir örnek vereyim, mesela bir kuş türünün kanadını düşünelim, bu kuş türü ansızın kanada sahip olamayacağına göre kanat oluşana kadar belli bir sürecin geçmesi gerekir. Bu süreyi farzı misal 2 milyon yıl olarak ele alalım. 2 milyon yıl boyunca söz konusu kuş türünün yavaş gelişen ve ona avantaj sağlayan kanadımsı organı ile birlikte milyonlarca nesil geçirmesi gerekir, çünkü günümüze kadar kanatlı olarak geldi ise bir şekilde o kanadımsı organların o kuş türüne avantaj sağlamış olması gerekir. Kuş nesilleri, kanadımsı organ oluşumunun başlangıcından bu yana 100 bin, 200 bin, 500 bin, 800 bin, 1 milyon, 1.2 milyon vs. aralıklarla farklı formlarda olmaları gerekir. Buraya kadar kabul ediyor olmalısınız. Zira kanat aniden gelişmemelidir, tedricen gelişmelidir. Sonuca gelirsek, bu kuşun nesilleri yukarıdaki mezkur süreler boyunca milyonlarca belkide milyarlarca ölü bırakmış olmalıdır (100 binde 1 milyon öldüğünü, 200 binde 2 milyon öldüğünü. varsayabilirsiniz) Biz fosil aramaya çıktığımızda bulacağımız fosillerde ara form denebilecek kanadımsılara sahip iskeletler bulmak zorundayız. Yani bu kanadımsıların kanatlılara gelene kadar elimize bolca fosil bırakmalıdır.


Alıntı
Verdiğiniz örnekler (radyasyon vb.) bir anda DNA’da büyük çapta (değişimlere) hasarlara neden oldukları için elbette hiçbir yapıcı etkileri olamaz. Yaptığınız benzetme de bu tür zararlı mutasyonlara örnek olarak verilebilir; ama evrimde başı çeken küçük çapta gerçekleşen nötr ve yararlı mutasyonlardır. Bu mutasyonlar da belirli bir zamanda populasyona kazandırılır, populasyonda biriktirilir ve büyük değişimlere neden olurlar. Konuyla ilgili olarak Evrim kategorisi altında “Mutasyonlar, Nötr mutasyonlar” başlıkların bakabilirsiniz.

İşte o evrimde gerçekleşen küçük çaplı organ oluşturan mutasyonlar dizisi nerede? O başlıkta başka şeyler görüyorum, benim sorduklarım canlının yapısındaki morfolojik değişimler.


Alıntı
Peki, fosilleşmenin nasıl ve ne koşullarda olduğu konusunda sizden ileti bekliyorum


Fosilleşme dediğiniz gibi çok zor şartlarda olmakta, her ölen fosil olmamakta. Ama her ölen ayrı bir tür de olmamalıdır, 2 milyon süre zarfında o dediğim ku türüne ait derece derece kanadımsılara sahip türlerin iskeletleri de bulunmalıydı.


Alıntı
Bu güvercin türünün zamanında milyarlarca sayıda olduğu bir varsayım değil bilinen bir gerçektir. Google’da “passenger pigeon” diye aratınız, gerekli bilgilere ilgili sitelerden ulaşabilirsiniz. Buraya Wikipeda ansiklopedisinden size ilgili kısmı aktarayım:

“The Passenger Pigeon (Ectopistes migratorius) was once probably the most common bird in the world. It is estimated that there were as many as five billion passenger pigeons in the United States.” (Çeviriye gerek yok sanırım, en az 5 milyar güvercinin olduğu hesaplandığı belirtiliyor).

Benzer şey dinozorlar için de geçerli. Baskınlıktan bahsetmişsiniz; ama bu birincil derecede konumuz değil. Anlatmak istediğim sayıları (sayıyı indirelim) milyonlarca olan dinozor türlerinden bulunan fosil sayısı çok düşüktür, bu da fosilleşmenin ne kadar zor şartlarda gerçekleşebilen bir süreç olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda neden çok sayıda ara form fosiline rastlanılmadığını da…
Alp bey

Bakın ben diyorum ki nüfuslarının o kadar çok olduklarının delili nedir? Siz bana vikipedia'dan sizin dediklerinizin benzerini anlatan alıntılar yapıyorsunuz. O alıntılarda yazanlar geçerli değil. Hala milyarlarca nüfusunun olduğu farz ediliyor sonra fosillerin neden az olduğu çıkarımı yapılıyor. Önce kanıtlanması gereken milyarlarca nüfusa sahip olduklarıdır. Ondan sonra neden fosil bırakmadıkları ile alakalı tartışılabilir.

Alıntı
Buradaki Lamarkçı bakış açınıza binaen o şekilde size bir soru sordum

Lamarck'çı bakmıyorum, arboreal ve cursorial teorileri inceleyin lütfen. Biri yerden havalanma, diğeri yukarıdan atlayarak uçmayı açıklayan teorilerdir. Canlının ağaçtan atlaması onun üreme hücrelerinde neden fenotipinin davranışını destekleyecek bir değişime neden olsun? (yani neden uçsun?)
Bu soruya hiç yanaşmıyorsunuz nedense.


Alıntı
Grip virüsüne ne oluyor da her yıl kendini değiştiriyor ve değişik tehlikeli durumlarını ortaya çıkarıyor? Bakteriler bilinçli eylemleri ile mi çeşitli antibiyotiklere direnç geliştirmekteler ya da yeni yeni özellikler kazanmaktadırlar?

Bu tür içindeki değişimdir, o hala grip virüsüdür. Bu köpek türleri arasındaki çeşitliliğe benzer, pitt bul cinsine e olduda kaniş cinsinden daha agresif ve yırtıcı oldu? Gibi..


Alıntı
Embriyolojik gelişim de aslında tam tersini de söylüyor Alp bey neden onları görmüyürsunuz? (ben)
Alıntı
Kanıt?
(siz)

Neyin kanıtını istiyorsunuz? :)



Alıntı
Kör balıkta göz çukurunun, yılanda kalça kemiğinin ne işi var? Bu nasıl bir tasarım?


Bu yaklaşımlar evrim teorisini doğrulayacak veya destekleyecek şeyler değildir. Açıkça hata yapıyorsunuz, niye yılanda kalça kemiği var? Demek ki evrim geçirdi mantığı. Tasarımın neden ve nasıl öyle olduğunu bilemem, ancak spekülasyon yapılabilir. Mesela Torah'a göre yılanın zamanında Yahweh tarafından sürünmeye mahkum edilmiş olması ile de uyum içindedir bu bulgu.





Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : 23 Ağustos 2006 - 20:32:07 »


Sayın Serhan Zenger

Alıntı
Genelde arkadaslar gerekli cevaplari vermisler sayin IDN´ye


Benim aradığım cevaplar hala ortada sayın Serhan Zenger.. Aynı soruları isterseniz siz de cevaplayabilirsiniz.

Alıntı
Fakat appendix konusu biraz havada kalmis. bu konuyu aydinlatalim. Oncelikle, parmak ucu ve sac ornekleri her ne kadar ilk basta ozellikle konuya tam hakim olmayanlar tarafindan "vay be nasil da verdi cevabini, oturttu adami kicinin ustune" nidalariyla alkislanacak ornekler gibi durmakta ise de aslinda hic de oyle degil.


Peki, aslını görelim o halde.


Alıntı
Oncelikle sac ornegine deginelim. Modern evrim kuramini yarim yamalak bilen insanlarin genel yanlislarindan biri de canlilarin her ozelliginin o canlinin yasamda kalip kalmamasi uzerindeki etkisine bakma egilimidir


Doğru dediniz, evrimcilerin en bariz hatalarından biri de budur :)

Alıntı
Bu yaklasim, en az dogal secilim kadar onemli diger bir faktor olan seksuel secilimin gozardi edilmesine yol acar.


Seksüel eğilimlerin de doğal seçilim gibi iyi veya uyumlu olanı seçmeye yaradığını inkar etmiyor ki kimse? İyi döl versin diye damızlık hayvanlar seçilir özellikle. Evrim teorisinin E'si dahi yokken bunlar bilinirdi.


Alıntı
Seksuel secilimi kisaca bir turun bireyleri arasinda karsi cins icin yapilan mucadelenin secilimi olarak tanimlayabiliriz. Seksuel secilim baskisi bazen turlerin yasamda kalmalari aleyhine calisacak ozellikleri dahi destekleyebilir


Ama bu bir canlıyı tüden türe dömüştürmüyor, tıpkı doğal seleksiyonun dönüştürmediği gibi.



Alıntı
Cok klasik bir ornek olarak, tavuskusunun o gosterisli kuyrugunu verebiliriz. Bu tarz devasa bir kuyruk gayet acik bir sekilde turun erkek uyelerinin yasamda kalmalari aleyhine calisir. Fakat, kisa kuyrugu sayesinde hayatta kalmada turun diger uyelerinden daha basarili bir erkek tavuskusu turun disileri tarafindan yakisikli bulunmadigindan soyunu aktaramayacak ve secilim – tek kriter olarak yasamda kalmayi alsaydik bekleyecegimiz gibi – kisa kuyruk lehine degil aleyhine isleyecektir. Bu durumda da erkek tavuskusu icin ideal kuyruk boyunun seksuel ve dogal secilimin optimal kuyruk boyu taleplerinin ortasinda bir yerde olmasi beklenir

Gerçektende çok klasik bir örnek, bu dedikleriniz de birşey değiştirmiyor. Doğal veya seksüel seçilimin varlığını göstermek veya onu açıklamak türlerin türremesine ilişkin bilgi vermiyor. Sadece hayatta bırakıyor veya öldürüyor. Sadece bir seçme mekanizmasından öte bir şey değil.

Alıntı
Bu yuzden appendiks ornegine karsilik olarak sac ornegini vermek uygun dusmez. Cunku sac memelilerdeki yapisal fonksiyonlarini bir kenara koyarsak onemli bir seksuel secilim faktorudur ayni zamanda. Lutfen bu cumleme cevap olarak kimse “ Ama kadinlar kellerden de hoslaniyooo” demesin. Istisnalar beni ilgilendirmiyor su noktada.


Amacınız o olmamasına rağmen apendix'in kalıntı olduğunu doğrulamıyor bu dedikleriniz.



Alıntı
Saclarin ikili iliskilerdeki etkisini tartmak icin soyle bir etrafiniza bakmaniz yeterli. Ayrica, insanlarda seksuel secilimden bahsederken gozden kacirilmamasi gereken diger bir nokta da uygarlik ve kulturun secimlerimiz uzerindeki etkisidir. Dis etkilerce sekillenen zevklerimiz ( giyimde sac modellerinde donem donem yasanan degismeler, moda denen gerzeklik vs.) insanda seksuel secilim konusunu da kaygan bir zemine donusturmekte. Her neyse, toparlamak gerekirse appendix gibi secilime etkisi sadece fonksiyon faktoruyle degerlendirilebilecek bi organa karsilik ornek olarak sac gibi seksuel etki faktoru tasiyan bir ornek sunmak tamamen bir hatadir. (devam edecek...)

Toplum bilimsl açıklamalar için teşekkürler :) Tüm dedikleriniz doğru olsa dahi, apendix i işe yaramaz kılmaya yetmiyor, sizin göstermeniz gereken aa bak işe yaramıyor demek ki evrim var argümanı değil, canlılarınn birbirinden türediği iddiasıdır.


Alıntı
IDN arkadasimiz direk olarak cerrahi mudahalenin gunumuzde yasamda kalmayi etkileyip etkilemedigine bakiyor. Bu yuzden de parmak ucunu kesince yasamda kalacagimiza gore parmak ucu da gereksiz mi cikariminda bulunuyor.


Hiç dikkat etmiyorsunuz :)



Alıntı
Bu dusunce bicimi bu bakimdan yanlistir. Bir organin onemini irdelerken tarihte geriye gitmeli ve o organin insanoglu uygarliklar kurmadan vahsi dogada yasarkenki onemine bakilmali bence.


Peki nasıl yapacaksınız bunu?



Alıntı
Fakat, insanlarin anlamasi gereken appendixin bir fonksiyonunun oldugunun bulunmasinin evrime bir toz kondurmayacagidir


Güzel bir itiraf, şimdi aynı şeyi evrimcilere de söyleyin bakalım. Körelmiş sanılan bir organ evrimi doğrulamaz. Yani tasarımdaki kusurlar diye nielendirdiğiniz şeyler evrime kanıt sunmaz. Evrime kanıt sunmanız için yapmanız gereken tek şey türlerin birbirinden türediğni göstermek, bunu yaparken yapısal veya genetik benzerliklerden faydalanmak kanıt sunmaya yetmiyor. Benzerlikler ortak ata anlamına gelebileceği gibi ortak tasarım anlamına da gelebilir.



Alıntı
Fakat islevsiz organlar bulundugunda bunlarin aciklamasini yapmak yaratiliscilarin boynunun borcudur.



Böyle bir zorunluluk yok. Hem var mı böyle bir organ? Bir organın tamamen işlevsiz olduğu nasıl kanıtlabilir? ya hepsi de apendix'in akıbetine uğrarsa? Yani bilim son sözünü söylemez hiç bir zaman.


Alıntı
Bu bakimdan yilandaki kalca kemiklerinin yaratilisci/akilli tasarimcilar tarafindan mantikli bir savunusunu hala merakla beklemekteyim. Bilen varsa haber versin

Bkz. Tevrat :)

Alıntı
Sayin IDN, yazilarinizi okuyup da etkilenen bir suru insan oldugundan suphem yok.

Bu bir sorunsa eğer benim sorunum değil :)


Alıntı
Mantiksal kivraklik, demagoji, saga sola olur olmaz latince terimler serpistirmeler ve bazi yorumlarinizdan sonra koydugunuz smiley´lerle desteklediginiz kendine guvenen insan imajinizin yukarida alintiladigim bolumde yazdiklarinizdan cok acik belli olan bilgi eksikliginizi kapamakta cok yararli oldugundan eminim

Şahsa saldırma hatası (mantık hatası) Alıntıdaki bilgi eksikliğini gösterin o halde. Varsa telafi etmeye hazırım, kompleksim yoktur benim :)


Alıntı
Teori, terim, kitap adi ezberlemek anlamak, bilmek anlamina gelmez

Elbette, o halde buyrun gösterin hatamı, bende merak ettim şimdi.


Alıntı
Madem analojilerden hoslaniyorsunuz soyle anlatayim: Nota ogrenmek kimseyi muzisyen yapmaz. Bunun gibi birsey. Fakat cok basarili bir politikaci olacaginizdan hic suphem yok. Kariyerinizde basarilar dilerim...


Sizde etkilenmişe benziyorsunuz, eğer oralardaysanız bilgi yanlışını gösteriniz.







Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : 23 Ağustos 2006 - 22:58:57 »

Özür dilerim Sayın IDN; ama üzülerek söylüyorum ki üslubunuzla ilgili olarak Sayın Serhan'a katılıyorum. Bu yüzden sadece gerekli kısımlara cevap vereceğim.


Bakın ben diyorum ki nüfuslarının o kadar çok olduklarının delili nedir? Siz bana vikipedia'dan sizin dediklerinizin benzerini anlatan alıntılar yapıyorsunuz. O alıntılarda yazanlar geçerli değil. Hala milyarlarca nüfusunun olduğu farz ediliyor...

cevabınıza inanın ne diyeceğimi bilemiyorum :). Yani, ortada olan ansiklopedik bir bilgi. İnanılmaz sayılarına rağmen soyları tükendiği için onlarca makalelere konu olmuş bir kuş türü. Kimse tarafından tartışılmamış olan bir şeyi siz belki de bu kuş türünün ismini ve yok oluş hikayesini ilk defa duymanıza rağmen gereksiz sorularınızla gereksiz konu uzamalarına neden oluyorsunuz.

Google'da kısa bir arayış yapın üniversite linklerine, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi sitesine giriniz oradan bakınız, kendiniz araştırınız. Dinozorların da var olduklarını kanıtlamaya çalışalım isterseniz?

Lütfen, bu üslubunuzu devam ettirmeyiniz. Ne yazık ki bu şekilde tartışabilmemizin imkanı yok.

Alıntı
Lamarck'çı bakmıyorum, arboreal ve cursorial teorileri inceleyin lütfen. Biri yerden havalanma, diğeri yukarıdan atlayarak uçmayı açıklayan teorilerdir. Canlının ağaçtan atlaması onun üreme hücrelerinde neden fenotipinin davranışını destekleyecek bir değişime neden olsun? (yani neden uçsun?)
Bu soruya hiç yanaşmıyorsunuz nedense.


Lamarkçı bakmıyorum diyorsunuz, neden üreme hücrelerinde değişim oluyor diyorsunuz ?! Lamarck bunu sorabilir ve söyleyebilir; ama Darwinci evrim görüşü değil!

- Canlının ağaçtan atlamaya çalışması üreme hücelerinde değişime neden olmuyor.

- Üreme hücrelerinde mutasyonlar zaten sürekli olarak meydana gelmekte ve çeşitlilik oluşuyor,
- Bu değişimler-çeşitlilik arasından canlının uçmasıyla ilgili olarak işe yarayabilecek olanlar ise seçilip, biriktiriliyor ve gelecek nesillere aktarılıyor.

Alıntı sahibi: Alp Eren
Grip virüsüne ne oluyor da her yıl kendini değiştiriyor ve değişik tehlikeli durumlarını ortaya çıkarıyor? Bakteriler bilinçli eylemleri ile mi çeşitli antibiyotiklere direnç geliştirmekteler ya da yeni yeni özellikler kazanmaktadırlar?

sorusunu da sormuş olduğunuz "Canlının ağaçtan atlaması onun üreme hücrelerinde neden fenotipinin davranışını destekleyecek bir değişime neden olsun?" yanıt için size sormuştum üzerinde düşünesiniz diye, fakat siz farklı bir cevap vermişsiniz.

Alıntı
Bu tür içindeki değişimdir, o hala grip virüsüdür. Bu köpek türleri arasındaki çeşitliliğe benzer, pitt bul cinsine e olduda kaniş cinsinden daha agresif ve yırtıcı oldu? Gibi..

Hâlâ grip virüsü olup olmadığı konumuz değil ki. Değişim kısa bir süre içerisinde oluyor denilmiyor ki!

Tür içi değişimi kabul ediyorsunuz. Peki, bu virüs nasıl değişiyor? Ne oluyor ona da değişiyor ve tekrar zararlı hale gelebiliyor ve hatta eskisinden daha güçlü olabiliyor?

Ya da köpek türleri için konuşursak.. Bu tür içi değişimler nasıl olmaktadır? Bunca köpek türü nasıl oluşmuş ? Üreme hücrelerinde değişim nasıl olmuş? Ve neden bu değişimler oluyor? Köpekler bilinçli olarak bir şey yapmak/olmak istedikleri için mi üreme hücrelerinde değişiklik oluyor? Hayır, elbette!

Ve size önceki iletimde sormuştum:

Alıntı
Ayrıca, C vitamini sentezleyen L-gulano-γ-lactone oxidaz geninin primatlarda ne işi var? Yorumunuzu bekliyorum.

İnsanlar ve Primatlar C vitamini sentezlemez bir çok hayvanın aksine. Fakat, C vitaminini sentezleyen gen bozuk bir şekilde vücudumuzda bulunmakta. Neden bulunmaktadır?

Gerçi yorumunuzu tahmin edebiliyorum. Memeli atalarımızdan kalmış moleküler bir iz olamaz elbet, Yahova öyle istemiş de olabilir :). Aksini de kimse ispatlayamaz zaten. Yahova istediği zaman, -yaratmış olduğu doğa kanunlarını da sanki boşuna yaratmış gibi hiçe sayarak- canı istediği zaman doğaya müdahale edebilir, kimse de bunu sorgulayamaz.

İstediği zaman yılanların ayaklarını yok eden insan gibi düşünen/düşünülen bu ilkel tanrı yarın kim bilir neler yapabilir !? Bu halde Bilim, Sanat, Teknoloji yapmamızın hiç bir anlamı yok!
« Son Düzenleme: 23 Ağustos 2006 - 23:00:54 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç » Logged

AHHA!
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : 23 Ağustos 2006 - 23:12:52 »


Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
In fact, Haeckel's strict law was soon shown to be incorrect. For instance, the early human embryo never has functioning gills like a fish, and never passes through stages that look like an adult reptile or monkey. Furthermore, it was becoming apparent that some species had passed through fewer stages than their ancestors, ...

Yanılıyorsam, yanlış anlamışsam düzeltiniz beni; fakat bu makalede insan embriyonunun solungaçlara sahip olmadığı değil, bir balığınki gibi işlevi olan solungaçlara sahip olmadığı belirtilmiş. Bu ikisi çok farklı anlamda. Solungaçların hiç görülmediği söylenmek istenseydi "never has gills" denilirdi. Bu durumda makalenin tamamını görrmemiz gerekiyor.
Logged

AHHA!
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 23
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : 24 Ağustos 2006 - 08:24:59 »

mesela bir kuş türünün kanadını düşünelim, bu kuş türü ansızın kanada sahip olamayacağına göre kanat oluşana kadar belli bir sürecin geçmesi gerekir. Bu süreyi farzı misal 2 milyon yıl olarak ele alalım. 2 milyon yıl boyunca söz konusu kuş türünün yavaş gelişen ve ona avantaj sağlayan kanadımsı organı ile birlikte milyonlarca nesil geçirmesi gerekir, çünkü günümüze kadar kanatlı olarak geldi ise bir şekilde o kanadımsı organların o kuş türüne avantaj sağlamış olması gerekir. Kuş nesilleri, kanadımsı organ oluşumunun başlangıcından bu yana 100 bin, 200 bin, 500 bin, 800 bin, 1 milyon, 1.2 milyon vs. aralıklarla farklı formlarda olmaları gerekir. Buraya kadar kabul ediyor olmalısınız. Zira kanat aniden gelişmemelidir, tedricen gelişmelidir. Sonuca gelirsek, bu kuşun nesilleri yukarıdaki mezkur süreler boyunca milyonlarca belkide milyarlarca ölü bırakmış olmalıdır (100 binde 1 milyon öldüğünü, 200 binde 2 milyon öldüğünü. varsayabilirsiniz) Biz fosil aramaya çıktığımızda bulacağımız fosillerde ara form denebilecek kanadımsılara sahip iskeletler bulmak zorundayız. Yani bu kanadımsıların kanatlılara gelene kadar elimize bolca fosil bırakmalıdır.

Öncelikle söylediğiniz bu cümlelerden modern evrimi ilk ortaya çıktığı zamanlardan sonra okumadığınızı görüyorum. Bilgi olması baabında; türler her zaman milyonlarca yıl küçük değişimlerle evrimleşmez, bazen de sıçramalı evrim süreçleri gerçekleşir. Çok merak ediyorsanız, birazcık Stephen Jay Gould, Lewontin falan okuyun anlayacaksınız... Ayrıca örneklemeleri kitaplar daha iyi yapsa da aklımda iyi bir örnek var: HIV virüsü (hani AIDS'e neden olanından)

Fosil bırakma koşullarını birçok paleantolog incelemiştir. Ve örneklersek, tarih boyunca ilk çağlarda insan gömme adeti doğduktan sonra bile insanlık tarihini inceleyenler yeterli mezar kanıtı bulamamaktan şikayetçidir. Ve sanırım kabül edeceksiniz ki, ilk çağdan beri ölen insanların sayısı milyarlarcadır, milyon falan da değil yani... Ayrıca fosil oluşmasının koşullarına gelirsek, birkaç tane örnek vermek istiyorum... Çünkü birçok ortamda üreyebilen ayrıştırıcılardan uzun süre uzak kalmak ve yüksek enerji soğurarak canlı organizma iç sıvısını kaybetmek zorundadır. Bu durumda örneklersek daha iyi olacak... Bir lav kütlesi onu bir anda kül haline getirmemelidir ve eritmemelidir, o an üstüne gelen bir başka yapının ergimiş hali, o canlıya ölürken kalkan oluşturmalıdır. (belli bir ölçüde soğur lavlar bir eritme sırasında) Ayrıca bu gerçekleşse bile o sırada durulan ortam da önemlidir. Lav gelirken ergiyen canlı eğer çok dağılırsa ve yüzey şekilleri onu farklı yerlere dağıtmaya meyilliyse bugün araştıran arkeologlar hiçbir şey bulamaz... Belki hücre falan bulurlar ki, özel incelemelerde binlerce böyle hücre bulunmuştur; ama stoplazmasını kaybetmiş olduğundan neredeyse hiçbir anlamı yoktur. Bu durumda azcık olasılık hesabı yapabiliyorsak, şu ana kadar bulduğumuz fosilleri bile büyük bir "şans" olarak görebiliriz... Örneğin bir anne ve yavru dinazorun büyük bir çamur tarafından yutulmadan önce oyun oynuyor olması ve bu pozisyonlarının bozulmamış olması gibi bilim insanlarına davranış bilimsel konularda fikir veren fosillerin olması ise çok daha küçük bir ihtimalken gerçekleşmiştir.

Ama örneğin, 5000 metredeki gayzerler deniz altında en iyi fosil saklayıcılardır ve oralarda kazı çalışmaları daha tek tük yapılmıştır...


Alıntı
İşte o evrimde gerçekleşen küçük çaplı organ oluşturan mutasyonlar dizisi nerede? O başlıkta başka şeyler görüyorum, benim sorduklarım canlının yapısındaki morfolojik değişimler.

Accık Kör Saatçi veya Blind Watchmaker - Richard Dawkins okunması ricam, her bölümde bir şeyler bulacaksınız...


Alıntı
Bakın ben diyorum ki nüfuslarının o kadar çok olduklarının delili nedir? Siz bana vikipedia'dan sizin dediklerinizin benzerini anlatan alıntılar yapıyorsunuz. O alıntılarda yazanlar geçerli değil. Hala milyarlarca nüfusunun olduğu farz ediliyor sonra fosillerin neden az olduğu çıkarımı yapılıyor. Önce kanıtlanması gereken milyarlarca nüfusa sahip olduklarıdır. Ondan sonra neden fosil bırakmadıkları ile alakalı tartışılabilir.


insanlık nüfusunun ne kadar fazla olduğunun kanıtı, ender yazılı kaynak bırakan medeniytlerden ve diğer tahminlerden çıkarılır... Eski mısır'da ve Sümerler'de nüfus sayımı önemlidir ve belirgindir. Büyük İskender ise ordusunun tam sayımını yaparken, her bölgeden nüfusa göre asker çağırmıştır ve bu sayımlar da bellidir; ama yok böyle kaynaklarda bile milyonun üstünde çıkan nüfus bana yetmiyor diyorsanız, bir de hiç sayılmayan nüfus örneklerini, örneğin kuzey avrupadaki "barbarları" veya Çin dağlık alanlarındaki kaçak toplumları bir düşünün...  Birçok insan bilimci bilimsel olarak emin olmadıklarından veya kanıt yetersizliğinden bu mantık dahilindeki sayımları da yok sayarak "o kadar kalabalık olduğunu nereden biliyoruz?" şüphesi yaşadığınız sayılara ulaşmaktadır. Günümüzde, örneğin Türkiye'de ilk nüfus sayımında doğu illerde sayımın çok ender yapılabildiği de düşünülürse, Eski Mısır'da böyle bölgeleri kat ve kat artırabilirim... Örneğin koca Nubye toprakları veya Bedevi toplulukları...



Alıntı
Lamarck'çı bakmıyorum, arboreal ve cursorial teorileri inceleyin lütfen. Biri yerden havalanma, diğeri yukarıdan atlayarak uçmayı açıklayan teorilerdir. Canlının ağaçtan atlaması onun üreme hücrelerinde neden fenotipinin davranışını destekleyecek bir değişime neden olsun? (yani neden uçsun?)
Bu soruya hiç yanaşmıyorsunuz nedense.

Uçan bir canlı daha geniş alanda besin arayabilecek ve gözlem avantajıyla avladıklarına karşı işi kolaylaşacaktır. Bu durumda bu gayet de bir avantajdır ve ilk uçan canlının böcekler olduğu düşünüldüğünde, kanat yapılarındaki çeşitlenme de incelenmesi gereken bir konudur. Ama aynı zamanda kanadın dezavantajları vardır. Rüzgarlı havalarda kapalı alanlara kaçmak zorunda kalacaklardır ve avcıları için de leziz bir durumdur bu tip saklanılan kovuklar...

Ayrıntılı bilgi için böyle forumlarda armutun pişip ağza düşmesi beklenmeden, gidip birkaç kitap karıştırın... Evrimsel Analiz - (Palme yayınları) tavsiye ederim...




Alıntı
Bu tür içindeki değişimdir, o hala grip virüsüdür. Bu köpek türleri arasındaki çeşitliliğe benzer, pitt bul cinsine e olduda kaniş cinsinden daha agresif ve yırtıcı oldu? Gibi..

Ne demek istiyorsunuz şimdi? Bazı tüler daha iyi evrimleşir mi demek istiyorsunuz? Çünkü bence bu doğrudur. Bir virüs kadar sık yeni nesil üretsek insanların da evrimi gayet gözle görülür sıklıkla değişimlere sahne olurdu...











[/quote]
Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #28 : 24 Ağustos 2006 - 15:47:04 »

Alp bey
Alıntı
Özür dilerim Sayın IDN; ama üzülerek söylüyorum ki üslubunuzla ilgili olarak Sayın Serhan'a katılıyorum. Bu yüzden sadece gerekli kısımlara cevap vereceğim


Straw Man fallacy; yapacak bir şeyi kalmayanın sığındığı mantık hatası (şahsa yönelik eleştiri). Sayın Serhan gelir gelmez bana sataşıyor ama ona tek kelam etmiyorsunuz, kimseyle polemiğe girmek istemeyen birine ise böylesi garip bir tavır takınıyorsunuz. Üslup konusunda uyaracağınız çok kişi dururken beni hedef seçmenizin nedenini anlayabiliyorum. Bende özür dileyerek size hiç bir konuda cevap vermemeyi düşünüyorum artık.


Sayın Utku Deniz,

Alıntı
Öncelikle söylediğiniz bu cümlelerden modern evrimi ilk ortaya çıktığı zamanlardan sonra okumadığınızı görüyorum


Bende yazınıza şöyle bir baktım, temel biyolojiden ve mantıktan yoksun geldi, size bir takım kitaplar önermeme kızar mısınız? Yerinizde olsam sonunda söylemek istediğim şeyi daha yazımın başında demezdim.


Alıntı
Bilgi olması baabında; türler her zaman milyonlarca yıl küçük değişimlerle evrimleşmez, bazen de sıçramalı evrim süreçleri gerçekleşir

Teşekkür ederim, çok cahil kalmışız, sıçramayı sadece üstümüze sıçrayan lekelre olarak algılıyordum, meğersem evrimde de varmış sıçramalar (evrimde sıçramalar çaresizlikten doğan açıklamalardır.)


Alıntı
Çok merak ediyorsanız, birazcık Stephen Jay Gould, Lewontin falan okuyun anlayacaksınız... Ayrıca örneklemeleri kitaplar daha iyi yapsa da aklımda iyi bir örnek var: HIV virüsü (hani AIDS'e neden olanından)

Madem öneri yapıyoruz, bende size Dawkins'in Blind Watchmaker'ı okumanızı öneriyorum :)


Fosil oluşmasına yönelik söylediğiniz şeylerden daha önce bahsedildi. O açıklamaları bende kabul ediyorum zaten, sorun sizin o açıklamaların herşeyi açıkladığını sanmanızdan kaynaklanıyor. Araformlar nerede sorusu hala ortada duruyor. O saydığım mezkur süreler boyunca neden bir kuş türünün kanatsızlıktan kanada kadar giden kanadımsı versiyonalarına dair fosilleri bulamıyoruz'un cevabı, fosiller şu şu şartlarda oluştuğundan bulamıyoruz değildir. En azından penguenleri ve amfibikleri sofistike geçiş türleri olarak ele alabilirdiniz. :)


Alıntı
Accık Kör Saatçi veya Blind Watchmaker - Richard Dawkins okunması ricam, her bölümde bir şeyler bulacaksınız...

Arkadaşlar arasında Blind Watchmaker'ı ilmek ilmek incelemiştik, 1986'da kaldı o kitap. Biz 2006 yılındayız. Kör saatçinin bir şeyi açıklayamadığını biliyoruz artık. Şimdi yukarıda bana yönelik söylediğiniz şeyi bende size söyleyeyim, yeni bilimsel literatürden haberiniz yok galiba?
(by tür tartışma biçiminden hoşlanmasamda karşıdakinin yaptığının aslında ne derece kabul edilebilir olduğunu göstermek açısından böylesi reaksiyon gösterme gereği duydum)..


Alıntı
insanlık nüfusunun ne kadar fazla olduğunun kanıtı, ender yazılı kaynak bırakan medeniytlerden ve diğer tahminlerden çıkarılır... Eski mısır'da ve Sümerler'de nüfus sayımı önemlidir ve belirgindir. Büyük İskender ise ordusunun tam sayımını yaparken, her bölgeden nüfusa göre asker çağırmıştır ve bu sayımlar da bellidir; ama yok böyle kaynaklarda bile milyonun üstünde çıkan nüfus bana yetmiyor diyorsanız, bir de hiç sayılmayan nüfus örneklerini, örneğin kuzey avrupadaki "barbarları" veya Çin dağlık alanlarındaki kaçak toplumları bir düşünün... Birçok insan bilimci bilimsel olarak emin olmadıklarından veya kanıt yetersizliğinden bu mantık dahilindeki sayımları da yok sayarak "o kadar kalabalık olduğunu nereden biliyoruz?" şüphesi yaşadığınız sayılara ulaşmaktadır. Günümüzde, örneğin Türkiye'de ilk nüfus sayımında doğu illerde sayımın çok ender yapılabildiği de düşünülürse, Eski Mısır'da böyle bölgeleri kat ve kat artırabilirim... Örneğin koca Nubye toprakları veya Bedevi toplulukları

İyi de sayın Utku Deniz, bu dedikleriniz kuşların milyarlarca nüfusa sahip olduğunu açıklayacak nitelikte değil ki? Kanıtsız bir ön kabulden yola çıkılıyor ve onun üzerinden hükme varılıyor.



Alıntı
Uçan bir canlı daha geniş alanda besin arayabilecek ve gözlem avantajıyla avladıklarına karşı işi kolaylaşacaktır. Bu durumda bu gayet de bir avantajdır ve ilk uçan canlının böcekler olduğu düşünüldüğünde, kanat yapılarındaki çeşitlenme de incelenmesi gereken bir konudur. Ama aynı zamanda kanadın dezavantajları vardır. Rüzgarlı havalarda kapalı alanlara kaçmak zorunda kalacaklardır ve avcıları için de leziz bir durumdur bu tip saklanılan kovuklar...


Avantaj sağlaması kanadın neden ve nasıl çıktığını göstermiyor, onun elenmemesine yardımcı oluyor. Sizin yaptığınız tek şey, sürekli yarar sağladığı varsayılan ve son derece karmaşık bir yapıda olan organizmadaki basit mutasyonların birikmesi ile hayvanın zamanla doğal seleksiyonun da yardımcı olmasıyla kanada sahip olduğunu söylemekten ibaret.

Oysa kanadın ortaya çıkışını açıklamak için doğal seleksiyonun ve mutasyonun varlığından bahsetmek yeterli değildir, mutasynnları gözlüyoruz tamam, doğal seleksiyon ise ceddimizin ve bizlerin en çok tecrübe ettiği doğa kanunlarından biridir. Bu da tamam.

Ama bu ikisinin varlığını göstermek türlerin birbirinden türediğini ve zamanla evrim geçirdiğini göstermiyor bize. Siz gösterdiğini düşünüyorsunuz, neye dayanarak? Hayali bir faydalı mutasyon dizisine.

Düşünün bir kere, mutasyon oluyor ve gelişmiş canlı kanser olabiliyor. Rastgele oluşan mutasyonlar canlıyı yok ediyor ona zarar veriyor. Genetik çiftleşmeden meydana gelen arızaları da düşünün.

Alıntı
Ayrıntılı bilgi için böyle forumlarda armutun pişip ağza düşmesi beklenmeden, gidip birkaç kitap karıştırın... Evrimsel Analiz - (Palme yayınları) tavsiye ederim...


Teşekkür ederim almayayım, onun yerine siz arboreal ve cursorial teorileri inceleyin.



Alıntı
Ne demek istiyorsunuz şimdi? Bazı tüler daha iyi evrimleşir mi demek istiyorsunuz? Çünkü bence bu doğrudur. Bir virüs kadar sık yeni nesil üretsek insanların da evrimi gayet gözle görülür sıklıkla değişimlere sahne olurdu...

Buradaki sorunun anlaşılamamak olduğunu biliyordum zaten :) Hayır ondan bahsetmiyorum, tür içindeki değişikliklere örnek olduğunu söylüyorum. Daha önceki yazılarımda bunlara yeterince değindim, dilerseniz bakabilirsiniz.




Logged