GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Sayın Erdal Ekrem'in "yaratılışın kanıtları" başlığına cevabım..  (Okunma Sayısı 2055 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« : 08 Temmuz 2006 - 17:06:16 »



Sayın Erdal Ekrem'in yaratılışı kanıt aradığı başlığa cevap yazayım demiştim ki sayfanın sonuna ulaştığımda konunun kilitlendiğini gördüm. Erdal beyin affına sığınarak konuyu onun argümanlarına cevap vermek adına tekrar açıyorum. Yazım rahatsızlık verecekse silinebilir.


Alıntı
1- Yaratılış fikrini destekleyen olgular nelerdir?

Dedikten sonra,


Alıntı
Bu soruya hitaben, "bakın x ve y ne kadar büyük bir uyum içinde, bakın onu Tanrı yaratmış derseniz, alacağınız yanıt, "Aynı olasılıkla onu bir uzaylı getirip oraya koymuş da olabilir" "hayır o sihirli bir lambadan çıkmış da olabilir" veya "hayır onu benim büyük büyük dedem öyle yapmış da olabilir" veya, arka bahçemde görünmek istemeyen bir ejderha olabilir ve herşeyi o belirliyor olabilir" gibi onlarcasından biri olacaktır. Veya daha yüzlercesini üreteceğimden şüpheniz olmasın.



Diyorsunuz. Oysa teoloji için gereken kanıtlar dolaylı kanıtlardır, a priori ve a posteriori bilgilerle açıklama yoluna gidilir. Dolaysız -doğrudan- kanıt evrim teorisinde de yoktur (dolaylı kanıt denen şeyler dolaylı kanıt değildir, çünkü başka açıklama tipleri de aynı olguyu açıklayabilmektedir). Buradan şu noktaya geliyoruz, ilahiyat için gereken başlıca kanıt, canlıların -veya evrenin- sadece fiziksel yasalarla açıklanamayacak olmasıdır. Yani sizin ejderhanızın, lambadan çıkan cininizin hiçbir espirisi yoktur, Allah, lamba cini, ejderha veya adı herneyse, bu ontolojik varlıklar equivalence concept'tir, yani son neden olarak işlev görebilirler. Burada tanrı veya süpermen ayrımı yapmak ilahiyat açısından sorun oluşturmaz. Zira ilahiyatın aradığı kanıt tanrının vasfı, görünüşü veya niteliği değil, olguların nedeni olduğunun gösterilmesidir.


Alıntı
Örneğin öyle bir fosil gösteriniz ki, ne öncülü, ne de ardcılı bulunamaz olsun


Bu evrimin olmaması yaradılışı kanıtlar varsayımını kabul ettiğinizi gösteriyor. Fakat normalde bir yaratılışçının size değişmemiş bir fosil göstermesi gerekmiyor, sizin bir evrimci olarak bir türün başka bir türe örneğin dinozorun kuşa dönüştüğünü göstermeniz gerekiyor. Hukuki argüman : müddei ispatla mükelleftir. Ancak biz bunu es geçelim, zira sizin ardılı ve öncülü olmayan tek bir fosil gösterin şeklindeki iddianız ne evrimi yoklamak için ne de yaratılışı sınamak için yeterlidir. Yaratılış kavramının içinin neyle doldurulduğu burada önem kazanıyor. Mesela birden yaratılışı kast ediyorsanız size 150-200 milyon yıldır değişmemiş canlılar örnek gösterilebilir. Fakat o canlıların ön ve ardıl atalarını ortaya objektif olarak koymak ne evrim ne de yaratılış açısından mümkündür. Dolayısıyla o fosilin gösterilmesi iki taraf açısından kanıt olamayacağı için bir şeyi değiştirmeyecektir.

Alıntı
2- Bu olgular (varsa tabii, henüz ben görebilmiş değilim) ışığında ortaya atılan/iddia edilen teori, şu bilimsel özellikleri ne kadar taşımaktadır: a)bilimsel bir teori deney ve gözlemlerle sınanabilir olmalıdır, b) bilimsel bir teori geliştirilebilir ve yanlışlanabilir olmalıdır c) bilimsel bir teori açıklayıcı ve öngörücü olmalıdır. Yani


Yaratılış ben bilimsel bir iddiayım diye ortaya çıkmamıştır, ancak evrim ben bilimselim demektedir. Bu nedenle yaratılışı es geçip, sizin kriterlerinize göre evrimin bilimsel olup olmadığına bakalım.

a) Evrim dinozorun kuşa dönüşünü gözlemleyebilmekte midir? Ya da bu tasviri doğada oluştuğu varsayılan şekli ile deney ortamına sokabilir mi? İki soruya da hayır derseniz kendi kriterlerinizle evrimi bilimdışı ilan etmiş olursunuz.

b) Evrim teorisine göre tüm canlılar ortak bir atadan türemiş olmalıdır, peki göz organınn tedrici (Darwinian) bir süreçle oluştuğu fikri nasıl yanlışlanabilir? (görece daha ilkel gözlerin varlığı gözün nasıl evrildiğini açıklamaz, gözün ilkel gözden türediğini de açıklamaz).

c) Bu konuda haklısınız, bilimsel teoriler açıklayıcı ve öngörücü olmalıdır, eğer açıklamalar somut verilere dayanmıyorsa tasvirden öte geçemez. Mesela dinozordan kuşa dönüş, sinek kovalama hikayeleri vs. Benzer argümanları yaratılışçılarda çok güzel ifade etmekteler, o halde evrimin yaratılıştan çok fazla bir farkı yoktur bu durumda.


Alıntı
Mesela bulunan bir fosil! Ben size bir fosil gösterdim ve hakemli bir derginin yorumunu.


Argumentum ad authorty

Bir şeyin doğruluğunu otoriteye dayandırma hatası. Nature söylüyorsa, Nature'da çıkmışsa bilimseldir, doğrudur yanılgısı.


Alıntı
2- Evrim bir raslantılar değil, bir zorunluluklar teorisidir. Bunu sana anlatmaya çalışmayacağım, aç bir evrim kitabı oku. Okumadığından eminim, sorduğumda yanıt vermemiştin.


Doğru, evrim rastlantılar değil, zorunluluklarda değil, rastlantı + zorunluluklardan müteşekkil bir teoridir. Tek başına tesadüf ile hiç birşey açıklanamaz, sonuçta tesadüf dediğimiz şeyler neden sonuç ilişkisini kuramadığımız şeylerdir. Bilim ise determine bir yapıda işler, yani nedeni ve sonucu irdeler çıkarımlarını buna göre yapar. Bu nedenle tesadüf zorunlulukla birlikte anılmalıdır.


Alıntı
3- Neden sadece ikisi kalsın? Başka bir şey daha kalamaz mı? Var mı bir kanıtı? Ya tesadüf ya yaratıcı ise, zorunluluk?


Evim teorisi yanlışsa yaradıliş doğrudur önermesine başka bir sayfada sizde katıldığınızı söylemiştiniz. Ya da öyle varsaydınız, cümleniz şuydu : Örneğin öyle bir fosil gösteriniz ki, ne öncülü, ne de ardcılı bulunamaz olsun.


Yani gösterilecek bir fosil evrimi çürütmekle kalmayıp yaratılışı doğrulamaktadır size göre. Ama benimde yukarıya alıntıladığım sonraki iletinizde verilen cevaplar doğrultusunda üçüncü bir hali arama eğilimine girmişsiniz. Burayı es geçelim.

Peki gerçektende evrim teorisi yanlışsa, yaratılış doğru mudur?

1. Bu soruya evrim teorisinin nelere cevap aradığını, neleri nasıl sorguladığına bakarak cevap verebiliriz. Evrim teorisi canlıların aniden ortaya çıkmadığını, çok uzun yıllar içinde birbirinden türediğini varsayar. Eğer bu öngörüsü yanlış ise canlılar aniden yaratılmış sonucu zorunlu olarak çıkar. Kaldı ki evrim teorisi yaradılışa karşıt olarak çıkmış bir teoridir. Yaratılışın bilimsel tutarsızlığı yani genel bir kanun ortaya koyamamsı evrim teorisi fikrinin ortaya atılmasına neden olmuştu (bu arada evrim teorisini de bir kanuna yükseltilememiştir).

2. Başka bir argümanda bildiğimiz mantık ilkelerinin alanına girer. Evrensel özdeşlik yasası gereği ya yaratıldık, ya da evrimleştik. Üçüncü bir ihtimalden bahsetmek mümkün değildir. Kuantum kuramına göre üçüncü bir halden bahsetmek isteyen çıkacaktır elbette, ancak bu karşı çıkış üçüncü halin olanaksızlığı ilkesinin kapsamı dışına çıkamayacaktır. Örneğin yaratılışı 1, evrimi 0 olarak ele alalım. Kuantuma göre 0 ile bir arasındaki olasuı durumlar sözkonusudur. (burada evrimleşmeyi doğal süreçlerle ele aldık, zira yönlendirilmiş bir evrim teistik bakış açısına girer).

Zorunluluk ise fizik yasalarının maddeye uyguladığı zorunlu koşullardır. Örneğin normal koşullarda su daima akar, moleküller bağlanma eğilimlerine göre bağlanmak zorunda oldukları gibi, ayrılma eğilimine de sahiplerdir. Kar kristali zorunlu olarak çok güzel şekiller meydana getirebilir. Bunlar tesadüfün değil, zorunluluğun eseridir. Evrim ise her ikisini sentezler.

Yazı boyunca sinirlerin gerildiğini fark edebiliyorum, bu sürekli rastladığım bir olay, çünkü evrim teorisi kişilerin varoluşunu doğrudan ilgilendiren bir olay olduğundan ister istemez inançlar devreye girmekte, buda polemiklere neden olmakta. Oysa teistik bakışa göre evrim tenakuz içermez. Hatta evrim eski İslam dünyasında alimlerce tartışılmış bir kısım alim kabul etmiş bir kısmı da reddetmiştir, fakat bu tartışmalarda kimse kimseyi gırtlaklamamıştır  :smiley:

Ateist bakış açısına göre evrim rastgele + zorunlu bir süreçle cereyan etmelidir, yani ateizmin başka alternatifi yoktur. Oysa teoloji açısından evrim teorisi hiç bir sıkıntı doğurmaz.

saygılar..




Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 369
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 08 Temmuz 2006 - 18:25:04 »

Sayın IDN,

Ben de affınıza sığınarak yanıtınızla ilgilenmek istiyor ve değindiğiniz bazı noktalara cevap vermek istiyorum.

Alıntı
Dolaysız -doğrudan- kanıt evrim teorisinde de yoktur.

Evrime doğrudan kanıt olarak genel hatlarıyla;
- Bulunan fosil kayıtları ve karşılaştırılmalarını
- Geçiş formlarını
- Homolojiyi
- Anatomik düzeyde iz halinde kalmış organlar, moleküler düzeyde iz halinde kalmış dizilimleri, yalancı genleri, hurda DNAyı
- Günümüzde uygulanan yapay seleksiyonu gösterebiliriz.

Alıntı
Buradan şu noktaya geliyoruz, ilahiyat için gereken başlıca kanıt, canlıların -veya evrenin- sadece fiziksel yasalarla açıklanamayacak olmasıdır.

Evrende fiziksel yasalarla açıklanamayacak hiçbir olay yoktur. Şimdilik açıklanamayan olaylar var ise bu olaylar için yeni teoriler çıkartılabilir ya da var olan teoriler genişletilebilir ve açıklığa kavuşturulur.

Alıntı
Mesela birden yaratılışı kast ediyorsanız size 150-200 milyon yıldır değişmemiş canlılar örnek gösterilebilir. Fakat o canlıların ön ve ardıl atalarını ortaya objektif olarak koymak ne evrim ne de yaratılış açısından mümkündür. Dolayısıyla o fosilin gösterilmesi iki taraf açısından kanıt olamayacağı için bir şeyi değiştirmeyecektir.

“Ani varoluş” için kanıt olmaz; ama evrim için neden olamayacağını açıklayabilir misiniz? Jeolojik katmanlardaki daha basitten karmaşığa giden düzenli sıralama evrimsel bir değişimi ifade etmiyor mu?

Alıntı
Evrim dinozorun kuşa dönüşünü gözlemleyebilmekte midir? Ya da bu tasviri doğada oluştuğu varsayılan şekli ile deney ortamına sokabilir mi? İki soruya da hayır derseniz kendi kriterlerinizle evrimi bilimdışı ilan etmiş olursunuz.

Bilimsel vargılar illaki deney ortamına sokulmak zorunda, deney ortamında olmak zorunda değildir. Elbette kimse dinozorun kuşa dönüştüğünü görmemiştir; fakat evrim gerçeği ile düşünüldüğünde kuşların da başka türlerden gelmiş olma zorunluluğu doğmaktadır. Somut bulgulara ise bulunan fosillerle ulaşılabilmektedir. (Dinozor-Kuş geçişi konusunda literatürde ara formlar bulunmaktadır)

Alıntı
Evrim teorisine göre tüm canlılar ortak bir atadan türemiş olmalıdır, peki göz organınn tedrici (Darwinian) bir süreçle oluştuğu fikri nasıl yanlışlanabilir? (görece daha ilkel gözlerin varlığı gözün nasıl evrildiğini açıklamaz, gözün ilkel gözden türediğini de açıklamaz).

“Gözlerin evrimi” meselesi de artık günümüzde açıklanabilir olmuştur. (Gerekirse uygun bir zamanda, yeni bir başlıkta tartışılabilir)

Alıntı
bilimsel teoriler açıklayıcı ve öngörücü olmalıdır, eğer açıklamalar somut verilere dayanmıyorsa tasvirden öte geçemez. Mesela dinozordan kuşa dönüş, sinek kovalama hikayeleri vs. Benzer argümanları yaratılışçılarda çok güzel ifade etmekteler, o halde evrimin yaratılıştan çok fazla bir farkı yoktur bu durumda.

Ani varoluşçular elde hiçbir somut delilleri olmadan kurgular yapmaktadırlar; ama evrim bilimciler eldeki bulgulardan sonra bunlara uygun bir hikaye geliştirebilir. “Sinek kovalama” hikayesi olduğu ne kadar doğru bilmiyorum; ama olsa bile bunda ters bir şey göremiyorum açıkçası.

Alıntı
bu arada evrim teorisini de bir kanuna yükseltilememiştir

Evrim vardır ve gerçektir, teori olan ise onun mekanizmalarıdır.

Saygılar efendim..
« Son Düzenleme: 09 Temmuz 2006 - 03:33:09 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç » Logged

AHHA!
Tecrübeli Üye
****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 57
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : 08 Temmuz 2006 - 20:37:20 »

 Bu olgular (varsa tabii, henüz ben görebilmiş değilim) ışığında ortaya atılan/iddia edilen teori, şu bilimsel özellikleri ne kadar taşımaktadır: a)bilimsel bir teori deney ve gözlemlerle sınanabilir olmalıdır, b) bilimsel bir teori geliştirilebilir ve yanlışlanabilir olmalıdır c) bilimsel bir teori açıklayıcı ve öngörücü olmalıdır.
 bence burada bilimi biraz sınırladınız. Yani bilimde her teorinin deneysel ispatı mümkün değildir kimi çok uzun bir zaman dilimine yayılmıştır kimi de tamamen düşşeldir örnek olarak evrim teoriye göre çok geniş bir zamana yayılmıştır bunu gözlemek için milyarlarca yıllık dünya tarihini avucunuzun içi gibi bilmelisiniz ve ona göre yapay bir deney oratamı ile teoriyi sınamalısınız ama size üzücü bir haberim var çünkü artık bir çok bilim adamı mormofojik yada anatomik evrim teorisiyle bir yere varılamayacağını anlamıştır ve moleküler düzeyde evrim teorisi denenebilmektedir hemde yaratışçılar bunarı çürütecek kılıflarbulamamaktadır.
bence ara form tartışmaları bir kenara bırakılmalıdır artık sıra molüler dna benzerlikleri enzim ve protein benzerlikleridir bir de evrimin bir de emriyonik benzerlikler çok açıktır . mesela bir insan embriyosunda solungaç yarıklarının izlerine rastlanmasını nasıl açıklarsınız bu sadece insan da değil bir çok hayvanda bulunur tavuk at eşek tilki vs bu da evrimin artık morfolojik fizyolojik açıklamanın olanaksız oldunu açıklansa bile kabul ettirmenin olanaksız olduğunu gören bilim adamlarının başvurduğu son çaredir. matematik bir formel bilim olarak tamamen düşseldir bunun olgusal bir ispatı yoktur yani doğada matematik ve bilinçli bir neden sonuç ilişkisi de yoktur mesele olayların dallanıp budaklanması ise bu da tamamen bilinçsizdir. matematiksel olarak köklü üslü logaritma veya bir aritmetik mümkün değildir halbuki matematik bilimlerin babası yada anasıdır ama olgusal değildir ve deneysel ispatı mümkün değildir.  asaygılar.
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 130
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : 09 Temmuz 2006 - 15:45:51 »

Öncelikle mesajınızı yeni gördüm. Sİte sakinlerinden de tekrarladığım için özür dilerim.

O bölümün kapatılması, (ki ilk kilitleyen benim) kimilerinin bilim ahlakına uygun davranmaması sebebiyledir. Onlar kendilerini biliyorlar.

Demişsiniz ki,

Alıntı
Oysa teoloji için gereken kanıtlar dolaylı kanıtlardır, a priori ve a posteriori bilgilerle açıklama yoluna gidilir

Bu doğrudur. Fakat o halde kanıtlanan şey, bilimin değil, dinin bir yargısıdır. Bunu tartışmak da bu sitenin alanının dışındadır (Bkz. Genbilim; Türkiye'nin Bilim Sitesi, motto)

Oysa bilimin kanıtları nesneldir. Einstein Görelilik teorisini nasıl kanıtladı mesela? Newton teorisinin ne kadar saçma olduğunu göstererek mi? Bilim de öyle yapılır işte.

Eğer yaratılış fikri bilimsel olduğunu iddia etmiyorsa (bir karar verin, biri ediyor diyor biri etmiyor, nasıl fikirmiş bu böyle) evrimi neden hedef alıp "bakınız çocuklar evrim aptalcadır" manasına gelen bir sürü saçma (bence saçma) kitap, yazı (evet makale bile değil, yazı), vs. yazıyor o zaman yaratılışçılar? Gayet bilimsel olma iddiası var akıllı tasarım fikrinin görebildiğim kadarıyla.

Böyle bir önermeye katılmıyorum. O sayfada şöyle demiştim, fakat siz cümlenin istediğiniz bölümünü kesip almayı alışkanlık edinmişsiniz: (anlamca) Yaratışılçılığa bir tane nesnel kanıt bulun o zaman; mesela evrim geçirmemiş bir gezegen grubu, bir tane öncülü veya ardılı olmayan fosil (pat diye ortaya çıkmış), ya da başka bir şey. Mesela şimdi aklıma geldi; insanda başka hayvanlarda karşılığı olmayan organlar neden yok o zaman? Nesnel kanıt soruyorum yani size...

İki olasılık fikri sizin görüşünüzdür, fakat herhangi bir bilimsel dayanağı yoktur. Var mıdır? Ortada birçok alternatif olabilir (Bkz. Evrim fikrinin gelişimi). Cümlenin doğru biçimi ise, "ya evrimleştik, ya evrimleşmedik" biçiminde olabilir; ikisine dair de birçok yol olabilir.

Not: Tartışmalarda sinirlenmiyorum, bu konuda içiniz rahat olsun. Fakat kimileri bilimsel bir tartışmayı şarlatanca bir biçimde sürdürmeye kalkarsa, o zaman sinirlerim tavan yapıyor işte. Orada da devreye bilim ahlakı giriyor... (Ne oldu neden alındınız*)

*bu sözün Intersection deformation noise'a olmadığı aşikardır.
Logged

Kanıtlara dayanmayan her şey değersizdir.
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 130
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : 09 Temmuz 2006 - 15:57:03 »

Bu olgular (varsa tabii, henüz ben görebilmiş değilim) ışığında ortaya atılan/iddia edilen teori, şu bilimsel özellikleri ne kadar taşımaktadır: a)bilimsel bir teori deney ve gözlemlerle sınanabilir olmalıdır, b) bilimsel bir teori geliştirilebilir ve yanlışlanabilir olmalıdır c) bilimsel bir teori açıklayıcı ve öngörücü olmalıdır.

Bunlar benim değil bilim felsefecilerinin bilimleri inceleyrek vardıkları genel yargılar. Ben de bunların aynen doğru olduğunu düşünüyorum.

Alıntı
bence burada bilimi biraz sınırladınız. Yani bilimde her teorinin deneysel ispatı mümkün değildir kimi çok uzun bir zaman dilimine yayılmıştır kimi de tamamen düşşeldir

Bir süre için ortaya atılan bilimsel bir teori/yargı kanıtsız olabilir. Mesela Higgs bozonunun olduğundan dünyanın 4 bir tarafındaki fizikçiler adları gibi eminler (evet sordum oradan biliyorum). Fakat henüz bulunmuş değil. Ama adamlar deneyini tasarlamışlar ve yapma aşamasındalar. Bu deneyin sonunda da kesin olarak belli olacak...

Mesela yaratılışçılık varolduğu süre içinde böyle bir testten geçirilebilir mi? Bir girişim var mıdır? Mesela bu "bilimsel" yargıyı sınamak için herhangi bir nesnel şart öne sürülebilir mi? İşte bunun için bilimsel değildir! VEya yüzyıllarca bilimadamlarını ikna edememiş, bir tane bilimsel yayına dahi girememiş bir fikir (varsa gösterin kaç kere sorduk uluslararası atıf indeksinden bir tek makale) nasıl bilimsel olarak addedilebilir?

Alıntı
size üzücü bir haberim var çünkü artık bir çok bilim adamı mormofojik yada anatomik evrim teorisiyle bir yere varılamayacağını anlamıştır ve moleküler düzeyde evrim teorisi denenebilmektedir

Bunu bir biyoloğa sorduğumda, bana "Aç biyologların ne çalıştığına bak, kaç tanesi böyle(morfoloji, ya da anatomi gibi), kaç tanesi öyle (genetik, moleküler) çalışıyor." dedi. Baktım haklıydı. Üşenmeyin, siz de bakın...

Alıntı
bir insan embriyosunda solungaç yarıklarının izlerine rastlanmasını nasıl açıklarsınız bu sadece insan da değil bir çok hayvanda bulunur tavuk at eşek tilki vs

mesela yaratılışçılardan biri bu soruya yanıt verebilir mi? Veya hangi teori bu soruya daha net bir yanıt verebilir? Eğer yaratılışçılığın vereceği cevap varsa, lütfen çekinmesin...
Logged

Kanıtlara dayanmayan her şey değersizdir.
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : 10 Temmuz 2006 - 19:01:02 »

Sayın Alp Eren


Alıntı
Evrime doğrudan kanıt olarak genel hatlarıyla;
- Bulunan fosil kayıtları ve karşılaştırılmalarını
- Geçiş formlarını


Evrim teorisine göre küçük değişimlerin (mikro mutasyonların) birikmesi sonucunda büyük değişimler gerçekleşmektedir. Bu düşünceye göre bir türden başka bir türe dönüş çok uzun zaman aralıklarına yayılır, yine bu teoriye göre türler arasındaki geçiş formlarının gözlemlenememesinin nedeni doğal seçilimin bu bunları elemiş olmasıdır. DNA'nın keşfinden bu moleküllerin son derece hassas olan yapısının büyük değişimleri kaldıramayacağı gösterilmiştir. Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi evrim yüz milyonlarca yıl sürdü ise ve bir kaç milyon canlı türü bu birikimli aşamalarla oluşmuşsa, canlılar arasındaki araformların milyarları (hadi rakamı düşürelim) 100 milyonları bulması ve bir kaç yüzbin yıllık bilinen fosil türünün büyük bölümünün bahsi geçen türden türe geçişi açıklayabilecek seviyede olması gerekirdi.

Mesela uçma yeteneğinin 3 farklı biçimde birbirinden bağımsız olarak evrimleşmiş olması gerekir. Kuşlar, böcekler, yarasalar gibi. İhtimal hesapları bakımından tek bir kez bile ortaya çıkmasının açıklanamadığı uçma eyleminin bilinen haliyle 4 kez ortaya çıktığını savunmak tesadüfi zorunluluk süreçleri açısından çok büyük bir sorundur. Dinozorun kuşa dönmesi sinek kovalama eylemi ile tasvir edilir, bazende sinek yerine başka bir canlı. Sonuçta kovalama eylemi sürekli tekrarlanmak suretiyle bir dinozorun üreme hücrelerinde ne gibi bir itki oluşuyor ki canlı zaman içinde kanatlanmaya başlıyor? Evrimcilerde çok iyi bilir ki bedensel faaliyetlerin edinimi yani kas yapmak için ağırlık çalışan bir adamın oğlu büyüdüğünde kaslı olamaz, bu özellikler gelecek kuşaklara aktarılamaz. Çünkü gelişim normal hücrelerde olmuş olup üreme ile sonraki nesle aktarılamaz.

Daha açık sormak gerekirse, dinozorun avını yakamamak istemesi neden üreme hücresinde kanat için gerekli bir mutasyon oluştursun? Sonuçta kovalana işi üreme organlarından bağımsız yapılmakta.

Ayrıca kişisel kanaatime göre evrimde uçma eyleminin 3-4 kez birbirinden bağımsız olarak gelişmiş olması ihtimal dışı bir olaydır.

Alıntı
- Homolojiyi


Canlılardaki benzerliklerden yola çıkarak oluşturulan taksonominin traihsel olarak en başına bir ata koymak ve bunu evrim teorisine kanıt göstermek açıkça bir complex causé safsatasıdır. Bunun açık ifadesi, sonuca etki edecek bir çok neden olabilecekken tek nedende ısrar edilmesi, mantıksal bir dayanak olmadığı halde diğerlerinin devre dışı bırakılmasıdır. İster yapılsal ister genetik olsun homoloji maalesef bu mantıkla yapılmaktadır. Kaldı ki bu hatayı tümevarımın azizliği olarak görmezden gelip kabul ettik diyelim, bu sefer başka bir sorun çıkmakta. Mesela böcek ve kuşun uçması aynı eylemi ifade eder, ancak bu iki hayvanın uçmak için mevcut olan organları tamamen farklı sistemlere sahiptir. Bu farklılıklardan yola çıkarak genel bir kaideye çıkmak mümkün değildir. Hatır için bunu da es geçelim, bir diğer sorun ise Neo-Darwinian evrim teorisinin homoloji konusunda hiç bir ayrıcalığının olmamasında yatar. Diğer teorilerde (yaratılış bile) homolojiden farklı anlamlar çıkarabilir.



Homolojideki başlıca sorun ise homolojik açıklamaların tam bir kısır döngü (circulus in probando) oluşturmasıdır. Yani homolojik açıklamada sonuç öncülde kabul edildiği için, yapılan çıkarım öncülün kendisi oluyor. Homoloji evrim teorisinin kanıtı ise, evrim teorisinden bağımsız bir açıklama biçimi olmalıdır. Ancak bu şekilde evrim teorisinin kanıtı olabilir. Oysa görülüyor ki homoloji evrim teorisine göre yapılmakta. Bu apaçık bir mantık hatasıdır ve formel olarak şu örneğe denktir.

1- Bir madde sudan ağırsa batar
2- Zira ağır maddeler suda batar.

Evrim teorisinde yapılan hata evrim teorisini kanıtlamak üzere yine evrim teorisinin kendisinin öne sürülmesidir.
Benzer bir örneği şu şekilde vberebiliriz.

1- Kuran değişmemiştir,
2- Zira Kuran'ın korunacağı Kuran'da Allah tarafından bildirilmiştir.

Bu örneği incelersek sanırım mantık hatasını kolayca görebileceksiniz. Kuran'ın değişmediğine kanıt olarak yine Kuran gösteriliyor. Bu apaçık bir mantık hatasıdır ve Kuran'ın değişmediği konusunda kanıt olarak öne sürülemez. Çünkü sonuç zaten öncülde farzedilmekte olup öncülün kendisi kanıta muhtaçtır.

Dolayısıyla homoloji evrim teorisinin bir "kanıtı" değildir (kanıt-ispat kelimesini günlük dilde kullandığınızı varsayıyorum, zira kanıt-ispat matematiğe özgü dedüksiyonel bir kesinlik metodudur, bilimde verification/doğrulama vardır).

Evrim teorisindeki mantık hatası işte böyle işlemektedir; kanıtlanmaya çalışılan nedir? Evrim teorisi. Peki kanıt nerede? Evimn teorsinde. Oysa evrim teorisinin başlıca öncülünün kendisi kanıta muhtaçtır. Bazı arkadaşların hala bunu göremeyip evrimi üniversitelerde okutulduğu için bilimsel sanmaları açıkça üzücü ve kanaatimce vahim bir durumdur. Halbuki böylesi kanıt üstü mülahazalar bilim açısından çok tehlikelidir. Dogma denen şey işte budur, din dogma olarak kabul edilirken dinin bilime bugün zarar vermesi söz konusu olamaz, ama evrim teorisinin içindeki dogmalar biyoloji tarihine ciddi zararlar vermektedir.




Alıntı
- Anatomik düzeyde iz halinde kalmış organlar, moleküler düzeyde iz halinde kalmış dizilimleri, yalancı genleri, hurda DNAyı



Körelmiş diye nitelenen organların günümüzde işe yarayıp yaramadıkları tartışmalıdır, en barizi apendixtir ve apendix'in aslında sindirim sistemine yardım eden bir işleve sahip olduğu bugün biliniyor. Ve gelecekte diğer organların işlevselliği keşfedilebilir. Mesela Junk DNA'nın bazı işlevleri olduğu bugün tespit edilmiştir. Junk diye isim koyma konusunda acele edilmiş.



- Günümüzde uygulanan yapay seleksiyonu gösterebiliriz.



 Yapay seleksiyon diğer alternatif açıklamalarında iddia ettiği, hatta bırakın bilimsel düzeyi, kadim dönemlerden beri hayvan ve bitki yetiştiricilerinin tecrübe ettiği bir gerçektir. Bir elma çeşitlenmiştir ama daima elma olarak kalmıştır. Buğday da buğday. Kaniş köpekleri tür içindeki değişimlere örnek olabilirken türün başka bir türe dönüşümüne delil olamaz. Bu nedenlerle yapay seleksiyon evrim teorisini kanıtlayacak bir gözlem değildir.


Alıntı
Evrende fiziksel yasalarla açıklanamayacak hiçbir olay yoktur. Şimdilik açıklanamayan olaylar var ise bu olaylar için yeni teoriler çıkartılabilir ya da var olan teoriler genişletilebilir ve açıklığa kavuşturulur.



Peki bir satranç tahtası dizilimini sadece fizik yasaları ile açıklayabiilr misiniz? Biliyorsunuz ki satranç tahtası dizilimi belirli bir enformasyon içermektedir, filler engel yoksa kendi karesinde çapraz gider, vezir engel yoksa her yöne sınırsız gider, at engel aşarak L çizer, kaleler engel yoksa sınırsızca yatay ve dikey gider. Bu bir enformasyonun varlığını bu da o enformasyonda bir akla işaret eder. Hiç bir fizik ve kimya yasası filin çapraz, kalenin dikey - yatay, at'ın L çizmesi gerektiğini söylemez. Çünkü bu molekül ve yasa üstü bir prosese işaret eder. Bu olayları açıklamak fizik yasalarını dile getirmekten daha fazlasını gerektirir.

Alıntı
“Ani varoluş” için kanıt olmaz;


Ani varoluş için kanıt olmaz ama evrime karşı negatif bir açıklama olarak öne sürülebilir. Yani evrim canlılar değişir diyorsa ve bir canlı 250 milyon yıl boyunca değişmiyorsa bu yaradılış açısından +1 puandır.


Alıntı
ama evrim için neden olamayacağını açıklayabilir misiniz? Jeolojik katmanlardaki daha basitten karmaşığa giden düzenli sıralama evrimsel bir değişimi ifade etmiyor mu?


Bakın hala complex causé hatasına düşünüyorsunuz. Yani olgular bir çok nedene bağlanabilecekken tek bir nedeni geçerli neden (causé vera) kabul ediyorsunuz. Bu mantık hatasıdır, ama komik biçimde kendisine bilim diyen evrim teorisinin içinde yer almaktadır. Halbuki teoloji bu türden mantıksal hatalar yüzünden eleştirilmektedir (Kuran örneğine bakınız, Kuran'da Kuran'ın değişmediği objektif bir kanıt olamaz, çünkü kanıtın kendisi zaten kanıta muhtaçtır, bu ancak inananlar için geçerli olabilir. Ayrıca ilginç bir şey söyleyeyim, Kuran'daki değişmezlik kanıtı olarak gösterilen önerme bir çok gizil nedeni öncesinde barındırır, mesela bir yahudinin gizlice Kuran''ın içine o ayeti sokmuş olması muhtemeldir, gibi).


Sorunuza gelince, jeolojik katmanlardaki basitten karmaşığa gidiş zorunlu olarak canlıların evrim basamaklarından geçtiklerini kanıtlamaz. Bu sonuç -yani basitten karmaşaya gidiş- Tanrı'nın önce basit sonra karmaşık canlılar yaratmış olacağı anlamına da gelebilir. Bilimsel vargılar illaki deney ortamına sokulmak zorunda,


Alıntı
deney ortamında olmak zorunda değildir. Elbette kimse dinozorun kuşa dönüştüğünü görmemiştir;



Dikkat ederseniz ben bilimsel teoriler için deney ortamı şartı öne sürmedim, o şartı Erdal bey öne sürdü, bende onun kriterlerine göre evrimi analiz ettim. Tabi ki dinozordan kuşa dönüş gözlemlenemez bir olgudur, dolayısı ile bu tasvir bilimsel olma koşulunu yerine getirememektedir.


Alıntı
fakat evrim gerçeği ile düşünüldüğünde kuşların da başka türlerden gelmiş olma zorunluluğu doğmaktadır. Somut bulgulara ise bulunan fosillerle ulaşılabilmektedir. (Dinozor-Kuş geçişi konusunda literatürde ara formlar bulunmaktadır)

İşte yine aynı hataya düşünyorsunuz, kanıtlanması gereken şey zaten evirm teorisidir, siz evrim oldu diye kabul edip onun üzerinden hükümler veriyorsunuz (kanaatten hüküm bildirme). Tabi ki evrim olmuştur, bu yüzden kuşlar varsa bir şekilde dinozorlardan türemiş olmalı diye bir çıkarım yaparsınız doğal olarak. Ama bu bilimsel değildir. Bilim adamlarının bugün evrimin olup olmadığını değil, nasıl olduğunu tartışıyor olması evrim teorisinin bilimselliği ile ilgili değil, bu teorinin bir dogmaya nasıl alet edildiğinin göstergesidir.

Dinozor kuş geçişi ile alakalı araformlara bakmıştım, ve yukarıda o konu ile alakalı bazı açıklamalar yaptım.


Alıntı
“Gözlerin evrimi” meselesi de artık günümüzde açıklanabilir olmuştur. (Gerekirse uygun bir zamanda, yeni bir başlıkta tartışılabilir)

Bu açıklama biçimlerini az çok biliyorum, göz fosil bırakmadığı için yöntemsel olarak açıklanması olanaksız bir organdır.



Alıntı
Ani varoluşçular elde hiçbir somut delilleri olmadan kurgular yapmaktadırlar; ama evrim bilimciler eldeki bulgulardan sonra bunlara uygun bir hikaye geliştirebilir. “Sinek kovalama” hikayesi olduğu ne kadar doğru bilmiyorum; ama olsa bile bunda ters bir şey göremiyorum açıkçası.


Hayır ani varoluşçular sizin elinizde veya ortada "hangi somut bulgular" varsa onlar üzerinden açıklama yaparlar. Siz bir fosil buldunuz, siz bu bunun atası dersini onlarsa bu bu nedenle bunun atası olamaz, hem bu soyu tükenmiş bir hayvanda olabilir, afaform özelliği sadece kemiklere bakılarak anlaşılamaz der.

Sinek kovalama hikayesini yukarıda yazmıştım. Bir canlının sinek kovalayarak başka bir canlı formuna (kuşa) hem de sinekten daha farklı bir uçma mekanizması geliştirerek dönüştüğünü iddia etmenin insan aklına yapılan bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum.


Alıntı
Evrim vardır ve gerçektir, teori olan ise onun mekanizmalarıdır


Skolastik ve demode bir yaklaşım bence. Şuna benziyor.

Tanrı yarattı ve evrim yoktur. Teoriler ise bu yaradılışın matematiksel açıklamalarıdır. (gördüğünüz gibi sizin yargınızın bir benzerini kanıtsız olarak öne sürmek çok kolay).


Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : 10 Temmuz 2006 - 19:06:39 »



Alıntı
size üzücü bir haberim var çünkü artık bir çok bilim adamı mormofojik yada anatomik evrim teorisiyle bir yere varılamayacağını anlamıştır ve moleküler düzeyde evrim teorisi denenebilmektedir



Esasen molekürler biyoloji morfolojik açıklamaladan daha fazla sıkıntı doğurmuştur, anlaşılan siz olayların hep güzel yanlarına bakmayı yeğliyorsunuz . :)


Alıntı
bir insan embriyosunda solungaç yarıklarının izlerine rastlanmasını nasıl açıklarsınız bu sadece insan da değil bir çok hayvanda bulunur tavuk at eşek tilki vs



New Scientist'teki 16 Ekim 1999'da Ken McNamara'ya ait makalede insan embriyosunda solungaç olmadığı şu sözlerle anlatılıyor : erken insan embriyosunun hiçbir zaman bir balık gibi solungaçları yoktur ve embriyo hiçbir zaman erişkin bir sürüngene ya da maymuna benzer evrelerden geçmez. Sanıyorum New Scientist adlı bilimsel dergi sizin için son derece kabul edilir bir referans kaynak olmalı.


Alıntı
mesela yaratılışçılardan biri bu soruya yanıt verebilir mi? Veya hangi teori bu soruya daha net bir yanıt verebilir? Eğer yaratılışçılığın vereceği cevap varsa, lütfen çekinmesin


Embriyoların solungaç gibi yarıklara sahip olması biyolojinin konusudur. Geçmişte nasıldılar şimdi nasıllar sorusunun muhatabı ise en batşta evrim teorisidir. Evrim teorisine göre embriyoların solungaçları andıran yarıklara sahip olması onların geçmişte common descent olmalarını gerektirmekte. Oysa öncekiler gibi bu kanıtsız bir kabuldür ve bilimsel değeri yoktur.

Tabi bu soruya yanıt veriyor olmam benim yaratılışçı olduğum manasına gelmemelidir.  wink

Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 130
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : 10 Temmuz 2006 - 20:28:40 »

Bunlar ucuz numaralar...


Alıntı
bir insan embriyosunda solungaç yarıklarının izlerine rastlanmasını nasıl açıklarsınız bu sadece insan da değil bir çok hayvanda bulunur tavuk at eşek tilki vs


New Scientist'teki 16 Ekim 1999'da Ken McNamara'ya ait makalede insan embriyosunda solungaç olmadığı şu sözlerle anlatılıyor : erken insan embriyosunun hiçbir zaman bir balık gibi solungaçları yoktur ve embriyo hiçbir zaman erişkin bir sürüngene ya da maymuna benzer evrelerden geçmez. Sanıyorum New Scientist adlı bilimsel dergi sizin için son derece kabul edilir bir referans kaynak olmalı.

Birincisi, New Scientist dergisinin 16 Ekim 1999 tarihli bir sayısı yok!

İkincisi, bahsettiğiniz kişi, yazdığı yazıda, eski insanlara dair ayak izlerinden bahsediyor sadece, vücut yapılarından değil. solungaç laf dahi geçmiyor yazıda...

http://www.newscientist.com/search.ns?doSearch=true&query=Ken+McNamara
http://www.newscientist.com/article/mg15220522.000.html

Fikirlerinizi kanıtlamak için yalan ve çarpıtmaya ihtiyacınız olmayacak, alıntıları kimi "zübük"lerin değil, bilim yayınlarının kendilerinden alacağınız günlerde gelecektir umarım ki...

http://www.harunyahya.org/Makaleler/ntv.html

daha kısası: YEMEZLER!

a.v.m
[/size]
Logged

Kanıtlara dayanmayan her şey değersizdir.
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 130
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : 10 Temmuz 2006 - 20:36:17 »

Alıntı
canlılar arasındaki araformların milyarları (hadi rakamı düşürelim) 100 milyonları bulması ve bir kaç yüzbin yıllık bilinen fosil türünün büyük bölümünün bahsi geçen türden türe geçişi açıklayabilecek seviyede olması gerekirdi.

Neye göre? Kime göre?

Nasıl hesapladınız o rakamı bir öğrenelim bakalım...

Alıntı
Mesela uçma yeteneğinin 3 farklı biçimde birbirinden bağımsız olarak evrimleşmiş olması gerekir. Kuşlar, böcekler, yarasalar gibi. İhtimal hesapları bakımından tek bir kez bile ortaya çıkmasının açıklanamadığı uçma eyleminin bilinen haliyle 4 kez ortaya çıktığını savunmak tesadüfi zorunluluk süreçleri açısından çok büyük bir sorundur. Dinozorun kuşa dönmesi sinek kovalama eylemi ile tasvir edilir, bazende sinek yerine başka bir canlı. Sonuçta kovalama eylemi sürekli tekrarlanmak suretiyle bir dinozorun üreme hücrelerinde ne gibi bir itki oluşuyor ki canlı zaman içinde kanatlanmaya başlıyor? Evrimcilerde çok iyi bilir ki bedensel faaliyetlerin edinimi yani kas yapmak için ağırlık çalışan bir adamın oğlu büyüdüğünde kaslı olamaz, bu özellikler gelecek kuşaklara aktarılamaz. Çünkü gelişim normal hücrelerde olmuş olup üreme ile sonraki nesle aktarılamaz.

bu paragraf ve izleyeni, sizin evrim teorisinde Lamarck'da kaldığınızı gösterir. Oradan ileriye geçememiş olmanız (ki yerinizin yakınlarında H.Yahya gibi "zübük"ler de mevcuttur) evrim teorisinin değil, sadece sizin sorununuzdur. Açınız, okuyunuz.

Alıntı
Dolayısıyla homoloji evrim teorisinin bir "kanıtı" değildir (kanıt-ispat kelimesini günlük dilde kullandığınızı varsayıyorum, zira kanıt-ispat matematiğe özgü dedüksiyonel bir kesinlik metodudur, bilimde verification/doğrulama vardır).

O zaman kanıt istemeniz manasız değil mi? Bence kanıtın manası farklıdır.
« Son Düzenleme: 10 Temmuz 2006 - 20:54:30 Gönderen: erdal ekrem bektaş » Logged

Kanıtlara dayanmayan her şey değersizdir.
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 369
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : 13 Temmuz 2006 - 14:57:16 »


Alıntı
Evrim teorisine … göre türler arasındaki geçiş formlarının gözlemlenememesinin nedeni doğal seçilimin bu bunları elemiş olmasıdır.

Ara ve geçiş formları fosil kayıtlarında gözlemlenebilmektedir. Herhangi bir tür gibi eğer doğada tutunamaz ve yayılamazlarsa bir zaman sonra bu formlar da gözden kaybolurlar.
Alıntı
DNA'nın keşfinden bu moleküllerin son derece hassas olan yapısının büyük değişimleri kaldıramayacağı gösterilmiştir.

Buna kanıtınız nedir?

Alıntı
Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi evrim yüz milyonlarca yıl sürdü ise ve bir kaç milyon canlı türü bu birikimli aşamalarla oluşmuşsa, canlılar arasındaki araformların milyarları (hadi rakamı düşürelim) 100 milyonları bulması ve bir kaç yüzbin yıllık bilinen fosil türünün büyük bölümünün bahsi geçen türden türe geçişi açıklayabilecek seviyede olması gerekirdi.

İlk önce size fosilleşmenin ne kadar zor gerçekleşen (hangi şartlarda gerçekleşebilen) bir olgu olduğunu araştırmanızı salık vereceğim. Fosilleşme kolayca meydana gelmekte olan bir süreç değil ve bu yüzden az sayıda fosil oluşumu bulunabilmekte. Bu kadar kolay olsaydı her kazdığımız yerden fosil çıkması gerekirdi; ama böyle bir şey yok. Şimdi birlikte düşünelim:

200 yıl kadar önce nesli tükenip de yok olan; ama bir zamanlar milyarlarca nüfusuyla Kuzey Amerika’yı kaplayan bir güvercin türünün (Ectopistes migratoriu) şimdi bulunan kaç tane fosili var? Milyonlarcasının yeraltından fışkırması lazım değil mi? Ama bir tanesinin bile bulunması o kadar zor ki..

Ya da zamanında milyarlarca sayıları ve dev cüsseleriyle yeryüzünde yayılmış olan dinozor fosillerinden kaç tane bulunmuştur? Sizin deyiminizle milyarlarca mı yoksa parmakla sayılabilir kadar mı? Devrinin baskın türleri olduklarını düşündüğümüzde sayılarının milyonlarca hatta milyarlarca olması gerekir; ama bulunan fosilleri bir elin parmakları kadar. Yani bir türe özgü fosillerin bulunması, türün birey sayısının fazlalılığına rağmen zor.

Peki bu durumda sizlerin bu kadar çok sayıda geçiş formu fosili beklemeniz doğru mudur?
Bütün bunlara rağmen gene de çok sayıda (elbette milyonlarca değil) geçiş formu fosili bulunmuştur.

Alıntı
Mesela uçma yeteneğinin 3 farklı biçimde birbirinden bağımsız olarak evrimleşmiş olması gerekir. Kuşlar, böcekler, yarasalar gibi. İhtimal hesapları bakımından tek bir kez bile ortaya çıkmasının açıklanamadığı uçma eyleminin bilinen haliyle 4 kez ortaya çıktığını savunmak tesadüfi zorunluluk süreçleri açısından çok büyük bir sorundur.

İhtimal hesaplarıyla ortaya çıkamayacağı sadece sizin yorumunuz. Çıkamayacağına dair hiçbir kanıtınız yok.

Kısaca söylemek gerekirse random olarak ortaya çıkan mutasyonların oluşturmuş olduğu genetik varyasyonlar arasından işe yarayanlar seleksiyona uğrayıp yoluna devam ediyorlar. İşe yaramayanlar ise zaten doğada tutunamayıp ölüp gidiyorlar. Bu da evrimi tesadüfi bir süreç olmaktan çıkartıp zorunlu bir süreç haline getirmektedir. Basitçe mantığı budur.

Alıntı
Dinozorun kuşa dönmesi sinek kovalama eylemi ile tasvir edilir, … Daha açık sormak gerekirse, dinozorun avını yakamamak istemesi neden üreme hücresinde kanat için gerekli bir mutasyon oluştursun? Sonuçta kovalana işi üreme organlarından bağımsız yapılmakta.

Erdal arkadaşımızın da belirtmiş olduğu gibi Lamarkçı bir bakış açısı. Bahsettiğiniz gibi bir düşüncenin günümüzün modern evrim anlayışında yeri yoktur.

Tür içi çeşitlenmeyi kabul ettiğinize göre bu soruyu aynı şekilde mikromutasyonlar için düşünüp cevabını siz kendiniz bulabilirsiniz. Örneğin, Grip virüsüne ne oluyor da her yıl kendini değiştiriyor ve değişik tehlikeli durumlarını ortaya çıkarıyor? Bakteriler bilinçli eylemleri ile mi çeşitli antibiyotiklere direnç geliştirmekteler ya da yeni yeni özellikler kazanmaktadırlar?
Logged

AHHA!
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 369
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : 13 Temmuz 2006 - 16:11:47 »


Alıntı
Homolojiyi
------------------------------
Canlılardaki benzerliklerden yola çıkarak oluşturulan taksonominin traihsel olarak en başına bir ata koymak ve bunu evrim teorisine kanıt göstermek açıkça bir complex causé safsatasıdır. Bunun açık ifadesi, sonuca etki edecek bir çok neden olabilecekken tek nedende ısrar edilmesi, mantıksal bir dayanak olmadığı halde diğerlerinin devre dışı bırakılmasıdır. İster yapılsal ister genetik olsun homoloji maalesef bu mantıkla yapılmaktadır.

Homoloji canlılardaki benzerliklerden yola çıkmaz. Klasik tanımıyla Homoloji aynı kökenden gelen yapısal özellikler ile ilgilidir. Evrimsel gelişim sırasında aynı kökenden gelen organlar için kullanılır. Bunların ortak kökenden gelmesi embriyolojik gelişim sırasında gözlenir.

Örneğin, insanın kolları ile maymunun ön bacakları, yılanın pulları ile kuşun tüyleri gibi. Bunlar şekil olarak birbirlerine benzerler ya da benzemezler. Homolog organların aynı işlevleri görmesi şart değildir. Yarasanın kanatları, Farenin ön kolu, İnsanının kolu, Yunus’un ön yüzgeçleri birer homolog yapı örnekleridir ve birbirlerine benzemezler. “Complex causé safsatasıdır” demeden önce Homoloji’nin tam olarak ne olduğunu bilmeniz gerekir.

Ve izleyen cümleniz de..

Alıntı
Kaldı ki bu hatayı tümevarımın azizliği olarak görmezden gelip kabul ettik diyelim, bu sefer başka bir sorun çıkmakta. Mesela böcek ve kuşun uçması aynı eylemi ifade eder, ancak bu iki hayvanın uçmak için mevcut olan organları tamamen farklı sistemlere sahiptir. Bu farklılıklardan yola çıkarak genel bir kaideye çıkmak mümkün değildir.

Homolojiyi analoji ile karıştırdığınızı gösteriyor. Böcek ve kuş kanadı analogtur (Benzer görevler için farklı yapıda organlar) ve evrime kanıt teşkil etmez. Çünkü belirttiğiniz gibi farklı sistemlere sahiptirler.

Ama homolog üyeler öyle mi? Hayır! Kökenler ve yapılar, modeller benzer olmasına rağmen görevler farklı. Farenin ön kolu, İnsanının kolu, Yunus’un ön yüzgeçleri..

Ve embriyolojik gelişim yolunda benzer paylaşımların olmasının ve bunların nedenlerinin homolog genlerden kaynaklanmasının en mantıklı açıklaması da canlıların ortak bir ataya sahip olduğudur.

Siz buna itiraz edebilir ve sonsuz sayıda bilimsel alt yapıdan yoksun çıkarımlarda bulunabilirsiniz; ama hiç birinin anlamı olmayacaktır.
Logged

AHHA!
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 369
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : 13 Temmuz 2006 - 20:15:08 »


Alıntı
- Anatomik düzeyde iz halinde kalmış organlar, moleküler düzeyde iz halinde kalmış dizilimleri, yalancı genleri, hurda DNAyı
-------------------
Körelmiş diye nitelenen organların günümüzde işe yarayıp yaramadıkları tartışmalıdır, en barizi apendixtir ve apendix'in aslında sindirim sistemine yardım eden bir işleve sahip olduğu bugün biliniyor. Ve gelecekte diğer organların işlevselliği keşfedilebilir. Mesela Junk DNA'nın bazı işlevleri olduğu bugün tespit edilmiştir. Junk diye isim koyma konusunda acele edilmiş.

İz halinde kalmış yapılar yakın akraba türlerde önemli bir işleve sahip vücut parçasına homolog olan, işlevsiz ya da indirgenmiş (güdük) yapılardır.

"İz halinde kalmış organlar" bu organların illaki işlevsiz oldukları anlamına gelmez. Eğer bir organizma için bu yapıların varlığı yada yokluğu organizmanın yaşamında bir değişikliğe neden olmadığı gösterilirse bu yapıların körelmiş, güdük, işlevsiz organlar olduğu kanaatine varılabilir.

Örnek vermek gerekirse, yılanlardaki ayak kemikleri, kör mağara balığındaki göz kalıntıları (göz çukurları vardır; ama gözler yoktur), atlardaki ek ayak parmak kemikleri, balinaların arka üyeleri, uçamayan kuşlarda ve böceklerdeki indirgenmiş, güdük kanatlar, vampir yarasaların ağızlarındaki azıdişleri, insandaki indirgenmiş kuyruk sokumu gibi yapılar, tavuk embriyonunun gelişimi sırasında oluşan ama sonra kaybolan ek parmaklar ... Bu organların işlevlerinin olup olmaması önemli değil. Diğer hayvanlardaki aynı yapıların sahip olduğu işlevleri bu canlılardaki bu yapılarda açık bir şekilde göremiyoruz.

Peki, bütün bu yapılar ne anlama geliyor? Bazı yılanlardaki iz halinde kalmış kalça ve ayak kemiklerinin ne işi var? Balinalarda arka ayak kemiklerinin ne işi var? Tavuk embriyonlarında birer parmak ileriki aşamalarda neden kayboluyor? Sorular devam ettirilebilir. Cevabını sizlere bırakıyorum.

Appendix organının bağışıklık sistemiyle ilgili bir işlevi var, evet. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi "iz halinde kalmış yapılar" illaki işlevsizdir demek yanlıştır.

Appendix evrimsel süreçte ilk olarak sindirim sitemi dokularının bir bölümü olarak (organ değil) çıkmıştır (Memeli körbağırsağının ucuyla homologtur).

Günümüzde artık sindirim sistemi ile ilgili olarak bir işleve sahip olmadığından bu sistem için artık "körelmiş, iz halinde kalmış organ" durumundadır. Appendixin şu an hangi işleve sahip olduğu ise önemli değil.

Diğer yandan bu organın yokluğunda (operasyonla alınmasıyla) vücuda zararlı olacak bir etken şimdiye kadar görülmedi; aksine varlığındaysa bilindiği gibi hayati riskler, ölümcül sonuçlar barındırmaktadır.

“Junk DNA”, evet gerçekten erkenden verilmiş bir isimdir. İşlevsel bölgeler bulunmuştur; ama  çok büyük oranda işlevsiz bölgeler de vardır. Örneğin yalancı genler.. Atalardan kalma mutasyona uğrayıp işlevsiz (hurda) olarak kalmış bozuk gen yapıları.

Örnek vermek gerekirse, C vitamini sentezleyen L-gulano-γ-lactone oxidaz geni İnsan’da ve diğer primatlarda bir çok hayvanda sentezinin yapılmasına rağmen işlevsiz olarak iz halinde kalan genlerden birisidir. Uzak atalarımızın tersine artık C vitamini sentezine ihtiyacımız kalmadığından zamanla kullanılmaz hale gelmiş bulunmaktadır.
Logged

AHHA!
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : 14 Temmuz 2006 - 22:53:59 »

Sayın Alp Eren

Alıntı
Ara ve geçiş formları fosil kayıtlarında gözlemlenebilmektedir. Herhangi bir tür gibi eğer doğada tutunamaz ve yayılamazlarsa bir zaman sonra bu formlar da gözden kaybolurlar.

Siz öyle görmek istediğiniz için gözlenmekte olduğunu düşünüyorsunuz. O fosiller her tür yoruma açıktır. Fosillerin oluşu ile alakalı bir yazı yazmayı düşünüyorum, takip ederseniz memnun olurum.

Alıntı
DNA'nın keşfinden bu moleküllerin son derece hassas olan yapısının büyük değişimleri kaldıramayacağı gösterilmiştir. (Ben)

Buna kanıtınız nedir?


Mutasyonların meydana getirdiği kanser vakaları, nükleer sızıntılardan kaynaklanan anomaliler ve daha bir çok örnek. Çok kompleks bir makinaya örneğin bilgisayarınızın ekran kartına su döktüğünüzü ve sonra elektrik verip çalıştırdınızı düşünün. Ekran kartınız ya yanacak ve ya da işlevini büyük ölçüde kaybecedek. Aynı işlemi daha basit bir yapıda deneyin, mesela bir Tıpta mutasyon yıkıcı bir anomali olarak kabul edilir. Evirmde ise hayat katıcı :)


Alıntı
İlk önce size fosilleşmenin ne kadar zor gerçekleşen (hangi şartlarda gerçekleşebilen) bir olgu olduğunu araştırmanızı salık vereceğim

İlginç olan aynı şeyi tam ben söyleyecekken sizin söylemeniz. Ama şu ana kadar bir evrim savunucusunun fosilleşme adına çok zor gerçekleşen bir olaydır demekten öte bir şey söylediğine şahit olmadım.



Alıntı
200 yıl kadar önce nesli tükenip de yok olan; ama bir zamanlar milyarlarca nüfusuyla Kuzey Amerika’yı kaplayan bir güvercin türünün (Ectopistes migratoriu) şimdi bulunan kaç tane fosili var? Milyonlarcasının yeraltından fışkırması lazım değil mi? Ama bir tanesinin bile bulunması o kadar zor ki

Evet doğru, milyarlarcasının yer altından fışkırması gerek, demek ki 200 milyon yıl önce mlyarlarca nüfusa sahip olamamışlar. Hata soru içindeki gizil bir varsayımdan kaynaklanıyor. Milyarlarca nüfusunun olduğu farz ediliyor sonra fosillerin neden az olduğu çıkarımı yapılıyor. Önce kanıtlanması gereken milyarlarca nüfusa sahip olduklarıdır. Ondan sonra neden fosil bırakmadıkları ile alakalı tartışabiliriz. Kuzey Amerika'ın hemen tüm mevkilerinde yaşayan ama nüfusları çok az olan kemirgen türleri mevcuttur. Milyarlarca nüfusa sahip olmadan da Amerika kıtasına yayılmışlar.

Alıntı
Ya da zamanında milyarlarca sayıları ve dev cüsseleriyle yeryüzünde yayılmış olan dinozor fosillerinden kaç tane bulunmuştur? Sizin deyiminizle milyarlarca mı yoksa parmakla sayılabilir kadar mı? Devrinin baskın türleri olduklarını düşündüğümüzde sayılarının milyonlarca hatta milyarlarca olması gerekir; ama bulunan fosilleri bir elin parmakları kadar. Yani bir türe özgü fosillerin bulunması, türün birey sayısının fazlalılığına rağmen zor.


Kaplanlar, aslanlar ve kutup ayıları yeryüzündeki en güçlü yırtıcılar olarak bilinirler, bilhassa kaplanın gücü ve yırtıcılığı 900 metrekarelik çevreyi bile domine edecek güçtedir. Asya filleri dahi erkek kaplan gördüklerinde yollarını değiştirmek zorunda kalır. Çok baskınlardır. Ama ne yazık ki sayıları her zaman az olmuştur. Aslanlar ve ayılar içinde aynı şey sözkonusudur. Baskın olmak cüsse ile alakalı olsaydı sizi görüşünüze göre filler de milyonlarca olmalıydı. Peki baskınlığın ölçüsü ne olmalıdır? Sizin dediğiniz kriterler baskınlığın ölçütü olamıyor, zira Afrikada ve dünyanın çeşitli yörelerinde baskın türler o kadar çok ki, ama sayıları sizin dediğiniz gibi milyarlarla ifade edilmyior. Demek ki sayıları sizin sandığınız kadar çok değilmiş. Yapmanız gereken o varlıkların sayılarının kalabalıklığını kanıtlamak olacaktır. Benim bildiğim yöntem ise fosillerin bolluğudur, ama zaten aradığımız şey fosil değil mi? Yine mantık hatası işte, petitio principii..


Alıntı
Peki bu durumda sizlerin bu kadar çok sayıda geçiş formu fosili beklemeniz doğru mudur?
Bütün bunlara rağmen gene de çok sayıda (elbette milyonlarca değil) geçiş formu fosili bulunmuştur.

Nesnel bilgiler vermediniz ki, sorumuz hala geçerli, neden çok araform yok? Bir canlı kanat çıkarana kadar yüzbinlerce hadi avans verelim milyonlarca yıl geçirmelidir, bu da demek oluyor ki seçilim sonucunda milyonlarca türün yaşam savaşında galip gelmiş olması gerekir. Galip gelenler yaşayanlar olduğuna göre, nesiller boyunca milyonlarca fosil bırakmak zorundalar. Yani amaçsız mutasyon sonucu kanadı tam oluşmamş ama seçilimden bir şeklide paçayı yırtmış olan milyonlarca ara tür olmalıdır.


Alıntı
İhtimal hesaplarıyla ortaya çıkamayacağı sadece sizin yorumunuz. Çıkamayacağına dair hiçbir kanıtınız yok.

Kısaca söylemek gerekirse random olarak ortaya çıkan mutasyonların oluşturmuş olduğu genetik varyasyonlar arasından işe yarayanlar seleksiyona uğrayıp yoluna devam ediyorlar. İşe yaramayanlar ise zaten doğada tutunamayıp ölüp gidiyorlar. Bu da evrimi tesadüfi bir süreç olmaktan çıkartıp zorunlu bir süreç haline getirmektedir. Basitçe mantığı budur

Doğa neden ihtimal dışı aynı yolu 4 kez denedi? Zorunluluk ihtimali yükselten bir öğre değildir ki, sizin ihtimal anlayışınız nedir? Zorunluluk ve şans birleşince bütün işleri hallediyor mu sanıyorsunuz? Bence bu kavramları karıştırıyorsunuz. Vaktim olursa bilahare girmek isterim bu konuya.

Alıntı
Erdal arkadaşımızın da belirtmiş olduğu gibi Lamarkçı bir bakış açısı. Bahsettiğiniz gibi bir düşüncenin günümüzün modern evrim anlayışında yeri yoktur.


Bkz. Cursorial teori.

Alıntı
Tür içi çeşitlenmeyi kabul ettiğinize göre bu soruyu aynı şekilde mikromutasyonlar için düşünüp cevabını siz kendiniz bulabilirsiniz. Örneğin, Grip virüsüne ne oluyor da her yıl kendini değiştiriyor ve değişik tehlikeli durumlarını ortaya çıkarıyor? Bakteriler bilinçli eylemleri ile mi çeşitli antibiyotiklere direnç geliştirmekteler ya da yeni yeni özellikler kazanmaktadırlar?


Tür içi değişimler zaten bilinen şeylerdi, buna kimse itiraz etmez ki zaten? Yani köylüler melezleştirmeyi bilimadamlarından önce biliyorulardı. Tür içinde varyetelerin oluşumu avamın bilgisiydi. Bakretiler ise bir bukalemunun ortama adapte olması gibi ortama adapte olmaktalar. Rastgele oluşan mikromutasyonların devasa ölçekte morfolojik değişimler yapabileceğini düşünmek bana çılgınlık gibi geliyor. İnsan aklına saldırı gibi geliyor :)


Alıntı
Homoloji canlılardaki benzerliklerden yola çıkmaz. Klasik tanımıyla Homoloji aynı kökenden gelen yapısal özellikler ile ilgilidir. Evrimsel gelişim sırasında aynı kökenden gelen organlar için kullanılır. Bunların ortak kökenden gelmesi embriyolojik gelişim sırasında gözlenir

Dediğimden farklı birşey söylemediğiniz gibi embriyolojiden bahsederek complex causé hatasına düşmekten kurtulamamışsınız.

Alıntı
Örneğin, insanın kolları ile maymunun ön bacakları, yılanın pulları ile kuşun tüyleri gibi. Bunlar şekil olarak birbirlerine benzerler ya da benzemezler. Homolog organların aynı işlevleri görmesi şart değildir. Yarasanın kanatları, Farenin ön kolu, İnsanının kolu, Yunus’un ön yüzgeçleri birer homolog yapı örnekleridir ve birbirlerine benzemezler. “Complex causé safsatasıdır” demeden önce Homoloji’nin tam olarak ne olduğunu bilmeniz gerekir


Hem konuyu idrak etmeden yanıt vermişsiniz (complex causé). Hem de kendi tanımlarınızda hata yapmışsınız (Homolojinin ne olduğunu biliyorum merak etmeyin)..

O bahsettiğiniz hayvanlar arasında yapısal benzerlikler vardır. Anlaşılan siz dümdüz baktığınız için benzemez diyorsunuz, ama bir taksonomist sizin benzemiyor demenize gülerdi bence :) Çünkü taksonomi yapan biri bu hayvanları beş parmaklı olarak sınıflayacaktır, bunun gibi birbirine benzer ortak özelliklerini alarak ağaç oluşturacaktır.

Compex causé sorununa gelince, homolojiyi sizin tanımladığınız gibi farzetsek bile bu safsatadan kurtulamazsınız. Dediğim gibi homolojiden evrim teorisine yükselmek için geçerli bir nedenimiz yok, bu yapısal benzerlikler başka anlamlara da gelebilirken ve ortada nesnel bir kanıt yokken sadece bir anlamda diretmek yersizdir. Ama bunu evrim teorisyenleri gibi bir inanç olarak kabul etmenizde sakınca yoktur. Nitekim inançtan öte değildir bu düşünceniz.

Alıntı
Homolojiyi analoji ile karıştırdığınızı gösteriyor. Böcek ve kuş kanadı analogtur (Benzer görevler için farklı yapıda organlar) ve evrime kanıt teşkil etmez. Çünkü belirttiğiniz gibi farklı sistemlere sahiptirler

Ben değil siz karıştırıyorsunuz. Nasıl mı? Ben ister analog olsun ister homolog olsun bundan yola çıkarak genel bir kaideye ulaşamazsınız diyorum. Siz ise homolojiden bahsettiğimi sanıyorsunuz. Verdiğim örnek analog organ örneğidir zaten farklı sistemlere sahip olduğunu ben söylüyorum. Siz ise garip bir şekilde bundan malzeme çıkarıyorsunuz. Oysa benim derdim başka, tümevarımın azizliği.

Alıntı
Ve embriyolojik gelişim yolunda benzer paylaşımların olmasının ve bunların nedenlerinin homolog genlerden kaynaklanmasının en mantıklı açıklaması da canlıların ortak bir ataya sahip olduğudur.


Embriyolojik gelişim de aslında tam tersini de söylüyor Alp bey neden onları görmüyürsunuz? Ben zaten bunu anlatmaya çalışıyorum, nesnel kanıt olarak ortaya sürebileceğiniz geçerli bir nedeniniz yok. İster embriyolojik olsun ister yapısal (homolog-analog) bunlar ortak atadan türemeyi gerektirmez. Bunu anlayın lütfen. Ama bana mantıklı geliyor derseniz bu sizin (subjektif tercihiniz) inancınızdır bir şey diyemem der kenara çekilirim.


Alıntı
Siz buna itiraz edebilir ve sonsuz sayıda bilimsel alt yapıdan yoksun çıkarımlarda bulunabilirsiniz; ama hiç birinin anlamı olmayacaktır

Bilimsel alt yapıdan yoksun çıkarımda bulunduğum yerleri gösterebilir misiniz? Strawman fallacy..

Alıntı
"İz halinde kalmış organlar" bu organların illaki işlevsiz oldukları anlamına gelmez. Eğer bir organizma için bu yapıların varlığı yada yokluğu organizmanın yaşamında bir değişikliğe neden olmadığı gösterilirse bu yapıla