GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İnsan’ın Evrimi  (Okunma Sayısı 3335 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« : 02 Temmuz 2006 - 04:47:26 »

İnsan’ın Evrimi

Yaşam Ağacında İnsan’ın yeri

Bu ağaç morfolojik ve genetik bilgilere dayalı olarak hazırlanmıştır. Şempanzeler ve İnsanlar DNA dizilimlerinin % 98,8’lik benzerliği ile bir kleyd 1 (clade) oluştururlar. Son genetik çalışmalar şempanzelerin ve insanların birbirine en yakın akrabaları olduğunu güçlü bir şekilde gösteriyor.

Hayvanlar aleminin evrimsel açıdan en gelişmiş takımı olarak kabul edilen Primatların 2 (en son haliyle) bilinen akrabalık ağacı şekildeki gibidir. Yol ayrımlarında verilen tarihler, dallanmaların ucunda görülen türlerin en son ortak atalarından ne zaman ayrılarak, kendi yollarına devam ettiğini göstermektedir. Yani, çoğu kez yanlış anlaşıldığının aksine, bir türün diğer bir türden evrimleştiğini değil, evrimsel süreç boyunca belirli ortak atalardan ayrılmalar olduğunu ve bu noktadan sonra türlerin kendi bireysel evrim yollarına devam ettiğini temsil etmektedir.
 

İnsan’ın ortaya çıkışı

Yaklaşık 6 milyon yıl kadar önce Afrika dolaylarında şempanze ve insanın soyu ayrılmıştır. Ayrılmadan sonra Hominid 3 soyu düz bir çizgi şeklinde Homo sapiens’e ulaşmış değildir. Aksine erken hominid soyu bir çok değişik (günümüzde nesilleri tükenmiş) hominid soyunun ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.


İnsanlığın evrimsel sürecinde tarihindeki önemli olaylara yaklaşık yıllarıyla özetle bakarsak:

1) 5 MYÖ: Şempanze ve insan neslinin ayrılması

2) 4 MYÖ: Australopithecus anamensis arka ayakları üzerinde yürümeye başladı.

3) >3 MYÖ: Australopithecus afarensis (“Lucy”)

4) 2.5 MYÖ: Bazı hominidlerin taşları kullanarak keskin kenarlı aletler yapmaya başlaması. Dört ya da daha fazla hominid türünün Afrika’da yaşadığı da düşünülüyor.

5) 2 MYÖ: Daha büyük beyinleriyle Homo ailesinin ilk üyelerini belirmesi (Afrika).

6) 1.5 MYÖ: Baltanın kullanımı. Hominidlerin Afrika’nın dışına (çoğunlukla Asya ve Avrupa) yayılması. Bu hominidler Avrupa’da yaşayan Neanderthal’lerin (Homo neanderthalensis) ve Asya’da yaşayan Homo erectus’un atalarını içermektedir.

7) 100 bin YÖ: İnsan beyninin daha da büyümesi (şu anki hacmine yakın). İlk Homo sapiens’lerin Afrikada belirmesi. Homo neanderthalensis ve Homo erectus aynı zamanda Eski dünyanın diğer taraşarında yaşamlarını sürdürmekte.

8) 50 bin YÖ: Kültürün ortaya çıkması. Mağara resimleri, süs eşyaları, ihtimam gösterilerek yapılan mezarlar… Modern insanın Afrika’nın ötesine açılması.

9) 25 bin YÖ: Diğer Homo cinslerinin soylarının tükenmesi ve geride sadece Modern insanın, Homo sapiens’in kalması Eski Dünyada yayılması.

1 Ortak atayı ve ortak atadan gelen türleri içerisinde barındıran organizmaların oluşturmuş olduğu grup.
2 Primat: İnsanların, maymunların lemurların, tersiyerlerin yaşayan ve ortadan kalkmış tüm gruplarını içeren, memeliler sınıfının bir takımı.
3 Hominid: Yaşayan insanı ve fosil atalarını, Australopithecus ve Ardipithecus cinslerini içeren primat ailesi.


Yararlanılan Kaynak: Berkeley Üniversitesi “Evolution” sayfası
« Son Düzenleme: 14 Ocak 2008 - 00:21:06 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç » Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 02 Temmuz 2006 - 15:57:03 »

bence insanların maymun benzeri bir canlıdan teşkil ettiği yani kısacası evrim yoktur canlılar kesin anlamda günümüz süretiyle oluşmuşlardır ama sanırım bu yaklaşımın mantığında canlıların benzerliğii olgusu yatmaktadır canlılar bir birine benzyebilir ama aynı atadan geldiklerini göstermez hemzaten darvinde sizin açıklamalarınıza göre teoriyi benzerliklerden dolayı orataya atmamış eğer böyle bir olay varsa ara formların fosilleri nerde böyle fosiller varmı bunları gösterebilirmisiniz.
Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : 02 Temmuz 2006 - 17:42:59 »

Alıntı sahibi: raif  bostan
bence insanların maymun benzeri bir canlıdan teşkil ettiği yani kısacası evrim yoktur

Evrimi kabul etmeyebilirsiniz; ama lütfen en azından neyi anlatmaya çalıştığını iyi bilelim. İnsan maymun benzeri bir canlıdan türememiştir, maymunlarla (şempanze, goril, gibbon, orangutan ve diğerleri) insanlar aynı ortak bir atadan (X diyelim) ayrılarak günümüzdeki son hallerini almışlardır.

Alıntı sahibi: raif  bostan
canlılar kesin anlamda günümüz süretiyle oluşmuşlardır

Değişimin olduğunu, ortak atadan türemeyi evrim karşıtları (örn. akıllı tasarımcılar) bile kabul etmektedirler. Her an meydana gelen mutasyonlarla onbinlerce, milyonlarca yıllık süreçlerde canlıların değişim geçirmemesi imkansızdır.

Alıntı sahibi: raif  bostan
ama sanırım bu yaklaşımın mantığında canlıların benzerliğii olgusu yatmaktadır canlılar bir birine benzyebilir ama aynı atadan geldiklerini göstermez

Özellikle günümüzde yapılmakta olan moleküler dizi analizleri, protein ya da genom karşılaştırmaları aynı atadan geldiklerini hatta iki türün ne zaman ayrıldıklarını dahi gösterebilmektedir.

Sizler en fazla -aile dışındakilere göre- annenize babanıza daha çok benziyorsunuzdur. Bu daireyi genişletebilirsiniz. Bir Türk size bir Çinliye ya da bir Afrikalıya göre daha çok benziyordur. Hatta Çinlilerin benzerliği Afrikalıya göre de daha fazladır. Peki, bu ne demektir? Her ırk ayrı ayrı meydana gelmemiştir. Türklerle Çinliler daha yakın ortak bir ataya sahiptir ve binlerce yıl önce ayrılmıştır, Afrikalılarla olan ortak ata ise daha da geridedir.

Alıntı sahibi: raif  bostan
ara formların fosilleri nerde böyle fosiller varmı bunları gösterebilirmisiniz.

Ara formlar elbette var, hem de çok sayıda. Konumuz insan olduğu için insandan örnek verelim. Bakın önceki iletimizdeki 2. resimde ara formlar görünüyor. Şempanzelerle ortak atadan ayrılan insana giden yolda ara formlar görülmektedir.

Australopithecus anamensis, Ardipithecus, Australopithecus afarensis, Homo neanderthalensis, Homo erectus..

Bunların her biri Homo sapiens'e giden yolda birer geçiş formudur. Hatta bu düşüncemizi ilerletelim. Evrim sürekli olduğundan dolayı şu an bizler (Homo sapiens sapiens) dahi onbinlerce yıl sonraki nesillerimize göre birer ara form niteliğinde olacağız. Her tür aslında bir ara formdur.

Buraya kadar anlaşıldı ise dilerseniz devam edebiliriz.
« Son Düzenleme: 02 Temmuz 2006 - 17:46:18 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç » Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : 03 Temmuz 2006 - 15:30:55 »

peki bu mutasyonla oluşan evrimin nasıl gerçekleştiğini düşünüyorsunuz zira biyolojik bir değişim yani şekileğişimi ciddi bir faktördür bu şekildeğişiminin nasıl olupta yararlı bir pozisyon araz ettiğini anlatırmısınız.
Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : 04 Temmuz 2006 - 02:23:55 »


Alıntı sahibi: raif  bostan
peki bu mutasyonla oluşan evrimin nasıl gerçekleştiğini düşünüyorsunuz zira biyolojik bir değişim yani şekileğişimi ciddi bir faktördür bu şekildeğişiminin nasıl olupta yararlı bir pozisyon araz ettiğini anlatırmısınız.

Bunu daha önce konuştuğumuzu düşünüyorum (hatta aynı soruyu sormuşsun) ve bu konuda somut bir örnek de vermiştim.

Buradan ulaşabilirsin.
Logged

AHHA!
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : 08 Temmuz 2006 - 15:08:17 »

Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Değişimin olduğunu, ortak atadan türemeyi evrim karşıtları (örn. akıllı tasarımcılar) bile kabul etmektedirler. Her an meydana gelen mutasyonlarla onbinlerce, milyonlarca yıllık süreçlerde canlıların değişim geçirmemesi imkansızdır.

Akıllı tasarımcılar canlıların değiştiğini kesin bir şekilde kabul etmezler, ama değişmiş olabileceklerine de itiraz etmezler. Canlıların değişim geçirdiği gösterilirse evrim teorisi kanıtlanmış olur. Mesela bir dinozorun başka bir cinse yani bir kuşa dönüşmesinin gösterilmesi gerekir. Arada benzerlikler kurmak onların birbirinden türediğini göstermez. Mesela Ferrari ile Bugatti arabalarında dört tekerlek vardır, kaportaları spor araba kaportasıdır, ikiside çok hızlıdır, ikisininde beygir gücü çok yüksektir, ikisinde de bilgiasayar sistemleri vardır. Ancak Ferrari ve Bugatti ayrı ayrı tasarlanmıştır. Bu örneği türler arasındaki benzerliklerden yola çıkılarak ortak ata çıkarımı yapmanın evrim teorisine bir kanıt oluşturamayacağını göstermek için verdim.

Alıntı
Özellikle günümüzde yapılmakta olan moleküler dizi analizleri, protein ya da genom karşılaştırmaları aynı atadan geldiklerini hatta iki türün ne zaman ayrıldıklarını dahi gösterebilmektedir

Bakın yine aynı yanılgıya düşünüyorsunuz, genetik çalışmalara bakılarak arada benzerlikler kurulması teoriyi doğrular nitelikte bilgi vermez. Maymun insana çok benziyor evet, aynaya baktığımızda bunu görebiliyoruz. İki farklı marka bilgisayar bulduğunuzu varsayın, bu bilgisayarların çalışma prensipleri %99,8 oranında birbirine benziyor, veril iletimi, işlem yapma şekli vb işlevler hep aynı. Bu bilgilsayarların derin yapılsa özelliklerini incelediğinizde maymun ve insan gibi birbirine çok benzediğini görüyorsunuz. Bu benzeşimler o iki bilgiasayarın aynı üretim ağacından bu zamana geldiğini göstermez. Yukarıdaki araba örneğini dikkatli incelerseniz bu yanılgıyı görebiilirsiniz.

Alıntı
Sizler en fazla -aile dışındakilere göre- annenize babanıza daha çok benziyorsunuzdur. Bu daireyi genişletebilirsiniz. Bir Türk size bir Çinliye ya da bir Afrikalıya göre daha çok benziyordur. Hatta Çinlilerin benzerliği Afrikalıya göre de daha fazladır. Peki, bu ne demektir? Her ırk ayrı ayrı meydana gelmemiştir. Türklerle Çinliler daha yakın ortak bir ataya sahiptir ve binlerce yıl önce ayrılmıştır, Afrikalılarla olan ortak ata ise daha da geridedir.


Bir yaratılışçı bu dediklerinize zaten itiraz etmez, zira Adem - Havva hipotezine son derece uygundur bu açıklamanız. Köken olarak filmi geriye sardığınızda muhakkak ilkel anne ve babanın zorunlu olduğunu görürsünüz. Bu insanın başka bir türden dönüştüğüne dair kanıt teşkil etmez.

Alıntı
Ara formlar elbette var, hem de çok sayıda. Konumuz insan olduğu için insandan örnek verelim. Bakın önceki iletimizdeki 2. resimde ara formlar görünüyor. Şempanzelerle ortak atadan ayrılan insana giden yolda ara formlar görülmektedir.

Australopithecus anamensis, Ardipithecus, Australopithecus afarensis, Homo neanderthalensis, Homo erectus..

Bunların her biri Homo sapiens'e giden yolda birer geçiş formudur. Hatta bu düşüncemizi ilerletelim. Evrim sürekli olduğundan dolayı şu an bizler (Homo sapiens sapiens) dahi onbinlerce yıl sonraki nesillerimize göre birer ara form niteliğinde olacağız. Her tür aslında bir ara formdur.

Ben bu araform meselesine takmış durumdayım, araformların araform olduğunu nasıl çıkarsıyoruz? Tabi ki yapısal benzerliklerden. Bu hiç inandırıcı değil, yani geçmişte yaşamış bir takım canlıların insana benzerliğinden yola çıkılarak araform etiketi yapıştırılıyor. Bu inanmak isteyeni ikna edebilecek bir bilgi türüdür, pozitif bilgi değildir. Çünkü yukarıda defaatle belirttiğim gibi en az bir mantıksal durum bu açıklamanın zorunlu bir açıklama olamayacağını göstermektedir.



Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : 08 Temmuz 2006 - 17:10:14 »


Merhaba IDN,

Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
Akıllı tasarımcılar canlıların değiştiğini kesin bir şekilde kabul etmezler, ama değişmiş olabileceklerine de itiraz etmezler.

AT'nin (Akıllı Tasarım) Türkiye'deki temsilcisi ve en büyük savunucusu Sayın Mustafa Akyol'dan yorumsuz olarak alıntılıyorum.

"Öncelikle Akıllı Tasarım (AT) teorisinin ne olduğunu hatırlatmak gerek. Teori, evrenin ve canlıların bazı özelliklerinin ancak akıl sahibi bir varlığın tasarımı ile açıklanabilecek bir komplekslik ve bilgi içerdiğini savunur. AT savunucuları tarafından ısrarla belirtildiği, benim de çeşitli kereler vurguladığım gibi, bu teori evrim kavramıyla çelişmez, evrimin rastlantısal doğal süreçlerin ürünü olduğunda ısrar eden Darwinizm ile çelişir.

Dolayısıyla tüm canlıların tek bir "ilk canlı"dan evrimleştiği görüşü — bir diğer ifadeyle "common descent" yani "ortak atadan türeme" tezi —AT ile çelişik değildir. AT savunucularının hepsi bu tezi ikna edici bulmasa da, teorinin Michael Behe gibi bazı önemli kuramcıları, "ortak atadan türeme" tezinde sorun görmedikleri belirtmişlerdir." (1)

Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
Canlıların değişim geçirdiği gösterilirse evrim teorisi kanıtlanmış olur.

Fosil bulguları, moleküler değişimlerin olduğunun belirlenmesi milyonlarca yıllık süreçteki evrimsel değişikliği açık bir biçimde ortaya koyuyor.

Bütün bunların yanı sıra artık günümüzde laboratuvarlarda bakterilere yapay seleksiyonlarla yeni yeni özellikler kazandırılmaktadır ki bu canlıların değişen koşullarda populasyon olarak değişime zorlandığını gösterir.

Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
  Mesela bir dinozorun başka bir cinse yani bir kuşa dönüşmesinin gösterilmesi gerekir. Arada benzerlikler kurmak onların birbirinden türediğini göstermez. Mesela Ferrari ile Bugatti arabalarında dört tekerlek vardır, kaportaları spor araba kaportasıdır, ikiside çok hızlıdır, ikisininde beygir gücü çok yüksektir, ikisinde de bilgiasayar sistemleri vardır. Ancak Ferrari ve Bugatti ayrı ayrı tasarlanmıştır. Bu örneği türler arasındaki benzerliklerden yola çıkılarak ortak ata çıkarımı yapmanın evrim teorisine bir kanıt oluşturamayacağını göstermek için verdim.

Ne yazık ki yanlış bir örnek üzerinden benzetme yapıyorsunuz. Çünkü, ne bilgisayarlar ne arabalar canlı değillerdir, üreyip çoğalamazlar. Dolayısıyla da genetik materyallerini gelecek kuşaklara aktaramazlar. Yani, asla değişikliklerini geleceğe taşıyamazlar.

Halbuki canlı birimler genetik yapılarında gelecek en ufak bir değişikliği geleceğe aktarırlar. Değişimlerin birikmesi ise ata türden iyice uzaklaşma ile sonuçlanır. Canlı birimlerden bahsediyor olduğumuz için iki tür arasındaki genetik farklılık ata türden uzaklığın ne kadar olduğu konusunda da fikir verir. Bilgisayar modelleri, hesap makineleri, arabalar arasında yapamayacağımız "ortak atadan gelme" ilişkisini canlılar için yapabiliriz. Ferrariler, bilgisayarların ataları olmadığından ve üreyemediklerinden tabiki tasarımlanmak zorundadırlar.["Bilimin niteliğine dair" başlığındaki Selim Yörük alıntınızda da benzer bir hata görülmekte.]

X soyadlı bir sülalenin bireyleri genotip olarak birbirlerine örneğin bir Y sülalesinin bireylerinden daha çok benziyorlardır. Ama X ve Y sülaleri de aynı zamanda ortak bir atadan geliyorlardır. Hiç kimse X ve Y sülalerinin ayrı ayrı tasarlandığını iddia etmez.

Alıntı sahibi: Alperen Halim
Sizler en fazla -aile dışındakilere göre- annenize babanıza daha çok benziyorsunuzdur. Bu daireyi genişletebilirsiniz. Bir Türk size bir Çinliye ya da bir Afrikalıya göre daha çok benziyordur. Hatta Çinlilerin benzerliği Afrikalıya göre de daha fazladır. Peki, bu ne demektir? Her ırk ayrı ayrı meydana gelmemiştir. Türklerle Çinliler daha yakın ortak bir ataya sahiptir ve binlerce yıl önce ayrılmıştır, Afrikalılarla olan ortak ata ise daha da geridedir.

Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
Bir yaratılışçı bu dediklerinize zaten itiraz etmez, zira Adem - Havva hipotezine son derece uygundur bu açıklamanız. Köken olarak filmi geriye sardığınızda muhakkak ilkel anne ve babanın zorunlu olduğunu görürsünüz. Bu insanın başka bir türden dönüştüğüne dair kanıt teşkil etmez.

Dikkat ederseniz bu örneği benzerliklerin ortak ataya olan uzaklığı ile orantılı olduğunu göstermek için vermiştim.

Filmi geriye sararsak Şempanzelerle ortak atamıza kadar da gidebiliriz. Filmin başında ise ilk hücre vardır.

Bu arada Adem-Havva olgusu elde edilen verilerle kurulmuş bir hipotez değil, inançtır.

1- http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/darwinizme_yeni_bir_ikon.php
Logged

AHHA!
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : 08 Temmuz 2006 - 18:03:32 »


Sayın Alp Eren H.A.lî.M Kılıç


Mustafa Akyol'dan alıntıladığınız kısım benim söylediklerimle çelişmiyor, ID savunucuları türemeye değil, rastlantı ve zorunlu süreçlere itiraz ederler. Bir kısım ID savunucusu ise fosilsel bulguların yaratılış olabileceği ihtimaline vurgu yapar.

Alıntıladığınız cümlemde bir kelime yanlış anlaşılmaya neden olmuş sanırım (insan konuştuğu gibi yazınca :).

Akıllı tasarımcılar canlıların değiştiğini "kesin bir şeymiş" gibi kabul etmezler (haklısınız kelime kullanımında hata uapmışım), bu konuda görüş ayrılıkları vardır.



Alıntı
Fosil bulguları, moleküler değişimlerin olduğunun belirlenmesi milyonlarca yıllık süreçteki evrimsel değişikliği açık bir biçimde ortaya koyuyor.


Fosil bulguları daima subjektif tartışmalara yol açmıştır, ve evrim teorisinin temel savı olan canlıların birbirlerinden türediklerini kanıtlayamamaktadır. Fosile bakış açımız evrimin olduğu kabulüne dayandığı için bulunan bir fosili araform olarak nitelememiz kaçınılmaz oluyor. Moleküler düzlemdeki değişimlrin bir cinsi başka bir cinse dönüştürmemiş, aynı cinsin değişik varyasyonlarını türetmiştir.

Oysa tür içindeki mutasyonel değişiklikler alternatif teorileri de doğrulamaktadır. Mesela Mendel veya Bufon gibi bilimadamları da tür içindeki değişimleri kabul etmişler ve buna göre görüş bildirmişlerdir. Dolayısıyla evrim teorisinin tür içindeki bir değişikliği göstermesi onu diğer görüşlerden ayırt edici bir konuma koymaz. Mendel tür içinde genetik değişimlerin olabileceğini, melezlenme, çeşitlenme ile bunların gösterilebileiceğini iddia etmiştir. Darwin ispinozları üzerinde yapılan çalışmalarda tür içindeki değişimleri kanıtlamıştır. Evrim teorisi bu konuda diğerleri ile denktir ve bir ayrıcalığı yoktur.


Alıntı
Bütün bunların yanı sıra artık günümüzde laboratuvarlarda bakterilere yapay seleksiyonlarla yeni yeni özellikler kazandırılmaktadır ki bu canlıların değişen koşullarda populasyon olarak değişime zorlandığını gösterir.


Canlılarda meydana gelen veya getirilen küçük değişimler (mikromutasyonlar) evrim teorisinin delili olarak öne sürülemez, fakat bir türden başka bir türe dönüşümü sağlayacak büyük değişimlerin (makromutasyonların) oluştuğu, ansızın veya dereceli olarak birikmesi ile olanaklı olduğu gösterilirse bu bulgu evrim teorisinin diğer alternatif görüşlerden ayırt eden kanıtın bulunduğu söylenebilir.


Alıntı
Ne yazık ki yanlış bir örnek üzerinden benzetme yapıyorsunuz. Çünkü, ne bilgisayarlar ne arabalar canlı değillerdir, üreyip çoğalamazlar. Dolayısıyla da genetik materyallerini gelecek kuşaklara aktaramazlar. Yani, asla değişikliklerini geleceğe taşıyamazlar

X soyadlı bir sülalenin bireyleri genotip olarak birbirlerine örneğin bir Y sülalesinin bireylerinden daha çok benziyorlardır. Ama X ve Y sülaleri de aynı zamanda ortak bir atadan geliyorlardır. Hiç kimse X ve Y sülalerinin ayrı ayrı tasarlandığını iddia etmez



Sayın Alp Eren H.A.lî.M

Canlılarla ilgili söylediklerinizi bende biliyor ve kabul ediyorum, orada kast ettiğim evrim teorisinin bakış açısının benzerliklerden yola çıkarak yaptığı açıklamaların geçersizliğini göstermekti. Evet bir canlı üreyebilir, çoğalabilir, kopyasını oluşturur, genetik materyali aktarır. Arabalar ve bilgisayarlar ise çoğalamaz. Ancak bir at'ın bacağını bir köpeğinki ile kıyaslamak at'ın veya köpeğin kökenine ilişkin bilgi vermez.

Yani demek istediğim, benzeşim yolu ile yola çıktığınızda farklı sebeplerle de karşılaşabiliyorsunuz, bu bilimsel formalizme uygun değildir. Yani teoriniz iki nesne arasındaki benzerliklerden yola çıkarak onların ortak atadan türediğini iddia ediyor. Oysa ister genetik, ister yapısal benzerlikler olsun, bu mantıksal olarak onların geçmişte ayrı ayrı tasarlanmış olabilieceği sonucunu da verir.

Sonuçta elimizde bir materyal var, ve bu materyale bakarak geçmişe doğru kurgu yapıyoruz. Nesnel kanıtımız aradaki benzerlikler, bu benzerlikler canlıların sadece ortak atadan türediğini değil aynı tasarımcı tarafından yaratıldığını da gösterir. Yani Toyota ve Honda'yı yapanların aynı kişi olması gibi.

Eğer bunlara itirazınız varsa size şunu sormak istiyorum: benzeşimlerin ortak atadan türemeye kanıt teşkil ettiğini kabul etmemiz için zorunlu mantıksal bir gerekçemiz var mıdır?


Alıntı
Dikkat ederseniz bu örneği benzerliklerin ortak ataya olan uzaklığı ile orantılı olduğunu göstermek için vermiştim.

Pekala :)

Alıntı
Filmi geriye sararsak Şempanzelerle ortak atamıza kadar da gidebiliriz. Filmin başında ise ilk hücre vardır.


Demek ki o noktaya kadar yaratılış ve evrim teorisinin öngörüsü denk. Sorun ondan daha öncesinde.


Alıntı
Bu arada Adem-Havva olgusu elde edilen verilerle kurulmuş bir hipotez değil, inançtır

Doğru, ancak evrim teorisi de büyük bir inanca sahiptir : canlılar kesinlikle doğa yasaları ile oluşmuştur. Bu elde edilmiş bir bulgunun sonucunda oluşmuş bir hipotez değil, kanıt üstü bir ilke/kabul/inançtır. Çünkü kimse canlının fizik yasalalarıonın çalkalamasıyla oluştuğunu gözlemlemedi ve şahit olmadı. İlk hücre bilgisi transcendet'tir. Süreler ve mekanlar açısından insan yoklamasının ötesindedir.


saygılar..






Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : 08 Temmuz 2006 - 19:33:01 »


Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
Moleküler düzlemdeki değişimlrin bir cinsi başka bir cinse dönüştürmemiş, aynı cinsin değişik varyasyonlarını türetmiştir.

Moleküler değişimlerin (mutasyonlar) aynı cinsin içerisinde varyasyonlara neden olabileceğini kabul ediyorsunuz, peki bunun bir adım ötesini düşünmekte neden sakınca görüyorsunuz?

Farklı bir türe dönüşmeyi neden kabul etmiyorsunuz, varyasyonların olabileceğini kabul ediyorsunuz. Şimdi bir adım daha ötesini düşünebilirsiniz. Bir kaç bin yılda tür içi çeşitlilik meydana gelebiliyorsa, milyonlarca yılda bu çeşitliliklerin birikmesiyle, farklılaşmanın daha da fazlalaşmasıyla da yeni yeni türler meydana gelebilir (fosil kayıtları).

Binlerce yılda mutasyonların birikmesi sonucu meydana gelen yeni nesil varyasyonlar ata türden zamanla uzaklaşmakta ve daha uzun bir süreçte ata türün bireyleriyle yapılan çiftleşmeler verimsiz döl vermeye (tür tanımı) başlamaktadır. Bu yeni bir türün meydana gelmiş olması demektir. Tabi burada insan aklının alamayacağı kadar uzun binlerce, milyonlarca yıldan bahsediyoruz.

Aynı türün farklı ortamlarda yetişen bireyleri farklı koşullarda zamanla (binlerce, onbinlerce yıl) daha farklı özellikleri geliştirir ve bu değişimlerin birikmesi zamanla ata türle çiftleştirildiğinde verimli döl oluşturamayacak yeni bir türün, türlerin oluşmasına neden olur. Örnek olarak İspanya soreksleri ve Moğolistan sorekslerini verebiliriz. Farklılaşma o derece artmış ki artık çiftleştirildiklerinde verimli döl veremeyecek duruma gelmişlerdir. İşte burada türleme apaçık görülmektedir. İki soreks türü de ortak bir ataya sahip.

Birkaç yüzyıl yada bin yıl içinde etrafımızda gördüğümüz köpekler (fino, buldok vb.) meydana geldi. Bütün bu köpeklerin bir kurttan evirilmesi için geçen süreyi 1 adımda düşünelim. İlk dik yürümeye başlamış insanların olduğu dönem bizden 3200 m uzakta olacaktır, dünyada canlılığın başladığı dönem ise Londra’dan Bağdat’a kadar bir uzaklık gerektiriyor, düşünebiliyor muyuz bu kadar uzun bir süreyi, aklımız alabiliyor mu ve bu kadar uzun bir süreçte evrimsel bir sürecin yaşandığını kabul etmek neden zor geliyor bizlere?

Bütün canlılarda olduğu gibi insan da aynı mekanizmanın benzer yollarıyla günümüzdeki bu yapısına (ta Australopithecines'lerden beri) evrimleşmişiz.

Şimdi sizlerin mantığı ile hareket edersek; aynı cinsin değişik varyasyonlarının da bir (ya da bir kaç) tasarımcı tarafından meydana getirildiğini neden savlamıyorsunuz? Aradaki fark nedir efendim ?

Bir türün varyasyonları 10 bin 100 bin yılda meydana gelebilmektedir, milyon(larca) yıllık periyorlarda bu alt türlerin başka türlere dönüşemeyeceğini nasıl ve neden düşünüyorsunuz, deliliniz nedir?

Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
Canlılarda meydana gelen veya getirilen küçük değişimler (mikromutasyonlar) evrim teorisinin delili olarak öne sürülemez, fakat bir türden başka bir türe dönüşümü sağlayacak büyük değişimlerin (makromutasyonların) oluştuğu, ansızın veya dereceli olarak birikmesi ile olanaklı olduğu gösterilirse bu bulgu evrim teorisinin diğer alternatif görüşlerden ayırt eden kanıtın bulunduğu söylenebilir.

Türler arası büyük değişimler (makromutasyonlar) zayıf ve desteksiz bir görüştür. Mikromutasyonlar evrimin delilidir.  Evrimi sadece türler arası geçişler için düşünmeyiniz. Tür içi çeşitlilik de evrimin konusudur. Dolayısıyla mikromutasyonlar evrimin delilidir. Bu mutasyonların yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız gibi birikmesi de milyonlarca yılda türleşmeyi meydana getirmektedir. Dikkat edin, tür içi varyasyonların oluşabilmesi için dahi mutasyonların birikmesi gerekir ki istediğiniz kanıttır.

Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
Canlılarla ilgili söylediklerinizi bende biliyor ve kabul ediyorum, orada kast ettiğim evrim teorisinin bakış açısının benzerliklerden yola çıkarak yaptığı açıklamaların geçersizliğini göstermekti. Evet bir canlı üreyebilir, çoğalabilir, kopyasını oluşturur, genetik materyali aktarır. Arabalar ve bilgisayarlar ise çoğalamaz. Ancak bir at'ın bacağını bir köpeğinki ile kıyaslamak at'ın veya köpeğin kökenine ilişkin bilgi vermez. ... Oysa ister genetik, ister yapısal benzerlikler olsun, bu mantıksal olarak onların geçmişte ayrı ayrı tasarlanmış olabilieceği sonucunu da verir.

Alıntı sahibi: Intersection deformation noise
Eğer bunlara itirazınız varsa size şunu sormak istiyorum: benzeşimlerin ortak atadan türemeye kanıt teşkil ettiğini kabul etmemiz için zorunlu mantıksal bir gerekçemiz var mıdır?

Ne demek istediğinizi anlıyorum; ama lütfen cansız maddeleri örnekleyerek olaya yaklaşmayınız. Canlılar ile cansızlar arasındaki farkı biliyorsunuz :).

Uzmanlık alanınızı ya da moleküler düzeydeki karşılaştırmalara olan ilginiz ne derecededir bilmiyorum; ama örneğiniz  uygun değil. Bu konuyla ilgili olarak "Moleküler dizi analizleri ve Evrimsel ilişki" başlığına bakabilirsiniz.

Ama kısaca burada da değinmek istiyorum ve zorunlu mantıksal gerekçemizi basit bir örnekle tekrarlayalım.

Şimdi elimizde her canlıda aynı fonksiyonu üstlenmiş olan belirli bir X proteini olsun. Bu X proteinin İnsan'da, Şempanzelerde, Gorillerde, Orangutanlarda, köpeklerde, farelerde yapılan aminoasit (aa) dizilimi karşılaştırmasında farklı sayıda, sırada aa en az ilk olarak Şempanzede daha sonra sırasıyla Gorilde, Orangutanda, Farede, Köpekte çıkmaktadır.

X proteinin görevi aynı; ama aa diziliminde farklılıklar var. Peki, bu farklılıklar neden kaynaklanmaktadır. Nesilden nesile aktarılmış mutasyonlardan. Peki, diğer türlere göre iki tür arasındaki X proteini için aa sırasının farklılığın daha az olması neyi gösterir? Bu iki türün birbirinden daha yakın zamanda ayrıldığını ve bu yüzden daha az aa farklılığın olduğunu; dolayısıyla da ortak bir atadan diğer türlere göre daha yakın bir zamanda ayrıdlığını göstermez mi?

Şimdi, tasarımcı neden aynı görev için (farklı türlerde) farklı aa dizilimleriyle protein meydana getirsin? Ki farklı oluşun hiç bir farklı etkisi yok iken???

Ve bu tasarımcı bu farklılıları neden birbirine daha yakın türler arasında daha az tutmuştur? Türler arası genetik farklılık arttıkça düzenli bir farklılaşma var. İnsan ve Şempanze farklılığı diğer türlere göre aynı X proteini için daha az, neden?

Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : 09 Temmuz 2006 - 16:48:53 »

öncelikle sayın IDN siz tür içindeki mutasyonel değişimi kabul etmektesiniz peki bunun neden evrimi destekleyici bir nitelik arz etmediğini açıklarsanız sevineceğim ve sanırım alp bey evrimin temel öngörüsü yani inancı canlıların tesadüflerle orataya çıktığıdır ve sanırım siz bu inanca aykırı olarak yaratıcının varlığına inanıyor ama evrimsel bir süreci savunuyorsunuz ama bu sizin savınız evrimin düşünce tarzına tam olarak aykırı olmasada oluşumun temeli noktasında maalesef aykırılık ifade etmekte bu durmun neden böyle olduğunu ve  neden ayrı ayrı yaratılışı rededettiğinizi öğrenebiliğrsem sevineceğim zira şuanda yaratılış kanıtlanmamıştır ıdn dediği gibi öne sürülen deliller yeterli derecede olayları açıklar nitelikte değil eğer öyle olsaydı yerçekimi kanunu gibi kabul görmesi gerekirdi benzerliklerin olması demek aynı atadan gelişimizin kesin kanıtı değildir ama aynı atadan gelebilir düşüncesini insanların beyninde oluşturabilir ama kesinlik ifade etmez bunu için elimizde bizi kesin anlamda ikna edecek kanıt gereklidir buda genlerin opluşumunu çözmekte yattığına inanıyorum saygılar.
« Son Düzenleme: 09 Temmuz 2006 - 16:58:01 Gönderen: raif bostan » Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : 10 Temmuz 2006 - 15:54:21 »


Alıntı sahibi: raif  bostan
evrimin temel öngörüsü yani inancı canlıların tesadüflerle orataya çıktığıdır ve sanırım siz bu inanca aykırı olarak yaratıcının varlığına inanıyor ama evrimsel bir süreci savunuyorsunuz ama bu sizin savınız evrimin düşünce tarzına tam olarak aykırı olmasada oluşumun temeli noktasında maalesef aykırılık ifade etmekte bu durmun neden böyle olduğunu ve  neden ayrı ayrı yaratılışı rededettiğinizi öğrenebiliğrsem sevineceğim

Evrim, canlıların tesadüfen meydana çıktığını söylemez ve inanmaz. Evrim bir inanç değildir. Evrimi tek bir "tesadüf" kavramına indirgemeyiniz lütfen.  Evrim, biyokimyasal yasaların meydana getirdiği zorunlu doğal süreçlerin sonucu olarak yönlenir.

Mutasyonel değişiklikler "rasgele" olarak nitelendirilebilir. Genetik materyalde meydana gelen değişikliğin "Tesadüf, rasgele" olarak nitelendirilmesinin nedeni ne zaman, nerede ve niçin bir değişiklik meydana geleceğinin tahmin edilememesindendir.

Örneğin, rasgele sayı üreten bilgisayar programlarını düşününüz. Üretilen sayılar (34, 567, 12, 3, 7896, ...) rasgeledir ve sizler hangi sayının geleceğini bilemezsiniz.

Evrim, mutasyonun neden X bölgesinde meydana geldiğiyle ilgilenmez, sonuçlarıyla ilgilenir ve bunları analiz eder. Mutasyonun neden X bölgesinde meydana geldiği hakkında herkes istediği yorumu (inançları, fikirleri doğrultusunda) yapabilir.

Evrim işte bu rasgeleliklerin oluşturduğu malzeme arasında yaptığı seçimlerle (doğal seleksiyon) ilerler, yönlenir. Bu yüzden Evrim rasgelelik teorisi olarak nitelendirilemez.
Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : 10 Temmuz 2006 - 16:16:10 »

şu anki evrim tanrının yaratışını değilde doğanın canlıları teşkil ettiği gibi bir düşünceye sahip değilmidir sayın alp bey eğer öyle değildse nasıl bir felsefeye sahip bu evrim vede sizin düşünceniz nasıl bir yön çizmekte.
Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : 10 Temmuz 2006 - 18:54:45 »


Sevgili Raif,

Bakın şunun ayrımına çok iyi dikkat edelim.

Evrim bir inanç ya da bir felsefe değildir. Ama her birey evrimi kendi inanç ya da felsefesinde bir yere oturtabilir, bu ayrı bir konu. (Mesela, yazılarımdan da belli olduğu gibi ben evrimin Yaratıcının yaratım şekli olduğuna inanıyorum.)

Evrim, daha doğrusu bilim canlıları herhangi bir varlığın yarattığını ya da yaratmadığını söylemez, söyleyemez. Bu bilimsel sunuma aykırıdır. çünkü herkes kendi inancına ya da inançsızlığına göre yorum yapabilir. Evrim, sadece herhangi diğer bir kanun, teori gibi doğada gerçekleşen mekanizmanın açıklanmasıdır. Yaratıcı vardır ya da yoktur, söyleyemez. İnançlı ya da inançsız herhangi bir kişi evrimi kabul edebilir.

Elektromanyetizma teoremi ışığın nasıl oluştuğunu anlatır, yerçekimi kanunu yukarı atılan bir cismin yere o cisme uygulanan çekim dalgaları, çekim kuvveti sonucu yere düştüğünü bize yorumsuz bir şekilde bildirir.

Şimdi bu şuna benziyor.

Birisi kalkıp der ki, yukarıya atılan cismi yere düşüren Tanrısal kuvvettir, yerçekimi kanununa inanmaz. Bir başkası hayır, tamamen çekim dalgalarının sonucu der. Bir başkası da yer çekimi kanunu ile yaratıcı elmayı yere düşürüyor der.

Yer çekimi kanunu kesin bir gerçektir, vardır ve bu konuda suçsuzdur, onu kabul eden ya da etmeyen, kullanan, kendi inancına dahil eden bizleriz.

Evrim de böyledir.
Logged

AHHA!
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : 10 Temmuz 2006 - 19:11:44 »

Sayın Alp Eren H.A.lî.M Kılıç

Alıntı
Moleküler değişimlerin (mutasyonlar) aynı cinsin içerisinde varyasyonlara neden olabileceğini kabul ediyorsunuz, peki bunun bir adım ötesini düşünmekte neden sakınca görüyorsunuz?


Tür içi değişimlerin tecrübesi aslında insanlık tarihi kadar eskidir. Gerek bitkilerde gerekse hayvanlarda melezleştirmeyi çok erken dönemlerde keşfetti insanoğlu. Tür içi varyasyonları inkar etmek güneşin doğuşunu inkar etmek gibi olur. Hiç bir inanır böyle birşey yapmaz.

Ötesini düşünmekte sakınca görmüyorum, aksine çok fazla düşünüyorum. Ama düşünmekten öte bir şey yapamıyorum, elde ne kanıt var ne bulgu. Türlerin dönüşümü çok uzun zaman dilimlerine yayılmış varsayılıyor. Ama ne gözlenebiliyor ne de bir veri elde ediliyor.



Alıntı
Bir kaç bin yılda tür içi çeşitlilik meydana gelebiliyorsa, milyonlarca yılda bu çeşitliliklerin birikmesiyle, farklılaşmanın daha da fazlalaşmasıyla da yeni yeni türler meydana gelebilir (fosil kayıtları).


Bakın tür içi varyasyonları görmek için bir kaç bin yıl beklemeye gerek yok, ayrıca siz şu şekilde bir false analogy yapıyorsunuz.


i - Tür içinde değişimleri tecrübe etmekteyiz
ii- O halde değişme türler arasında da oldu.


( i ) Bu apaçık doğru bir kaziyedir. Doğruluğunun kanıtı tecrübelerimizdir, yani melezleşme (köpek türleri), mikro düzeydeki tür içi değişimler (kuş gribi, ve diğer grip virüsleri). Dolayısıyla (i) kaziyesi bizim için ortak bir zemindir..

(ii) Bu ise doğruluğu ancak kontrollü gözlemlerle kanıtlanabiliecek bir önermedir. Ancak siz (i) önermesine dayanarak farkında olmadan bunu da doğru kabul ediyorsunuz. Bunu doğru kabul etmeniz için geçerli bir nedene sahip olmanız gerekir. Bunu sağlayacak yegane şey ise gözlemdir.



Alıntı
Binlerce yılda mutasyonların birikmesi sonucu meydana gelen yeni nesil varyasyonlar ata türden zamanla uzaklaşmakta ve daha uzun bir süreçte ata türün bireyleriyle yapılan çiftleşmeler verimsiz döl vermeye (tür tanımı) başlamaktadır. Bu yeni bir türün meydana gelmiş olması demektir. Tabi burada insan aklının alamayacağı kadar uzun binlerce, milyonlarca yıldan bahsediyoruz


Bilinmeyen ulaşılamayan boşlukları hayallerle doldurmak. İlahiyata karşı öne sürülen "The God Of The Gaps" suçlamasının bilimsel versiyonunu size karşı kullandım  :smiley:


Alıntı
Aynı türün farklı ortamlarda yetişen bireyleri farklı koşullarda zamanla (binlerce, onbinlerce yıl) daha farklı özellikleri geliştirir ve bu değişimlerin birikmesi zamanla ata türle çiftleştirildiğinde verimli döl oluşturamayacak yeni bir türün, türlerin oluşmasına neden olur. Örnek olarak İspanya soreksleri ve Moğolistan sorekslerini verebiliriz. Farklılaşma o derece artmış ki artık çiftleştirildiklerinde verimli döl veremeyecek duruma gelmişlerdir. İşte burada türleme apaçık görülmektedir. İki soreks türü de ortak bir ataya sahip.


İzolasyonun türleri kendi içinde değşitirdiğine karşı değlim zaten, ama siz eldeki sonucu -yani verimsiz döl veren bir sorekslerin- verimsiz döl verememelerine bağlıyorsunuz. Ayrıca iki soreks'in ortak ataya bağlı olması onları soreksliklten çıkrmıyor. Soreks gene soreks. Benzer şekilde at ve eşekte verimli döl veremeyip katır meydana getirmekte. Yani dedikleriniz iddianızına objektif bir temel sağlamıyor.


Alıntı
Birkaç yüzyıl yada bin yıl içinde etrafımızda gördüğümüz köpekler (fino, buldok vb.) meydana geldi. Bütün bu köpeklerin bir kurttan evirilmesi için geçen süreyi 1 adımda düşünelim. İlk dik yürümeye başlamış insanların olduğu dönem bizden 3200 m uzakta olacaktır, dünyada canlılığın başladığı dönem ise Londra’dan Bağdat’a kadar bir uzaklık gerektiriyor, düşünebiliyor muyuz bu kadar uzun bir süreyi, aklımız alabiliyor mu ve bu kadar uzun bir süreçte evrimsel bir sürecin yaşandığını kabul etmek neden zor geliyor bizlere?


İyi de bu iddia bana ait değilki, sorun sizin sorununuz. Sizin bu önermeleriniz teolojinin ispatsız a priori kabullerine benziyor. Bilimsel hiç bir yanı yok. Siz bir kabul yapıyorsunuz, ve o kabule baştan inanmamı istiyorsunuz. İnandıktan sonra inandırıcılığı artırmak için bir takım önermeler getiriyorsunuz. Ve işin kötüsü bu önermeleri hep tek bir nedene indirgiyorsunuz.

Yani buna amiyane tabiriyle işime geleni alırım demek deniyor.



Alıntı
Bütün canlılarda olduğu gibi insan da aynı mekanizmanın benzer yollarıyla günümüzdeki bu yapısına (ta Australopithecines'lerden beri) evrimleşmişiz.

Şimdi sizlerin mantığı ile hareket edersek; aynı cinsin değişik varyasyonlarının da bir (ya da bir kaç) tasarımcı tarafından meydana getirildiğini neden savlamıyorsunuz? Aradaki fark nedir efendim ?



Yanlış anlamadı isem siz benden bir iddia da bulunmamı istiyorsunuz. Oysa benim bir iddiam yok. Ben sadece ortaya atılan iddianın delillerini göremiyorum. Görsem hemen inanacağıma emin olabilirsiniz. Benim evrim teorisine bakış açım imansal değil bilimseldir. İman ile ilgili kısmı başka başlıkta tartışmayı düşünüyorum.


Alıntı
Bir türün varyasyonları 10 bin 100 bin yılda meydana gelebilmektedir, milyon(larca) yıllık periyorlarda bu alt türlerin başka türlere dönüşemeyeceğini nasıl ve neden düşünüyorsunuz, deliliniz nedir?


Ben türlerin milyonlarca yol boyunca başka türlere dönüşemeyeceğini iddia etmiyorum ki? Ben türlerin sizin dediğiniz yöntemlerle evrim geçirdiğine ikna olamıyorum. Bunun için nedenlerim var ve yukarıda saydığım gibi bu nedenler bilimsel ve aynı zamanda mantıksal.

Bakın italik olarak işaretlediğim cümleniz zaten tartışmakta olduğumuz şey, ve bu iddia size (evrim teorisyenlerine ait). Ben bunun kanıtını sorarken siz kalkıp benden kanıtsız olan bir savın aksini iddia etmemi bekliyorsunuz. Türlerin milyonlarca yılda değiştiklerini kabul etmemem için gerekçelerim var. Nedir bunlar? Bilim diyoruz değil mi? O bizimağzımızda sakız olmuş. O halde en başta gözlem isteme hakkım var. Nerede bunun gözlemi? Hiç bir yerde,  peki olabilir mi? Hayır geçmişi dijital TV lerden izlememize olanak yok.


Siz gözlemlemediğiniz bu uzun zaman dilimleri için istediğiniz kurguyu yapabilirsiniz, sonuçta neye iman edeceğiniz sizin seçiminizdir.


Alıntı
Türler arası büyük değişimler (makromutasyonlar) zayıf ve desteksiz bir görüştür.



Peki öyle kabul edelim.


Alıntı
Mikromutasyonlar evrimin delilidir. Evrimi sadece türler arası geçişler için düşünmeyiniz. Tür içi çeşitlilik de evrimin konusudur. Dolayısıyla mikromutasyonlar evrimin delilidir. Bu mutasyonların yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız gibi birikmesi de milyonlarca yılda türleşmeyi meydana getirmektedir. Dikkat edin, tür içi varyasyonların oluşabilmesi için dahi mutasyonların birikmesi gerekir ki istediğiniz kanıttır.


Türler arası büyük değişimleri mikro mutasyonlar nasıl sağlamakta? Mesela bir kanatsız bir canlı bu mikro mutsayonlarla nasıl kanatlanmakta? Mutasyonlar birikiyor şu kadar zamanda ve değişim oluyor demek bir açıklama değildir. Hayvanın koşması, çırpınma istenci üreme organında nasıl bir değişikliğe sebep oluyor?


Ben mikromutasyonların evrimin delili olabileceğine ikna olmaya hazırım. fakat bir kaç şartım var, false analogy yapmadan fasit daireye düşmeden, kanıtı kendi içinde olan önermeler sunmadan yazın lütfen. Aksi takdirde söyledikleriniz iman etmek isteyene yönelik şeyler olmaktan kurtulamayacaktır.



Alıntı
X proteinin görevi aynı; ama aa diziliminde farklılıklar var. Peki, bu farklılıklar neden kaynaklanmaktadır. Nesilden nesile aktarılmış mutasyonlardan. Peki, diğer türlere göre iki tür arasındaki X proteini için aa sırasının farklılığın daha az olması neyi gösterir? Bu iki türün birbirinden daha yakın zamanda ayrıldığını ve bu yüzden daha az aa farklılığın olduğunu; dolayısıyla da ortak bir atadan diğer türlere göre daha yakın bir zamanda ayrıdlığını göstermez mi?


Complex causé. Sonuç farklı nedenlere bağlanabilecekken istenilen nedende ısrar edilmesi, başka seçeneklerin devredışı bırakılması.

Alıntı
Şimdi, tasarımcı neden aynı görev için (farklı türlerde) farklı aa dizilimleriyle protein meydana getirsin? Ki farklı oluşun hiç bir farklı etkisi yok iken???Ve bu tasarımcı bu farklılıları neden birbirine daha yakın türler arasında daha az tutmuştur? Türler arası genetik farklılık arttıkça düzenli bir farklılaşma var. İnsan ve Şempanze farklılığı diğer türlere göre aynı X proteini için daha az, neden?


Çok basit : Ortak tasarım / Linnaeus . (taksonomi biliminin kurucusu).

Ayrıca bu soruları neden sorduğunuzu da anlamış değilim, zira yaratıcı varsayımına karşı sorulacak en gereksiz soruları soruyorsunuz. Ben size daha güzel bir soru da sorabilirim, yaratıcı neden hem eşeyli üreme sistemi hem de eşeysiz üreme sistemi ile donatmış canlıları? Bu tür sorular teoloji açısından anlamsız hatta gereksizdir. Ama evrim açısından paradigmayı çökertecek kadar sarsıcıdır.


Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 26
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : 10 Temmuz 2006 - 19:13:34 »

Sayın Raif Bostan

Alıntı
öncelikle sayın IDN siz tür içindeki mutasyonel değişimi kabul etmektesiniz


Ben anne ve babanın gen birleşimi ile gerçekleşen (adına mutasyon deyin farketmez) yönlendirilmiş bir mutasyonu neden inkar edeyim ki? Hergün bebek doğuyor dünyada. Ve hiç bir bebek ne tam olarak annesine ne de babasına benziyor. Tür içinde bir değişim söz konusu. Ama bu rastgele olan birşey değil.

Alıntı
peki bunun neden evrimi destekleyici bir nitelik arz etmediğini açıklarsanız sevineceğim


Bununla alakalı olarak Alp beye verdiğim cevaplara bakabilirsiniz. Eğer sormak istediğiniz farklı birşey varsa buyurunuz, elimden geldiği kadar cevap vermeye çalışırım.


Alıntı
ve sanırım alp bey evrimin temel öngörüsü yani inancı canlıların tesadüflerle orataya çıktığıdır ve sanırım siz bu inanca aykırı olarak yaratıcının varlığına inanıyor ama evrimsel bir süreci savunuyorsunuz ama bu sizin savınız evrimin düşünce tarzına tam olarak aykırı olmasada oluşumun temeli noktasında maalesef aykırılık ifade etmekte bu durmun neden böyle olduğunu ve neden ayrı ayrı yaratılışı rededettiğinizi öğrenebiliğrsem sevineceğim


Bu konuda başlık açmayı düşünüyorum, sizi orada görmek isterim.


Alıntı
zira şuanda yaratılış kanıtlanmamıştır ıdn dediği gibi öne sürülen deliller yeterli derecede olayları açıklar nitelikte değil eğer öyle olsaydı yerçekimi kanunu gibi kabul görmesi gerekirdi benzerliklerin olması demek aynı atadan gelişimizin kesin kanıtı değildir ama aynı atadan gelebilir düşüncesini insanların beyninde oluşturabilir ama kesinlik ifade etmez bunu için elimizde bizi kesin anlamda ikna edecek kanıt gereklidir buda genlerin opluşumunu çözmekte yattığına inanıyorum saygılar

Yaklaşımınız temel olarak doğru. Katılmadığım nokta genlerin varlığını genlerin oluşumunu açıklayacak yetkinlikte görmeniz.


Saygılar..
Logged
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Yazdır
GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi  |  Katagoriler  |  Evrim (Moderatör: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç)  |  Konu: İnsan’ın Evrimi
Gitmek istediğiniz yer: