GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 9   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ  (Okunma Sayısı 9365 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : 29 Mayıs 2006 - 08:22:49 »

görüldüğü üzere sadece evrim değil beraberinde yaratışıl sonrasında doğaldır ki Tanrı Alem ilişkisi ve en nihayetinde Tanrının mahiyeti konululacaktır,
benim daha çok görmek istediğim bu ara başlıklar ile hem Tanrıyı hem yaratılışa açılımlar değil ama belki geniş perspektifler ile paylaşımlar sağlamak,
evet spontan bi tavırdır ve burada  benim yaratılış ışığında göremediklerime bağlanabilir bu paylaşımım.
konuyu bazen şöyle görüyorum karşılıklı sizlerle konuşuyor ve ister istemez bi  cevap, katılım içsel olarak gelişiyor insanda.
şunu itiraf etmeliyim konunun varacağı nokta kesin değildir ve evet bi hazırlığım sözkonusu bu konuda soruların bir çoğu ( yaklaşık 20 tanesi) hazır.Bu forumu yönettiğime göre gidişatındaki kilit sorulara yönlendirme hakkım var sanırım ve yoksa fazlamı abartttım!...

umarım sizleri sevindirebilecek bi cevap olmuştur.
« Son Düzenleme: 29 Mayıs 2006 - 08:30:31 Gönderen: Birgül Çelebi » Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 302
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : 29 Mayıs 2006 - 08:31:28 »

                                       Birgül Hanım yalnız bir sorunumuz var! İslam Hristiyanlıkla eş değer din olarak 1965 te kabul edildi. Bahsettiğiniz yaklaşımlar Batı kaynaklı Doğu değil. Bilmem bu birşey ifade ediyor mu? Hristiyanlığı baz alarak oluşturulmuş felsefelerin, Hele hele Voteire'in Batı aydınını içe kapanık olmakla ve Osmanlıyı dahi tanımamakla suçladığı sabitken... Yaklaşım tarzınız çok uç ve net değil ifadeler açık değil. Deizm de din yoktur sadace Tanrı vardır. Panteizm Tanrı'yı evrene indirger, Teizm iki farklı yaklaşım içerir. Biri Batı kaynaklı Biri Doğu kaynaklıdır. Aynı çarpıklık burada da rahatça görülüyor. Teokrasi denildiğinde Batıdaki Kral tanımı akla gelir ama Kral'a Padişah arasındaki fark sadece isim farkı değildir. Temel yaklaşım farkı vardır.... Ben sizi anlamakta gerçekten zorlanıyorum... Oryantalist bakış açınızın etkisi mi tüm bunlar...
« Son Düzenleme: 29 Mayıs 2006 - 08:33:18 Gönderen: İhsan Esentürk » Logged

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : 29 Mayıs 2006 - 08:41:09 »

kabul edemem hristiyanlık ile eşdeğer bakış değil,
Asla kabul edemem ve düşünceye dahil herşey kabul edilebilir, bende.
belki şunu söyleyebilirsiniz doğu ile batı sentezi bir düşünce yapısı hepsi bu kadar ötesini reddediyorum
konu benden çıksın lütfen yani bir sonraki iletinizde konuya dönelim (sunulan fikirler açısından yeni bakış açıları konuşulmalı)
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 302
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : 29 Mayıs 2006 - 09:06:48 »

                         Ben de sunduklarınızın beni asla ve hiç bir şekilde bağlamıyacağını, bu noktaya atıf yaparak dile getireçeklerinizin  benim için bir hükmünün olmadığını ve olamıyacağını belirtmek isterim. Sizin için her düşünce kabul edilebilirdir, benim için filitrem esastır ve filitreye takılanlar bilgi hükmü içermezler sadece birer surettir ve o şekilde kalmaya mahkumdurlar. Eğer her hangi bir noktada katılmaycaksanız  bugüne kadar olan veya bundan sonraki sözlerime veya savlarıma, ayetlere dayandırarak sebep belirtmeniz gerektiğini bildirmeyi, tartışmanın seyri açısından uygun görüyorum. Aksi halde tarafımdan dikkate alınmayacaktır. Sadece Kur'an ve Hadis... Söz katılımcı arkadaşlarındır....
« Son Düzenleme: 29 Mayıs 2006 - 09:10:49 Gönderen: İhsan Esentürk » Logged

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 10
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : 30 Mayıs 2006 - 09:13:16 »

YAZI ŞU LİNKTEN KOPYALANMIŞTIR: http://www.canertaslaman.com/kitap/3.htm

GERÇEKTEN ÇOK BİLGİLENDİRİCİ VE BULDUĞUM EN OBJEKTİF DEĞERLENDİRMELERDEN BİRİSİ OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM. SAYGILAR...


ADEM VE HAVVA’DAN YARATILIŞ -1
Tek Tanrı’lı dine inananlardan Evrim Teorisi’ni reddedenler, en çok insanın maymunumsu bir canlıdan geldiği iddiası yüzünden bu teoriye karşı çıkmışlardır. Bazıları Evrim Teorisi’ni Adem ve Havva’dan yaratılışı tarif eden Kutsal Metin ifadelerine uygun bulmadıkları için, bazıları ise maymunumsu bir canlıdan yaratılışı, insanın onuruna ve ahlaksal yapısına yakıştıramadıkları için itirazlarını seslendirmişlerdir. Daha önce belirttiğimiz gibi dinler, aracı sebepler ile yaratılan her şeyi de Tanrısal yaratmanın bir parçası görürler. Bu yüzden, insan türünü paranteze alırsak, diğer türlerin birbirinden evrimleşmiş olmasının, Tanrı inancı ve Kutsal Metinler açısından bir sakıncası gösterilemez. Bir anne ve babadan doğan canlı, Kutsal Metinler açısından, türün ilk yaratılmış üyesi kadar Tanrı’nın yaratışının bir eseridir. O zaman dinler için her canlının özel yaratılışını savunmak bir ihtiyaç değildir.

Bir anne ve babadan doğmuş olmak dinler için nasıl aracı sebep olup, Tanrı’nın yaratışına ters düşmüyorsa, bir türün diğer bir türden oluşumunu (evrimini), Tanrısal yaratılışa aykırı görmek için bir sebep yoktur. Kutsal Metinler’de birçok zaman aracı sebeplerle oluşan olaylar -yağmur yağması, bitkilerin büyümesi, canlıların rızıklanması gibi- Tanrı’nın yaratışı, Tanrı’nın gerçekleştirdiği süreç ve olaylar olarak sunulur. Kutsal Metinler bu tip anlatımlarla doludur, örnek olarak bu Metinler’den bir iki pasajı ele alalım:

Hayvanlar için ot ve insan işine yarayan sebze çıkarır, ta ki yerden yiyecek[110]

Balta ile kesen adama karşı balta övünür mü? Testere kullanan adama karşı testere kendini büyütür mü?[111]

65- Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti, işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.

66- Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size karınlarındaki sindirilmiş gıdalar ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.[112]

Eski Ahit’in Mezmurlar bölümünde, sebze ve ot gibi canlı unsurların Tanrı tarafından yerden bitirildiği söylenir. Kuran’da Nahl Suresi’nde, yağmurun yağışı da, hayvanların süt verip insanın onu içmesi de Tanrı’nın gerçekleştirdiği lütuflar olarak nitelendirilir. Ne bir Yahudi ne de bir Hristiyan, sebzelerin büyümesinde tohum ekme ve sulama gibi sebepleri inkar ederler; ne de bir Müslüman, bir hayvanın süt vermesi için, o hayvanın bir dişi ile bir erkekten doğmuş olması, beslenmesi ve sütünün sağılması gibi sebepler olduğunu inkar eder. Fakat bu üç dinin teist inananları, tüm bahsettiğimiz sebepleri, Tanrı’nın yaratışındaki araçsal sebepler olarak gördükleri için, Tanrı’nın sebzeyi yerden bitirmede veya insana süt vermede, tüm araçsal sebepleri anmadan doğrudan sebzeyi kendisinin bitirdiğini ve sütü verdiğini söylemesini doğal karşılarlar. Kutsal Metinler’de canlılarla ilgili süreçler ve tarihsel birçok olay da, Tanrı’nın kullandığı araçsal sebepler önemsenmeden anlatılır.  Bu yüzden Eski Ahit’in İşaya bölümünde, balta ile testerede övünecek bir şey olmadığı, asıl marifetin bu aletleri kullananda olduğu söylenir. Bu analoji ile, balta ile testere, Tanrı’nın kullandığı araçsal sebeplere benzetilir ve insanın balta ve testere kullanarak gerçekleştirdiği işler, nasıl balta ve testerenin eseri olarak algılanmıyorsa, Tanrı’nın doğada ve tarihte gerçekleştirdiği olaylarda kullandığı araçsal sebeplerin Tanrı’ya nispetle bir ehemmiyetlerinin olmadığının dersi verilir.[113]

Eğer birisi, Tanrı’nın canlıları ortak bir atadan türetip, birbirinden evrimleştirerek yarattığını, evrimleşmenin, aynı her bir birey canlının annesi ile babasından doğuşu gibi araçsal sebep olduğunu söylerse, bu iddiaya karşı Kutsal Metinler’den aleyhte hiçbir kanıt bulamayacağımız kanaatindeyiz (Adem ve Havva ile ilgili anlatımları paranteze alırsak). Bu iddiaya, Kutsal Metinler’den aleyhte kanıt getirilememesi, bu iddiayı Kutsal Metinlerin doğruladığına da delil teşkil etmez. Çünkü böyle bir iddia için, ayrıca Kutsal Metinler’in bu konuyu açıkça anlatımı veya işareti gerekir. Oysa bu konuda Kutsal Metinler’in açık bir desteği olmadığı aşikar olduğu gibi, Kutsal Metinler’de Evrim Teorisi’ne işaret olduğuna dair itirazlar çok zorlama birkaç yorumdan ibarettir. Zorlama yorumlara konu olan bu ayetler daha çok Kuran’a referansla gösterilmektedir. Bu ayetler özellikle şunlardır:

Oysa O, sizleri aşama aşama yaratmıştır.[114]

Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirdi.[115]

O inkar edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer, birbirleriyle bitişikken onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?[116]

Nuh Suresi’nde geçen birinci ayet, insanın aşamalarla yaratıldığını söylemektedir; “aşama aşama” ifadesini evrim olarak anlasak bile, tezimizin ilk bölümünde belirttiğimiz gibi “evrim” ile Evrim Teorisi arasında önemli farklar vardır. Kuran insanların anne rahminde geçirdikleri aşamaları ayrıntılı bir şekilde anlatır.[117] Bu aşamaları da bir “evrim” olarak niteleyebiliriz; ama bu evrimin, Evrim Teorisi ile bir ilgisi yoktur. Bu yüzden Kuran’da “evrim” anlamına gelecek bir kelime bulmak ile, bütün türlerin birbirinden evrimleşip ortak bir atadan geldiklerini söyleyen Evrim Teorisi anlamına gelecek bir ifade bulmak çok farklıdır. İnsanın yerden bitki gibi bitmesinden de Evrim Teorisi’ne bir delil bulmak mümkün olmadığı kanaatindeyiz. Kuran insanların toprak ve sudan yaratıldığını söyler, aynı hammaddeden yaratılan bitki ile analoji kurulmasını, bu hammadde ortaklığına bağlamak daha tutarlıdır. Kuran yağmurla topraktan bitkilerin çıkmasıyla, insanın ölümünden sonra diriltilmesi[118] arasında da analoji kurar. Evrim Teorisi, insana soy ağacında sürüngenleri, balıkları daha yakın görür. Bu yüzden, Evrim Teorisi’ne göre insanla soy ağacındaki yakınlığı çok daha uzak olan bitkilerle olan bir benzetmeyi Evrim Teorisi’ne delil olarak görmek, kanaatimizce aşırı bir zorlamadır. Enbiya Suresi 30. ayette geçen canlıların sudan yaratıldığı şeklindeki ifadeyle Evrim Teorisi arasında bir bağlantı kurmak da tutarlı değildir. Çünkü Kuran gerek suya[119], gerek toprağa[120], gerek ise çamur[121] ifadesi ile bu iki unsurun karışımına atıf yaparak insanın yaratıldığı hammaddeye dikkat çeker. Türlerin birbirlerinden bağımsız yaratılışını kabul edenler de bu hammaddelerden yaratılışı kabul etmişlerdir. İnsan vücudunun mikroskop altında incelenmesi, insanın maddi bedeninin, toprağın ihtiva ettiği maddeler ve sudan oluştuğunu göstermektedir. Bu yüzden, insanın sudan yaratıldığını söyleyen ayetlerden, Evrim Teorisi’ne Kuran’dan destek bulmak; Kuran’a, Evrim Teorisi’ne bir destek bulma koşullanmasıyla yaklaşmanın bir ürünü gibi gözükmektedir. Ayrıca Kuran’ın şu ayetlerinin de Evrim Teorisi’ne işaret ettiğini düşünenler olmuştur:

65-Sizden cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette biliyorsunuzdur. Onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik

66- Bunu hem çağdaşlarına, hem de sonra gelecek olanlara ibret verici bir ceza ve sakınanlara bir öğüt kıldık.[122]

De ki; “Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah’ın lanetlediği, gazablandığı ve onlardan maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar kıldığıdır onlar. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmış olanlar”.[123]

 Bu ayetlerde özellikle maymuna dönüştürme ile ilgili ifadenin, Evrim Teorisi’ne delil olduğunu söyleyenler olmuştur. Oysa Maide Suresi 60. ayette görüldüğü gibi sadece maymuna değil, domuza dönüştürmeden de bahsedilmektedir ve Evrim Teorisi’nin soy ağacı açısından domuz, insana yakınlığı açısından özel bir yer teşkil etmez. Bazı müfessirler Allah’ın emrine karşı gelen bahsedilen kişilerin, dış görünüş olarak bu hayvanlara dönüştüklerini söylerken, bazıları da iç dünyaları ve huyları açısından bu hayvanlara dönüştüklerini söylemişlerdir.[124] Kuran’da her iki hayvana dönüşümden bahsedilmesi, domuzun Kuran’da “pis” olarak nitelenmesi,[125] maymunun dış görüntüsüyle insana benzemesine rağmen insani niteliklere sahip olmaması gibi sebeplerden dolayı, ayetlerde bahsedilen hayvanlara dönüştürülme (mesh) olayından manevi dönüştürmenin anlaşılmasının daha doğru olduğu kanaatindeyiz.

Bazı araştırmacılar söz konusu ayetlerde Arapça’nın dil kuralları açısından gerçek maymuna dönüşmeyi anlamamamız gerektiğini şöyle anlatmaktadırlar: “Ayetteki ‘hasiin’ ifadesinin çoğul olarak kullanılması da, onların gerçek anlamda maymun olmadıklarına işaret etmektedir. Çünkü onlar gerçek anlamda maymun olsalardı ‘kıredeten hasieten’ şeklinde sıfat mevsuf uyuşmasının olması gerekirdi.”[126] Bu ayetlerde gerçek bir dönüştürmeden bahsedildiği düşünülse bile, onlarda yeni bir tür oluşumu için dönüştürmeden değil, cezalandırma için dönüştürmeden bahsedilmektedir. Ayetlerde hayvanlara dönüşmenin imkanından bahsedildiği için, Evrim Teorisi’ne işaret bulunduğu söylenebilir. Fakat Tanrı’ya inanan her Müslüman, isterse Tanrı’nın türleri birbirine dönüştürebileceğini esasen kabul eder, çünkü “Tanrı’nın her şeye kadir olduğu” İslam’ın en temel inançlarındandır. Bu yüzden türlerin birbirine dönüşmesinin imkanına dair bir ifadeden, Evrim Teorisi’ne Kuran’da yer verildiğine veya işaret edildiğine dair bir sonuca varmanın zorlama olacağı kanaatindeyiz. Evrim Teorisi insanın diğer hayvanlardan türediğini söylerken, hiçbir hayvanın insandan türediğini ileri sürmez.

İnsan dışındaki türlerin evrim geçirdiğini de geçirmediğini de Kutsal Metinler’e göre söylemek mümkün gözükmemektedir. Ancak burada şunu hatırlamalıyız ki, Tanrı’nın ontolojideki merkezi rolü ve Tanrı-alem ilişkisinde O’nun müdahale edici etkinliği göz ardı edilmemesi şartıyla teist ontoloji geniş imkanlar sunar.

Bu noktada Kutsal Metinler’deki Adem ve Havva ile ilgili anlatımların, tek Tanrı’lı dinlere inananların Evrim Teorisi hakkında ne düşünmelerini gerektirdiği sorusuna geliyoruz. Önce Yahudi ve Hristiyan teolojisinin bu konudaki görüşlerinde önemli belirleyici rolü olan Tevrat’ın Tekvin bölümünü ele alalım:

7- Ve Rab Allah, yerin toprağından Adam’ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yaşayan can oldu.

8- Ve Rab Allah, şarka doğru Aden’de bir bahçe dikti ve yaptığı Adam’ı oraya koydu.[127]

21- Ve Rab Allah Adam’ın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden (veya yanından) birini aldı ve yerini etle kapladı.

22- Ve Rab Allah, Adam’dan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve O’nu Adam’a getirdi.[128]

Yahudi hahamların hazırladığı bir Tevrat tefsirinde, Tekvin bölümünün insanın yaratılışını anlatan kısımları ile ilgili olarak şöyle söylenmektedir: “Tevrat’ın ilk bölümü, Yaratılış’ı oldukça kısa ve ana hatlarıyla anlatmıştır. Zira daha önce de belirtildiği üzere, Tevrat’ın buradaki amacı insanın tüm bu süreci anlaması değildir, bu insanın anlayış kapasitesinin üzerindedir. Amaç, Yaratıcı’nın kim olduğu konusunda bir fikir edinilmesidir.”[129] Bu tarzda bir yorum, Tanrı’nın açıklamadığı detaylarda insanların spekülasyon yapmasını mümkün kılmaktadır. Bu yüzden, Tanrı’nın Adem’i topraktan yaratışını, onun topraktan doğrudan (aracı bir tür olmaksızın) yaratılışı olarak algılayanlar olduğu gibi, bu yaratılış sürecinde Tanrı’nın türleri birbirinden evrimleştirdiğini, Adem’in de diğer türlerden evrimleştiğini, toprak hammadde olduğu için, bu tarz bir anlayışın Kutsal Metinler ile çelişmediğini söyleyenler de olmuştur. Evrimci anlayışı savunanlar, Kutsal Metinler’de, Tanrı’nın aracı sebepler kullanarak yaratılıştan bahsettiği bir çok olayda; otun bitmesi ve yağmurun yağması gibi olaylarda aracı sebeplerden bahsetmemesini, insanın topraktan yaratılışından söz eden pasajlarda, evrim gibi aracı sebeplerden bahsedilmeden insanın yaratılışının aktarılmış olabileceği için delil olarak gösterirler. Tevrat’ın Tekvin bölümünün Tanrı-insan ilişkisini Tanrı’nın yaratıcılığı merkezinde kurmasını ve insanın hammaddesinin biyokimyasal verilerle uyumlu şekilde toprak olarak gösterilmesini önemli bulduklarını söylemektedirler.[130]

Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratılması ile ilgili bölümde kaburga kemiği diye çevrilen kelimenin İbranicesi “yan taraf” anlamına da gelmektedir.[131] Ünlü Tevrat tefsircilerinden Raşi’ye göre, Adem’den alınan kısım, kaburga kemiği değil, vücudunun diğer cephesidir. Midraş, Adam’ın tek vücutta iki cephe, iki kısım şeklinde yaratıldığını belirtir. Buna göre, Tanrı erkeğin bir cephesini ayırıp, bundan kadını inşa etmiştir, böylece tek bir vücuttan iki insan oluşmuştur.[132] Evrim Teorisi’nin Tevrat ile çeliştiğini savunanlar, Havva’nın normal bir süreçle doğmadığını ve Adem’in kaburga kemiğinden veya yanından yaratılışının anlatıldığını söylerler. Buradan hareketle Havva için özel bir yaratılış varsa, bunu Adem’e ve diğer türdeki canlılara genellemenin mantıklı olacağını belirtirler. Teistik evrimi savunanların, eğer Havva için bir istisna öngörürlerse özel yaratılışı savunanların görüşüne yaklaşmış olacaklarına; bu durumda teistik evrimi savunanların da, özel yaratılış istisnalarına yer verdiklerine, fakat sayısal olarak tüm türleri değil de insanla ilgili bir iki istisnayı kabul ettiklerine işaret ederler.[133] Yahudi ve Hristiyan inancı ile Evrim Teorisi’ni uzlaştıranların bir kısmı, Adem ve Havva ile ilgili istisna öngörüyorlarsa da, diğer bir kısım ise Kutsal Metinler’de detay olmamasının ve metinlerin belli şekillerde yorumlanmasının Adem ve Havva için de istisna öngörmeden Evrim Teorisi’ne inanmanın mümkün olduğunu söylemektedirler.[134]

Kuran’da, Adem’in eşinin, onun kaburga kemiğinden veya yanından yaratıldığı ifadesi yer almaz. Ayrıca Adem’in eşinin isminin Havva olduğu da Kuran’da yer almaz. Kuran’da Adem ve eşi ile ilgili anlatımlar şu şekildedir:

30- Hani Rabbin, meleklere “Ben yeryüzüne bir halife atamaktayım” demişti. Onlar da: “Biz seni şükrünle yüceltir ve takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi atıyorsun?” dediler. “Şüphesiz Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.

31- Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere yöneltip “Doğru sözlüyseniz bunları Bana isimleriyle haber verin.” dedi.[135]

Müfessirlerin bir kısmı Adem’in bu dünyamızın dışında bir cennette (cennet bahçe anlamı da taşır) yaratıldığını söylemelerine karşın, bazı müfessirler Adem’in yaratıldığı bahçenin bu dünyada olduğunu söylerler. Buna delil olarak zikrettiğimiz, Bakara Suresi’nin 30. ayetinde Adem’in yeryüzüne halife atanmasını gösterirler.[136] Adem’in işlediği günahtan sonra “hubut”unu (iniş, halden hale geçiş) ifade eden ayeti,[137] Adem’in cenneti gökyüzünde diyenler yukarıdan aşağı inişi, yeryüzü cenneti (bahçesi) diyenler ise dünya içinde yer değiştirmesi anlamında düşünmüşlerdir.[138] Adem’in yeryüzündeki bir yerde yaratıldığını savunanlar, eğer Adem yeryüzüne sonradan indirilseydi, su gibi maddi ve vahiy gibi manevi şeylerin yeryüzüne inmesini ifade eden “nezele” fiilinin kullanılacağını söylemektedirler.[139] Tevrat’ın Tekvin bölümünün, 2. babı 7 ve 8’de de Adem’in yeryüzünde yaratıldığı ifade edildiği için, Kuran’ı bu tarzda yorumlayanların Yahudi ve Hristiyan dininin Kutsal Metinler’iyle de uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. Adem’in eşinin yaratılışı ile ilgili konuda  aşağıdaki Kuran ayetleri tartışma konusu olmuştur:

Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden çok sayıda erkekler ve kadınlar türetip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.[140]

O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti...[141]

Bu ayetlerde geçen tek bir nefisten (nefs’i vahide) yaratılma[142] ifadesini bir çok tefsirci aynen Tevrat’ta olduğu gibi, Hz. Adem’den alınan bir materyalden eşinin yaratılması olarak almışlardır. Bazı yorumcular ise, Kuran’ın bu şekilde yorumlanmasının İsrailiyat tesiri altında gerçekleştiğini, nefisten eş yaratılmasından kastın Adem ile eşinin aynı cinsten yaratılması olduğunu söylemektedirler.[143] Kuran’da “Allah sizin nefsinizden eşler yarattı”[144] ve “Allah nefislerinizden elçiler gönderir”[145] ifadelerinin yer alması, tek bir nefisten yaratılıp, ondan eşinin yaratılmasının Adem’den Havva’nın yaratılışını değil de, Adem ile aynı cinsten Havva’nın yaratılışını ifade ettiğine delil olarak gösterilmektedir. Kuran’daki nefsten yaratılma ile ilgili metinlerin, her iki anlayışın anlaşılmasına da imkan tanıdığını söyleyebiliriz.

Diğer bir tartışma konusu ise, hayvanların, mahiyet bakımından mı yoksa derece itibariyle mi insandan farklı olduğuna dairdir. Evrim Teorisi’nin hayvanların insandan derece itibariyle farklı olduğunu, dinlerin ise insanın mahiyet itibariyle hayvanlardan farklı olduğunu söylediğine dair yaygın bir kanaat vardır. Bu kanaati taşıyanların bilmesi gereken iki önemli nokta vardır ki; bu noktaların her biri,     mahiyet-derece arasındaki gerilimin Evrim Teorisi-dinler arası bir  gerileme taşınmasının yanlış olduğunu göstermektedir.

Evrim Teorisi’ne inananların tümü, insanlar ile hayvanlar arasında sadece derece farkı olduğunu söylemezler.
Teistlerin hepsi de insanlar ile hayvanlar arasında mahiyet farkı olduğunu savunmazlar.
Birinci madde açısından en çarpıcı örnek, doğal seleksiyonlu Evrim Teorisi fikrini Darwin’le beraber ortaya atan Wallace’ın, bir önceki bölümde gördüğümüz gibi insan zihnini ve ahlaki kimliğini mahiyet farkı ile açıklamasıdır. Diğer yandan kimi teistler de ruh ile bedeni ayrı iki cevher olarak görmemişler, insanın ayrı bir cevher olan ruha sahip olması anlamında mahiyet farkları bulunmadığını savunmuşlardır.[146] Platon’un ve Descartes’ın felsefelerinde “ruh”, insan bedeninden farklı ve bedenden bağımsız bir cevhere sahiptir. Kuran’da “ruh” ve “nefs” diye ayrı terimler geçse de, bunların iki ayrı cevhere (farklı mahiyet unsuruna) karşılık gelip gelmediği tartışılabilir.

Burada karşımıza çıkan sorun, daha önce de en temel tartışmalarda karşılaştığımız sorundur. Bu sorunu “teistik ontolojinin imkanının genişliği” şeklinde isimlendirebiliriz. Bir teist açısından Tanrı, isterse canlılık, düşünme, hissetme ve ahlaki davranma gibi özelliklere toprak ve su gibi maddi cevherden bağımsız ayrı bir cevher olan “ruhu” yaratarak imkan verir, isterse saydığımız tüm bu özellikleri maddi cevhere (toprak ve suya) vererek maddi cevheri “ruhlandırır”. Bu ikinci bakış açısına göre, maddeye Tanrı’nın, enerjiden atomik partiküllere, bu partiküllerden kimyevi bileşiklere, bunlardan da canlı organlarına geçişte bahsettiği özellikler kazanma yeteneğini, insanı “ruhlandırırken” de bahşetmiştir. Buna göre maddi cevherin, ruhlu insan ve canlı yaratılmasına imkan veren potansiyelle yaratıldığı söylenmektedir.

DEVAMI  VAR...
Logged
Aktif Üye
**
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 10
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : 30 Mayıs 2006 - 09:15:13 »

ADEM VE HAVVA'DAN YARATILIŞ -2-


Teistler, ister insanda maddi olan ve olmayan iki cevher, isterse maddi tek cevher kabul etsinler, kendi kabullerinin zıddı bir yaratılışın da Tanrı için mümkün olduğunu kabul etmelidirler. Bu durum teistlerin, canlıların birbirinden evrimleşerek yaratıldığını kabul etsinler veya etmesinler, kendi kabullerinin aksi şıkkının da Tanrı için mümkün olduğunu kabul etmelerine benzemektedir. Fakat bir materyalist ontoloji, bu imkanların aynısına sahip değildir. Madde dışında bir cevher olmadığını savunan materyalist-ateistler, mutlaka ayrı bir cevher anlamını taşıyan “ruhu” inkar etmek zorundadırlar. Teistler için asıl önemli olan maddi cevher dışında Tanrı’nın varlığıdır, insan ruhunun ayrı bir cevhere sahip olup olmaması temel bir kritik nokta değildir. Dualist sistemle adı özdeşleşen Descartes da, Tanrısal cevherin yanında ruh ve beden cevherlerinin önemsizliğini ve Tanrı’ya bağımlılığını vurgulamıştır.[147] Sonuç olarak ateist bir yaklaşımla Evrim Teorisi’ni savunanlar, madde dışında ayrı bir cevher olarak insanın veya diğer canlıların ruhunu inkar etmek zorundadırlar. Teistler ise, Evrim Teorisi’ni ister inkar ister kabul etsinler, her iki durumda da ruhun ayrı bir cevher olduğunu kabul veya reddedebilirler. Teistler daha önce gördüğümüz gibi, nasıl Evrim Teorisi’ni kimisi kabul, kimisi reddedip, kimisi de bu teoriye bilinemezci bir tavır içinde kalabiliyorsa; aynı şekilde ruhun bağımsız bir cevher oluşunu da kimisi kabul, kimisi reddedip, kimisi de bu konuda bilinemezci bir tavır içinde kalabilir.

Ruhun bağımsız bir cevher olup olmadığı iki düzlemde tartışılabilir. Bunlardan birisi felsefi ve bilimsel açıdan konunun incelenmesidir. Bu iki çalışma alanını ayrı olarak ele almak mümkün olsa da, günümüzde bilimsel verilerin öncülüğünde biyolojinin zihin felsefesiyle beraber yaptığı çalışmayı tek bir araştırma alanı olarak da kabul edebiliriz. Teizm, ruhun ayrı bir cevher olarak var olup olmamasını da kabullenecek imkanı ontolojisinde taşıdığından, bu çalışma alanından gelecek  verilerden çekinmesi için bir neden olamaz. Günümüzde de insanın beden dışı bir cevhere sahip olup olmadığı, insan zihninin sırf materyalist bir yaklaşımla açıklanıp açıklanamayacağına dair tartışmalar hararetle devam etmektedir.[148] Diğer bir tartışma zemini ise Kutsal Metinler’den gelen verilerin dualist bir inancı gerektirip gerektirmediğiyle alakalıdır. Konuyla ilgili Kutsal Metinler’de geçen ifadelere aşağıdaki pasajlar örnektir:

Ve Rab Allah yerin toprağından Adam’ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yaşayan can oldu.[149]

28- Rabbin meleklere demişti ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.”

29- “Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üflediğimde hemen ona secde ederek kapanın.”[150]

Kutsal Metinler’de zikri geçen “ruh üflemesini”, Tanrı’nın ilmi ile maddi bedene canlı özelliklerin verilmesini anlayanlar olduğu gibi, ruh ile maddi bedenden ayrı bir cevher kastedildiğini ve bu ayrı cevherin maddi beden ile birleştirildiğini savunanlar da olmuştur. Felsefi terminolojide kullanılan “cevher” kavramının Kutsal Metinler’de varolmadığı; bizim felsefe alanındaki terminoloji ile Kutsal Metinler’i düşünmeye çalıştığımıza özellikle dikkat etmemiz gerekir. Ayetlerde geçen “ruhum” ifadesini özellikle sufiyyenin büyük bir kısmı Allah’ın kendinden bir parça veya özelliği insana vermesi şeklinde yorumlamış olmalarına karşın, Kuran’da, Kabe’den de “evim”[151] diye bahsedilmesi, insanlara hitapların “kullarım”[152] diye gerçekleştirilmesi, “ruhum” ifadesinden “sahip olmayı” anlayabileceğimizi göstermektedir. O zaman ruhun, Tanrısal bir öz olduğunu savunup, “ruhun” mutlaka ayrı bir cevher olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Bazı araştırmacılar, Eski Yunan felsefesinden gelen etki ve terminolojinin Ehli Sünnet alimlerinden Gazzali ve Rağıb el-Isfehani, Mutezile alimlerinden Ma’mer bin Abbad es- Sülemi, Şia alimlerinden Nevbahti, Basenci ve Muhammed bin Numan’ın ruhu ayrı bir cevher olarak değerlendirmelerine yol açtığını söylemektedirler.[153] Kuran’ın ahiret tanımlarından da soyut bir cevher olan ruhun bedene iadesi değil, insani varlığın iadesi anlaşılmaktadır. Kuran, ahirette bedensiz ruhlardan hiç bahsetmez, çünkü Kuran ruh ve beden ikiciliğini ileri süren bir insan tasviri yapmaz, bedenden ayrı bir ruhun var olduğunu ve ölümden sonra onun varlığının bedensiz de olsa devam edeceğini söylemez.[154]

Görüldüğü gibi ruhun, maddi bedenden ayrı soyut bir cevher oluşu Kutsal Metinler açısından bile temellendirilebilmesi tartışmalı bir husustur. İnsanın Tanrı katında sorumlu bir canlı olduğunu temellendirmek için, onun hayvanlardan derece değil mahiyet açısından farklı olduğunu söylemek zorunda olduğumuza dair yargı doğru değildir. Ruhu soyut bir cevher olarak kabul edenler, bebeklerin ruh sahibi olduğunu kabul ederler, yani bebekler mahiyet açısından değil derece açısından insandan farklıdır. Fakat hiç kimse derece açısından farklı gözüken bebeklerin sorumlu varlıklar olmamasında bir gariplik görmez. Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

İnsanlarla diğer canlılar arasında mutlak şekilde mahiyet farkı olması gerektiği iddiası yapay bir sorundur.
Kutsal Metinler’den ruhun ayrı bir cevher olduğuna dair bir sonuç çıkarılıp çıkarılmayacağı tartışmalıdır.
İnsan ile hayvanlar arasındaki mahiyet ve derece farkıyla ilgili bir tartışma, dinler ve Evrim Teorisi arasında bir gerginliğe dönüştürülemez. Beklenenden çok farklı bir şekilde, dinlerin içinde insanın diğer canlılardan mahiyet farkı olmadığını savunanlar olduğu gibi; Evrim Teorisi’ni savunan ve ortaya koyan isimlerden, insanlarla hayvanlar arasında mahiyet farkı olduğunu savunanlar da olmuştur.
Kuran’ın izahlarıyla Evrim Teorisi’nin çeliştiğini savunanlar, Adem’in “ol” emriyle yaratıldığını, bunun ise Tanrı’nın Adem’i doğrudan yarattığını gösterdiğini söylerler. İlgili ayet şöyledir:

Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.[155]

Kuran’dan Allah’ın “ol” emriyle dilediğinin oluşacağını anlıyoruz. Fakat bu oluşmanın, dünyevi zamanda bir anda olduğu anlamına gelmez. Allah’ın “ol” emrinin yeterli olduğu anlamına gelir. Kuran’dan Allah’ın gökleri ve yeri altı günde (devirde) yarattığını anlıyoruz.[156] Fakat diğer yandan göklerin ve yerin yaratılışı için “ol” emrinin yeterli olduğu da şu ayetlerden anlaşılmaktadır:

81- Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette, O, yaratandır, bilendir.

82- Bir şeyi dilediği zaman, onun emri yanlızca “ol” demesidir, o da hemen oluverir.[157]

Gökleri ve yeri gerçek olarak yaratan da O’dur. “Ol” dediği gün hemen oluverir...[158]

Einstein’ın İzafiyet Teorisi ile zamanın mutlak olmadığı ve yerçekimi ve hız gibi evren içindeki parametrelerle değiştiği teorik bazda ortaya konmuş[159] ve sonra deneysel verilerle de desteklenmiştir.[160] Evren içinde bile değişkenliği olan zamanın, Tanrı’yı bağlayıcı bir niteliği olduğu düşünülemez. Bu yüzden, Tanrı’nın “ol” emri ile, dünyevi süreçte anındalığı anlayamayız. Evrenin tahmini olarak onbeş milyar yaşında olduğu sanılmaktadır[161], ama bu Tanrı’nın katında bir “ol” emrinin karşılığıdır. Aynı şekilde Kuran’da “ol” emri, İsa’nın yaratılışı anlatılırken de kullanılmıştır:

Meryem dedi ki: “Rabbim, çocuğum nasıl olur benim? Bana hiçbir insan dokunmadı ki!” Allah cevap verdi: “Allah dilediğini işte böyle yaratır. Bir iş ve oluşa karar verdiğinde sadece ona “ol” der, o hemen oluverir.[162]

İsa’nın dünyaya gelmesi “ol” emrine tabidir, ama annesi Meryem onu rahminde belli bir zaman süreci boyunca taşımıştır. Tüm bunlar gösteriyor ki, Adem’in “ol” emriyle yaratılışından onun dünyevi süre olarak bir anda yaratıldığını mutlak olarak anlamamız gerektiği sonucunu çıkaramayız.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, Kutsal Metinler açısından Evrim Teorisi’ni incelediğimizde en sorunlu ve üzerinde iyi düşünülmesi gerekli konu, Adem’in ve eşinin yaratılışıdır. Johns Hopkins Üniversitesi’nin ünlü fizikçisi Howard A. Kelly gibi, Adem ve Havva’nın yaratılışı dışında Evrim Teorisi’ne inandığını söyleyip insanı Evrim Teorisi’nden ayırıp teoriye inanan örnekler bile olmuştur.[163] Kutsal Metinlerde anlatılan Adem ile eşinin yaratılışının Evrim Teorisi’ne aykırı olduğunu söylemek, bütün Kutsal Metin yorumcularının paylaştığı bir kanaat değildir. Kutsal Metinler için Tanrı’nın varlığı, yaratılıştaki merkezi rolü asıl önemli unsurlardır, Tanrı’nın yaratma metodu olarak kabul edilen bir Evrim Teorisi görüşünü, Kutsal Metinler’e dayanarak yanlışlamak kolay değildir. Kutsal Metinler’de birçok zaman “araçsal sebepler” dışlanarak Tanrı’nın yaratışı anlatılır. Örneğin Kuran’da, Zekeriya peygamberin hiçten yarattığını söylenir.[164] Bu ifadenin, Zekeriya peygamberin anne ve babasını, doğum öncesi evrelerini, çocukluğunu dışlamak anlamına gelmediği açıktır. Eğer Adem’in yaratılışı için de benzer bir durumun olduğu ve evrim gibi aracı sürecin dışlanarak anlatımın yapıldığı -çünkü bu süreci de yaratan Tanrı’dır- söylenirse, buna Kutsal Metinler’e dayanarak itiraz etmek zor olacaktır. Diğer yandan Kutsal Metinler’e dayanarak, onların -özellikle Kuran’ın- Evrim Teorisi’ne işaret ettiğini söyleyenler olmuştur. Bahsedilen metinleri incelediğimizde, bu iddianın zorlama kabul edilebilecek bazı yorumlar ile gerçekleştirildiğine, Kutsal Metinler’in Evrim Teorisi’ne işaret ettiğinin söylenemeyeceğine kanaat getirdik. Bu ise bizi, Kutsal Metinler adına (özellikle Kuran) Evrim Teorisi’ne karşı çıkmadan ve desteklemeden bir konum edinebileceğimiz sonucuna; Kutsal Metinler eğer tek hareket noktamız olursa Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci olabileceğimiz yargısına ulaştırmaktadır.

Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : 31 Mayıs 2006 - 00:30:09 »

bu yazıda gerekten olaylar güzel bir şekilde irdelenmiş ve bize güzel bir şekilde anlatılmış buradan evrim hakkında kesin bir yargı çıkaramıyacağımızı görüyoruz ama bana soracak olursanız evrimi niteler bir açıklama kutsal kitaplarda yoktur nedenini soracak olursanız adem ile havvadan bahsediyor ve bunlarıda insan olarak değerlendiriyorsak bu evrimin maymunlardan gerçekleştiğini söylemek yersiz olur bu insanın günümüz pozisyonunda yaratıldığını ifade eder ama yaratılışın ani birşekilde tezahür ettiği kanısı yanlış bir kanı olduğunu düşünüyorum zira evren belli bir aşamayla şakil bulmuşsa bu yaradılışında belli bir süreç çerçevesinde tezahür ettiğinin birdelili olsa gerek ki dünyamızın dahi günmüzde oluşum aşamasından söz ediyorsak yaratılışın oluşum aşamasındanda muhakkak söz etmeliyiz saygılar.
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : 31 Mayıs 2006 - 08:12:07 »

Molecular Biolog XY, katılımınız için teşekkürler.
iletinizdeki objektilik ve vermiş oluğunuz linkteki metinde konunun irdelenişi ve sıralanışı evrim konusunda olumlu yada olumsuz heyecanlara sahip  olan bana sakinleştirici etkisi olmuştur. ve tamda ihtiyacım olan bi sakinlik,
zannederimki katılımcı, heyecanlı katılımcı arkadaşlarda da duygu olarak heyecanlarını bir kenara bıraktıracak  gücü var yazının ( daha çok linki okumalarını tavsiye ederim)

Kur an da ve evrim (yaratılış )  incelemesi açısından fikir paylaşımları devam etmeli düşüncesindeyim. çünkü linkte bazı konuların üstü kapalı kalmış kanaatindeyim,
« Son Düzenleme: 31 Mayıs 2006 - 08:22:03 Gönderen: Birgül Çelebi » Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : 31 Mayıs 2006 - 08:21:02 »

ikinci sorum (ilk soru kısmen cevapsız kaldı. bu beni hiç rahatsız etmedi...)

Tanrı her şeyi birtakım imkanlarla yaratır ve varlıklara kendi kendilerini belirleme güç ve hüriyetini verir.Hayatın her safhası baştan sona gayelidir. Bu Tanrının bilgisini, kudretini ve dolayısı ila hürriyetini sınırlamaz mı?

Eğer alemde teleoloji görürsek, zamanı hiçe saymış, önceden belirlenmiş bir gaye istikametinde alemin yürüdüğünü kabul etmiş olursak. Bu da yaratıcılık ve hürriyetin sonu olmaz mı?
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : 31 Mayıs 2006 - 14:08:18 »

soru açık ama teleolojinin anlamı belki soruya genişlik kazandırabilir
teleoloji (ereklik); gerçekleştirmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, maksat ,hedef

diğer sorunuzu konuşuruz....
« Son Düzenleme: 31 Mayıs 2006 - 14:28:34 Gönderen: Birgül Çelebi » Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : 02 Haziran 2006 - 07:06:28 »


Gözlemlediğimiz boyuttaki “yaratımın” mekanizmalarına (evrimsel sürece) geçmeden, hepsinden önce “Allah ve Yarattıkları” üzerine anladığım kadarıyla birkaç cümleyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bir yanda “yaratan” ve onun ötesinde, dışında veya içinde, diğer bir yanda “yaratılmışlar, yaratılanlar, yarattıkları” ikiliği (Şirk) gerçekte yoktur.

“Yaratılmış olan”, Sınırsız ve Sonsuzluk kavramlarından dahi münezzeh, İhlas süresinde bildirildiği gibi TEK, YALNIZ (AHAD) olan Allah’ın isim ve sıfatlarının, özelliklerinin HER AN belirli bir boyutta, "algılama düzeyinde" gözlenebilir olmasıdır. (AHADİYET, Allah’ın BİR olması demek değil, BİR ve TEK olması, yani kendinden başka VARLIĞIN, gayrının olmamasıdır.)

Bunu anlatabilmek, anlatabilmek istenene yaklaşabilmek açısından bir misalde bulunalım. Teşbihte hata olmaz diyor ve örneğimin yanlış anlaşılmamasını umuyorum.
 
İnsan bedenini o sınırsız ve sonsuz olan (haşâ) Allah olarak düşünürsek; “yaratılmış olan” (İnsanın yarattığı), insanın kendi varlığı dışında bir şeyler meydana getirdikleri değil, kendi bedenindeki, varlığındaki hücrelerin, organların kendi bilinçlerini algılayabiliyor olması demektir.

Gerçekte tek varlık bu sınırsız İnsanın bedenidir, tüm hücreler, birimler ondadır. Hücreler kendi benliklerini, ayrı birer varlık olduklarını zannetseler de (Şirk gerçekte budur), gerçekte tek beden (Vahdet-i Vücut) o insandır.

Her hücrenin genomundaki farklı genlerin aktif veya pasif oluşuna göre farklı olması; ama bir yandan da tüm DNA potansiyelini taşıması (Vücuttaki her hücredeki DNA aynıdır) ise Allah’ın isim ve sıfatlarının her birimde farklı farklı açığa çıkmasına ve aynı zamanda da her varlığın özünde sakladığı HAKİKATe işarettir (Holografik evren Gerçeği, zerrede Kürre vardır). Her birimde açığa çıkartılan da işte o birimin KADERİDİR (Her kök hücrenin farklı farklı hücreler oluşturacak şekilde programını uygulaması).

“Yaratılmış” denen tüm varlık, Yaratandan ayrı, dışarıda bir yerde değil, “Yaratan” denen ile ve O’nun özellikleriyle, O’nun ilminde, O’nda vardır. Her ŞEY gerçekte O’ndadır; her şey O’dur. (Panteizmle karıştırılmasın lütfen. Yani, evren Allah değildir; ama evren de Allah’ın isim ve sıfatlarının açığa çıktığı yer olduğu için O’dur denilebilir. Bu yüzden Hakikat ehli her nereye, neye baksa arkasındaki, özündeki O’nu görür). Evrendeki her şey, varlığını, Özündeki sınırsız, sonsuz ve parçalara ayrılmamış (AHAD) olan TEK’ten alır.

O’nun bilgisi sonsuz olduğundan yaratmanın, yaratılmanın öncesi, başı, sonrası, sonu yoktur; TEK olan O HER AN YARATIMDAdır. Bu yüzden evrenler başlangıçsız ve sonsuz, sınırsız demiştik.

HER AN başsız ve sonsuz olarak, O TEK olan ismi Allah olanın sıfatları ve isimlerinin sınırsız bir şekilde tecellisinin sonucu olarak YARATILAN vardır.

Kur’an’daki iki boyutlu anlatımların (piramidin tepesinden aşağıya ve yerden piramidin tepesine doğru), mecazların da Allah’ın TEKliği gerçeğinin düşünülüp buna göre yorumlanması gerekmektedir; aksi takdirde Kur’an ötemizde bir yerde bulunan, insanları cennete atmak veya cehenneme sokmak için hiçbir şey yapmıyorken bir süre bekledikten sonra evreni kendi varlığı dışında yaratan ilkel bir tanrının gökten (!) melekler vasıtasıyla yeryüzünde seçtiği (!) bir peygambere indirdiği bir emirler kitabı olarak kalacaktır. Allah’a değil de hayalimizde yarattığımız, uydurduğumuz Allah kavramına olan boş inancımızla ve bu bakış açısına göre tornistan ettiğimiz ayet yorumlarıyla ömrümüz Şirk (TEK olan VARLIĞI çift görme şaşılığı) batağında, hakikatten perdeli olarak (Kafir) heba olup gidecek, HAKİKATİni bulamayan, BİLİNÇ (RUH) sahibi olmayan kişiler de hayvanlıkta kaldıkları için SONSUZLUĞA EREMEDEN yok olup gideceklerdir.

İnsan gibi düşünen Tanrı varsayımından Allah gibi düşünen, tüm beşeri şartlanmalardan sıyrılarak önce evrenselleşen sonra Allah’ın ahlakıyla ahlaklanan İNSAN anlayışına!

Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : 02 Haziran 2006 - 08:24:58 »

Alperen bey şimdi söylediklerinizi biraz daha açmanızı rica edeceğim,
Allah ın bu şeklde anlaşılmasını nereden anlıyoruz yada nereden anlamalıyız?
hem kul boyutunda hem evren boyutunda kaderi nasıl  anlamalıyız ve  teleolojiyi de gözönünde bulundurarak belki,nasıl değerlendiriyorsunuz?
« Son Düzenleme: 02 Haziran 2006 - 08:40:19 Gönderen: Birgül Çelebi » Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : 02 Haziran 2006 - 16:03:51 »

sayın moaküler biolg xy nin açıklamaları güzel yalnız sanırım olaylara yaklaşım açılarıyla bakılmış bir araştırma zira kutsal kitaplara yaklaşım açılarını ele alarak evrime nasıl bakılabilir yada nasıl bakılıyor yorumu getiriliyor ama sayın arkadaşımızdan ricam kuranı ve diğer kitapları dilbilgisi ve diğer nuzul ve başka açıklayıcı özelliği olabilecek bilgileri inceleyerek ve günümüz biliminin işin içine katılrak yaratılışın şeklinin araştırıldığı bir araştırma varsa bunu bizimle paylaşmsıdır yani bakış açılarına dayanan değil dil bilimiyle kitabın incelenmesi ve diğer bizi sonuca getirebilecek şeylerin incelenmesi ve bunların günümüz bilimiyle birleştirildiği bir araştırma ve sayın birgül hanımın cevabını aradığı sorular sanırım şunlar
 eğer hür bir iradeden söz edeceksek allahın yetki kudreti azalmazmı?
 eğer evren belli bir yöne doğru gidiyorsa biz nasıl bir hür iradeden bahsedeceğiz?
şimdi bu olaylara cevap aslında şuur,irade ve kader kavramlarında yatmaktadır eğer biz bu soruları cevaplarsak bu konulara bir cevap bulmuş olacağız ve sayın alp beyin insanı tanrı ve onun hücrelerinide onu oluşturan ve iradesi olan canlılar şeklindeki yaklaşımı yanlış bir yaklaşımdır evrende varolan canlılar tanrıyı oluşturmazlar yani verdiğiniz örnekte olduğu gibi zira hücreler insanı oluşturur burada tam tersi bir durum vardır tanrı canlıları oluşturur ve canlılar tanrının hammaddesinden oluşmuştur ama tanrıyla bütün değillerdir yani ayrı ve iradesi olan canlılardır ama hammaddesi tanrının hammaddesidir ama bütün değillerdir  vahdeti vucutta tanrıyla vucuden birleşme değildir sıfaten benzeşme yada aynılaşmadır yani tanrılaşmadır saygılar.
« Son Düzenleme: 02 Haziran 2006 - 16:17:51 Gönderen: raif bostan » Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 302
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #28 : 02 Haziran 2006 - 21:53:33 »

                      Birgül Hanım'a cevaben:
         
      "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle Kadir'dir. (5/17)

                   
Alıntı sahibi: Birgül Çelebi
Tanrı her şeyi birtakım imkanlarla yaratır ve varlıklara kendi kendilerini belirleme güç ve hüriyetini verir. Hayatın her safhası baştan sona gayelidir. Bu Tanrının bilgisini, kudretini ve dolayısı ila hürriyetini sınırlamaz mı?

Eğer alemde teleoloji görürsek, zamanı hiçe saymış, önceden belirlenmiş bir gaye istikametinde alemin yürüdüğünü kabul etmiş olursak. Bu da yaratıcılık ve hürriyetin sonu olmaz mı?

              Bu iki sorunuza, yukarıdaki ayette tüm insanlara yöneltilen soruyla (kırmızı) cevap veriyorum. Bir başka ayet;


    "Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır." (35/41)

                              Sanırım bu iki ayet yeterince açıklayıcı olmuştur. (Not: Her iki ayette bir önceki iletimde vardı. İlk sorunuza cevaben burada yer almıştı)

                              Şimdi Şirk meselesinden başlayalım.

 "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır."...5/17 Allah elbette Meryem Oğlu İsa (a.s) da da çeşitli İsimleriyle halleriyle tecelli etmiştir. Ancak Hz İsa (a.s), O bütün değildir. Hz Mevlana "İnsan kendisini Allah'tan ayrı göremez o zaman O'nu sınırlandırmış olur" der. Bu sözü nedeniyle O'nu panteist sanalar da vardır ancak değildir. İnsan bir kümedir, ve O küme kendisini Sonsuz Olandan çıkarttığında Sonsuz varlığı sınırlamış olur, ancak Allah sınırlanamaz'dır. Mutlak sonsuz olan sadece O'dur. Mutlak sonsuzdan Kainatı eksiltseniz de O'ndan bir şey eksiltemezsiniz ancak, Mutlak varlık sebebini, tanıyan kendisini O'ndan soyutlayamaz. Bu anlamda kendini ayrı varlık olarak görmek sakıncalıdır mı? Evet belki, ancak kendini bütün olarak görmek daha sakıncalıdır. Evet tek bir hücre ve her hücre insan'ın bilgisini taşımaktadır ancak her bir hücre insan değildir. İnsan'ın Allah'ın tecelli ettiği, bir varlık alemidir ancak Varlığın kendisi değildir, hele sebebi hiç değildir. Şirk; Allah'a eş/eşler koşmak O'na zatına ait olanı başkasına atfetmektir. Ayete tekrar bakarsak, Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Meshidir" diyenler addolsun ki kâfir olmuşlardır."...5/17 , Hz İsa Allah'ın Zatına ait olana sahip değildir. Ve ayettin devamında; De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Allah tüm kainatı yok etse Varlığından her hangi bir şey eksilmeyecektir, tıpkı alemleri yaratmadan önce, her hangi bir noksanı olmadığı gibi. "O eksikliklerden münezzehtir." Bir sanatkar eserinde kendisinde var olanın bir kısmı ile çeşitli suretlerde tecelli eder. Ancak eseri kendisi değildir. Tüm kainat ve varlıkta "O Yüce Sanatkâr'ın" eseridir ve O' Kainatta tecelli etmiştir, ancak Kainat Yer Gök ve ikisi arasındakiler O değildir. Tıpkı resim ressam olmadığı gibi. Nasıl bir resim, ressamı hakkında bilgiler verirse bize, tüm kainatta bize O'nun hakkında bilgiler verir.
 

                             Kur'an a gelirsek; Bir hattat düşünün ki, Kur-an'ı en değerli taşları, en değerli mücevherleri kullanarak, her bir harfi en güzel şekilde tüm hünerini konuşturarak yazsın ve beğeniye sunsun. Nasıl ki böyle bir esere kimse paha biçemeyecektir ve O sanatkarın hünerini, şanını görecektir ve O'nun var edeni merak edecektir, İşte O sanatkar Alemlerin Rabbı Olan Allah'tır O kur'an da Kainattır. Her bir varlık Kur'anın bir ayeti bir harfi ve  bir harekesi hükmündedir ve biz O'na bakarak Yüce Sanatkar'ı anlatır. ( Orijinal metin değildir ancak bu benzetme Said Nursi'den alınmıştır)     
Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
“Yaratılmış” denen tüm varlık, Yaratandan ayrı, dışarıda bir yerde değil, “Yaratan” denen ile ve O’nun özellikleriyle, O’nun ilminde, O’nda vardır. Her ŞEY gerçekte O’ndadır; her şey O’dur. (Panteizmle karıştırılmasın lütfen. Yani, evren Allah değildir; ama evren de Allah’ın isim ve sıfatlarının açığa çıktığı yer olduğu için O’dur denilebilir. Bu yüzden Hakikat ehli her nereye, neye baksa arkasındaki, özündeki O’nu görür ). Evrendeki her şey, varlığını, Özündeki sınırsız, sonsuz ve parçalara ayrılmamış (AHAD) olan TEK’ten alır.
    Panteizmle karıştırmayalım peki, ancak Kainat Allah'tır diyemezsiniz. Allah'ı kainatla sınırlamış olursunuz. Kaldı ki O kainat değil kainat O'nun eseridir. O hiç bir şeye muhtaç olmadan var olabilen Tek Mutlak Varlıktır.["Musa demişti ki: Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8) ] O'nun varlığa ne kainata ne de başka bir şeye benzemektedir. Muhalevetül-lil Havadis. O yarattığı hiçbir şeye benzemez.


 
    "Bu yüzden Hakikat ehli her nereye, neye baksa arkasındaki, özündeki O’nu görür " Doğrudur. Ancak her nereye baksalar O'nu görmelerinin sebebi "Yani, evren Allah değildir; ama evren de Allah’ın isim ve sıfatlarının açığa çıktığı yer olduğu için O’dur denilebilir." gibi bir yaklaşım değil, varlığı Nakşeden, Suret ve Şekil verenin O olduğu bilincinden kaynaklanmaktır. O'nun her an, an be an Yaratmakta olduğunu kavrama ve Sanatkar'ı eserinden tanıma gayretidir." Bu dünya'da O'nu görmek, loş  ve arılarla dolu odanın bir ucundan diğer ucunda duran sevgiliye bakmak gibidir." ( Bu benzetmede Said Nursi'ye ait. Cümle orijinal değil)  Hak ehlinin O'nu arayıp "bana seni gerek seni" demesi O'ndandır. Eseri ( Yer Gök ve ikisinin arasındakiler) O'na olan hasreti dindirememekte, O'nu daha net görme arzusu, O'na kavuşma arzusu yakar sinesini Aşık'ın. Cennet'i değil, Cemal'i istemek... Aynı zamanda varlıkta O'nu görmek "Hikmet"i aramakla başlar. "Görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler" O her ne yaratmış her ne yapmış ve her ne yaratmakta ise, her neyi dilemişse, şüphesiz Hikmet üzere dilemiştir, [Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (21/16)
Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. (21/17)], ve O'nu arayan O'nun neyi niçin dilediğine, ne yaratığına ve yaratmasındaki "Hikmet"ine bakar.

            Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve MUAYYEN BİR SÜRE İÇİN yarattığını hiç DÜŞÜNMEDİLER Mİ? .... (30/8)   

                            Kainat sonsuz değildir. Sonsuz olması için de hiç bir sebep yoktur. O dilediği sürece, O "nizamları bozulmasın diye tutuyor" ve O "nizamları bozulmasın diye" tutuğu sürece Kainat "Var" olacaktır.

                          Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri YARATTIĞI günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur....(Tevbe/36)

Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe/100)
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını SATIN ALMIŞTIR. Onlar Allah yolunda SAVAŞIRLAR, ÖLDÜRÜRLER VE ÖLDÜRÜLÜRLER; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe/111)

                           Nereden baktığınız önemlidir, tabi nasıl baktığınızda! “satın almıştır” da O'nun tüm Rahmet'ini, Şefkat'ini, Kerem'ini görebilirsiniz!

                                       Not:Bir şey söyleyecekseniz; bunu ayetlere dayandırarak söyleyin!Lütfen...


 

                             
Logged

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ