GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: "İşte öylesine hikayelerle" Balinanın evrimi...  (Okunma Sayısı 344 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 296
Üyelik Bilgileri
« : 17 Mayıs 2006 - 15:04:36 »

ational Geographic dergisi, gezegenimizin dört bir yanını araştıran ve elde ettiği bilimsel bulguları okurlarıyla paylaşan önemli bir bilimsel dergi olma iddiasındadır. Derginin gerçekten de pek çok önemli konuda bilgi kaynağı olduğu açıktır, ama bu bilgileri okuyucularına aktarırken ideolojik bir "filtre"den geçirmekte, hatta kimi zaman bu ideoloji gereğince, bulguları çarpıtarak hayali hikayeler yayınlamaktadır.

National Geographic'in söz konusu ideolojisi Darwinizm'dir. Bu teoriyi savunmak adına, çoğu kez bilimsel bulguları ön yargılı olarak yorumlamakta dır. Örneğin 1998 yılında National Geographic tarafından tüm dünyaya "kuşların dinozorlardan evrimleştiğinin tartışılmaz kanıtı" olarak gösterilen, ancak sonradan "el yapımı" olduğu anlaşılan Archaeoraptor fosili sahtekarlığı gibi.

Derginin bu gözü kapalı evrim propagandacılığı, bu teoriyi savunan bilim adamlarından da tepki görmektedir. ABD'deki ünlü Smithsonian Institution Doğa Tarihi Müzesinden Dr. Storrs Olson, "National Geographic, uzun zamandır sansasyonel, desteksiz ve tabloid habercilik yaparak seviyesini düşürmüş durumda" demektedir.1

National Geographic'in "sansasyonel, bilimsel açıdan desteksiz ve tabloid" evrim propagandalarının bir örneği, Kasım 2001 sayısında yayınlanan "Balinaların Evrimi" haberiydi. Haberde, bir dizi fosil bulgusu sonucunda "balinaların evrimi" tezinin kanıtlandığı ileri sürülüyor, hatta Hans Thewissen adlı bir paleontologtan "balinalar evrimin iyi örneklerinden biri oldular" sözü aktarılıyordu. Tam 14 sayfa süren makalenin dört bir tarafına yerleştirilen resimler, rekonstrüksiyonlar ve şemalar, aynı iddiayı görsel olarak da okuyucuların zihnine yerleştirme amacını güdüyordu.

Oysa National Geographic'in hararetle savunduğu "balinaların evrimi" senaryosu, bilimsel kanıtlardan yoksun bir masaldan başka bir şey değildir.

Balina Atası Olarak Gösterilen Fosiller

National Geographic'in Kasım 2001 sayısının 156-159 numaralı sayfalarında yer alan "rekonstrüksiyonlar geçidi", derginin balinaların kökeni hakkındaki iddiasını özetler niteliktedir. Bir dizi canlı ard arda sıralanmakta ve bunların "balina evriminin ara formları" olduğu ileri sürülmektedir. Bu canlıların yaşadıkları jeolojik devre göre sırası, dergiye göre, şöyledir:

Pakicetus (50 milyon yıl önce > Ambulocetus (49 milyon yıl önce) > Rodhocetus (46.5 milyon yıl önce) > Procetus (45 milyon yıl önce) > Kutchicetus (43-46 milyon yıl önce) > Durodon (37 milyon yıl önce) > Basilosaurus (37 milyon yıl önce) > Aetiocetus (24-26 milyon yıl önce)

National Geographic'in şeması bundan sonra da devam etmekte, ama bilinen yunus ve balina kategorilerini içermektedir.

Bu şemanın pek çok yanıltıcı özelliği vardır. Ancak öncelikle en temel olanını açıklayalım. Şemadaki ilk iki canlı, yani Pakicetus ve Ambulocetus, National Geographic'e göre birer "yürüyen balina"dır, ama gerçekte birer kara memelisi olan bu canlıları "balina" olarak tanımlamak, tamamen hayali hatta komik bir iddiadır.

Önce Pakicetus'a bakalım.

Pakicetus inachus: "Balina Atası" İlan Edilmek İstenen Dört Ayaklı Bir Memeli

Uzun ismi Pakicetus inachus olan bu soyu tükenmiş memeliye ait fosiller, ilk kez 1983 yılında gündeme geldi. Fosili bulan P. D. Gingerich ve yardımcıları, canlının sadece kafatasını bulmuş olmalarına rağmen, hiç çekinmeden onun bir "ilkel balina" olduğunu iddia ettiler.

 

Paleontologlar Pakicetus'un dört ayaklı bir kara memelisi olduğu kanısındadırlar. Nature dergisinde (sayı. 412, 20 Eylül, 2001) yayınlanan iskelet yapısı (yukarıda solda), bunu açıkça göstermektedir. Bu iskelet yapısına dayanarak Carl Buell tarafından yapılan Pakicetus rekonstrüksiyon çizimi de (yukarıda sağda) gerçekçidir.  
Oysa fosilin "balina" olmakla yakından-uzaktan bir ilgisi yoktu. İskeleti, bildiğimiz kurtlara benzeyen dört ayaklı bir yapıydı. Fosilin bulunduğu yer, paslanmış demir cevherlerinin de bulunduğu ve salyangoz, kaplumbağa veya timsah gibi canlıların da fosillerini barındıran bir bölgeydi; yani bir deniz yatağı değil kara parçasıydı.

Peki dört ayaklı bir kara canlısı olan bu fosil, neden "ilkel balina" olarak ilan edilmiştir ve National Geographic tarafından hala öyle sunulmaktadır? National Geographic bu soruya şu cevabı veriyor:

Diğer kara memelilerinde hepsi birarada bulunmayan, fark edilmesi zor, küçük ipuçları; azı dişlerindeki diş uçlarının düzeni, orta kulakta yer alan bir kemikteki kıvrım ve kulak kemiklerinin kafatasındaki konumu. 2

Yani sadece dişlerindeki ve kulak kemiklerindeki bazı ayrıntılar nedeniyle, bu dört ayaklı, kurt benzeri kara canlısı National Geographic tarafından "yürüyen balina" ilan edilebiliyordu. Pakicetus'un evrimci illüstratör Carl Buell tarafından yapılan rekonstrüksiyon çizimine bir göz atmak bile, bu canlıyı "yürüyen balina"3 ilan etmenin mantıksızlığını göstermektedir.

National Geographic'te sözü edilen detay özellikler, yani "azıdişlerindeki diş uçlarının düzeni, orta kulakta yer alan bir kemikteki kıvrım ve kulak kemiklerinin kafatasındaki konumu" ise, Pakicetus ile balinalar arasında bir ilişki kurmak için kanıt olamaz:

. Öncelikle, National Geographic'in "Diğer kara memelilerinde hepsi birarada bulunmayan özellikler" ifadesini kullanırken dolaylı olarak da belirttiği gibi, söz konusu özellikler başka kara memelilerinde de vardır.

. Dahası, söz konusu özelliklerin hiçbirisi, bir evrimsel akrabalık ilişkisinin delili olamaz. Canlılar arasında anatomik benzerliklerinden yola çıkılarak kurulmak istenen bu gibi teorik ilişkilerin çoğunun son derece çürük olduğunu evrimciler de kabul etmektedirler. Eğer Avustralya'da yaşayan gagalı bir memeli olan platypuslar ve ördekler soyları tükenmiş canlılar olsalardı, evrimciler aynı mantıkla (gaga benzerliğinden yola çıkarak) bunları da birbirlerinin akrabası ilan edeceklerdi.    Oysa platypus bir memeli, ördek ise bir kuştur ve aralarında evrim       teorisine göre de bir akrabalık kurulamaz. National Geographic'in " yürüyen balina" ilan ettiği Pakicetus da farklı anatomik özellikleri bünyesinde barındıran özgün bir cinstir. Nitekim omurgalı paleontolojisinin   otoritelerinden Carroll, Pakicetus'un da dahil edilmesi gereken Mesonychid ailesinin "garip karakterlerden oluşan bir kombinasyon gösterdiğini" belirtmektedir.4 Bu tip "mozaik canlı"ların bir evrimsel ara form sayılamayacağını, Gould gibi önde gelen evrimciler de kabul etmektedir.

Kısacası, bir kara canlısı olduğu açık olan Pakicetus'u sadece kulak içi kemiklerinin ve azı dişlerinin uçları gibi yapısal özelliklerden dolayı "yürüyen balina" olarak tanımlamak, National Geographic'in "sansasyonel, desteksiz ve tabloid habercilik" geleneğinin yeni bir örneğinden başka bir şey değildir. Yaratılışı savunan yazar Ashby L. Camp, "The Overselling of Whale Evolution" (Balina Evriminin Abartılı Propagandası) başlıklı makalesinde, Pakicetus gibi kara memelilerinin de dahil olduğu mesonychidler sınıfının, Archaeoceteaların, yani soyu tükenmiş balinaların atası olduğu yönündeki iddianın çürüklüğünü şöyle açıklar:

Evrimcilerin mesonychidlerin, archaeocetealara dönüştüğü konusunda kendilerinden emin davranmalarının nedeni, gerçek soy bağlantısında yer alan bir tür tanımlayamamalarına rağmen, bilinen mesonychidler ve archaeocetealar arasında bazı benzerlikler olmasıdır. Ancak bu benzerlikler, özellikle de (iki grup arasındaki) büyük farklılıklar ışığında, bir ata ilişkisi iddia etmek için yeterli değildir. Bu gibi karşılaştırmaların oldukça subjektif olan doğası, şimdiye kadar pek çok farklı memeli ve hatta sürüngen grubunun balinaların atası olarak öne sürülmüş olmasından bellidir.5









Logged

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 296
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 17 Mayıs 2006 - 15:05:34 »

    Ambulocetus natans: Pençelerine Perde Geçirilen Sahte Balina

    National Geographic dergisinin hayali balina evrimi şemasında Pakicetus'tan sonra gelen ikinci fosil canlı, Ambulocetus natans'tır. İlk kez 1994 yılında Science dergisinde yayınlanan bir makaleyle duyurulan bu fosil de, evrimciler tarafından zorlama yöntemiyle "balinalaştırılmak" istenen bir kara canlısıdır.

    Ambulocetus natans terimi, Latince ambulate (yürümek), cetus (balina) ve natans (yüzmek) kelimelerinin birleşmesiyle oluşturulmuştur ve "yürüyen ve yüzen balina" anlamına gelir. Canlının yürüdüğü aşikardır, çünkü tüm diğer kara memelileri gibi onun da dört ayağı, hatta bu ayaklara bağlı geniş pençeleri ve arka pençelerinin ucunda toynakları vardır. Ancak canlının bir taraftan da suda yüzdüğü, daha doğrusu yaşamını hem karada hem de suda (amfibi şekilde) sürdürdüğü iddiasının, evrimcilerin ön yargıları dışında, hiçbir dayanağı yoktur.


    National Geographic'in küçük hileleri: Pençelere eklenen hayali perdeler ve yüzgece benzetilen arka ayaklar

    Bu konuda bilimle hayalgücü arasındaki sınırı görmek için, National Geographic'in Ambulocetus rekonstrüksiyonuna bir göz atalım. Dergide yayınlanan Ambulocetus çizimi şöyle:

    . Hayvanın arka bacakları, yürümeye yarayan ayaklar olarak değil de, yüzmeye yarayan yüzgeçler gibi tasvir edilmiş. Oysa gerçekte canlının bacak kemiklerini inceleyen Carroll, bu canlının "kara üzerinde güçlü bir hareket yeteneğine sahip olduğunu" belirtir. 6

    . Hayvanın ön ayaklarına "palet" görüntüsü verebilmek için perdeler çizilmiştir. Oysa eldeki Ambulocetus fosillerinden böyle bir sonuca varmak mümkün değildir. Gerçekte fosil kayıtlarında, bu gibi yumuşak dokular hemen hiçbir zaman görünmezler. Dolayısıyla canlının iskeleti dışında kalan özellikleri üzerinde yapılan rekonstrüksiyonlar hep spekülatiftir. Bu da evrimcilere geniş bir propaganda malzemesi sunar.

    Ambulocetus'un üstteki çizimi üzerinde yapılana benzer evrimci rötüşlarla, her canlıyı, istenen bir başka canlıya benzer gibi göstermek mümkündür. İsterseniz bir maymun iskeletini de, bacaklarını arkaya doğru çizip "yüzgeç" gibi göstermek ve parmakları arasında perdeler çizmek suretiyle, "balinaların atası olan primat" diye sunabilirsiniz.



    National Geography Turkiye, Kasım 2001, s. 162
    Ambulocetus fosilinin daha gerçekçi bir görünümü: Ayaklar "yüzgeç" değil gerçekten ayak ve parmaklar arasında National Geographic'in daha önceden eklediği hayali "perde"ler yok.


    Ambulocetus fosili üzerinde yapılan bu çizim hilelerinin geçersizliği, yine National Geographic'in aynı sayısında yayınlanan aşağıdaki çizimden anlaşılabilir:

    National Geographic, canlının iskeletinin resmini yayınlarken, ister istemez rekonstrüksiyon resimde yaptığı "balinalaştırıcı" rötüşlardan geri adım atmak zorunda kalmış. Canlının ayak kemikleri, iskeletin açıkça gösterdiği gibi, onu kara üzerinde taşıyacak yapıda. Ayaklarında ise hayali "perde"lerden iz yok.

    Yürüyen Balina Masalının Geçersizliği

    Gerçekte ne Pakicetus'un ne de Ambulocetus'un balinalarla bir akrabalıkları bulunduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. Bunlar sadece, teorilerine göre deniz memelileri için karada yaşayan bir ata bulmak zorunda olan evrimcilerin, bazı sınırlı benzerliklerden yola çıkarak belirledikleri "ata adayları"dır. Bu canlıların, kendileriyle çok yakın bir jeolojik devirde fosil kayıtlarında ortaya çıkan deniz memelileri ile ilişkileri bulunduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur.

    National Geographic'in şemasında Pakicetus ve Ambulocetus'un ardından söz konusu deniz memelilerine geçilmekte ve Procetus, Rodhocetus gibi Archaeocetea (soyu tükenmiş balina) türleri sıralanmaktadır. Söz konusu canlılar gerçekten de suda yaşayan soyu tükenmiş memelilerdir. (Az ileride bunlara da değineceğiz.) Ancak Pakicetus ve Ambulocetus ile bu deniz memelileri arasında çok büyük anatomik farklılıklar vardır. Her ne kadar National Geographic yaptığı küçük çizim hileleri ile bu farklılıkları küçültmeye çalışmışsa da, canlıların fosilleri incelendiğinde, birbirlerine bağlanan "ara form"lar olmadıkları açıkça görülür:

    . Dört ayaklı bir kara memelisi olan Ambulocetus'ta omurga, leğen (pelvis) kemiğinde bitmekte ve bu kemiğe bağlı güçlü bacak kemikleri uzanmaktadır. Bu tipik bir kara memelisi anatomisidir. Balinalarda ise omurga kuyruğa doğru kesintisiz devam eder ve leğen kemiği bulunmaz. Nitekim Ambulocetus'tan 10 milyon yıl kadar sonra yaşadığı düşünülen Basilosaurus aynen bu anatomiye sahiptir. Yani tipik bir balinadır. Tipik bir kara canlısı olan Ambulocetus ile tipik bir balina olan Basilosaurus arasında ise hiçbir "ara form" yoktur.

    . Basilosaurus'un ve kaşalotun omurgalarının alt kısmında, omurgadan bağımsız küçük kemikler yer alır. National Geographic bunların "küçülmüş bacaklar" olduğu iddiasındadır. Oysa bunların bir başka fonksiyon taşıdığını ise dergi yine kendisi belirtmektedir: Söz konusu kemikler Basilosaurus'ta "çiftleşme konumunu almaya yardımcı olmakta", kaşalotta ise "üreme organlarına destek olmakta"dır.7 Zaten oldukça önemli bir fonksiyon üstlenmiş olan iskelet parçalarını, bir başka fonksiyonun "körelmiş organı" olarak tanımlamak, evrimci ön yargıdan başka bir şey değildir.

    Sonuçta, deniz memelilerinin, kara memelileri ile aralarında bir "ara form" olmadan, özgün yapılarıyla ortaya çıktıkları gerçeği -National Geographic'in ısrarlı çabalarına rağmen- değişmemiştir. Ortada bir evrim zinciri yoktur. Robert Carroll, bu gerçeği istemeden ve evrimci bir dille de olsa, şöyle kabul eder: "Doğrudan balinalara uzanan bir Mesonychid çizgisi tanımlamak mümkün değildir."8

    Biraz daha tarafsız bilim adamları ise, National Geographic gibi evrimci kaynakların "yürüyen balina" olarak göstermek istedikleri canlıların gerçekte balinalarla ilgisi olmayan, özgün bir canlı grubu olduğunu açıkça kabul etmektedir. Balinalar konusunda ünlü bir uzman olan Rus bilim adamı G. A. Mchedlidze, bir evrimci olmasına karşın, Pakicetus, Ambulocetus natans ve benzeri dört ayaklı "balina atası adayları"nın bu şekilde tanımlanmasına katılmamakta ve onları tamamen izole bir grup olarak tarif etmektedir.9

    National Geographic'in "Düzenli" Şemasının Sorunları

    Evrim teorisinin kitlelere empoze edilmesinde görsel telkinler (çizimler ve şemalar) büyük rol oynar. Ancak bunlar kimi zaman tamamen bilim dışı, kimi zaman da bilimsel bulguları taraflı yorumlayan malzemelerdir. National Geographic'in birbiri ardına dizdiği ve sözde giderek "balinalaşan" memelileri gösteren zaman çizelgesi de (s. 156-159) bu aldatıcı malzemelere örnektir.

    Buraya dek, bu çizelgedeki canlıların rekonstrüksiyonları üzerine yapılan küçük aldatıcı rötuşlara değindik. Bunun yanında, canlılara verilen tarihler de National Geographic tarafından Darwinist ön yargılara göre seçilmiştir. Şemada çizilen canlıların, birbirlerini jeolojik bir sıra içinde izledikleri ileri sürülmektedir, oysa gerçekte söz konusu tarihlemeler tartışmalıdır. Asbyl L. Camp, paleontoloji kaynaklarına dayanarak konuyu şöyle açıklar:

    Standart sınıflamada, Pakicetus inachus geç Ypresian dönemine dahil edilir, ama çeşitli uzmanlar bu tarihin gerçekte erken Lutetian devri olabileceğini belirtmektedirler. Eğer daha genç olan bu yaş (erken Lutetian) kabul edilirse, o zaman Pakicetus'un yaklaşık olarak, Rodhocetus ile, yine Pakistan'da bulunmuş bir erken Lutetian fosili ile çağdaş olduğu sonucu çıkacaktır. Dahası, Pakicetus ile aynı tabakada ama 120 metre yukarıda bulunan Ambulocetus'un yaşının da Pakicetus ile aynı oranda yukarı alınması gerekecektir. Bu, Ambulocetus'un Rodhocetus'tan ve muhtemelen Indocetus'tan ve hatta Protocetus'tan daha genç olduğu sonucunu doğuracaktır. 10

    Kısacası, National Geographic'in hayali bir "evrim şeması" içinde ardarda dizdiği canlıların gerçekte hangi tarihlerde yaşadıkları konusunda iki farklı görüş vardır. Ve ikinci görüş kabul edildiğinde, National Geographic'in "balinaların karada yürüyen ataları" olarak gösterdiği Pakicetus ve Ambulocetus fosillerinin, gerçek balinalarla aynı yaşta, hatta daha da genç olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Yani geriye hiçbir "evrim şeması" kalmamaktadır. National Geographic bu sorunu tamamen gözardı etmiş ve sadece kendi tezine uygun gelen görüşleri kullanmıştır. Bu, kuşkusuz, bir bilim yöntemi değil, propaganda yöntemidir.

    • Kulak ve Burun Evrimi Hikayeleri
    • National Geographic'in Lamarkçı Masalları
    • Deniz Memelilerinin Kendi İçindeki Evrimi Senaryosunun Açmazları
    • Sonuç
    Deniz memelilerinin kökeni konusundaki evrimci propagandada önemli bir rol üstlenen ve National Geographic dergisinin de konu hakkındaki en önemli bilgi kaynağı durumundaki paleontolog Hans Thewissen'in iddialarının aksine, ortada gerçek kanıtlara dayanan bir evrim süreci değil, evrim teorisine göre bir şemaya oturtulmaya çalışılan ama bir türlü bu şemaya uygun gelmeyen kanıtlar vardır.

    Kanıtların ön yargısız incelenmesiyle ortaya çıkan sonuç ise, tarihteki farklı canlı gruplarının, birbirlerinden bağımsız olarak, aniden ortaya çıktıklarıdır. Bu da, tüm canlıları Allah'ın yaratmış olduğu gerçeğinin bilimsel bir kanıtıdır.

    Deniz memelileri konusundaki iddialı evrimci propaganda ise, bir zamanlar aynı şekilde gündeme getirilen, ama sonra geçersizliği evrimciler tarafından da itiraf edilen "at serileri"ne benzemektedir: Farklı dönemlerde yaşamış çeşitli soyu tükenmiş memeliler ard arda dizilmiş, dönemin evrimcileri bunu "sarsılmaz kanıt" olarak empoze etmişlerdir. Ama zamanla gerçek ortaya çıkmış, birbiri ardına dizilen bu canlıların birbirlerinin atası olamayacağı, farklı dönemlerde ortaya çıkmış ve sonra da soyları tükenmiş bağımsız türler olduğu anlaşılmıştır. Atın evrimi şemalarının sergilendiği " Amerikan Doğa Tarihi Müzesi"nin müdürlerinden ünlü evrimci paleontolog Niles Eldredge ise, hala müzesinin alt katında duran bu şema hakkında şunları söylemek durumunda kalmıştır:

    Hayatın doğası hakkında her biri birbirinden hayali bir sürü kötü hikaye vardır. Bunun en ünlü örneğiyse, belki 50 yıl önce hazırlanmış olan ve hala alt katta duran atın evrimi sergisidir. Atın evrimi, birbirini izleyen yüzlerce bilimsel kaynak tarafından büyük bir gerçek gibi sunulmuştur. Ancak şimdi, bu tip iddiaları ortaya atan kişilerin yaptıkları tahminlerin, yalnızca spekülasyon olduklarını düşünüyorum.14

    Hayatın doğası hakkındaki kötü hikayelerden biri de, National Geographic'in hararetle savunduğu "balinaların evrimi" masalıdır.

    [/list]
                       Maklenin Devamına http://www.harunyahya.org/evrim/darwin_bilmiyordu/darwin_bu_gercekleri_bilmiyordu_09.html ulaşabilirsiniz...
    « Son Düzenleme: 17 Mayıs 2006 - 15:26:21 Gönderen: İhsan Esentürk » Logged

    "Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
    Sayfa: [1]   Yukarı git
    Yazdır
    GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi  |  Katagoriler  |  Evrim (Moderatör: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç)  |  Konu: "İşte öylesine hikayelerle" Balinanın evrimi...
    Gitmek istediğiniz yer:  

    Bu Sayfa 0.059 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu
    Forumda Arama                   Gelişmiş Arama
    Sponsor Bağlantılar
    Forum Duyuruları
    Forum ve Site kullanımına ilişkin sorularınızı, yeni özellikleri nasıl kullanabileceğinize dair merak ettiklerinizi ya da paylaşmak istediklerinizi belirtmek için "Yardım" başlığını kullanabilirsiniz.
    Forum Rütbeleri / Mesaj Sayısı
    Yeni Üye < 10
    Aktif Üye 10-29
    Paylaşımcı Üye 30-49
    Tecrübeli Üye 50-99
    Uzman Üye > 100
    Forum RSS