GenBilim
Türkiye Bilim Sitesi  
Anasayfa | Forum | Bilimler | Arşiv Tarama | GenKalem | Destek | Site Haritası | Linkler | RSS | Reklam | Arkadaşını Davet Et | İletişim
Kontrol Paneli Anasayfa arrow Forum Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Kontrol Paneli Üye OlŞifre Hatırlat Kontrol Paneli
Sayfa: [1] 2 3 ... 5   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale mi?  (Okunma Sayısı 4799 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« : 30 Nisan 2006 - 13:29:42 »

evrim bakıldığında yücelerek gelişimeyi ifade eder.Teori; bilimsel ispatlara dayanır.
şunda hem fikiriz sanırım evrim bir teori değil hipotezdir.

şimdi, bendeki kaynakta Fransız Lamarck ve Buffon tarafından yumuşak hatlarda ifade edilmiş. 19. yüzyıl sonlarında tıp okulunun 2.sömestrinden ayrılmış, papaz okulu mezunu Darwin, Lamarck ve Buffon'un görüşlerinden habersiz; kendine tetkik edilmek üzere bir biyoloğun (Alfred Russel) gönderdiği makaleyi kendi adına yayınlamış ve Darwin' in bombası böyle patlamıştır.
Ataistler ve maddeciler bu hipoteze teori gibi  sıkı sıkıya sarıldılar.
evrimin kabulü yada ispatı (ikna olduklarını varsayarak) neyi beraberinde getirir?
bunları peşin hükümlerimizi bi kenara bırakarak ana konudan da sapmadan tartışalım arkadaşlar.

Evrim kutsal değerlere müdahale midir?
« Son Düzenleme: 07 Mayıs 2006 - 11:10:12 Gönderen: Birgül Çelebi » Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 30 Nisan 2006 - 13:49:01 »

tanrının hükümranlığı inancının getirdiği dogmaları kastediyorsan evet tanrının hükümranlığını ortadan kaldıran bir yaklaşım burda kural kuran yada peygamber değil   sebep sonuç ilişkisidir burda sebep sonuçla gerçeğe varılırken islam inancında kurandan yorumlar ve peygamberden açıklama ve tavırlara dayanır
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 302
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : 30 Nisan 2006 - 15:37:37 »

                              "Evrim" hipotezi, sonsuz evern modelinin devamı olarak ortaya çıkar. Evrenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiği, ve bu onsuzluk içinde her ihtimalin gerçekleşebildiği dolayısıyla, Dünya'nın ve diğer gök cisimlerinin varlığı ve tüm fiziksel yapıları raslantıların sonucudur. Alman düşünür Kant tarafından 19. yy da yüksek sesle dillendirilen bu görüş kısa sürede kendisine taraftar bulur. Metaryalist ve pozitivist felsefelerin dayanak noktasını da oluşturur bu yaklaşım. Metaryalism, tek bilgi maddenin bilgisidir der ve ekler, maddenin korunumu konunu. Madde sonsuzdan beri vardır, sonsuza kadar var olacaktır, madde yok edilemez yoktan var edilemez. Pozitivizm, bilgi, ispatlanana bilene aittir yaklaşımını getirir ve bugün ki bilim anlayışınında temelini oluşturur. Doğruluğu yada yanlışlığı ispatlanamayan önermeler anlamasızdır pozitivizm için, gözlemleyemediği bilgiyi reddeder. Bu yaklaşımlar aynı zamanda nedensellik ilkesini de getirir, her sebebin bir sonucu vardır ve sebep her zaman sonuçtan önce vardır. Nedensellik ilkesinin tez-antitez=sentez açılımı dialektik görüşü oluşturur. Sebeplerin zıtlıklar nedeniyle oluştuğu yaklaşımı. Sıcak ve soğuğun zıtlığı ısı iletimini doğurur. Q= hA(Tsıcak-Tsoğuk Newton soğuma kanununda bu zıtlıkların sebep olarak yer aldığı görülür. Sonsuz evrendeki zıtlıklar, evreni olşuturmuştur.
                              Gök cisimlerinin ve dolayısıyla Dünya'nın fiziksel kanunlara sıkı sıkıya bağlılığı, sonsuz ve raslantısal evren modelini anlamlı kılmaktaydı, o günün bilim çerçevesi içinde. Ancak salt fiziksel kanunlara bağlı olmayan canlıların nasıl oluştuğu ve insanın varlığı açıklık kazanamamıştı. Buffon, Lamark gibi denemeler eksikti, sonra "doğal seçilim mekanizması devreye sokularak Darwin tarafından geliştirildi. Doğal seçilim doğada bir çatışmanın, mücadelenim olduğunu ve hayat mücadelesinin güçlüleri sürekli kayırarak, özelliklerin aktarımını sağlayan nedensel ve dialektik bir mekanizma ve özelliklerin birikimiyle  yeni türler oluşuyor savı evrim düşüncesinin temelini oluşturmaktadır. Canlılar bir ilahi güce gerek duymadan, "doğa kanunları" gereği elenerek var olmuş ve çeşitlenmişti. Bu görüşte kısa süre sonra geniş yankı buldu. Burada "skolastik" düşüncenin etkilerine girmeden geçmek sanırım haksızlık olacak ancak konuyu dağıtmamak adına şimdilik değinmiyelim.
                         Asıl soruya gelirsek, 19 yy da "yaratılış" yada dinlere olan itirazlara değinelim. "Eğer evren dinlerin iddia ettiği gibi yaratılmışsa bir başlangıcı olmalı, ancak bilim bnun reddeder " yaklaşımı meteryalist çevrelerce savunulmuştu taki Bigbang e kadar. Büyük patlama kuramından sonra sonsuz evren modeli çeökerken raslantısal evren modeli zaman gibi bir sınırlamayla karşılaştı. Daha sonra evrendeki niceliklerin raslantısal evren modelinin iddia ettiği gibi analmsız değil, anlamlı ve zorunlu büyüklükler olduğunun anlaşılmasıyla raslantısal evren modeli evrenin nasıl var olduğunu açıklamaktan uzak kaldı.Ne varki aynı yaklaşımın uzantısı olan "evrim" savunulmaya devam edildi.
                        " Evrimi" in açılımlarını incelediğimiz de sonuçlarının insanlık için pekte iç açıcı olmadığını görürüz. Ben " Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?" sorusunu bu açıdan ele almak istiyorum. Evrim'in açılımlarını ve "kutsal değerler" in açılımlarının karşılaştırması bize yol gösterbilir. Evrim tarihine baktığımızda "öjeni" kavramı ve "üstün insan" felsefesiyle karşılaşırız. Eğer insan "evril" mişse, birileri bu süreci daha hızlı tamamlamış ve "insanın evrimi" devam etmekte olduğundan birileri diğerlerinden daha gelişmiştir. Bu gelişmişlik onlara "hayat mücadelesi" nin olduğu ortamda diğerleri üzerinde hak sahibi olma hakkını verir. İşte bu yaklaşım, faşist diktatörlükleri doğuşmuştur. Üstün insana giden yolda dinler bir ayak bağı olarak görülmüş, ve üstün insanın kuralsız bir ortamda gelişeceği fikri savunulmuştu. "Üstünlük" nedir? Konuyu batı tarihi olmaksızın incelemek hep eksik bırakacaktır. Ne var ki bu bağlamda burada incelemiyeceğim. 2. Dünya savaşının fikri temelelrine baktığımızda 19. yy yükselen felsefelerini görürüz ve bunlardan biri de "evrim" dir. Sevgi ve barış temlline oturtulmuş kutsala müdahaledir ve bunun farkında olanlar o dönemde kutsala karşı amansız bir mücadeleye giriştiler. "Öjeni" ise "insanın evrimi" nin insan eliyle hızlandırmak için ortaya atılmıştı. Bunula yetinilmeyip insanın üremesinin de kontrol altına alınmasına ve insan türünün "islah" edilmesine kadar varan açılımlar yaşandı. Tüm bunlar dinler tarafından hiç bir şekilde tasvip edilemeyecek tutumlardı ve bu da bir başka "müdahale" dir.
                    Ben felsefi akımları sonuçları, insanlık tarihine "katkıları" açısından değerlendirmenin pratik ve faydalı olduğu inanacındayım. "Evrim" ve dinler arasında "fayda " karşılaştırması bizi  sorunun cevabına götürecektir. Dinler, özellikle İslam insanlık tarihinde büyük bir sıçrama noktası iken "evrim" sosyal barış zamininin yok oluşu için büyük bir gerileme getirmiştir. Metaryalizmle ve pozitivizmle olan sıkı bağı, ve insanı "hayvan türüne" indirgemesi insanın "kutsallığına" müdahaledir. İnsan İslamda eşrefi mahluk olarak değer bulurken evrim düşüncesiyle "düşünen hayvan" konumuna indirgenmiştir.
                    Dinler dayanışmayı "kendin için istediğini başkası için istemeyi" öğütlerken evrimin temel mekanizmasını oluşturan, "hayat mücadelesi" bencilliği getirmiştir. Bu da bir başka müdahaledir. Konu keşke felsefe başlığında açılmış olsaydı. Bura da beni biraz sınırlıyor. Yine de konunun dışına çıktım. Canlılığın oluşumu ve çeşitlenmesi yerine sosyal getirileriyel evrimi değerlendirmeye ve "kutsal" a olan müdahalesine bakamya çalıştım. Ön yargısız olduğumu söyliyemem. Zira "öjeni" kavramına ve onu oluşturan tüm felsefi yaklaşımlara karşı derin bir kinim var. Konu uzun daha sonra devam etmek üzere şimdilik hoşca kalın.
« Son Düzenleme: 30 Nisan 2006 - 16:07:31 Gönderen: İhsan Esentürk » Logged

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : 30 Nisan 2006 - 16:24:07 »

Raif beye cevaben;
Burada bi yanlış anlaşılma var sanırım doğma dediğinizde
1. Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi.
2 .felsefe  Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav, nas, inak.
 bu kelime ile kutsala bakarsanız kutsalın yada imanın bilgi kaynağının doğmatik olup olmadığı metin kritiği yapılması  ile cevap bulunabilinir sanırım

o halde kurana baktığınızda vahyin tek muhatabı  akıldır ki çokça ayette
1: düşünmek için
2: ibret almak için
3: öğüt almak için
4: hidayete ermek için
5: cehalette kalmamak için
6: gönül yönünden kör sağır ve dilsiz olmamak için, ve özellikle de
7: kur-an'ın manasının anlaşılması için ne kıymetli ve olmazsa olmaz bir yardımcı olduğuna dair pek çok ayet vardır.

 (bütün insanlığa bir mesajdır bu. öyleyse artık onunla uyarı bulsunlar; ve bilsinler ki, Tek İlah O'dur; ve sağduyu sahipleride bunu akıllarında tutsunlar. 14.sure/52.ayet
( ey Muhammed?) sana indirdiğimiz bu kutsal ilahi kelamda her şeyi açıkladık ki insanlar onun mesajı üzerinde iyice düşünsünler ve akıl iz-an sahipleri ondan ders alsınlar. 38/29
Bir çok insan, (sana) teslim olmak suretiyle (ey Muhammed),sana bir lütufta bulunduklarını zannederler. De ki "Teslimiyetinizi bana bir lütuf olarak görmeyin: hayır, tersine size iman yolunu göstermek suretiyle Allah size lütufta bulunmuştur; eğer sözünüzde samimi iseniz!"
49/17
Bütün bu ayetler aklın önemini vurgulamaktadır ve kur-an’ı tetkik ederken aklını kullanmak her müslümana farzdır.
Dolayısı ile geleneksel doğmatik yaşamlar ile imani boyutta bilgi kaynağına doğmatik demek ayrı şeyler olsa gerek
İman  tercihtir, vahyde bir  bilgi iletme tarzıdır, muhatabı da akıldır.

şunun farkındayım
kaçınılmaz olarak, konuyu açıklamak terminolojik açıdan bu tür bir zorunluluğu doğuruyor
« Son Düzenleme: 30 Nisan 2006 - 16:26:45 Gönderen: Birgül Çelebi » Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : 30 Nisan 2006 - 19:45:53 »

öncelikle evrimi sonsuz evren ve maddenin sonsuzluğu şeklinde düşünmemek gerek evrimi sebep sonuç ilişkisi içerisinde değişim olarak algılamak gerek ve bunu her gün görmekteyiz çünkü herşey bir değişim içerisinde herşey hareket etmektedir ve bu olayların belli başlı sebepleri vardır yani evrimi her olgunun arkasında sebebi aramak şeklinde ve sürekli bir değişimin olduğunu kabullenmek şeklinde algılamak gerek ve ayrıca gerçeğin herkez tarafından kabullenebilir düzeye gelmesi suretiyle kabul bulacağını ve anlaşılacağını herkezbilir dolayısıyla herkes tara fından kabul görmemiş ifadeler yada görüşler kesin yargı içeremez çünkü insanlar gözleriyle görmedikleri şeylere ve akıllarıyla kavramadıkları şeylere inanmazlar ve ayrıca sevgili birgül çelebi arkadaşımızada şunu söylemek istiyorum evet kurandan ibret alabilirsiniz ama kural çıkaramazsınız kuranı yorumlayarak kural çıkarmak akılla bağdaşmaz siz sedece orda yorum yapmış ve bu yorumu kural olarak almış olursunuz ama bu yorum anlamlarla yapılmış bir düşünceyi ifade edebilir ama yararlı yada mantıklı olmayı ifade etmez mesala günmümüzün inanalarının belli müslümanların kurana bakarak yorumlaması sonucunda oluşan kafir tanımı gibi insanları kafir yada müslüman olarak ayırdığınız zaman insanlarda guruplaşma buna bağlı olarakta çatışma ve düşmanlaşma başgösterir yani yaptığı yorumun neye yol açacağı yada yararlımı yoksa zararlımı olduğu bilinmneden kabullenilmesi söz konusudur dolayısıyla bu yaklaşım tamamen dogma bir yaklaşım ve mantıkla uyuşmayan bir yaklaşımdır eğer bir kural çıkarılacaksa bunun topluma yarar ve zararı düşünülerek çıkarılmalıdır yorum işi değildir
Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : 30 Nisan 2006 - 19:54:07 »


Evrim hipotez değildir, hemfikir değiliz, bilimsel bir GERÇEKTİR; ama mekanizmaları ise teoridir (bu kısmı bu başlıkta tartışmayalım).

Evrim her şey rastlantılarla meydana gelmektedir gibi bir şey söylemez; rastlantıya yer verir (mutasyonlar); ama temeli değildir.

Darwin, Alfred Wallace’in makalesini kendi adına yayımlamamıştır, birlikte yayımlamışlardır; ama Darwin popüler olmuştur.

Bizim evrenimizin başlangıcını açıklayabilen en makul teori olan Büyük Patlama ile canlı çeşitliliğinin, türleşmenin nasıl olduğunu açıklayan Evrim arasında ilişki yoktur.

Ayrıca EVREN sonsuzdur, başı ve sonu yoktur; Büyük Patlama sadece algıladığımız boyutun başlangıcıdır. Evrenimiz evren içi sayısız evrenlerden sadece bir tanesidir.

Ojeni, üstün ırk gibi belli ideolojilerin kendi ırklarının üstün ve dünyaya hâkim olmaları (insanın evriminin hızlanması değil) üzerine kurdukları kavramlar Evrimle ilgili değil, genetik prensiplerle ilgilidir ve ayrıca bu düşünce çok öncelerden beri vardır. Bu tür olguları savunan ideolojiler Evrim kaynaklı değildir. Faşist, materyalist dünya görüşlü yönetimlerin fikirleri, çıkartılan savaşlar (Müslüman oldukları halde çıkarları yüzünden birbirleriyle savaşan çok devletler olmuştur tarihte) biyolojiyi, evrimi alakadar etmez, çünkü Evrim bilimsel bir teoridir, bu ideolojiler evrimi temel alsa bile (ki ancak yanlış anlaşılmasıyla mümkün) evrimi bağlamaz. Bu ideolojiler toplumların nasıl olmaları gerektiği konusunda fikir öne sürerler; evrim ise canlıların nasıl olduklarını, nasıl davrandıklarını

Bilim gözlemler ve der ki; büyük balık küçük balığı yutar. Şimdi biz bunu ideolojimiz gereği sosyal olaylarda, siyasette, insanlar arasındaki ilişkilerde kullanırsak mahvoluruz; doğada bu gerçekleşiyor diye bunu insan toplumlarına uygulayamayız ve bu ideolojiler bunu uyguluyor diye doğadaki bu büyük balığın küçük balığı yutması olayını reddedemeyiz.

William J. Tinkle adlı ünlü öjeni savunucusu aynı zamanda bir yaratılışçıdır.

Dinleri referans alarak cihat ettiğini zanneden moral değerlerden yoksun, bilinçleri sarhoş teröristlere bakarak dinlerin ahlaki değerlere olumsuz yönde müdahale ettiğini düşünmek ne kadar abesse, bilimsel bir teorinin bir takım ideolojilerle bir tutulması da düşünülemez. Zira bıçak dönercinin elinde işe yarar, katilin değil. Bilimi siyasete alet etmek niye?

Birileri üstün ırkları savunuyorsa sizler de tüm canlıların ortak atadan geldiğinden dolayı aksine hiçbir canlının diğerinden üstünlüğü, ayrıcalığı yoktur, hepsi uzaktan ya da yakından birbirinin kardeşidirler görüşünü savunabilirsiniz.

Bilimle uğraşıp da Evrimi savunan, çalışmalarını buna göre yapan birçok dindar insan vardır.

Evrimi savunduğu için ahlaksız olan kaç insan vardır?

Evrim dinleri reddetmez; çünkü bununla ilgilenmez. Her ateist, materyalist evrimi kabul eder; ama her evrimi kabul eden ateist değildir! Ayrıca ateistler ahlaki değerlerden uzak olmak zorunda da değildir.

Evrim’in sosyal barışı bozduğunu söyleyen arkadaşımı 4 Halife dönemi ve sonrasında Müslümanlar arasında yaşanan kanlı olaylara bir göz atmasını istiyorum (Efendimizin torunlarını saltanat, hilafet hırsı için katledip, kafasını kesenler de müslümanlardı).

Not:
Evrim’i kabul ettiğimden bu yana kutsal değerlerimde hiçbir değişme olmadı, olmaz da, çünkü ikisi çok ayrı konular.                           
Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : 30 Nisan 2006 - 20:09:58 »

öncelikle sayın alp beye şunu iafade etmek istiyorum evren sonsuz değildir muhakkak bir sonu vardır ister uzay içindeki maddeler olsun isterse boşluk sonludur buna örnek evrende 100milyar galaksinin olduğu varsayımıdır bu ne demektir 100milyar galaksi kadar kütle demektir bu boşlujkta bunun gibidir saygılar
Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : 30 Nisan 2006 - 20:36:28 »


Raif, dikkat edersen evrenin sonsuzluğundan bahsederken kendi evrenimizin sonsuz oluşundan bahsetmedim. Büyük patlamayla oluşan, var olan evrenimiz elbette sonsuz değil, geçmişte başlangıcı olduğundan sınırı var.

Alıntı
Ayrıca EVREN sonsuzdur, başı ve sonu yoktur; Büyük Patlama sadece algıladığımız boyutun başlangıcıdır. Evrenimiz evren içi sayısız evrenlerden sadece bir tanesidir.
Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 344
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : 30 Nisan 2006 - 22:20:03 »

sayın alp bey bizim evrenimiz dışında isterse katrilyonlarca evren olsun yine sonludur sonsuzluk diye bir şey söz konusu olamaz ama hayal gücümüzü zorlayan bir büyklük olabilir sonsuzluk tanımı aslında tamamen saçmalıktır insan bunu tasavvur edemez buda bunun olamıyacağının kesin ispatıdır
Logged
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 302
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : 01 Mayıs 2006 - 01:13:17 »

                                 

Evrim hipotez değildir, hemfikir değiliz, bilimsel bir GERÇEKTİR; ama mekanizmaları ise teoridir (bu kısmı bu başlıkta tartışmayalım).
                       


Bizim evrenimizin başlangıcını açıklayabilen en makul teori olan Büyük Patlama ile canlı çeşitliliğinin, türleşmenin nasıl olduğunu açıklayan Evrim arasında ilişki yoktur.

                    Özel sonuçları kanıtlanamayan "evrim" "bilimsel gerçek" özel sonuçları kanıtlanmış bigbang "en makul teori" bu da farklı bir yaklaşım tabi.

                    Evrim bilimsel bir gerçek değil malesef. Bu başlıkta tartışmayacağım. Yanlızca belirtmek istedim.

                  Evrim tarihini incelerken evrim yaklaşımının neler getirdiği, neler götürdüğüyle ilgilendim. İslam bir din, evrim bir hipotez ise nasıl kıyaslayacağız. Kıyaslamayı diğer felsefelerle yaptım aslında, İslam'la yada dinlerle değil. Benim felsefeleri ayırt etme biçimim genel olarak bu. Ana eksene İslam'ı koyup değerlendirdiğimde onun naslarına uygunluk ve bu uygunluğu ne kadar sağlayabildiği, önemlidir. Ekonomik sistemleride bu şekilde değerlendiriyorum. Yadsınamaz gerçek evrim düşüncesinin öjeni ve üstün insan felsefelerine zemin hazırladığıdır. Öjeninin savunucularından Hekel' de koyu bir Darwinist'tir Hekel de koyu bir evrimcidir ve öjeni fikrini "insanın evriminin önündeki engeleri kaldırmak için" ortaya atmıştır. Genetik çalışma değildir. Genetik bir çalışma bile olsa insan hayatının "kutsallığı" evrim yaklaşımıyla hiçe sayılmıştır. Kendi kendine bir şekilde oluşmuş insan hayatının ne değeri olabilir ki! "Doğa" bir başkasını daha yapar. İster siyasette isterse bilimde olsun temel felsefe her zaman etkilidir. Bakın bir başka çalışma , Ahmet bey'e ait (soy ismini hatırlayamadım) taşıyıcı moleküllerin, "hayat mücadelesiı" " çatışma" yaklaşımından bakıp çatıştıkları var sayılıyordu, oysa gerçeğin tam tersi olduğunu keşfetti. Bilimsel çalışmanın en önemli basamağı olan hipotezi, hangi yaklaşımla kurduğunuz önemlidir. Hayat mücadeleden ibarettir şeklinde yaklaşırsanız, moleküller arsındada çatışma beklersiniz. İlk iletim felsefi yaklaşımların sonuçları üzerineydi. Ne tuhaftır ki bigbang den önce "bilimsel gerçeklerle" dinlerin  karşısında duranlar, bu gün evrim ile durmaya çalışıyor. Dine, kutsala karşı duranların argümanlarına ve ytaklaşımlarına bakmanız, evrimin dayanak noktasının neresi olduğunuda gösteriyor. ABD de eyalet mahkemesi, en az evrim kadar bilimsel olan akıllı tasarım teorisininin liselerde okutulmasını  "dini öğretilerle örtüştüğü için" yasakladı. Ancak aynı eyalette "evrim teorisi" nin okutulması serbest, neden peki? Evrim dini öğretilerle örtüşmediği için mi?

                             Bir başka yayın organı, evrime karşı çevrelerden biri olan HY gurubuna, bilimsel verileri dini öğretilerle örtüşmeye çalışmakla itham ediyor, hangi gerekçelerle. Bilimsel olarak söyledikleri tartışılabilir ancak, "dini öğretilerle uyuştuğunu" savunmanın suç gibi lanse edilmesi neden? Seküler dünya hakimiyetinin hüküm sürdüğü (azınlık olsalar da) bu dönemde, seküler dünyayı savunanlar neden "bilimsel gerçek" olarak evrime sığınıyorlar, aynı bakış açaısının sahipleri, dün de yine "bilimsel gerçek" olan sonsuz evren modeline sığınıyor, dindar insanlara "yobaz" gibi anlamsız swıfatlar yakıştırıyordu.
                             Halimin bir iletisinde (evrim tarihi) kullandığı kaynağa bakalım. "Prof. Dr. Cemal YILDIRIM, “Evrim Kuramı ve Bağnazlık” Yazar barnazlıktan neyi kast ediyor? yazının devamından bir bölüm;
                 
Alıntı
Darwin kendisinden 300 yıl önce gelen Kopernik gibi insan düşüncesinde köklü bir devrim başlatmıştır. Kopernik arzın güneş çevresinde dönen bir gezegen olduğunu söyleyerek; Darwin canlıların, bu arada insanın uzun evrim sürecinde oluştuğuna doyurucu kanıtlar getirerek, evrende arza ve insana özel konum veren geleneksel düşünceyi yıkıyordu.
İnsana ve arza özel konum veren geleneksel düşünce ne?   "Baraber yürüdük biz bu yollarda " şarkısını kiminle söylediğiniz önemlidir.
         
Ayrıca EVREN sonsuzdur, başı ve sonu yoktur; Büyük Patlama sadece algıladığımız boyutun başlangıcıdır. Evrenimiz evren içi sayısız evrenlerden sadece bir tanesidir.

 

                                   Evrenlerin sayısı sonsuz olabilir,(paralel evrenler)  bu "evren"in sonsuz olmasını gerektirmez, bir başlangıcı mutlaka vardır. Çünkü başlangıcı olmayan tek varlık Allah'tır. İlk hücre uzaydan gelmiş basitliğine döndü. Hiper uzay evrenimizin oluşmasını sağlamış olabilir ancak bu temel soruyu cevaplamış olmaz, hiper uzay nasıl oluştu sorusu gelir hemen akal ve cevap bir başlangıcı olması gerktiğidir, çünkü artık biliyoruz ki hiç bir kapalı sistem kendini sonsuza kadar muhafaza edemez. Yani bir başka bigbang gerçeğiyle karşılaşırız.

                                   
Bilim gözlemler ve der ki; büyük balık küçük balığı yutar. Şimdi biz bunu ideolojimiz gereği sosyal olaylarda, siyasette, insanlar arasındaki ilişkilerde kullanırsak mahvoluruz; doğada bu gerçekleşiyor diye bunu insan toplumlarına uygulayamayız ve bu ideolojiler bunu uyguluyor diye doğadaki bu büyük balığın küçük balığı yutması olayını reddedemeyiz
 
                                   Aynı bilim büyük balığın sadece ihtiyacı kadar küçük balık yuttuğunu gözlemleyememiş mi? Ya da bir filin, bir kuşun, bir çıtanın yavrusuna nasıl davrandığını görememiş mi ki "çatışmadan " bahsediyor. Doğada canlıların, sakat yavrularına nasıl davrandıklarınıda görememiş olmalılar ki "öjeni" gibi bir kavram var. Bu arada belirteyim, bizim anladığımız yaratılışla diğerleri arasında çok büyük farklar var, bizden kastım İslam dini mensupları, genel bir kümede belki ama özel kümede asla yanyana koyup tartamazsınız.
           
                     
            Dinleri referans alarak cihat ettiğini zanneden moral değerlerden yoksun, bilinçleri sarhoş teröristlere bakarak dinlerin ahlaki değerlere olumsuz yönde müdahale ettiğini düşünmek ne kadar abesse, bilimsel bir teorinin bir takım ideolojilerle bir tutulması da düşünülemez. Zira bıçak dönercinin elinde işe yarar, katilin değil. Bilimi siyasete alet etmek niye?
                 

                     Evrim teorisi bilimsel gerçeklerle değil, siyasi kaygılarla bugüne kadar gelebilmiştir. Bakın bakalım kimler nasıl desteklemişler. Ben burada oturmuş, doğrusal olmayan (non-lineer) difransiyel denklemlerle uğraşırken basit bir mekanizma için, kimse bana canlıların mutasyonlar sonucu çeşitlendiğini savunan bir hipotezi "bilimsel" diye sunmasın. Bilimle az çok tanışıklığımız var. Neyin bi,lim neyin bilim olmadığını ayır edebiliyoruz çok şükür. Temel sorun aynı aslında hücretle müdefa. "Evrim bilimsel bir gerçektir" e iman ettikten sonra evrim üzerine araştırma yapmanın abesliğinde yatıyor sorun. Bulunan her bulguyu evrime yormaya çalışmak başka şey, bulguları değerlendirmek başka şey.

                     Neyse bu kadar inceleme yeter. Neden  Osmanlı devşirmler haricinde, ordusunda başka milletleri bulundurmamıştır,             ( zaman zaman bölgede bulunan halklardan destek aldığı olmuştur) sorusu ile neden İngilizler çanakkaleye anzaklarla geldiler sorusunun cevabının aynı olduğunu gördüğünüzde, temel algının, kavramlara yüklenen anlamların, ne kadar büyük farklar oluşturabileceğini müşahade etmiş olursunuz. İşte bu anlam kaymalarında devreye girer evrim ve bu anlamıytla kutsala müdahaledir.


Alıntı sahibi: Ali Bulaç Bilgi Alış Verişi http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&trh=20060501&hn=280610

Bir kök fikrin bir havzadaki fonksiyonu bir başka havzaya intikal ettiğinde fonksiyonel hale gelebilir, başka bir amacı gerçekleştirmek üzere araçsallaştırılabilir. Mesela İslam bilginleri Allah’ın varlık âlemiyle ilgili isim, sıfat ve fiillerinin tecelli biçimlerini anlamak ve bilginin en yüksek mertebesi olan Ma’rifetullah’a ulaşmak üzere araştırmalar yaparken, yani varlık âleminin bilgisi demek olan Ma’rifetul-halk’ın amacı Allah’ı ve insanın kendini bilmesi (Ma’rifetünnefs) iken, Avrupa’ya intikalinden sonra bu merkezî amaç ortadan kalkmış, araç amacın yerini almıştır. Müzikten amaç, Allah’ı tesbih eden feleklerin seslerini tespit etmek, ruhun tabiatta donmuş melodilerin harekete geçmesiyle kozmik ve müteal temasını sağlamak; geometrinin amacı Allah’a ibadet eden feleklerin her biri bir tesbih ve tekbir olan ritüellerini anlamak iken, Avrupa’ya intikalinden sonra, tesbih ve ibadet bir kenara bırakılarak salt seslerin ve hareketlerin kantitatif ölçümlerine indirgenmiştir. Descartes, “tabiatı ölçün, ölçülemiyorsa ölçülebilir hale getirin” diyerek, onu müteal/aşkın, batın/kutsal ve öte boyutlarından tecrit ederek salt fiziksel gerçekliğe indirgemiştir. Descartes’in “Metod Üzerine Konuşmalar” adlı kitabı İmam Gazali’nin “El Munkizu mine’d-Dalal” kitabının çifte gerçekliğe uyarlanmış bir versiyonu, onun Aydınlanma’yı hazırlayan en önemli zemin taşıdır. Başka sayısız örnek gösterilebilir: İbn Haldun’dan İbn Arabi’ye, Biruni’den İbn Sina’ya yüzlerce insanı saymak mümkündür. Fakat Batılılar İslam’dan aldıkları için kaynak göstermezler.

                             Sayın Ali BULAÇ'ın ifade ettiği bu gerçeklikten baktığımızda, her şeyden önce "evrim" düşüncesini alırken filitremizi oluşturmalıyız. ikinci makalede Abbasiler'in İslam 'ın filitresini kullanarak, salt tattik değil, kendi düşünce harmanlarında bilgiyi harmanladıklarını ve bilgiyi kendileri için işler hale getirdiklerini vurguluyor. Bu filitreyi eğer oluşturamıyorsak o zaman bilim ve sanat anlayışımızda ve diğer yaklaşımlarımız taklitten iberet olacak ve manayı bulamıyacaktır. Evrim'i nasıl filitre ederek İslam anlayışı içerisine aktaracağımızı tartışabiliriz. Evrimin raslantıya yer veren mantığı, İslam'ın "Hikmet" i arayan yaklaşımından malesef çok uzak. Raslantıda hikmet aramak için hangi soruyu, soruları soracağız. "Nasıl yaratılmıştır" sorusu hem bilimsel olarak hem de İslam açısından anlamlıyken, "nasıl tesadüf" sorusu her durum için anlamsızdır. Nasıl yaratılmış sorusuna bir de "niçin "  eklersek geniş bir ufuktan seyretme ve kavrama imkanı buluruz. Kur'an ın akla hitabı ve araştırmayı öğütlenmesindeki mana, Allah'ı ve O'nun sıfatlarını müşahade etmek, O'na yaklaşmak ise, ki öyle olduğu aşikar, o zaman bu mananın gerçekleşmesine engel her yaklaşım "kutsala" müdahaledir." Akıllı tasarım" da aynı çerçeve de kabul edilemez ve kutsala müdahaledir. Eğer İslam inancıyla bilimsel çalışmaları birleştireceksek, bir kaç fazla soru daha yöneltmeliyiz. Peki cevap alınamayacak soruların oluştuğu durumlarda ne yapacağız? Hangi evrimsel mekanizma bizi O'na ulaştıracak ve O'nun hükümranlığını biraz daha kavramamızı sağlayacak. Şekil bağlı bir evrenin niçin'i olmalı. Sebeplerin de bir niçin'i olmalı her anlamda. "Neden sebepler var?" sorusu ilk bakışta anlamsız gibi görünsede, O hariç her şeyin bir başlangıcı olduğunu düşündüğümüz de anlamlıdır. Sebeplerin "niçin" i bizi yeni açılmlara götürecektir. Moder bilimin tıkanma noktası pozitivist öğretiye sıkı bağlılığıdır. Eğer bu çemberi biz kırabilirsek, insanlığa ve kendimize yeni bir ufuk açmış oluruz. "Niçin" den tecrit edilmiş bir bilim ancak pratik kuru bilgi yığını olabilir. Bu günkü durum tam da budur. Tetkik edilen bilginin hayat bulaması gerkiyor. Peki evrim bize böyle bir kapı aralıyor mu? Düşünce ufkunu raslnatı ile daraltığı için "evrim" kutsala müdahaledir.
                               
Evrim her şey rastlantılarla meydana gelmektedir gibi bir şey söylemez; rastlantıya yer verir (mutasyonlar); ama temeli değildir.

                                Evrimin tüm mekanizmaları raslantısaldır. Doğal seçilim, güçlü olanı eler ancak güçlü olmak tamamen raslantısaldır. İlk hücre raslantısal olarak var olmuş raslantısal olarak türler oluşmuş ve bugün ki şeklini almıştır. Doğal seçlim raslantısal gibi durmasa da şartların değişimi raslantısaldır. İklim değişimi raslantısaldır. Göçler raslantısaldır. Tüm bu raslantılar sonucunda canlılar oluşmuşu savunur. Canlının biyokimyası çok seçeneklidir. Bir protein zincirine her hangi bir aa bağlanabilir. DNA zincirinde rasalntısal yer değişme görülebilir tabi eğer "raslantı " varsa. Tıpkı zarda olduğu gibi, her hangi bir yüzü gelebilir. İşte benim anlamdığım her şeyi kurallandırmaya çaılışan bilimin raslantıya sadece evrim için yer vermesi. Denklem oluşturamadığında, akışkanlar mekaniğinde türbülanslı akışlarda olduğu gibi, girdap oluşumları raslantısaldır, deneysel (amfibirik) ifadelere baş vururken, evrim de raslantıları taçlandığını görürüz, hem de şekil bağlı bir evrende. Oysa hiç bir inanç sistemi raslantıya yer vermez. Bu tutumuda "kutsala müdahale" dir.

                                   Şimdi bakalım bakalım, saltanat hırsıyla Halife şehit edenler gerçekten müslüman mıymış? Hz Ali Harici ve rafizilerle savaştı. ".....  Kur'an okuduğun da kendi okuyuşunuzu küçük görürsünüz. Ancak okudukları gırtlaklarından aşağıya inmez. Okun yaydan fırladığı gibi dinden çıkarlar. Hata bunlardan birinin kolunda büyükçe bir et beni vardır." 119 Buhârî , Edep, 95  Müslim, Zekât, 142; Müsnet 1/356           Nehrivanda Hz Ali haricilerle yaptığı savaşı kazanır. Tam Allah Resülü' nün tarif ettiği bir insan getirilir ve Hz Ali'ye müjde verilir. 120 İbn Kesir, el-Bidaye7/320,321
" Sonsuz Nur,  M. F. GÜLEN cilt I s:135"       

                                    Şimdi, Rafiziler, Yahudilik, Hristiyanlık, Siyonizm, İran nüklüer denemlere kadar uzanmak mümkün soruyu cevaplamak için. Müslüman görünenle, müslüman olan arasında fark vardır. Ama kim ne için evrime zarar vermek adına "evrimci" görünsün.
« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2006 - 16:04:29 Gönderen: İhsan Esentürk » Logged

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 302
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : 01 Mayıs 2006 - 04:02:19 »

              Raif beye cevaplar:

              Evrim nedir? Değişim nedir? önce bunu aömak lazım sanırım. Evrim bir şeyin, değişerek bir başka şeye dönüşmesi, evrilmesidir. Dönüşüm ile değişim arasında fark var haliyle.
           
             
Alıntı
1 .    Zaman içinde birdenbire olmayan, kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme süreci.
  2 .   biyoloji  Bir canlıyı ötekilerden ayırt eden biçimsel ve yapısal karakterlerin gelişmesi yolunda geçirilen bir dizi değişme olayı, tekâmül.
  3 .    İnkılap.
TDK sözlüğü

                 Dikkat ederseniz değişşim yada değişme süreci değil, gelişme süreci,nden bahsediliyor. Her değişim evrim değildir. Zamanın akışı evrim değil değişimdir. Matematiksel olarak bakarsak "aynı şeye eşit olan iki şey bir birine eşittir" . O halde "su" her zaman "su" dur. Su her zaman su ise evrimden bahsedemeyiz. Su değişmiştir. "Bir nehirde iki kez yıkanamazsınız" cümlesi evrimi değil değişimi ifade eder zira nehir hala nehirdir. Hal değişimleri evrim değildir. Bu konuyu açtıktan sonra gelelim diğer iddialara...
                 Diğer iddialarınız bir bütünlük oluşturmuyor. Malesef!! Kelimelerde fazlaca anlam kayması var. Toplumsal yarardan söz ediyorsunuz, dinlerin zararlı yanları yoktur, "Din" oldukları sürece... Başkasına "kafir" olarak bakmaktan ve bunun çatışma doğuracağından söz etmişsiniz, üç dini hata putperest inanışlara bile müsamaha göstermiş bir tarihi olan bir dini suçladığınızın umarım farkındasınızdır. İslam da insanlar İslam'a düşman oluncya kadar müslüman olmayana düşman olunmaz. Ayetleri yorumlamak ve kural çıkarmak??? Ayetlerin manası açıktır, bazı ayetlerde benzetmeler vardır bu da Kur'an ın her asra her asrın üzerinde bakan mucizenin sonucudur. İslam akait, hadis, fıkıh gibi bir çok disipline sahiptir ve yorumlar fevri değildir. Fıkıh disiplinini başka bir yerde bulamazsınız.

                  Hadis: 1 .    Hz. Muhammed'in söz ve davranışları.
                                     2 .    Bu söz ve davranışları inceleyen bilim

                   Akait: 1 .    Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve tapınma kurallarının tümü.
                                      2 .    Bu kuralları toplayan kitap.

                    Fıkıh: 1 .    Bir şeyi, gereği gibi, iyice anlayıp bilme.
                                      2 .   din b. (***)  İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana kaynaklardan yararlanarak konulmuş olan kuralların bütünü.

                                     Bu disiplinler İslam tarihiyle yaşıttır. Her yerde aynı şeyi söylüyorsunuz. Önce Din nedir ne değildir onu araştırın tavsiye ederim. Bu tavsiyeden sonra ikinci tavsiyemse, diğer başlıklarda yaptığınız gibi konuyu başlığın dışına taşımayın. Konumuz evrenin sonsuzluğu yada sonsuz kavramı değil.

                            Din:      1 .    Bir şeyi, gereği gibi, iyice anlayıp bilme.
                                                 2 .   din b. (***)  İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana kaynaklardan yararlanarak konulmuş olan kuralların bütünü.

                                                 3 .  mecazi  İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü


                                     Bunların dışında bir de İslam'ın kendi tarifi vardır, hayatın her anında geçerli kaideler bütünü. Dünya hayatı bir tarla ve bahçesi ahiret olduğu için din insanlara tarlayı nasıl işleyeceklerini öğretir. Hayatın her anından sorumlu olduğumuz için her anını eksiksiz olarak doldurur. "Başak dinler edinmeyin" den kasıt, başka yaşam tarzları edinmeyindir. Bir din genel olarak yaşam kaidesini belirler. Kaidenyle örtüşen çeşitlemeler olabilir bunun içinde tek tipçi değildir.
                                                                         
                                     
 
Logged

"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 205
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : 01 Mayıs 2006 - 09:20:46 »

peki evrimcilere göre ilk insan Adem midir?
evrim penceresinden bakınca ilk insan son insan diyede adlandırmak yanlış olur değil mi? zaten evrim sürekliliktir,
inanç değerlerini zorunlu olarak,bilimsel gibi görünen (bireysel etkilenimler sonucu) değerlere giydirmek yada dinle bilim hiç bir konuda çatışmıyoru ilan etmek için midir? bu çaba
yani  bilim diyorsa dinde bunun karşılığı olmalıdır eğer yoksa 'din bilimden yana öksüz kalacak!' korkusu mudur bu?
yok böyle değil ise neden  inanılmayan anandırılamayan bi düşüncedir evrim?
Logged
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #12 : 01 Mayıs 2006 - 21:52:17 »


Gözlemlerle sürekli olarak desteklenen bilimsel görüşler teori olarak kabul edilir, Büyük Patlama ve evrimin mekanizmaları birer teoridir; evrimin kendisi ise bilimsel bir GERÇEK. Bugün laboratuarlarda yapay seleksiyonla bakterilerin (hızlı bölündüklerinden dolayı) evrimi gözlenebilmektedir.

Sen oturduğun yerde non-lineer denklemleri hesaplarken bizler ve dünyanın 4 bir yanındaki bilim adamı hiçbir siyasi kaygı gütmeden, evrim teorisini ayakta tutma kaygısı içinde olmadan (ki buna gerek yok) rastlantısal meydana gelen mutasyonların etkileri anlayabilmek için kanserojen maddelerin içerisinde boğuşuyor, kanser olma riskiyle yaşıyor, gözlem yapıyor, sonuca varıyor, bilimsel gerçeklere varıyor, bilim yapıyoruz!

***

Önceki iletimde yeterince açık yazdığıma inanıyorum; ama ne yazık ki hala birkaç şahıs üzerinden yapılan bir genelleme var ortada.

Hala bilimsel bir teoriyi (hipotez diyelim fark etmez), felsefilerle, ideolojilerle bir tutuyoruz ve evrimin öjeniye zemin hazırladığını söyleyebiliyoruz. Evrim canlıların nasıl olduklarını, nasıl davrandıklarını, çeşitlendiklerini açıklıyor, ideolojiler ise toplumların nasıl olmaları gerektiği konusunda fikir öne sürüyorlar, birbirleriyle ne ilgisi var.

Doğal seleksiyon mekanizması doğaya en iyi adapte olan populasyonda kendi sıklığını, genetik varyasyonunu artırır diyerek bir olguyu açıklıyor; insanların çevresine hakim olabilmesi için diğer canlıları ezmesi, onlarla çatışması, böyle davranmaları gerektiğini söylemiyor ki???!!!

Hz. Ali’yi öldürenler nasıl ki Müslüman görüldükleri halde Müslüman niteliği taşımıyorlarsa ve bu İslam’ı ilgilendirmezse, bazı şahısların ırkçı düşünceleri de evrimi bağlamaz. Bilimi, evrimi siyasetine alet edenlerin ideolojilerinden dolayı bilimsel bir teoriyi nasıl eleştirebiliyoruz, bu nasıl bir mantıktır?

Evrimi temel alarak araştırmalarını sürdüren çok sayıda bilim adamını, insan ırkçı olmak zorundaymış gibi düşünüyorsunuz. Aksine, evrimi temel alarak, tüm canlılar ortak bir atadan geldiğinden dolayı aksine hiçbir canlının diğerinden üstünlüğü, ayrıcalığı yoktur, hepsi uzaktan ya da yakından birbirinin kardeşidirler diyen, söyleyen insanlar var, ben de bunlardan birisiyim.

Heackel darwinistmiş, öjenist olan William J. Tinkle da yaratılışçı ne olacak şimdi, nasıl böyle bir genelleme yapabiliyorsunuz?

Bu ırkçı insanların yaptıkları tekrar ediyorum kendi ırklarının (Hitlerin Germen ırkını üstün görmesi gibi) üstünlüğünü, dünyaya hâkimiyetini sağlayabilmek için insan düzeyinde yapılmış ıslah çalışmalardır, insanın daha hızlı evrimleşmesi için değil ve genetik temeli vardır, genetik yasalarını kullanmıştır ne olacak şimdi genetik yasaları red mi edelim?

Bu yapılan insanlığa yakışmayacak davranışlar tabi ki yanlıştır ve bunları savunmuyoruz, evrim mekanizmalarının canlıların çeşitlenmesini açıklayan en iyi teori olduğunu savunan insanları sırf evrimi karalamak ve evrime olan önyargımızdan dolayı ırkçı görmek, genelleme yapmak ne kadar doğru?

Tekrar ve tekrar ediyorum, materyalist ve ateist dünya görüşüne sahip insanların evrime inanması, evrimi kabul eden her insanın ateist olması, dinlere karşı olması gerektiği sonucunu nasıl çıkartabiliyorsunuz? Evrimi bilimsel gerçek olarak kabul ediyorum ve dindarım da (beni tanıyan bilir), ne olacak şimdi?

***

Gelelim evrenin sonsuzluğuna… Bahsettiğin kapalı sistem (Küre şeklinde Riemann modeli evren) bizim evrenimiz için geçerlidir, ömrü ve enerjisi sonludur; ama bunun tersine Lobatçevski evren modellerinde sistem sonsuzdur, sonsuzdan gelir ve sonsuza gider. Hyper Uzay’ı enerjinin bitmediği, tersine sürekli üretildiği, yasaları bizim evrenimizin yasalarından çok çok farklı uzay modeli olarak düşünebiliriz.

Başlangıcı olmayan tek varlık Allah demişsin. Peki, evrenler, hiçbir şey yok iken, yaratım olmamışken Allah ne yapıyordu, neyi bekliyordu?

***

Rastlantı olayına gelelim (konuyla direkt ilgili değil; ama mecburen…).
Bırakalım türler arası geçişi, insan ırklarının oluşumundan bahsedelim.
Her insan ırkı birbirinden farklı özellikler gösteriyor mu? Gösteriyor.
Peki, bu farklılıklar, yeni karakterler nasıl ortaya çıktı? Yararlı ve nötr mutasyonlarla…
Peki, bu mutasyonlar nasıl meydana geliyor? Örneğin, DNA eşlenirken Adenin bazı ekleyeceğine Guanin bazı ekliyor ya da daha farklı bir mutasyon meydana gelmiş olabilir. Bunun gerçekleşmesi nedir? Rastlantısaldır.
Bilim neden Adenin yerine rastlantısal olarak guanin gelmiştir sorusunu sormaz, bununla ilgilenmez, olayın sonucuna bakar.

Felsefi ya da dini açıdan buna bakarak gizli bir iradenin, kaderin, hikmetin varlığından bahsedebilirsin; ama bunu bilimin içine sokamazsın, bu inanç olarak kalır. Tekrarlıyorum bilim bununla ilgilenmez. Bilim, üstün bir varlık, irade X özelliğinin açığa çıkması için Adenin yerine Guanin geçmesine nenen oldu gibi bir sonuç çıkartmaz. Lütfen bu çizgiye dikkat edelim.

Umarım daha da açık olabilmişimdir.
« Son Düzenleme: 01 Mayıs 2006 - 21:59:03 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç » Logged

AHHA!
Global Moderator
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 379
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #13 : 01 Mayıs 2006 - 23:33:54 »


Alıntı sahibi: Birgül  Çelebi
peki evrimcilere göre ilk insan Adem midir? evrim penceresinden bakınca ilk insan son insan diyede adlandırmak yanlış olur değil mi? zaten evrim sürekliliktir

Birgül abla cevabı zaten vermişsin. Evrim sürekliliktir ve bu yüzden ilk insan kavramından bahsetmek pek doğru değil gibi geliyor bana. Bir de bulunan insan benzeri canlıların fosillerinin tarihleriyle (milyon yıllar), Adem'e geleneksel dini kaynaklarda biçilen tarih (en fazla 25 bin yıl önce) arasında çok büyük fark var. Adem büyük ihtimalle Homo sapiens'ti (günümüz insanı Homo sapiens sapiens).

"Evrimcilere" göre değil de (evrim bir inanç değildir), "evrim bilimciler" dini metinlerin ne anlattığıyla açıkçası ilgilenmiyor, orada anlatılanları doğrulamaya çalışmıyorlar, sadece bulgulara bakıyorlar ve bilimsel kriterler içinde değerlendiriyorlar.

Dindar bir insanın bu noktada yapacağı şey ise bilimin bulgularının binlerce yıl önce sembollerle, misallerle, mecazlarla nasıl anlatıldığını bulmak olmalıdır.

Yozlaşmamış dini metinler ile bilim arasında asla çatışma olmamalı. Eğer bir çatışma var ise bunun nedeni din değil, dini anlatımlara yapılan genel kabul görmüş, yaygınlaşmış kişisel yorumlardır.

"Evrimin" inandırılamamasını ise sorgulanması yasaklanan genel kabullere olan bağlılığın neden olduğunu düşünüyorum.
« Son Düzenleme: 01 Mayıs 2006 - 23:39:49 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç » Logged

AHHA!
Uzman Üye
*****
Offline Offline
Mesaj Sayısı: 302
Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #14 : 02 Mayıs 2006 - 05:09:23 »

                          İlk olarak buradan başlayalım.
Halim:
Alıntı
Başlangıcı olmayan tek varlık Allah demişsin. Peki, evrenler, hiçbir şey yok iken, yaratım olmamışken Allah ne yapıyordu, neyi bekliyordu?

                            İnsan  gibi düşünen tanrı sanısından, Allah' gibi düşünen" insan" 'a..... Beklemek, zaman içerir, benim yaklaşımlarıma O'nun katında zaman yok diyenler , ki öyledir bende aksini iddia etmiyorum, şimdi neden zamandan bahsediyor. Bu açık bir demogoji örneği. O tek mutlak varlık sahibidir ve hiç bir şey yokken sadece O vardı. Hiper uzayıda evrenleride O yarattı. İlk yaratığı da Nur_i Muhammedi' idi. Sonra O'nun Hürmetine Alemler'i yarattı. Hiper uzay Arş'ın yanında bir hiç. Hangi sonsuzluktan bahsediyorsunuz. Kaldı ki -jm kütleli takyonlar anti maddenin sanal halidir, birde maddenin sanalı jm kütleli parçacıklar olması lazım ki bu parçaçıklar bir birlerini itmez çekerler. m, -m, jm, -jm kütlelerinin birlikte bulunduğu ortamsa kapalıdır. Kapalı ortamlar sosnsuzdan beri var olmaz kaldı ki kütlelerin davranışlarını belirleyen, uzayı bükmelerinin sebebi, zaman boyutudur. Zamanın olmadığı yerde mekan zaten olamaz. Aldatmaca sorularla bir yere varamazsınız. Frekanslar evreninden bahsederken frekans tanımının zamana bağlı olduğunu görememek... Birimi [1/s] Ezeli ve Ebedi Olan yanlız ALLAH'tır, hiper uzay yada bir başkası değil.
                             Halim:
                           
Alıntı
Gözlemlerle sürekli olarak desteklenen bilimsel görüşler teori olarak kabul edilir, Büyük Patlama ve evrimin mekanizmaları birer teoridir; evrimin kendisi ise bilimsel bir GERÇEK. Bugün laboratuarlarda yapay seleksiyonla bakterilerin (hızlı bölündüklerinden dolayı) evrimi gözlenebilmektedir.
                    Teori; bir kılgıyı (pratikte var olanı) en az bir yönüyle açıklayan, ancak gözlemsel olarak ispat edilememiş olandır. Big bang'i teori yapan gözlemlenemiyor olmasıdır. Tekrarlayamadığınız için  teoridir. Teoriden beklenen özel sonuçlarını doğrulamasıdır. Özel sonuçlar teorinin bizzat kendisinde vardır, kendisinden kaynaklanır. Eğer bigbang var ise mikro dalga fon ışımasıda olmalıdır. Evet mikro dalga fon ışıması tesbit edilmiştir. Bu teoriyi kanunlaştırmaz, sadece güçlendirir. Evrim gerçek değildir. Mekanizmalarıyla birlikte bir bütündür ve özel sonuçları bile ispatlanamamıştır.
                      Bir başka teori, metal-metal bağlar teorisi. Metallarin valans elektronlarının serbest halde bulunduğu, ve atom çekirdekleri arasında elektron bulutları oluştuğu, bu sayede metal atomlarının arasında bir çekim gücü olduğunu iddia eder. Genel kabul görmüştür çünkü, elektrik iletkenliğini, yüksek ısı iletkenliğini, plastik şekildeğiştirme kabiliyetini ve parlaklıklarını açıklar. Elektronlar gözlemlenemediği için teoridir. Evrim mekanizmalarıyla birlikte teori olabilir. Ne mekanizmaları ne de kendisi henüz açıklayabilmiş değildir canlı çeşitliliğini. Her ortamda yaşayabilen bakterilerden sonraki çeşitlenmeyi evrim ile açıkl