Anasayfa
|
Forum
|
Bilimler
|
Arşiv Tarama
|
GenKalem
|
Destek
|
Site Haritası
|
Linkler
|
RSS
|
Reklam
|
Arkadaşını Davet Et
|
İletişim
Anasayfa
Bilimler
Forum
Haberler
Galeri
GenKampüs
Kitaplar
e-dükk@n
Destek
İletişim
Anasayfa
Forum
Üye Ol
Şifre Hatırlat
_MYPMS_PROFILE_POPUP_ALERT
_MYPMS_POPUP_CNT
_INBOX
_MYPMS_CLOSE
GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi
|
Katagoriler
|
Evrim
(Moderatör:
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
) | Konu:
Evrim Kutsal Değerlere Müdahale mi?
Sayfa:
1
2
[
3
]
4
5
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Gönderen
Konu: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale mi? (Okunma Sayısı 4982 defa)
0 Üye ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
raif bostan
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 344
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #30 :
04 Mayıs 2006 - 20:09:24 »
bakın arkadaşlare bu tartışma ortamnın saçma olduğunu belirteyim hepimiz allaha inanıyoruz dolayısıyla allahın herşeye kadir olduğunada inanıyoruz o zaman allah evreni evrimlede yaratabilir ayrı ayrı bir şekilde canlıları teşkil etmek süretiylede bunu cevabını bence genlerin gizeminin çözümü cevaplayacağı kanısındayım saygılar
Logged
İhsan Esentürk
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 302
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #31 :
05 Mayıs 2006 - 11:43:12 »
“Vet” değil, “Vel”... Vel'i tartışıyoruk.
Herkes dilediği gibi inanmakta özgürdür. Benim eleştirdiğim nokta inançlarınız değil,
inançlarınızı eklemledikleriniz. Ayetler üzerinde fevri yorumlarla “evrime” delil aramanız.
Bilimsellik arkasına sığınmanız. Tekrar söylüyorum, canlıların, sistem ve alt sistemlerinin fiziksel
gerçekliğini, bir kenara bırakıp, “bilimsel” olduğunu iddia ettiği her şey “kurgu”dan ibarettir.
Evrime inanmak, ya da inanmamak kişinin tercihidir. Bilimsel dediğiniz her yerde, İslam da vardır
dediğiniz her yerde biz karşınızda olacağız. Kendi açıklamalarınla, koyu bir nedensel bakışa sahip
olduğunu söylemişsin, bu zaten öngörülebilen bir şeydi. Her şeyi sebeplere bağlamaya
çalışabilirsiniz artık “rastlantılar” ne kadar sebepse.
Evrim bir felsefenin sonucudur, bilimsel bir tetkikin değil. Darwin'in nitel
gözlemleri, bilim için referans değildir. Nitel gözlem nicele ulaşmak için yapılır. Akışkanlar
mekaniğinden örnek vermeye devam edelim, sıvı akışkanın türbülansa geçtiği noktayı tesbit etmek
için, sıvı içerisine boya püskürtülür, boya dalgalanmaya başladığı anda türbülans oluşmaya
başlamıştır. Evet bu nitel bir gözlemdir ancak bunun yanında nicel büyüklerde ölçülüyordur. Kaldı
ki Darwin'in kendi belirttiği, sakıncalar ortada dururken “evrim” i bilimsel bir gerçekmiş gibi
sunmaya çalışmayın. Tekrar etmekte yarar görüyorum, “Sonsuz evren modeli” nasıl bir felsefenin
ürünü iken bilimin içine çekilmiş ise, “evrim” de aynı şekilde bilimin içerisine çekilmiştir.
Evrimin bilimselliğine deliliniz, üzerine çokça makale yazılması mı? Peki neden
Bigbang çokça makaleye gerek kalmadan kabul ediliyor da “evrim” kabul edilmiyor. Sakın bir
yerlerde bir eksik olmasın? “Bilimsel” olmasını bazı çevrelerce sıkça ve koyu bir bağlanmışlıkla
savunulması mı? Peki hangi suyla dönüyor a “bilimsel” yayınların çarkı. Kimler var arkasında?
Avrupa kültürüne değindim, ancak Hristiyanlığın yapısına değinmedim. İkisi
etkileşimli fakat farklı şeyler. Hristiyanlık Avrupa'yı şekillendirdiği kadar , Avrupa da Hristiyanlık
'ı şekillendirmiştir. Batı doğudan aldığı hiçbir bilgi, sistem, ve kurumu aslıyla kendisine
aktarmamıştır. Bu normal bir durumdur. Batı kültürünün, materyalizm ile olan bağı yeni değildir,
Yunan mitolojisine kadar dayanmaktadır. Bu gün üzerinde araştırma yapan bir çok kişinin kabul
ettiği gibi, Fransız İhtilali kilisenin şahsında dine ve kutsala başkaldırıdır. İhtilalden sonra Fransa
kralı idam edildiğinde kalabalıktan, “Molay intikamın alındı!” sesleri yükseliyordu. Jack de Molay
13. yy da Fransa Kralı tarafından idam edilen en yüksek dereceli “tapınak şövalyesi” 'idi. En son
ritüeli de o yönetmişti. Skolastik düşüncenin getirdiği büyük baskının yanında, Aydınlanma
hareketlerinin getirdiği, eski inançlara geri dönüş, ve bunun yanında “Tapınak şövalyelerine” kadar
uzanan hakim zümre etkiside görülür. Demokrasi tarihine baktığınızda ilk “halk” tanımının sadece
“burjuva” veya “toprak sahipleri- derebeyi” den oluşan “soylu sınıfın” olduğunu görürsünüz. Bu bir
rastlantı değildir. Bilimde ilerleyen bir kişinin, Hristiyanlıktan uzaklaştığı doğrudur, ancak evrimin
savunulma sebebi bu değildir. Evrim zaten hakim olan, materyalist felsefeye dayanak noktası
oluşturmuş en büyük açmazına “çare” olmuştur. Onun içindir ki, Marks Das Kapital'in Orijinal
Almanca baskısını Darwin 'e ithaf eder. Nasıl “sonsuz evren modeli” gibi mantık ve bilim
temelinden yoksun bir görüş, geniş kabul bulmuş ise, evrim de aynı sebeplerle geniş yankı
bulmuştur. Hümanizm, Materyalizm, Pozitivizm etkisiyle şekillenen “Modern Dünya” 'yı Gogal “
dinsiz -insan merkeziyetçiliği” diye tarif eder. Bu tarif üzerinde durup bugünün kurumlarına
baktığımızda din'e ait alanın insan eliyle doldurulmaya çalışıldığı görülür. Etik kurullar bunun bir
göstergesidir. Din'in insanları “güzel ahlaka” daveti, ve etik davranmadığında karşılaşacağı durumu
öğütlemesi, “Hümanizm” çerçevesinde dinin yerine ikame etmek için “etik kurullara” bırakır. İşte
bu ortamda “evrim” hakim sistemin temel taşı olduğu için savunulur ve ispatlanmaya çalışılır.
Kusura bakmayın ama bugünün bilimi siyasetten uzak değildir. Geniş manada bakarsak hiçbir
dönemde siyasetten bağımsız bilim çalışması yürütülmez. Gerek devletlerin temel felsefelerinin
eğitim sistemlerini şekillendirmesi, gerekse bilimsel çalışmaların finansmanının ihtiyaçlara göre
şekillenmesi bu sonucu doğurur. Bugün “evrim” i ispatlamaya yönelik çalışmalara büyük bütçeler
ayrılmasında sistemin temel yaklaşımı etkilidir. ABD eyalet mahkemesinin “Akıllı Tasarım
Teorisi” için gerekçesi bu görüşü doğrular niteliktedir. (Modern Ruhbanlar )
Bir de Hristiyanlığın, insanlara doyurucu cevaplar verememesi var. Bakın
Hristiyanken Müslüman olanlar hangi sebepleri gösteriyorlar. Papazlardan alamadığımız cevabı
sade bir Müslümandan alabildiklerini söylüyorlar. Bir diğer durum ise “pagan” kültürden fazlasıyla
etkilenmiş olmasıdır. Mevcut yapısı sorulara cevap veremediğinde insanlar farklı arayışlara
kayıyorlar haliyle. Bunlar benim tahminlerim değil, Hristiyan bir yazarın, insanların ateizme
yönelişini ve sonra geri dönüşlerini incelediği hikayelerindeki tespitler.
Bugün, Avrupa'da yeniden “pagan” kültüre yönelişte var. Alev Alatlı'nın
sitesindeki (
www.alevalatli.com
) yazılarından bulabilirsiniz. İlk çağ Avrupa'sının inanışlarını tetkik
eden ve bu inanışları yaşamaya çalışan insanların kurduğu kulüpler derneklerin üye sayılarıda
giderek artmakta. Şimdi aynı yaklaşımla, bu insanların “gerçeği” bulduklarını mı söyleyeceğiz?
Eğer “evrimi” savunan çevreler o dönemde “gerçeği buldukları için” Hristiyanlıktan
uzaklaşmışlarsa, bugün pagan kültürünü seçenlerde aynı gerekçeyle Hristiyanlıktan
uzaklaşmışlardır.
Batı pozitivizme o kadar çok alıştı ki Fuzi mantığı kavrayamayacak hale geldi.
Alev Alatlı Türk insanının koyu pozitivizmi hiç yaşamadığını ve fuzi mantığı kavramakta
zorlanmayacağını söylüyor. Fuzi mantık siyah/beyaz zıtlığında bakmak yerine gri bir bakış açısı
getiriyor. Kuantum fiziğinde “belirsizlik” ilkesiyle ortaya çıkan fuzi mantığı Bohr, “Bir konu
hakkında ne kadar bilgi sahibi olursak olalım yine de kesin konuşamayız” diyerek tarifliyor. Bende
aynı mantıkla bakıp bu en iyi ihtimalle belirsizliktir dediğimde, siyah/beyaz bakmaya alışmış
olanlar yadırgıyor. Hz Adem ve Havva tüm insanların genetik bilgisini taşıyabilir dediğimde
gülenlere sesleniyorum, bütün genlerin işlevini biliyor musunuz ki? Olamaz diyorsunuz. Bir aslan
sürüsü bir vadide sıkışıyor ve sürekli bir birleriyle çiftleşmek zorunda kaldıkları için, güçsüz sıska
bir aslan sürüsü ortaya çıkıyor. Şimdi bu “zararlı” mutasyonların etkisiyle mi gerçekleşiyor? Peki
farklı bölgelerdeki, aslanlar çiftleştiklerin de neden azalma görülmüyor aksine türde gelişme
oluyor.? Doğal seçilim vadide devre dışı kaldığı için mi? Hem de yiyeceğinde kıtlaştığı bir yerde.
Doğal seçilim evrimleştirici bir mekanizma mı? Nasıl evrimleştiriyor? 30000 genin yarısı kaç farklı
şekilde kombine olabilir. Eş baskın genler varsa ve bunlar çevre şartlarına göre baskınlık
gösteriyorsa o zaman ırklar evrimin sonucu mu olur yoksa var olan mekanizmanın işlerlik
kazanması sonucu mu? İşte bu soruları cevaplayamadan, kesin konuşmak baştan kabüllenmenin
sonucudur. Kaldı ki, itirazını anlayabilmiş değilim. Mutasyonlar olmasa da bireyler arasında genetik
farklar oluşur. Sanki çok yoğun mutasyon yaşıyormuşuz gibi bir söylem içerisindesiniz. Kaç
mutasyon eşey hücrelerinde gerçekleşiyor ve ayıklanmıyor. DNA 'nın kendini eşlemesi nasıl
gerçekleşiyor? DNA da eşleme sırasında görülen hataları düzelten bir mekanizma yok mu?
Peki eşey hücrelerinde bu şartlarda kaç mutasyon görülüyor. Eğer o kadar sık mutasyon geçiriyorsa
canlılar, insandan daha kısa hayat süren canlılar neden binlerce yıl hiç değişmeden kalabiliyor?
Mesela hamam böcekleri. Şimdi hamam böcekleri daha az mutasyona uğruyor demezsiniz umarım.
Değişmeden kaldıkları süre çok uzun. Sizin çizdiğiniz tabloya göre bu canlılar çok hızlı
değişmeliler.
Rusya'da Stalin döneminde evrimci “bilim adamları” buğdayı “evrimleştirmek”
için, soğuk hava depolarında sakladılar tohumları. Bu tohumlar soğuk hava deposunda bozulduğu
için, kıtlık yaşandı. Kıtlığın sebebini evrimci “bilim adamları” 'nın çalışmaları sonucu oluştuğunu
savunan bilim adamları idam edilirken, başarısızlığın sebebi bulunmuştu. Serçeler! Devlet
desteğiyle serçe başına ödül konularak, serçe avı başlatıldı. Ertesi yıl tekrar kıtlık yaşandı. Bu sefer
de çekirgeler ve zararlı böcekler sardı ortalığı. Evrimci “bilim adamları” 'nın “bilimsel” çalışmaları
nedeniyle insanlar peş peşe kıtlıkları yaşadı. Bu olay iki açıdan önemlidir. “Evrim” düşüncesinin
insanı kendinden ne kadar uzaklaştırdığını göstermesi açısından ve ne kadar “Hak” olduğunu
göstermesi açısından.
Şimdi tekrar aynı yere gelelim. Allah kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu sorusu,
maksatlı bir sorudur ve göz bağcılığından başka bir şey değildir. Şimdi aynı soruyu ben sana
soruyorum. Senin cevabın ne? Ne yapıyordu sorusu zaman içerir. Zamanı bir başlangıcı varsa ki
vardır, o zaman kainatında bir başlangıcı vardır. Frekanslar evreni bunu gerektirir çünkü. Frekans
[1/s] , bir birim zaman diliminde dalganın tepe noktalarının sayısı. [1/s] Hz olarak isimlendirilir.
Alternatif elektrik akımında kullanılan 50 Hz Akımın bir saniyede 50 kez tepe yaptığını gösterir.
Sinüsodial karakterlidir tüm dalgalar ve frekans zaman bağlı bir niceliktir. O zaman kainat
sonsuzdan beri değil, belirli bir zamandan beri vardır.
Konuyla bağlantılı bir hadis i nakledelim.
Resulullah Cebrail (a.s) 'a yaşını sorduğunda, “her 70 bin yılda bir nur doğar ve O nur, tüm
alemleri, nur'a boğar (gark eder), ben O nuru 70 bin defa gördüm” cevabını alır. Bunun üzerine
Resulullah “işte O nur benim nurumdur” buyurur. Buradaki “yıl” hangi zaman dilimine tekabül
ediyor bilemeyeceğim, ancak şurası muhakkak ki, tüm kainatın bir başlangıcı vardır ve ilk yaratılan
Nur'i Muhammedi'dir. Bu benim görüşüm değil, İslam'ın görüşü.
“İslam Medeniyetinde Evrim Düşüncesi” başlığında da aynı örneği verdim. Şimdi
burada açabiliriz. Allah'ın Resul'ü miraçtan dönmüş, müşriklere tebliğ etmişti, henüz, Allah'ın
resul'ü ile miraçtan sonra konuşmamış olan Hz Ebu Bekr 'e müşrikler rencide etmek için,
“Muhammed göğe yükseldiğini, Mescid-i Aksa'yı görüğünü söylüyor” sen ne dersin?”dediklerinde,
O “ Allah'ın Resul'ü söylüyorsa vallahi doğrudur” diyordu. İşte o Hz Ebu Bekr için Allah'ın Resul'ü
de “ Tüm inananların imanını bir kefeye, Ebu Bekr'in imanını bir kefeye koysanız vallahi O'nun
imanı ağır basar” diyordu. Bize asıl sizin yaptığınız “Allah'ı insan gibi düşünmek” diyenlere, biz
Allah Resul'ünün övdükleri gibi iman etme gayreti içindeyiz.
Said Nursi 'nin cehennem gibi büyük bir cezanın neden var olduğuna dair
açıklamalarını okuma imkanı bulursanız, evrimin neden kutsala müdahale olduğunu da anlarsınız.
Abdurrahman Dilipak referans değildir. Bilgili olmak başka alim olmak başka şey.
Ben bir İmam Gazali den, ya da bir Abdul Kadir Gaylani den ya da onlara eş değer bir alimin
sözlerinden bekliyordum. Abdurrahman Dilipak'ın görüşü kedisini bağlar, İslam'ı ya da “geleneksel
İslam'ı” değil.
Hazır tarihe girmişken, “evrim” düşüncesiyle şekillenmiş, bir tarihin geçmişte
yaşamış insanlara nasıl iftira ettiğine bakalım.
• Bilinen en eski müzik aleti, Libya'nın Haua Fteah yöresinde bulunan ve 70000- 80000 yıllık
olduğu tahmin edilen, kuş kemiğinden yapılmış flüttür. Neanderdal ırkından bir insan
tarafından yapılmış olan bu flüt batı müziğinin temel ölçüsü olan 7 nota ölçüsünün
kullanıldığını göstermektedir.
• Almanya'nın Shcöningen şehrinde 1995 yılında, Alman arkeolog Hartmunt Thieme
tarafından ahşap kalıntılar bulundu, bu kalıntılar, ağırlık merkezi, uç kısmından toplam
boyunun 1/3 ünde yer alacak şekilde yapılmış mızraklardı ve bu mızrakların yaşı 400 000
yıldı. Evrimcilere göre ise sistematik avlanma modern insanla başlamış ve 40 000 yıl
önceydi. Daha önce bulunan Claton ve Leringen mızrakları göz ardı edilmiş ve bunların
sadece yeri kazmakta kullanılan sopalar olduğu ileri sürülmüştü. Shcöringen mızraklarının
her biri yaklaşık 30 yaşındaki ladin ağaçlarından seçilmiş ve mızrağın uç kısmı ağacın en
sert bölgesi olan kök kısmından yapılmıştı. Planlama, hesaplama, aşamalı düşünebilme
gerektiren bu mızraklar, evrimcilerin “ilkel” insan dedikleri canlılar tarafından yapılmıştı.
Sadece evrime destek çıkmak için en az bizim kadar zeki insanlara “ilkel” demek hangi
erdemle izah edilebilir. Bu açık bir iftiradır.
• Kitapta verilen bir başka örnek de şöyledir: Arjantin, Miramar'da arkeolog
Carlos, Ameghino Pliosen dönemine ait bozulmamış 3 milyon yıllık
oluşumlarda bola taşları bulmuştur. Aynı katmanda, artık Güney Amerika'da
soyu tükenmiş bir Güney Amerika memelisi kemiği bulmuştur. Bu kemiğin
içine gömülü durumda bir çakmak taşı ok ucu da vardı. Daha sonra
bir başka araştırmacı aynı oluşumun içinde bir insan çenesi parçası buldu.
Oysa Darwinistlere göre, bola taşları ve ok uçları yapabilen insanlar ancak
100-150 bin yıl önce ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla, 3 milyon yıl öncesine ait
bola taşları, bu taşların içinde bulunan kemikler ve ok ucu evrimciler
için açıklanması mümkün olmayan bulgulardır.
Ve bu durum evrim teorisinin bilimsel bulgularla çeliştiğini
bir kez daha göstermektedir.
Gerçekleri saptırarak hikayeler üretmek, aslında
bazı evrimciler tarafından da bizzat eleştirilen bir durumdur. Hatta
bu yaklaşımın bir de ismi vardır: "İşte öylesine hikayeler." Bu isim
evrimci paleontolog Stephen Jay Gould'un, İngiliz öykü yazarı ve
şair Rudyard Kipling (1865-1936) tarafından 1902 yılında yayınlanan
aynı isimli kitaba atfen yaptığı eleştiriden gelmektedir. Kipling,
çocuklara yönelik hikayelerini derlediği bu kitabında; canlıların çeşitli
organlarını nasıl kazanmış olabileceğine dair hayal gücüne dayalı
gelişimsel masallar anlatmıştı. Örneğin Kipling, filin hortumunu
anlattığı hikayesinde şunları yazıyordu:
Günün birinde bir yavru fil annesinin gerektiği kadar yakınında durmuyordu.
Nehrin parlak sularını gördü ve meraklı bir şekilde kıyıya
yanaştı incelemeye koyuldu. Suyun yüzeyinde çıkıntı yapan bir tümsek
vardı ve bunun ne olduğunu merak eden fil yavrusu daha yakından
bakmak için suya doğru eğildi. Birdenbire o tümsek yukarı fırladı
ve küçük filin burnunu yakaladı. [Bu, bir timsahtı]… Sonra filin
yavrusu kalçasının üzerine oturdu ve kendisini geri itmeye başladı, itti, itti ve burnu giderek
uzamaya başladı. Ve timsah çırpınarak kıyıya
doğru çekildi ve kuyruğunun darbeleriyle suyu krema gibi beyaz
yaptı; timsah da [filin burnunu] çekti, çekti ve çekmeye devam etti.
Gould da bazı evrimci bilim adamlarını, literatürü yukarıdaki
bu hikayeyle büyük paralellikler gösteren ve hiçbir şeyin kanıtı olmayan
"işte öylesine hikayeler"le doldurmakla eleştirmiştir.
Bu bilim dışı anlayışı Gould şöyle ifade eder:
Bilim adamları bu masalların hikaye olduğunu bilirler; maalesef, bunlar
profesyonel literatürde fazlasıyla ciddi ve gerçekçi gibi alınırlar.
Daha sonra bunlar [bilimsel] 'gerçekler' haline dönüşür, popüler literatüre
girerler.
Gould ayrıca, bu hikayelerin hiçbir şeyin kanıtı olmadığını şu
sözleriyle belirtmiştir:
Evrimsel doğa tarihinin 'işte-öylesine hikayeler' geleneğindeki bu masallar,
hiçbir şeyin kanıtı değildirler. Ancak bunların oluşturduğu
ağırlık ve benzer birçok durum benim kademeli gelişim fikrine (gradualism)
olan inancımı uzun bir süre önce öldürdü. Daha yaratıcı zihinler
bunları hala idare edebilir, ancak sadece becerikli spekülasyonla
kurtarılmış kavramlar bana fazla bir şey ifade etmiyor.
Darwinizm'in en etkili eleştirmenlerinden
Phillip Johnson “aklın evrimi” konusunda şunları yazar:
Aklın ürünü olan bir teori, teoriyi üreten aklı
uygun bir şekilde asla açıklayamaz. Mutlak
doğruyu keşfeden üstün bilimsel aklın hikayesi
ancak ve ancak aklı verilmiş bir yetenek
olarak kabul ederseniz tatmin edicidir. Aklı kendi icatlarının bir ürünü
olarak açıklamaya çalıştığımız anda, çıkışı olmayan aynalı bir koridora
girmişizdir.
Kaynak “Tarihi bir yalan: Kabataş devri” HY.
Daha sonra ayrıntılandırmak üzere burada, “Üstün ırk ve Batı” konusuna da
değinelim, İspanyollar Amerika kıtasının yerlilerine ait zenginliği yağmalamak için, onların “aşağı
ırk” olduğunu savunuyorlardı. Kilisenin tüm karşı çıkışlarına aldırmadan yağmaladılar.
Sömürgeleştirme için yeni sebep ise “Evrim teorisi” dayanak oluyordu. Darwin'in İngiltere Kralına
yazdığı mektupta kullandığı ifadeler manidardır. Bugün Batı aynı yaklaşımla “Oryantalizm” i
oluşturmuştur. Doğu toplumlarını, bir Newton'a bir Dekart'a sahip olmamakla suçlar, ve “kendi
kendini yönetemeyen topluluklar” olarak görür. Sömürge faaliyetleri alabildiğine sürerken, Batı
aydınıda fikri destek sağlamaya çalışıyordu. Aynı dönemde Osmanlı Veziri, tüm halkların kardeş
olduğunu, çıkarlar çatışsa da yer yüzünün, halkların ortak evi olduğunu söylüyordu. Osmanlı'ya
hakim olan inanışla Batı'ya hakim olan inanışa bakınız, söylemler arasındaki farkın sebebini bulmuş
olursunuz.
Açıkça görülüyor ki “evrim” düşüncesi “bilimsel” olmaktan son derece uzak,
siyasi ve psikolojik sebeplerle ayakta kalmaya çalışan bir felsefi yaklaşımdır. Hiçbir bilimsel
bulguyla örtüşemeyen, Hiçbir bilim dalında objektif açıklamalar bulamayan, evrimin
bilimselliğinden yalnızca evrime inanalar bahsedecek, inanmayanlarda gayet rahat bilimsel
bulgularla bilimsel olmadığını söyleyecek. Bu yaklaşım hem insanın “insanlık onuruna” hem de
“kutsala” müdahaledir.
«
Son Düzenleme: 05 Mayıs 2006 - 12:40:35 Gönderen: İhsan Esentürk
»
Logged
"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
İhsan Esentürk
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 302
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #32 :
05 Mayıs 2006 - 12:33:35 »
Şimdi gelelim bugünkü cevaplara;
"Miraç" ne imiş nasıl gerçekleşmiş, bir söylede biz de bilelim. Kur'an ı atlamışsın bu arada...
Ne güzel de uyduruyorsunuz. Hemen benzetme oldu değil mi? Peki Hz Nuh gemi inşa etmeyi nerden biliyordu? O'na öğreten kimdi? Bu bir müdahale değil mi? Yoksa "tufan" da mı benzetme idi. Peki Hz Musa ve Hz Hızır'ın buluşmasına ve Hz Hzır'ın varlığına ne diyeceksiniz? O da benzetmedir kesin. "Kur'an apaçık bir kitaptır." Her şeyi benzetmelerle vermez. Alah kullarım bilmece çözsün diye göndermedi O'nu. Okusunlar rehber edinsinler diye gönderdi. İşinize gelmediğinde "yanlış çevirmişler" işinize gelmediğinde "benzetme, teşbih".
Halim:
Alıntı
Kur'an'ın ve Tasavvuf'un semboller, mecazler üzerine kurulu olduğunu burada tartışacak değilim.
İbrahim'in ateşte yanmamasının ve diğer MİSALlerin ne demek olduklarını ehli iyi bilir.
Sen de İbrahim (Hanîf) ol ki, içindeki ateş (AŞK) dışındaki ateşi (dünyalık şartlanmalarını) söndürsün, yok etsin.
Kur'an ayetleriyle bir açıklayı ver ne olur, nasıl bu anlamı çıkarttığını.
Diğer cevapların spekülasyondan ibaret. Ben diyoruımki gerekçesidir, sonucu değil. Gerekçeler kendinden sonrakileri bağlamaz. Doğal seçilimle hiç bir alak kurmadım tekrar söylüyorum. Dopal seçilimle alaka kursaydım, gerekçeleri değil sonuçları üzerinden yorum yapardım. Kaldiki, Hayat mücadelesi ve çatışnma fikri materyalist felsefenin ürünüdür. Zira hayvanlar israf etmez.
Hitler konusuna daha sonra açıklık getireceğim. Araştırma imkanların henüz genişlemiş değil, sıkıntılar devam etmekte.
2005 yılında, Dmanisi, Gürcistan'da bulunan bir fosil, insanlık tarihinin evrimi senaryosunun gerçekleri yansıtmadığını bir kez daha ortaya koydu. Evrimcilerin bilim dışı iddialarına göre ilk insanlar, bencil ve hayvani bir yaşam sürüyorlardı. Aile yaşamları veya toplumsal düzenleri yoktu. Arkeolog David Lordkipanidze tarafından bulunan, yaşlı bir insana ait kafatası fosili, bu iddiaların doğru olmadığını gösterdi.
Bulunan fosil, yaşlı bir insana aitti ve tek bir dişi dışında hiçbir dişi yoktu. Bilim adamları bu insanın tek hastalığının dişlerinin eksikliği olmadığını, başka hastalıkları da olduğunu düşünmektedir. Bu insanın dişlerini kaybetmiş olmasına ve hastalıklarına rağmen, ileri yaşa kadar hayatını sürdürmesi, yaşadığı toplumda kendisine bakıldığını, ilgi gösterildiğini kanıtlayan önemli bir bilgidir. Fosili bulan arkeolog Lordkipanidze de konuyla ilgili şunları söylemektedir:
"Bu kişinin hasta bir birey olduğu açıktır. Bunun, hasta kişilerin toplumun diğer üyeleri tarafından bakıldığını gösteren önemli bir örnek olduğunu düşünüyoruz." (Discover Special Issue, Vol. 27, No 1, s. 28)
Orta Fransa'da bulunan Lascaux Mağaralarındaki ünlü duvar resimlerinde tarih öncesine ait (gece) gökyüzü haritası keşfedildi. 16.500 yıllık tarihe sahip olduğu tahmin edilen harita, günümüzde Yaz Üçgeni (summer triangle) olarak bilinen üç parlak yıldızı gösteriyor. Lascaux çizimleri arasında ayrıca, Pleidas yıldız kümesinin de haritası bulundu... 1940'larda keşfedilen duvarlar atalarımızın sanatsal kabiliyetini gösteriyordu. Ancak bugün artık söz konusu çizimlerin, onların bilimsel bilgi seviyesini de gösterdiği anlaşılmıştır.(13 BBC News, 9 Ağustos 200)
Pakistan'da yapılan kazı çalışmaları bundan 8 bin yıldan çok daha uzun yıllar önce, dişçilerin diş çürümelerini dolguyla tedavi ettiklerini göstermiştir. Columbia Üniversitesi arkeologlarından Andrea Cucina, Pakistan'da yürüttüğü kazı çalışmalarında bundan 8-9 bin yıl öncesine ait kesici dişlerde küçük delikler fark etmiştir. Yaklaşık 2.5 mm çapındaki bu küçük deliklerin muntazamlığından etkilenen Cucina, konuyla ilgili araştırmalarını derinleştirmiştir. Daha sonra elektron mikroskopları kullanılarak yapılan incelemeler, söz konusu minik deliklerin bakteriler tarafından meydana getirilemeyecek kadar düzgün olduklarını ortaya koymuştur. Yani bunlar bakteriler tarafından meydana getirilen delikler değil, bilinçli müdahale ile oluşturulan, tedavi amaçlı deliklerdir. Minik deliklerin bulunduğu dişlerin hiçbirinde, herhangi bir çürük izine de rastlanmamıştır. Bu da, New Scientist dergisinin ifadesiyle, "Tarih öncesi dişçilerinin, işlerinde ne kadar başarılı olduklarının bir delilidir."(22 New Scientist, 11 Nisan 2001)
Peru'da Cuzco şehri yakınlarında bulunan antik Sacsahuamán şehrinde, İnkalar tarafından inşa edilmiş bir duvar bulunmaktadır. Duvar özellikle, farklı büyüklük ve şekilde taş bloklar kullanılarak oluşturulmuştur. Bazı taş bloklar 100 ton ağırlığındadır ve bunlar yan yana o kadar düzenli yerleştirilmişlerdir ki bugün bile blokların arasına bir parça kağıt sokmak mümkün değildir. Üstelik duvarların hiçbir noktasında sıva veya çimento gibi kaynaştırma maddesi bulunmamaktadır. Bloklar, büyük bir ustalıkla bir araya getirilmiştir. Bu derece büyük taş blokların, birbirlerine monte olabilecek şekilde nasıl kesilip biçimlendirildikleri, günümüz teknolojisiyle dahi anlaşılamamıştır.
Daha da şaşırtıcı olan ise, bu duvarın inşasında kullanılan diğerlerinden daha büyük bir taş bloktur. 5 katlı bir ev büyüklüğünde ve yaklaşık 20.000 ton ağırlığında olan bu taş bloğu, Sacsahuamán'ın kurucularının nasıl hareket ettirmeyi başardıkları halen anlaşılamamıştır. Günümüzün modern makinalarıyla böyle şaşırtıcı bir ağırlığı kaldırmak mümkün değildir. Bugün dünyanın en büyük vinci bile yalnızca 3000 ton ağırlık kaldırabilecek kapasitededir. Bu da bize, İnkalar döneminde muhtemelen bugün tahmin bile edemediğimiz ileri bir teknolojinin kullanılmış olabileceğini göstermektedir.
MÖ 7-11 bin yıllarına ait olan kaplar, masa modeli ve kaşık, dönemin insanlarının yaşam düzenleri hakkında önemli bilgiler vermektedir. Evrimcilerin iddiasına göre bu dönemde insanlar henüz yerleşik düzene geçmişler ve yeni yeni medenileşmeye başlamışlardır. Oysa bu malzemeler, dönemin insanlarının kültürlerinin eksiksiz olduğunu, tam anlamıyla medeni bir yaşam sürdüklerini göstermektedir. Bu insanlar, tıpkı günümüzdeki insanlar gibi masalarda oturmakta, tabaklarda, çatal, kaşık, bıçak kullanarak yemeklerini yemekte, misafirlerini konuk etmekte, onlara ikramda bulunmakta, kısaca düzenli bir hayat yaşamaktaydılar. Elde edilen bulgular bütünüyle incelendiğinde, sanat anlayışlarıyla, tıp bilgileriyle, teknik imkanlarıyla, günlük yaşantılarıyla Neolitik çağ insanlarının tıpkı kendilerinden öncekiler ve sonrakiler gibi insani bir yaşam sürdükleri görülmektedir.
Resimde görülen metal küre, Güney Afrika'da milyonlarca yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen bir yer katmanında bulunan birkaç yüz tane küreden biridir. Küreler, doğal herhangi bir olayla meydana gelmiş olması mümkün olmayan, çok ince işlenerek şekil verilmiş oluklar içermektedir. Bu bulgu, metalin en eski tarihlerden beri kullanıldığını, milyonlarca yıl önce de insanların metal üzerine ince oluk yapabilecek aletlere sahip olduklarını göstermektedir
1912'de Oklahama'daki Thomas Büyükşehir Elektrik fabrikasında, iki işçi, fabrika kazanına kürekle kömür atarlarken şaşırtıcı bir bulgu ile karşılaştılar. Kömür parçalarından biri kaldırmak için oldukça büyüktü, bu nedenle işçilerden biri kömürü kırdı. Kömür parçasını kırdığında içinde demir bir çömlek olduğunu gördü. Çömlek kömürden çıkarıldığında, çömleğin kalıbı iki parça içinde de görülebiliyordu. Pek çok uzman, demir çömleğin etrafındaki kömürü inceledi ve çömleğin yaklaşık 300 - 325 milyon yıl önce yapıldığını belirlediler. Bu, demirin, MÖ 1200 yılları civarında kullanılmaya başladığını iddia eden evrimciler için açıklanması mümkün olmayan bir bulgudur.
Scientific American dergisinin 1852 yılında yayınlanan 5 Haziran tarihli sayısında, yaklaşık 100 bin yıllık olan bir metal kabın kalıntılarının bulunduğu haberi yer almıştır. Araştırmalar, çanak şeklindeki bu kabın yapıldığı metalin, çinko ve yoğun gümüşün kullanıldığı bir alaşımdan meydana geldiğini göstermiştir. Ayrıca vazonun üzerinde ince işçilikle çiçek buketleri, üzüm asması ve taç desenleri işlidir. En eski çağlarda insanların metali kullanmadığı iddiasında olan evrimcilerin bu bulguyu açıklayabilmeleri mümkün değildir. Açıktır ki bu eseri meydana getiren kişiler, metal alaşımlarını yapan, metali işleyebilen gelişmiş bir kültür birikimine sahiptirler.
Ayrıntılı bilgi ve resimlere
http://www.kabatasdevri.com
sitesinden ulaşabilirsiniz. Arkeollojik kayıtlar gösteriyor ki, evrimcilerin geçmiş dönemde yaşamış insanlar ile yaptıkları "evrime" dayalı yorumlar, birer iftiradan ibarettir. Ve elbette bu kabul edşilemez bir yaklaşımdır. Arkeolojiyle bile uyuşamayan, örtüğşemeyen tek "bilimsel gerçek" var Evrim! Tüm spekülasyon ve çarpıtmalara rağmen ayakta duramıyan bir sava bilimsel diyenlere duyurulur.... Elbette kendisinden önce yaşamış medeniyet kurmuş insanlar aiftira atmanında Hak kaytında bir karşılığı vardır.
"İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe Kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir. (Bakara Suresi, 213)"
" Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Rum Suresi, 9) "
Bunlarda konu ile ilgili ayetlerden bazıları.
Eminim ki burada da benzetme yapılmıştı!!!!
Logged
"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
Birgül Çelebi
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 205
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #33 :
05 Mayıs 2006 - 14:46:15 »
İhsan bey muahtabınız belki alpern beydir fakat ben mirac hadisesi konusuna müsade ederseniz bişeyler söyleyerek dahil olma niyetindeyim.
Hz. Peygamber in kendisi, bu tecrübe ile ilgili doğrudan hiçbir açıklama bırakmadığından, müslüman düşünürler Hz. Peygamber in sahabeleri dahil onun gerçek niteliği konusunda farklı görüşler savundular.
Allah ın Rasulünün miracını rivayet edenler iki grupta toplanabilirler; birinci grup miarcın ruhsal ve bedensel olarak gerçekleştiğini ileri sürmüşler; diğer grup ise, onun ruhsal olarak gerçekleştiğini, bedenin ise hiçbir yere ayrılmadığını savunmuşlardır. ama bu ikinciler miracın rüya halinde vuku bulduğunu söylemek istememişlerdir; sadece fiilen Gece yolculuğuna (isra) çıkan sonra Göğe yükselen'in miraç Hz. peygamber'in ruhu olduğunu ve böylece ruhun (ancak ) ölümden sonra (lafzen ayrılma) şahit olacağı şeyleri gördüğünü kasdetmişlerdir. Hz. peygamberin o esnadaki durumu (ruhun) ölümden sonraki durumuna benzetiliyor...Ama Allah ın Rasulünün isra sırasında yaşadıkları, ruhun ölümden sonrajki (olağan)tecrübesinden daha yüce idi ve tabii, kişinin uykusunda gördüğü rüyaların çok üstündeydi....(Allah ın Rasulünün gökte karşılaştığı) peygamberlere gelince, orada olanlar, bedenlerinden ayrılarakoraya gelen ruhlarıydı, Allah ın Rasulü ise hayatta iken oraya yükselmişti.Böyle geçici bir kopma durumunda, ruh veya can, zaman ve mekanı serbestçe aşabilir;
normalde birbirinden geniş ölçüde farklı gerçeklik kategorilerine ait olan olayları ve olguları kendi kavrayış alanı içine alabilir ve onları büyük derinlik , berraklık ve kapsayıcılığın sembolik kavrayışları içinde yoğunlaştırabilir görünmektedir.Ancak bu tür "hayali/ görme/ görüş" (daha iyi bir terim bulamadığımız için bunu kullanmak zorundayız) benzer tecrübeleri, benzeri bir tecrübeyi hiçbir zaman yaşamamış olan insanlara anlatmak gerektiğinde, yaşayan şahıs- Bu,durumda Hz Peygamber- mecazi (figürative) ifadeler kullanmak zorunda kalmaktadır.Bu isra ve mirac esrarlı tecrübelri le ilgili bütün hadislerin müteşabih (alagorical) üslubunu açıklayan bir unsurdur.
burada bedenen yapılmıştır rivayetlerinin üzerinde durmamamın sebebi ikinci yorumcuları kendime daha yakın gördüğümdendir. Yukarıda belirtilen ifadeler Muhammed Esed , Gece yolculuğu (isra) hadisesine bakışından alınmıştır.
burada konumuzla ilgili olan bölümü ruh, zaman, mekanda oluşan serbestlik belki evrimi anlama yada anlamlandırma adına bakış açısı sunabilir.
katılımcı arkadaşlar, sizden bir ricam olacak lütfen çok uzun uzadıya örnekler vermeyin konuyu takip etme açısından kendi adıma sıkıcı buluyorum, ayrıca ben buradan bi netice oluşmasını bekliyorum. Samimisiniz fakat ısrarcı tutumlarınız neticeyi olayın gidişatını zaman zaman kilitliyor veya çok faklı konuların işin içine girmesine sebep oluyor.
«
Son Düzenleme: 05 Mayıs 2006 - 14:53:44 Gönderen: Birgül Çelebi
»
Logged
raif bostan
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 344
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #34 :
05 Mayıs 2006 - 15:14:21 »
ben miraç hadi sesinin bedenen bizim ufo dediğimiz uzay araçlarıyla gerçekleştiği kanaatindeyim eğer bu konuda delil istiyorsanız
www.siriusufo.org
adresinden bilgi edinebilirsiniz ufo araçları bildiğiniz gibi külemetrelerce mesafeyi bir an içinde aşabilmekte dolayısıyla yolculuğubu araçlas yaptığı malum olabilecek bir şey zaten yolculuk taki burağın bir adımıyla gözalabildiği kadar uzak yerlere gidebilceği tanımı bunun ufo yani uçan daireler olduğunu ıspatlar nitelikte saygılar
«
Son Düzenleme: 07 Mayıs 2006 - 16:03:12 Gönderen: raif bostan
»
Logged
İhsan Esentürk
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 302
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale mi?
«
Yanıtla #35 :
07 Mayıs 2006 - 15:12:48 »
Birgül hanım bende diğer görüşü bu günün bilgileriyle açayım. Zaman ve sayılar! İki sayı arasuna sonsuz sayının sığabilirliği, zamanın göreceliliği, kısa sürelerde imkansızların başarılması için yeterlidir. İki an arası sonsuza açılabilmektedir. İki an arasının sonsuza açılabilmesi, sonsuz mesafelerinde kat edilebildiğini göstermektedir. İsmini hatırlamadığım parçacıklar ozon tabakasında güneş ışlarının etkisiyle oluşabiliyorlar. Ömürleri çok kısa olan bu parçacıklara okyanus seviyesinde raslandığında, yapılan hesaplamalar, ışık hızında bile haraket etseler ömürlerinin, deniz seviyesine ulaşmak için yetmiyeceğini gösteriyor. Görecelilik kuramına göre hızla birlikte zaman genişlerken, mekan mesefa daralmakta kısalmakta. Bu parçacıklar görecelilik kuramına birdayanak noktası oluşturuyor bugün.
"Burak" Allah'ın Resulü'nü miraca taşıyan binek, "gözünün gördüğü yere ayak basabilen " şeklinde mecazi olarak anlatılmıştır. Gözünün gördüğü yere ayak basabilmesi O'nun ışık hızında veya ona yakın bir hareket yaptığını göstermektedir. Işık hızında hareket zamanın durması anlamına gelir. Miraçla igili diğer anlatımlar miracın beden ve Ruh ile yapıldığını güçlendirmektedir. Allah'ın Resulü'nün Meleklerin kanatlarına basmaktan çekinmesi, ayağındakileri çıkartmak istemesi bedenle yolculuk yaptığını güçlendirmektedir. Hz Mus'dan Tur Dağın'da çorapları çıkartılması istenirken, Resulullahtan Miraçta istenmemiştir. Zira onun dokunduğu yer cehennem azabından ıraktır. Amcası Ebu Talip'in cesedini kendi elleriyle yıkamış, ancak ayak tabanları unutturulmuştur. Resullah'ın her bir semada karşılaştığı peygamberler, bedeni varlıklarıyla olabileceği gibi, Ruhani varlıklarıyla da olabilirler. Zira Peygamberler de şehitler gibi ölü değildirler. Miraçtan döndüğünde arada geçen süreyi "yatağım henüz soğumamıştı" şeklinde tariflemesi Yolcvuluğun bedeni yapıldığının bir başka kanıtıdır. Sadece Ruh varlığıyla miraç'a yükselmiş olsa idi, kendisine bildirilmeksizin, arada geçen süreyi bilemezdi. Zaman algıası Ruh'un varlığında mevcuttur. Yer yüzünde olmayan Ruh'u yer yzünde geçen süreyi bilemiyecekti şüphesiz. Tüm bunlara rağmen her iki yaklşımda kabul edilebilirdir. Benim asıl Miraç konusunu gündeme getirerek değindiğim, değinmek istediğim gerçek, İster beden ve ruh olarak, isterse Ruh olarak gerçekleşmiş olsun bu Allah'ın müdahalesini, O'nun elinin fiziksel gerçekliği, yani sebepler halkasını geçersiz kıldığının bir kanıtıdır. Benim asıl anlatmak istediğim, İmam Gazalininde belirttiği gibi, sebeplerin her zaman sonucu doğurmadığı, hatta sebepler olmaksızın olayların gerçekleşebildiğidir. Mucizeler bu özel anlarda vucüt bulmaktadır. Bu da pozitivist bakış açısının her zaman geçerli olmadığını gösterir.
Örneklemeleri, uzun tutmamın sebebi, her ne kadar sıkıcı olsalar da, tek bir olaya yada bulguya bağlı olmadıklarını vurgulmak içindi. Halim'le daha öncede tartıştığımız için, ikna edici olmak gibi bir baskı var üzerimde, çünkü rahatlıkla görmezden gelebilien bir yapısı var. Sizi muhatap almıyor değilim, şüphesiz katkılarınız benim için önemli. Ve sorularınız, konuyu gelmesi gereken noktaya taşıyor. Halim'le aradaki fikri ayrılıklar, temel yaklaşımlarımızdan kaynaklanıyor. Referans noktalarımız farklı. Belirtmekte yarar görüyorum uzunca bir yazı sunmamın sebebi, internet bağlantımın kesilmiş olmasıyı. Parça parça hazırladığım iletiyi sunduğum için sıkıcı bir yazı çıktı ortaya...
Daha fazla sıkıcı olmamak için burada noktalayayım. İlginiz için teşekkürler....
Logged
"Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında," A.Hamdi TANPINAR "Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir..." Cemil MERİÇ
raif bostan
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 344
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale mi?
«
Yanıtla #36 :
07 Mayıs 2006 - 15:54:04 »
sayın ihsan arkadaşımızla sanırım bir noktada birleştik bu yoculuğun bedenen gerçekleştiği konusunda hemfikiriz sanırım ve ayrıca sayın ihsan arkadaşımızada şunu söyleyim bu yolcuğun hızı sebebin olmadığı anlamına gelmaz çünkü günümüzde ufo olarak ifade edilen uzay arçları ışık hızından çok daha hızlı bir şekilde hareket etmektedir ve bu hareketlerinin bir sebebi vardır sebebi olmasa bu teknolojiyi edinemezlerdi sanırım ve bence ikinci bir olasılıkta ışınlanmadır yatından ışınlanmak süretiylede miraç gerçekleşmiş olabilir eğer ışınlanma konusunda bilgi edinmek istiyorsanız
www.siriusufo.org
edresinde bili mier isimli başlığı okuyabilirsiniz saygılar
Logged
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Global Moderator
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 379
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #37 :
08 Mayıs 2006 - 10:08:44 »
Uzun iletilerin can sıkıcı olduğunun belirtilmesinden dolayı kısa kısa yanıtlar vermeye çalışayım.
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Herkes dilediği gibi inanmakta özgürdür. Benim eleştirdiğim nokta inançlarınız değil,inançlarınızı eklemledikleriniz. Ayetler üzerinde fevri yorumlarla “evrime” delil aramanız.
Bilimsellik arkasına sığınmanız.
Ne demek fevri yorumlar? Değersiz bulduğun, küçümsediğin o yorumların düşüncesizce, birden ortaya atıldığını mı zannediyorsun. Bizim düşüncelerimiz fevri oluyor; ama ne yazık ki hiç araştırıp soruşturmadan inanılan geleneksel kabuller fevri olmuyor, skolastik düşünceyi eleştirenler geçmişte yaşamış din adamlarının yorumlarını mutlak hakikat olarak addediyorlar, öyle mi?
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Tekrar söylüyorum, canlıların, sistem ve alt sistemlerinin fiziksel
gerçekliğini, bir kenara bırakıp, “bilimsel” olduğunu iddia ettiği her şey “kurgu”dan ibarettir.
Bilimsel ilkeler dairesinde her türlü kurgu yapılabilir; bunların bilimde yeri vardır. Bizleri kurguyla eleştiriyorsunuz; ama sizin "şıp diye yaratılışçılığınız" kurgu olmuyor, öyle mi?
Ayrıca gene bu forumda "Evrimsel mühendislikten, yönlendirilmiş mutasyonlardan", yapılan deneylerden bahsetmiştim hatırlarsan, onlar da mı kurgu?
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Evrim bir felsefenin sonucudur, bilimsel bir tetkikin değil. Darwin'in nitel
gözlemleri, bilim için referans değildir. Nitel gözlem nicele ulaşmak için yapılır.
Evet, Darwin'in 20 yıllık gözlemleri soncunda varmış olduğuı kanaatlerin bilimde yeri olamaz; ama hiç bir zaman ispatlanamayacak olan, kurgulanması bile bilimsel olmayan "şıp diye yaratılışçılık" bilimsel. Hem nitel hem de nicel olarak gözlemlenebiliyor?!
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Evrimin bilimselliğine deliliniz, üzerine çokça makale yazılması mı? Peki neden
Bigbang çokça makaleye gerek kalmadan kabul ediliyor da “evrim” kabul edilmiyor. Sakın bir
yerlerde bir eksik olmasın? “Bilimsel” olmasını bazı çevrelerce sıkça ve koyu bir bağlanmışlıkla
savunulması mı? Peki hangi suyla dönüyor a “bilimsel” yayınların çarkı. Kimler var arkasında?
Evrim'in kabul edilmemesi diye bir şey yok :). Evrim üzerine çokça makale yazılması değil, biyolojide yazılan her makale zaten evrim baz alınarak yazılır ve uluslararası bilim dergilerinde yayımlanır.
Çarkı kim döndürüyor deyip gereksiz tartışmalara girmeye gerek yok. Madem o kadar araştırıyorsun "bilimsel yaratılışçılığın" para kaynağını da bir araştırıver bakalım neler çıkacak karşına?
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Onun içindir ki, Marks Das Kapital'in Orijinal
Almanca baskısını Darwin 'e ithaf eder.
HY neden Darwin'in bu ithafı reddettiğini yazmamış peki?
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Rusya'da Stalin döneminde evrimci “bilim adamları”...
Şu evrimci (!) bilim adamlarının isimlerini bir versen de öğrensek.
Peki, belirttiğin durumun tam aksine Stalin'in Darwin'in çalışmalarını "burjuva bilimi" olarak nitelendirip
reddettiğini
ve Lysenko'nun çalışmalarına yöneldiğini biliyor muydunuz?
«
Son Düzenleme: 08 Mayıs 2006 - 10:35:18 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
»
Logged
AHHA!
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Global Moderator
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 379
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #38 :
08 Mayıs 2006 - 10:33:38 »
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Allah kainatı yaratmadan önce ne yapıyordu sorusu,
maksatlı bir sorudur ve göz bağcılığından başka bir şey değildir. Şimdi aynı soruyu ben sana
soruyorum. Senin cevabın ne?
Ne yapıyordu sorusu zaman içerir
. Zamanı bir başlangıcı varsa ki
vardır, o zaman kainatında bir başlangıcı vardır.
Gözlerinizin bağcıklardan kurtulup "İnsan gibi düşünen Tanrı anlayışından" "Allah gibi Düşünen insan anlayışına" geçişinize vesile olabilmek için evet,
maksatlı
sorular soruyorum.
Ama her defasında zaten bilinen, klasik cevapları vererek sorudan kaçmaya çalışıyorsunuz.
Ve çelişkinizi fark edemiyorsunuz. Hem "Ne yapıyordu sorusu zaman içerir" diyorsun hem de -Kuran'da geçmediği halde- "peygamberin yaratılan ilk nur olduğundan bahsediyorsun"?! Madem ortada (Big Bang'den önce) zaman yok nasıl "ilk" yaratılan o oluyor? Zamanın olmadığı bir ortamda nasıl ilklikten sonralıktan bahsedilebiliyor? Madem ona "ilk" diyebiliyorsun; o zaman neden Allah'ın hiç bir şey yaratmamışken (!) ne yaptığını açıklayamıyorsun?
Benim cevabıma gelince...
Benim inandığım Yaratıcı sonsuz öncesizlikten sonsuz sonralığa değin, zamansızlıkta "
Her AN yaratım halindedir
".
Yaratımının, Yaratışının öncesi, başı, sonu, sonrası yoktur.
Bundan dolayıdır ki, -Evrenimizin değil- Evrenlerin başı sonu yoktur.
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Said Nursi 'nin cehennem gibi ... Abdurrahman Dilipak referans değildir...Ben bir İmam Gazali den, ya da bir Abdul Kadir Gaylani den ya da onlara eş değer bir alimin sözlerinden bekliyordum. Abdurrahman Dilipak'ın görüşü kedisini bağlar, İslam'ı ya da “geleneksel İslam'ı” değil.
Sen saydığın isimlere mezhebin (ya da var ise cemaatin) gereği bağlısın da Dilipak ya da Said'i Nursi hayranı Harun Yahya, Zafer Dergisi onların dediklerine bağlı değiler mi zannediyorsun? Dilipak kafasına göre mi o tarihi oraya koymuş? İllaki bu rivayetleri, geleneksel rivayetlerden yola çıkarak bu tarihleri belirtmiştir. Benim görüşüm dese idi bunu zaten belirtirdi. Dilipak benim tanıdığım "dini geleneklere" çok bağlı araştırmacı-yazarlardan birisidir.
Ayrıca İslam saydığın isimlerin tekelinde de değildir, o kişilerin yararlanılabilecek yorumları da kendilerini bağlar.
Logged
AHHA!
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Global Moderator
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 379
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #39 :
08 Mayıs 2006 - 10:53:32 »
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Hazır tarihe girmişken, “evrim” düşüncesiyle şekillenmiş, bir tarihin geçmişte
yaşamış insanlara nasıl iftira ettiğine bakalım...
HY'den alıntıladığın yazıyı ne yazık ki cevaplandırAmayacağım. Çünkü HY'nin alıntılarda yapmış olduğu çarpıtmaları, saptırmaları, eksik bilgileri bilen birisi olarak HY alıntılarını ciddi bir kaynak olarak görmediğimden cevaplandıramayacağım.
İşin ilginç yanı ilk tarihlendirmeleri ve sonraki tarihlendirmelerdeki düzeltmeleri yapanlar gene
evrim bilimci antropologların kendileri
.
Bilim yanlışı asla kabul etmez ve sürekli olarak kendini yeniler. Eğer bilimsel bir bulguda hatalı bir şey söz konusu ise uzmanları tarafından eleştiriye tabi tutulur ve düzeltilir. Hataların bilimde yeri yoktur ve tutunamazlar.
Çarpıtma ustalarının maharetleri ise işte tam bu noktadadır. Yapbozun genelini değil de bir parçasını alıp ondan yararlanmaya çalışırlar. Çünkü resmin geneli onlara uygun değildir.
«
Son Düzenleme: 08 Mayıs 2006 - 10:56:16 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
»
Logged
AHHA!
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Global Moderator
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 379
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #40 :
08 Mayıs 2006 - 11:34:44 »
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
"Miraç" ne imiş nasıl gerçekleşmiş, bir söylede biz de bilelim. Kur'an ı atlamışsın bu arada...
Cevaplarını atladığım felan yok. Başlık konusundan uzaklaştığımız kısımlarla ilgili olarak daha genel cevaplar vermeye çalışıyorum.
Mi'rac'ıNı yaptığın zaman ne olduğunu da BİLmiş olursun, benim anlatmam sana hiç bir şey ifade etmez.
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Ne güzel de uyduruyorsunuz. Hemen benzetme oldu değil mi? Peki Hz Nuh gemi inşa etmeyi nerden biliyordu? O'na öğreten kimdi? Bu bir müdahale değil mi? Yoksa "tufan" da mı benzetme idi. Peki Hz Musa ve Hz Hızır'ın buluşmasına ve Hz Hzır'ın varlığına ne diyeceksiniz? O da benzetmedir kesin.
Tufan da, Gemi de düşünen beyinler için bir sembol, İbrahim'in yanmaması da, Mirac da... Ne demek olduklarını Ehli iyi bilir, düşünemeyen, kendisinden bir şey kalmamış insanın neyine, misaller üzerinde düşünmek ne gerek ki, "sakla samanı gelir zamanı" denildiğinde "evine balya balya saman yığanlardan" olsunlar, ezbelemeye, taklite devam etsinler. Düşünemeyen beyinler için en kolay yol bu zaten.
Kaldıramayacağından dolayı inkar edeceğin ve perdeleneceğin CEVAPlar neden sana verilsin? Böyle ulu orta forumlarda... Benden bu konularda cevap bekleme, verEmem.
Bir gün, "bulursan Hızır'ı değil", "bulursa seni Hızır" koparsa
Kıyâmet'in
, anlarsın o zaman Kıyameti, Âhireti, Cenneti, Cehennemi, Sırâtı, Mi'rac'ı, Burak'ı, TEK olana doğru olan ŞUURsal Uruc'u (Mi'rac) ve ezberlediğin mecazlerin HAKİKATlerini! O zaman kalır dilinde sadece "Allah'ım Hayretimi Artır!". Anlaşılır, o zaman neden Kur'an'ın, Tasavvufun mecazlarla anlatıldığını, o yüksek boyutlardaki hallerin bu boyutta ancak mecazlerle, sembollerle anlatılabileceğini, bazı GERÇEKLERİ İNSANların kaldıramayacağını, SİSTEMe ters olduğunu ve GİZLİ kalması gerektiğini.
ÂLİ Baba,
halka HARAM
olanı GİZleyen
40
HARAMîlerin HAZİNEsine belirli ZORLUKlardan sonra mı ulaşmış?!
Allah beyinlerimizi zorlamamızı ve geliştirmemizi (tekâmülü) istiyor, bulmaca çözdürmüyor elbette.
"Biz bu MİSÂLLERİ TÜM İNSANLAR için veriyoruz; ama onları ALİMlerden başkası AKLEDEMEZ!"
Not:
Âyetteki "Alim'in" veritabanlarımızdaki bilgilerle uydurduğumuz ve kimilerine etiketlediğimiz Alimlerle (!) alakası yoktur.
«
Son Düzenleme: 08 Mayıs 2006 - 11:37:28 Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
»
Logged
AHHA!
Birgül Çelebi
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 205
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale mi?
«
Yanıtla #41 :
08 Mayıs 2006 - 12:24:43 »
arkadaşlar bu başlık da yada evrim başlığında kim ne buluyor yada ne arıyor bilemem fakat evrim hakikaten iman gibi taraf olduğunuzda yeni ufuklar, sorular, çıkmazlar, çözümsüzlükler, çözünmeler vs benzer ifadeleri sıralayabileceğim bir düşünceye beni sürükledi .
bu kadar peşine düşmemi(zi)n sebebi insan hayatındaki iman kadar sürekli bir muhasebeyi beraberinde getiriyor olmasımıdırki.
gerçeği aramak için;
düşünüyorum!
.
.
.
.
düşünüyorum!
(ispatların hiçbir ikna ediciliğiı yok benim için )
.
.
.
sadece, düşünüyorum!.....
«
Son Düzenleme: 08 Mayıs 2006 - 12:31:09 Gönderen: Birgül Çelebi
»
Logged
Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Global Moderator
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 379
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale midir?
«
Yanıtla #42 :
08 Mayıs 2006 - 15:46:58 »
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Hz Adem ve Havva tüm insanların genetik bilgisini taşıyabilir dediğimde gülenlere sesleniyorum, bütün genlerin işlevini biliyor musunuz ki? Olamaz diyorsunuz.
Bütün genlerin işlevlerini bilince ne olacak? Sınırlı sayıda gen, dolayısıyla özellik var. Bu neyi değiştirir ve sizin bilim kurgunuza nasıl bir destek sağlar?
Aslan örneğini inan ki anlayamadım.
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Doğal seçilim evrimleştirici bir mekanizma mı? Nasıl evrimleştiriyor?
Bunu burada mı tartışacağız? Yeterince tartışıldı diye düşünüyorum. Doğal seleksiyon çeşitliliği azaltıcı bir faktör ve buna rağmen Evrim ilerler.
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
30000 genin yarısı kaç farklı şekilde kombine olabilir. Eş baskın genler varsa ve bunlar çevre şartlarına göre baskınlık gösteriyorsa o zaman ırklar evrimin sonucu mu olur yoksa var olan mekanizmanın işlerlik kazanması sonucu mu? İşte bu soruları cevaplayamadan, kesin konuşmak baştan kabüllenmenin sonucudur.
Kaç şekilde kombine olur, sen söyle bakalım? Ve bu kombinasyon nasıl gerçekleşmekte?
Irklar evrim soncuu olur, var olan mekanizma zaten mutasyonlarla meydana gelmektedir. Senin eş baskın dediğin genler ya da bir genin diğer varyasyonları mutasyonla sonucu oluşmaktadır.
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Mutasyonlar olmasa da bireyler arasında genetik farklar oluşur. Sanki çok yoğun mutasyon yaşıyormuşuz gibi bir söylem içerisindesiniz. Kaç mutasyon eşey hücrelerinde gerçekleşiyor ve ayıklanmıyor. DNA 'nın kendini eşlemesi nasıl gerçekleşiyor? DNA da eşleme sırasında görülen hataları düzelten bir mekanizma yok mu?
Tamam genetik farklılıklar oluşuyor da, bu genetik farklılığın (çeşitliliğin) oluşabilmesi için de önceden gerçekleşmiş farklılaşmaların meydana gelmesi gerekir.
Alıntı sahibi: İhsan Esentürk
Peki eşey hücrelerinde bu şartlarda kaç mutasyon görülüyor. Eğer o kadar sık mutasyon geçiriyorsa canlılar, insandan daha kısa hayat süren canlılar neden binlerce yıl hiç değişmeden kalabiliyor?
İnsan hücrelerinde her bölünme başına her genomun mutasyon hızı 0.004'tür ki bu sperm sayısı düşünüldüğünde olağanüstü bir hızdır.
Daha çok döl veren ve daha kısa yaşayan canlılar daha hızlı evrimleşir. Binlerce yıldır -ki evrim açısından çok kısa bir zaman aralığı- evrim geçirmediklerini nereden biliyorsunuz?
Köpeği alalım. İnsandan daha kısa yaşamakta. Daha bir kaç bin yıl önce köpek denilen tür yoktu. Ama bugün kurttan evrimleşegelmiş ve iyice farklılaşmış trafımızda onlarca (belkide yüz küsür, tam bilmiyorum) çeşit köpek türü var.
Logged
AHHA!
İhsan Esentürk
Uzman Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 302
Ynt: Evrim Kutsal Değerlere Müdahale mi?
«
Yanıtla #43 :
08 Ma