|
Konu Başlığı: Dünya lavken Gönderen: Gökhan Atmaca üzerinde 08 Eylül 2006 - 19:34:31 Aklıma şimdi eğerler takıldı burda arkadaşlar evrim var deyince bazı sorgulamalarda bulunuyorum,çünkü aklıma düşürdünüz.Ancak lütfen bu konuda evrim vardır ya da yoktur gibisinden tartışmayalım.Bu şekilde bir durum olduğunda mod arkadaşım lütfen silsin mesajı yoksa ben konuyu silerim bişi yaparım...
Benim merak ettiğim nokta şu Dünya lavlardan yeni kurtulmuş kupkuru kurmuş lav yığını iken(tüf..vs.) bu noktadan evrimin (varsa yoksa deyip tartışma olmasın) sürecine nasıl ulaştı... Ben de başka kaynalardan bakıyorum...Bilenler ya da yorumları olanların cevabını bekliyorum... Konu Başlığı: Ynt: Dünya lavken Gönderen: bekir kabasakal üzerinde 10 Eylül 2006 - 01:57:30 Dünyanın başlangıcı
Jeokimyacıların kurşun izotopları ile yaptıkları çalışmalar sonucu dünyamızın yaşının yaklaşık 4.54 milyar yıl olduğu saptanmıştır. Dünyamızın çeşitli bölgelerinde bulunan en eski kayaların yaşları da bu tarih ile oldukça uyumludur. Örneğin kuzeybatı Kanada’ da 3.96 milyar yaşında granit kayalar,batı Avustralya da ise 4.3 milyar yaşında zirkon mineral kristalleri (zirkonyum elementinin silikat ile yaptığı bileşik) bulunmuştur. Bunlar bugüne kadar dünyamızda saptanmış en eski jeolojik yapılardır. Bunlara ilaveten dünyamızın uydusu Ay’ dan Apollo astronotları tarafından getirilen ay taşlarının tarihleme çalışmaları, bunların yaklaşık 4.2 milyar yıl öncesinde ait olduğunu göstermiştir. Dünyamız ilk oluşum zamanlarında bir ateş topu halindeydi. Zaman içinde sıcaklığı düşerek dış yüzeyinde bir kabuk oluşmuştur. O zamanlarda dünyamızı çevreleyen bugünküne benzer bir atmosfer tabakası da bulunmamaktaydı. Dünyamızdaki ilk yaşam örnekleri ve ortam koşulları Dünyamız üzerindeki yaşamın başladığı tarihi kesin olarak saptamak bugünkü olanaklarımızla mümkün değildir. Fakat bakteri benzeri tek hücreli canlıların varlığına ilişkin bulgular zamanı, 3.5 milyar yıl önceye götürmektedir. Batı Avustralya’ daki Warrawoona bölgesinde yer alan stromatolitlerin bu yaşta olduğu belirlenmiştir. Stromatolitler, fosilleşmiş mikrobiyal içerikli yığınlardır. Bu yapılarda artık fosilleşmiş filamentli prokaryotlar tabakalar halinde üst üste yığılmışlardır. İlk hücresel yapıların bulunduğu 3.5 milyar yıldan biraz daha geri gidildiğinde, o zamanki yeryüzü ve atmosfer koşulları hakkında bilgiler şunlardır: İlkel atmosfer kesinlikle oksitleyici değildi. Başka bir ifade ile ortamdaki oksijen miktarı yok denecek kadardüşüktü. Dünyamızdaki en eski kayaçlardan bir kısmının sediment kayaç olması suyun varlığını göstermektedir. Fakat ortamın sıcak olması nedeniyle (100C’ın üstünde) su sıvı halde değil, buhar halinde bulunuyordu. Fakat sıcak su buharının havada yükselerek soğuk katmanlar ile karşılaşması sonucu yoğuşarak, yeryüzüne yağış olarak düştüğü sanılmaktadır. İlkel dünya atmosferinde, karbondioksit (CO2), azot (N2), ve az miktarda metan (CH4), amonyak (NH3), karbon monoksit (CO) ve hidrojen (H2) gazları bulunmaktaydı. Bunlara ilaveten hidrojen sülfür (H2S), demir sülfür (FeS) ve hidrojen siyanür (HCN) ortamda bol miktarda bulunan bileşiklerdi. İlkel atmosferi oluşturan gazlar dünya merkezinden yeryüzüne çıkmışlardır. İlkel dünya koşullarındaki (prebiyotik ortam) enerji kaynakları Canlılıkla ilgili reaksiyonların büyük bir bölümü enerjiye gereksinim göstermektedir. Günümüzdekine benzer şekilde prebiyotik ortamda da çeşitli tipte enerji kaynakları bulunmaktaydı. Bunlar; • Güneşten gelen ültraviyole ışınları (UV) • Yıldırım enerjisi • Volkanik aktivite sonucu oluşan termal enerji • Radyasyon enerjisi Yapıtaşlarının polimerizasyonu: Prebiyotik ortamda ilk yapıtaşları oluştuktan sonra bunların polimerizasyonu ile protein, nükleik asit gibi makromoleküllerin oluşması gereklidir. Bu moleküler evrimin en zor süreçlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Çünkü polimerizasyon bir dehidrasyon yani, ortamdan suyun çıktığı bir süreçtir. Başka bir ifade ile bu işlem, suyun az bulunduğu koşulda gerçekleşen bir olaydır. Prebiyotik ortamda bunun sağlandığı yerler olabilir mi? Doğada çeşitli tipte yoğunlaştırıcı maddeler bulunmaktadır. Örneğin siyanamid (H2N---C=N) ve polifosfat gibi yoğunlaştırıcı ajanların polimerizasyon işlemini oldukça kolaylaştırdığı deneysel olarak belirlenmiştir. Bunun dışında güneş veya volkanik faaliyetler sonucu küçük su havuzlarındaki suyun buharlaşması ile böyle bir ortam yaratmış olabilir. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar kil, pirit (FeS2) ve bazalt türü camsı yapıların dehidratif polimerizasyon için yüzey görevi üstlenmeye aday ortamlar olabileceklerini ortaya koymuştur. Bütün bu maddeler dünyamızın ilk yıllarında da, bugünkü gibi, ortamda bol miktarda bulunmaktaydı. Laboratuar deneylerinde bu maddelerin yüzeyinde polimerlerin sentezlendiği gösterilmiştir (kaynama noktasındaki sıcaklıklarda). Günümüzde bu işlemlerin olması oldukça zordur çünkü ilkel dünyada bulunmayan birçok olumsuzluk şu anda dünyamızda mevcuttur. Örneğin kuvvetli bir oksitleyici olan oksijen o zamanlar yoktu. Ayrıca organik maddeleri besin olarak süratle parçalayan mikroorganizmaların bulunmaması da çok önemlidir. İlkdüşük organizasyonlu canlılar ve sahip oldukları özellikler İlk canlı organizma hangi özelliklere sahip olmalıydı? Araştırmacılar canlıların evriminde progenot isimli ve şu anda benzeri dünyada bulunmayan bir ata hücrenin varlığını öngörmektedirler. Fakat bu hücrenin sahip olduğu birçok özellik günümüz hücrelerinde de rahatlıkla gözlenebilmektedir. Progenotun oksijensiz, sıcak ve organik madde açısında fakir bir ortamda bulunması, bu hücrenin günümüzdeki • anaerobik • hipertermofilik ve • kemoototrof prokaryotlara benzeyebileceğini düşündürmektedir. Günümüzde arke grubuna dahil prokaryotların kaynar sularda, çok tuzlu ve asit ortamlarda, ve anaerobik koşulda yaşayan birçok türü bulunmaktadır. Batı Avustralya’ nın 3.5 milyar yıllık Warravona kayalıklarında saptanan stromatolit (fosilleşmiş filamentli mikrobiyal yığınlar) kalıntılarının mor ve yeşil anoksigenik fotosentetik bakterilere ait olduğu sanılmaktadır. Günümüzde de stromatolit oluşumu devam etmektedir. Özellikle sıcak su kaynaklarında ve sığ deniz kıyılarında bu yapılara rastlamak olasıdır. Günümüz stromatolitlerinin üst tabakalarında fotosentez yapan siyanobakteriler yaşamaktadır. Onun altında anoksigenik yani oksijen üretmeden fotosentez yapan bakteriler, alt tabakalara giren ışık miktarı azaldıkça da bu bakteriler yerini sülfat redükleyici bakterilere bırakmaktadırlar. Progenotun sahip olduğu anaerobik koşulda mayalanma yapma yetisi ökaryotik hücrelere de geçmiştir. Mesela kollar yorulduğunda oksijensiz kalan kas hücrelerimiz aynen prebiyotik ortamdaki ata hücresi gibi laktik asit fermantasyonu yaparak enerji üretmeye çalışmaktadır. Serbest oksijenin ve ozon tabakasının oluşumu Oksijenin dünyamız atmosferinde yaklaşık olarak günümüzden 3 milyar yıl önce birikmeye başladığı saptanmıştır. Bu birikimde anoksigenik yani oksijensiz fotosentez yapan prokaryotların oksijenli fotosentez yapmaya başlaması önemli olmuştur. Bu dönüşümü gerçekleştiren en önemli bakteri ise siyanobakteriler dir. Ayrıca okyanuslardaki su moleküllerinin de parçalanarak buna katkıda bulunduğu sanılmaktadır. Oksijenin oluşmasının yol açtığı değişmelerden bir tanesi de ozonun (O3) meydana gelmesidir. Ozon, oksijenin UV ışınlarına maruz bırakılması ile oluşmaktadır. Bu maddenin atmosferde birikmesi ve 300 nm altındaki yani yüksek enerjili ışınları absorblama özelliği sayesinde dünyamız, Güneş’ ten gelen ve yaşam için zararlı ışınlardan korunmuştur. Ökaryotlar ve organeller Nükleik asit dizi analizlerine dayanılarak yapılan sınıflandırmada çalışmaları canlıların arke, Bakteri ve Ökaryot olarak üç farklı hücreden evrimleştiklerini ortaya koymuştur. arke ve bakteriler tek hücreli ve hücre içi organizasyonu düşük canlılardır. Ökaryotlar ise hem tek hem de çok hücreli olabilmelerine karşılık, her iki formda da gelişmiş hücre içi organizasyonuna sahiptir. Fakat ilk ökaryotların günümüzdeki modern ökaryotlardan farklı olduğu bilinmektedir (ilk modern ökaryotlar-protistler- yaklaşık 1.5 milyar yıl önce ortaya çıkmışlardır). Şöyle ki, bu hücrede mitokondri, kloroplast ve nukleus zarı bulunmamaktaydı. Yapılan araştırmalar ökaryotik hücrelerin bu organelleri endosimbiyoz yoluyla ve milyonlarca yıl önce yapılarına aldığını ortaya koymuştur. Progenotun içine yaklaşık iki milyar yıl önce bugün mitokondri olarak tanımlanan fakat geçmişte oksijen fikse eden bir bakteri olarak yaşayan organelin girdiği saptanmıştır. Bakterinin bu tür bir endosimbiyotik ilişkiye girmesinin nedeni, bakterinin ilkel ökaryotun hücre içini korumalı bir çevre ve besin maddesini devamlı sağlayabileceği bir ortam olarak kabul etmesi olabilir. Endosimbiyoz olayı ile bağlantılı olarak yapılan moleküler dizi analizleri mitokondrinin Agrobacterium, Rhizobium ve riketsia genuslarına dahil bir bakteriden türevlendiklerini göstermiştir. Bu bakterilerin günümüzde de ökaryotik hücre içinde yaşabilme özelliklerinin olması bu hipotezi destekler niteliktedir. Aynı şekilde fotosentetik bir bakteri olarak yaşayan kloroplastın da endosimbiyotik yaşamı seçerek progenotun içine girdiği belirlenmiştir (mitokondri örneğinde olduğu gibi yapılan moleküler dizi analizleri, mitokondri ile modern siyanobakterilerin ortak bir atadan evrimleştiklerini göstermiştir). Böylece modern ökaryotik hücrenin temelleri atılmıştır. Bu organellerin bakteri kökenli olduğuna ilişkin birçok bilgi bulunmaktadır: Mitokondri ve kloroplast prokaryotlardakine benzer ribozomlar içermektedirler. Bu organeller prokaryotlardakine benzer küçük dairesel bir DNA molekülü içermektedirler. Organellerin rRNA moleküllerinin baz dizileri ile prokaryotlarınki arasında birçok benzerlikler bulunmaktadır. Prof. Dr. Haluk Ertan İ.Ü. Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Umarım fayladalı olmuştur.... Konu Başlığı: Ynt: Dünya lavken Gönderen: Gökhan Atmaca üzerinde 10 Eylül 2006 - 11:07:21 açıkçası sıklıkla kulanılan "yapılan araştırmalar"ın neler olduğunu bilmek isterim...bu yazıyı buraya eklediğiniz için de saolun..
Powered by SMF 1.1 RC2 |
SMF © 2001-2005, Lewis Media
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com |