GenForum - Bilimsel Forumlar - Türkiye Bilim Sitesi

Katagoriler => Evrim => Konuyu başlatan: Birgül Çelebi üzerinde 20 Mayıs 2006 - 09:43:31



Konu Başlığı: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 20 Mayıs 2006 - 09:43:31
Evrim konusunda yeni bakış açılarını aramak, belki önceki bilgi ve inançlarımızı sınamak niyeti ile Kur-an’da evrim (yaratılış)konulu konuşma kararı aldık. Özelden bi kaç arkadaşla konuşup yönetici ve kurallar olmak  koşulu ile gerçeklesmesi mümkün görüldü. Riskli fakat bi o kadar da gerekli olan Kur-an da evrim (yaratılış) incelemesini başlatmış bulunuyoruz.
Kurallar;
•Sorular sadece yönetici tarafından sorulacak, yorumlar soru baz alınarak yapılmalı,
•yorumlarda düşüncelerimize aykırı düşen fikirlere karşı tahrik, aşağılayıcı,  hele ki dini terminoloji kullanılarak suçlayıcı yaklaşımlardan uzak durulmasını rica ediyorum.
•her katılımcı soruya ancak bir ileti ile katılabilecektir,
•bir sonraki iletisini göndermek isteyen arkadaş bir sonraki soruyu beklemek zorundadır,
•ileti uzunluğunun bir sayfayı geçmemesine dikkat edilmeli (okuyucuların sabrı için) (bu konuda esneklik istenmiştir, tabii ki  mümkün iletinize olumsuz etkisi olmayacağını düşünüyorsanız sınırlamayı kendiniz belirleyebilirsiniz.)
•yorumununda düzeltme yapmak isteyen arkadaş kendisinden sonra ileti gönderilmediyse ancak bu hakka sahiptir.
•Katılımcı arkadaşlar soru sormak istiyorsa özelden bana iletebilirler konunun akışını bozma tehlikesi yoksa memnuniyetle  dikkate de alınacaktır. (iletilerde katılımcıların sordukları soruların dikkate alınmaması rica olunur (ortam barışı açısından :))
•Özelden belirtildiği için;
1.taraf olmak sözkonusu olmayacak
2.adil olma kişilerin beklentilerine göre ve kişinin adiliyet duygusuna göre değişim gösterebildiğini düşünerek adalet birilerini memnun etmek değilse şayet objektiflik zemininde adaletli olmaya çalışacağım.(özelden eleştirilere açığım)
•yorum içeriği  ve konudan uzak ise yada ard arda kinci bir ileti ise konu kilitlenece ve ikinci ileti özür içerikli bir cümle ile değiştirilmesi beklenecek. Bu beklenen tavır ;sorumluluk bilinci yada profesyonel yaklaşım  anlamı taşıyacaktır.

katılımcı arkadaşların keyif almasını diliyorum.
Saygılar;


Konu Başlığı: Re: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 20 Mayıs 2006 - 09:44:18
teolojide yaratma ile Allah kavramı içiçe girmiştir.
  Yaratma kavramı ile süreç kavramı arasında kopmaz bağ vardır.belirsiz olanı belirlemek, tahsis edilmemişi tahsis etemek, ve böylece realitenin zenginliğine yeni bir şey eklemektir.(Hartshorne )
  yaratıcılık kavramı tanrı kavramından daha geniştir.(whitehead)

Allah  yaratma felsefesini bize nasıl tanıtıyor?

bu;sınırsız bir hürriyettir şeklide mi?
Ezeli planlanmış bir gaye mi?
yoksa bir mekanizma mı?


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 24 Mayıs 2006 - 19:44:43
"Tanrı balçıkla uğraşan bir çömlekçi değildir." ( Psikolog, James Ward ) cümle İkbal'in görüşüne etki etmiştir.(bu bir soru değil)

önceki iletimi yineliyorum ve artık başlayalım mı? (bu bir sorudur.)


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 25 Mayıs 2006 - 00:15:05
Alıntı
"Tanrı balçıkla uğraşan bir çömlekçi değildir." İKBAL ( bu bir soru değildir)

önceki iletimi yineliyorum ve artık başlayalım mı? (bu bir sorudur.)



                            İKBAL Kim? Tanrının açılımı ne? Biliyorum madde 5/15 a fıkrası c bendi gereği soru sorma hakkım yok ancak neden böyle bir cümle kurulma gereği duyulduğu mühim bir konu? Sanki bir yönlendirme varmış gibi, sanki bir teze arka çıkış sanki... Abarttım biliyorum
                             Başladıklarında başlamış oluruz.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 25 Mayıs 2006 - 09:37:46
İhsan bey yukarıda ufak bi düzeltme yaptım, düzeltme sonrasında şunları söyleyebilirm,

evet cümle kasıtlı eklendi;
konuşmalara ilk ivmeyi kazandırması amaçlandı.
Bu amaç pasif bir amaç değildir. Katılımcılara sadece insanın yaratılışı değil Alem yani yaratılmşlar ile  Tanrı bağını incelemenin gerekliliğini hissetirme anlamında kullanılmıştır.

Tanrı kelimesi yine tarafımdan kasıtlı kullanılmaktadır, çünkü soruların incelenmesimnde Aşkın olana karşı hadsizliklik riskleri taşıma ihtimalinden bu hataların yazı dilinde  Aşkın olandan uzak tutmak niyetlidir.

belki Kur-an incelemesinde yabancıların (ötekinin) neden söyledikleri dikkate alınıyor eleştrisi gelebilir." bilgi müslümanın yitik malıdır" ve ünlü filozof İkbal'in görüşlerini bile etkilediğine göre Aşkın olanın açılımı nereden nasıl gelecekse yitik malımızdır der sahipleniriz, imanımız gereği.

( Madde 5/15 a fıkrası c bendi soruları önyargısız değerlendirilmeli de diyor :))


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 26 Mayıs 2006 - 07:11:09
                   "Tanrı balçıkla uğraşan bir çömlekçi değildir."  Doğrudur. Balçıkla uğraşan Allh olamaz ancak bu O'nun "balçıktan yaratmıyacağı" anlamına gelmez. Çünkü "Her şey O'na boyun eğmiştir" ve sadece dileyip "Ol" demesi balçığın şekillenmesi için yeterlidir, balçık belirli bir süreçle yada süreç içermeden bir anda şekillenebilir. Her iki durumuda belirleyen O'nun dilemesidir. O balçığın nasıl şekillenmesini dilemişse balçık o şekilde ve o yolu takip ederek şekillenecektir. Burada kilit kelime "uğraşmak" tır. Uğraşmak fiiliyle tanımlarsanız İnsana indirgemiş olursunuz. Cümlemize tekrar bakarsak ifade doğru ancak vurgu yanlıştır. Vurgu yanlış olunca burada bahsedilen "tanrı" Allah olamaz o halde bizi bağlayıcı değildir. Bizi bağlamadığına göre konumuzla ilgili bir bakış açısıda değildir. "Allah Ne değildir" yöntemiyle Allah'ı tanımlamak, her ne kadar "Allah"ı tanımlamak gibi sonsuz bir küme de olsa fikir vermesi açısından önemlidir. Şimdi balçıkla uğraşanın Allah olmadığını, ancak balçıktan yaratanın Allah olduğunu biliyoruz....


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 26 Mayıs 2006 - 08:13:01
soruma ekleme yaparak  tekrar edeyim

Allah  yaratma felsefesini bize nasıl tanıtıyor?
Alemin yaratılması ve Allah ilişkisi nasıldır?
bu;sınırsız bir hürriyettir şeklinde mi?
Ezeli planlanmış bir gaye mi?
yoksa bir mekanizma mı?


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 28 Mayıs 2006 - 09:58:36

Allah Yaratmayı dilediğinde yalnızca “Ol” “künn” dediğini bir çok ayette belirmekte..

O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir. (2/117)

Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi. (3/59)

Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol" dememizdir. Hemen oluverir. (16/40)

Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı "Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir. (36/82)

Allah'ın bir evlât edinmesi, olur şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece "Ol!" der ve hemen olur. (19/35)

Her şeyi bir hak üzere hikmet ile yaratığını yine bir çok ayette bildirmekte.
Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir. (14/19)

Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını hiç düşünmediler mi? .... (30/8)

21/16 - Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık.
21/17 - Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık. Elmalı Hamdi sadeleştirilmiş

Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (21/16)
Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. (21/17)  Ali Bulaç

Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır.... (37/27)

Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. (44/38)

Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. (44/39)

Çeşitli ayetlere yaratmasının Hak olduğunu, ve bir Hikmetle bir amaç bir gaye için yarattığını bildirdikten sonra, İnsanların yararı için yarattığını bildiriyor.

Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O'dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme âyetlerini açıklamaktadır. (10/5)

Yine O'nun delillerindendir ki, size korku ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor, gökten su indirip ölümünün ardından arzı onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını kullanan bir kavim için (alınacak) dersler vardır.(30/24)

 Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı (fers) ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt  içiriyoruz. (16/66)

Sebeplerin ve diğer varlıkların yaratılışının insana bakan yönünü açıkladıktan sonra sebepleri elinde tuttuğunu da açıklıyor.
Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır. (35/41)

Yaratmasının Çeşitlerinide açıklıyor.

Allah, her canlıyı sudan yarattı.(Vallahü halekü külle dabbetim mim ma'*)  İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... Allah dilediğini yaratır; şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (24/45)

Gökleri ve yeri yaratan,( fatıris semavati vel erdı) melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan (caılil melaiketi...)Allah'a hamdolsun. O, yaratmada dilediği arttırmayı yapar. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir. (35/1)

Hicr-26 - Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Hicr-27 - Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık. ( Elmalı Sadeleştirilmiş)

Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. (Hicr-26)Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık. (Hicr-27) (Ali Bulaç)

26. Ve le kad halaknel insane min salsalim min hameim mesnun 27. Vel canne halaknahü min kablü min naris semum (Hicr.)
Hem insan için hem de cin(cann)ler için “Halak” kelimesi kulanılmıştır.
Yaratmak anlamında kullanılan diğer kelime ise “ceale” dir

Ceale: Yaratmak, icad etmek, çevirmek, yapmak, koymak, kılmak
O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti.(ceale) Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi....(Zümer 6) E.H sadeleştirilmiş
Halekaküm min nefsiv vahıdetin sümme ceale minha zevceha ve enzele leküm minel en'ami zemaniyete ezvac*

De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren(ceale) O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!" (Mülk-23) E.H sadeleştirilmiş
 Kul huvelleziy enşeekum ve ce'ale lekumussem'a vel'ebsare vel'ef'idete kaliylen ma teşkurune.
Diğer bir fiilde yukardaki ayettede geçtiği gibi inşa inşâ kelimesidir. İNŞÂ: Yapma, vücuda getirme.

Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış. (Nur-16) E.H Sad.
Ve ce'alelkamere fiyhinne nuren ve ce'aleşşemse siracen
Şimdi de yaratmasına bakalım:

Yaratmanın sadece kendisine ait olduğunu çeşitli ayetlerde bildirmiştir.

Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de! (22/73)

Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir! (7/54)

Yaratmasının sınırı yoktur...
"Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle kadirdir. (5/17)

Yaratması sebeplere bağlı değildir:

Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm." (Maide-110) (Ali Bulaç)

O, İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ibret vardır. (3/49)

Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır. (2/72)

"Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun" dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir. (2/73)

Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara-260)

Ta-Ha (17-21) "Sağ elindeki nedir ey Musa?" (17)Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var." (18)Dedi ki: "Onu at, ey Musa." (19)Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş). (20)Dedi ki: "Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz." (21)

Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah,  burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir." (Bakara-259) 

Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah'ın yaratmak için sebeplere ihtiyacı yoktur....
 Yazıların kısa olması istendiği için burada kesiyorum. Hz İsa'nın babasız dünyaya gelişi, Hz Zekeriya'nın kısır eşinden çocuğunun olması gibi sayısız örnek O'nun yaratmada sebeplere ihtiyaç duymadığının ve yaratmasının bir anda meydana geldiğinin delilleridir.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: raif bostan üzerinde 28 Mayıs 2006 - 18:44:24
allah yaratmayı dilediğinde older ve olu verir ve sebep aranmaz öylemi kardeşim sen boş boşuna bilimadamı olmuşsun ozaman bu yaratılan şeylerin hiç sebebi yoksa niye bilimle uğraşasınkii.kardeşim eğer yaratılışın sebebi olmasaydı biz nasıl varolan madde ve diğer şeyleri araştırabilirdik demekki sebebi varki bunları araştırabiliyoruz.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: PRoMeTHeEuS üzerinde 28 Mayıs 2006 - 18:49:45
allah yaratmayı dilediğinde older ve olu verir ve sebep aranmaz öylemi kardeşim sen boş boşuna bilimadamı olmuşsun ozaman bu yaratılan şeylerin hiç sebebi yoksa niye bilimle uğraşasınkii :a17:kardeşim eğer yaratılışın sebebi olmasaydı biz nasıl varolan madde ve diğer şeyleri araştırabilirdik demekki sebebi varki bunları araştırabiliyoruz.

Yaradılışın sebebi yok denmiyor dikkatinizi çekerim.
yaratmak için  sebebe ihtiyacın olmadığı söyleniyor. Bu ise bir güç belirtisidir, irede belirtisidir.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 28 Mayıs 2006 - 20:02:59
arkadaşlar işler sanırım karıştı;
 
İhsan bey, iletinizde  cevap niteliği taşıyacak cümleleri sorularla buluşturmayı bize mi  bıraktınız? görüşlerinizi açıklarsanız daha verimli olacağını yada konuya çeşitlilik kazandıracağını zannediyorum,
yaratma felsefesinin anlama adına konuştuğumuzu yada ilk sorular en azından bu anlam içerdiğini hatırlatma ihtiyacı hissettim,
şunu sormadım; Allah neleri yaratmış veya soru  içerisinde "Ol" keimesinin geçtiği ayetler nelerdir gibi bir anlam da çıkarılmasın, lütfen.

Alıntı
İnsanların yararı için yarattığını bildiriyor.
.
Alıntı
Yaratması sebeplere bağlı değildir:
özetle Tanrı sebep aramadan yaratıyor ve bunu insanlığın iyiliği için yapıyor.Bu cümlenizi açıklarmısınız?
ayrıca, ihsan bey bazı kavramlar farklı yorumlar da içeriyor bendeki kaynaklara göre,bu kavramlara sonra döneceğimi de belirtirim.... (ceale, cin, kuru çamur..)


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 28 Mayıs 2006 - 20:45:26
                                 Her hangi bir karışıklık yok Birgül hanım. Soruların sığlığından kaynaklanan bir durum. Cevabım net olarak hepsi ve daha fazlası.... Allah'ın yaratması tek bir Hikmet üzere değildir. "O'nun nimetini bir genellemeyle bile sayamazsınız" ayeti gereği sizin belirttiklerinizin hepsini içeriyor. Yani sonsuz bir gayeyi, sınırsız bir Hürriyet ve Gaye'ye uygun mekanizmaları da yaratarak ortaya koyuyor. Dikkat buyurursanız mekanizmaya bağlı yaratmıyor mekanizma Gaye'ye uygun olarak var...

                                Açalım efendim.
Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona (aya) birtakım menziller takdir eden O'dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme âyetlerini açıklamaktadır. (10/5)

                                  Ayet gayet açık. Ay var olmak zorunda olan her hangi bir mekanizmanın zorlaması değil. Ay insanlar için yaratılmış tıpkı tüm sebepler insanlar için yaratıldığı gibi. Parlak olması, menziller takip etmesi, bu menzillerin büyüklüğü, menzildeki hızı ve daha niceleri İnsanlar "yıllarıon sayısını ve hesabını bilsin" diye yaratılmış. Bu sebepler O'nu bağlamaz bağlanan bizizdir. Sebepler de İki Hikmet görebiliyorum çok daha fazlasıda olabilir.
          1- O Örtendir. Kullarının ayıplarını örter. Sonra kendisini Örter. İşte bu örtü sebepler örtüsüdür. Düşünenle düşünmeyenin, görenle görmeyenin, bilenle bilmeyenin, akıl edenle akıl etmeyenin ayrılması için bir örtüdür.
         2- Sebepler insana sunulmuş nimettir. İnsan sebepleri peş peşe dizmekle açık bir senetle kendisine verileni kullanmış olur. Bu açık senette nihayi karar yine O'nundur. Ne zaman yağmur yağacağını bilmemiz için Bulutu şimşeği yaratan O'dur. Yağmur yağdırmak için O'nun buluta ihtiyacı yoktur. Ancak bize sebeplerle bir dua ve rızk kapısı açar ki biz bu sebeplerli kulanarak, onları peş peşe dizerek bugünki imkanlara kavuştuk. Dolayısıyla sebepler O'nu bağlamaz. Yukarıdaki cevabın son ayetlerinde de buna vurgu yaptık.
       O'nun yaratması Hikmetsiz Batıl değildir. O her şeyi bir gaye için yaratmıştır. O'dilediğini yaratan yoktan var eden düzenleyen şekil ve suret verendir. O'nun yaratmak için planlamaya örnek almaya bir takım sebeplere bağlı olmaya ihtiyacı yoktur. Yaratmak O'nun için bir uğraşı meşgale değildir. O yaratmada tek emir sahibidir. "Ol" demesi yeterlidir. Süreçle yada süreçsiz nasıl yaratmayı dilemişse O şekilde yaratılır. Her ikisinde de yine Hikmetler vardır. O'nun yaratması başlamış ve bitmiş değildir. O sürekli var edendir. Herşeyi O yaratmıştır sebepleride sebep kavramını ve kelimesinide... Sanırım yeterli olur....


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Emrah Gurel üzerinde 28 Mayıs 2006 - 23:15:37
bildiğim kadarıyla Kuran'da Allah ilk yarattığı canlıları denizde yarattığını belirtiyor. Ama çok iyi bilmiyorum, ama böyle bir ayeti okudum diye hatırlıyorum. Ayrıca şunu da belirteyim, insan demedim, canlı dedim; yanlış anlaşılmaya maruz kalmak istemem..



Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 29 Mayıs 2006 - 06:38:52
Tanrı kavramı duygu için son derece çekici bir güçtür ve duygularımıza kapılmadan araştırmak zorundayız.

Whaitehead’a göre Tanrının mahiyeti

Tanrıyı somutlaştırmak durumundayız,
Bir ile çok, değişmeyen ile değişen arasındaki makul bir ifadeye kavuşturulması, felsefenin baş probleminden biri olagelmiştir.
Deizm;Tanrıyı mutlak sebep görme ve her türlü etkiden uzak görmedir, evrenin sebebi oluyor fakat evreni bütünüyle ilahi varlığının dışında tutuyor.
Panteizm; sıradan sebepler sonuçlar toplamını ilahi varlığının ayrılmaz yanı olarak görür; süreç kavramı
Teizm;Oluş veya süreç ilahi hayat içinde reeldir.tanrının dışında reeldir.
Bu kavramların temelinde yatan hep bu (Tanrının somutlaştırılması) problemdir.
O’nun Mutlak, Basit, Değişmez olduğunu söylemek dini terminolojide statik bir tanrı anlayışı geliştirilmiştir. Dünya ise ,Tanrı karşısında bir hayal ürünü, bir yanıltıcı unsur olarak düşünülmüştür. Statik olan ile değişmez olan arasında kurulmak istenen münasebet arasında bir yığın problem olagelmiştir.
Dipolar  Tanrı anlayışı(çift kutuplu);Aynı varlığı iki farklı açıdan görmek ve anlamaya çalışmaktır.
Tanrının değişmeyen mutlak ezeli yanı, bir de değişme sürecine bağlı olarak değişen oluşan yanı. Bunlar için;
Tanrının asli tabiatı ve oluşan tabiatı ifadelerini kullanabiliriz 
Bu çift kutuplu görme bölünebilirliği anlamına gelmez,Onlar aynı varlığın iki farklı vechesidir.

Hartshorne’a göre Tanrı tabiat ilişkisi;
Tanrı bir anlamda mutlak bir anlamda izafidir,
Dinin Tanrısı semboliktir. Soyut kavramla düşünme imkanına sahip olmayanların anlayabilecekleri bir ifade tarzıdır.
Süreç felsefesinde aslolan Tanrıdır; felsefenin mutlak’ı ise bundan çıkarılan bir “soyut fikir”dir.

İnsan zihni basite yönelme yatkınlığı içindedir.
1.   Tanrıyı tek yönlü bir varlık olarak düşünmek her iki yönlü düşünmekten daha kolaydır.
   2-“Zorunlu varolan”, “ mutlak varlık” v.s. şeklinde ifadeler Tanrının yüceliğinin daha iyi şekilde dile getirildiği kanaati hakim durumdadır.
   3-Yegane varlık fikri insanda birtakım duygular uyandırmayıda düşünürsek
İnsan zihni kolayı seçer olgusuna daha bir açıklık getirmiş oluruz.

Spontan bir sebeple araya girdim, afedersiniz
Sizleri dinliyorum..........

(Emrah Güler iletinizi kurallar dahilinde çerçevelendirirseniz sevinirim, "şunu hatırlıyorum emin değilim " tarzı ifadelerdense fikrinizi destekleyici bilgiler ile katılmanızı öneriyorum.)


Konu Başlığı: Neyi Tartışıyoruz!!!
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 29 Mayıs 2006 - 08:13:34
KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ Başlığımız bu ve bu aşlıkta neden yukarıdaki ifadeler duruyor, Deizmden Panteizmden Teizmden bahsediliyor? Anlamadığımı söylemek zorundayım. Neyi tartışıyoruz?..

Alıntı
Spontan bir sebeple araya girdim, afedersiniz
Sizleri dinliyorum..........
Bunun sebebinide anlamış değilim... Açıklarsanız gerçekten sevineceğim... Gerçekten...


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 29 Mayıs 2006 - 08:22:49
görüldüğü üzere sadece evrim değil beraberinde yaratışıl sonrasında doğaldır ki Tanrı Alem ilişkisi ve en nihayetinde Tanrının mahiyeti konululacaktır,
benim daha çok görmek istediğim bu ara başlıklar ile hem Tanrıyı hem yaratılışa açılımlar değil ama belki geniş perspektifler ile paylaşımlar sağlamak,
evet spontan bi tavırdır ve burada  benim yaratılış ışığında göremediklerime bağlanabilir bu paylaşımım.
konuyu bazen şöyle görüyorum karşılıklı sizlerle konuşuyor ve ister istemez bi  cevap, katılım içsel olarak gelişiyor insanda.
şunu itiraf etmeliyim konunun varacağı nokta kesin değildir ve evet bi hazırlığım sözkonusu bu konuda soruların bir çoğu ( yaklaşık 20 tanesi) hazır.Bu forumu yönettiğime göre gidişatındaki kilit sorulara yönlendirme hakkım var sanırım ve yoksa fazlamı abartttım!...

umarım sizleri sevindirebilecek bi cevap olmuştur.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 29 Mayıs 2006 - 08:31:28
                                       Birgül Hanım yalnız bir sorunumuz var! İslam Hristiyanlıkla eş değer din olarak 1965 te kabul edildi. Bahsettiğiniz yaklaşımlar Batı kaynaklı Doğu değil. Bilmem bu birşey ifade ediyor mu? Hristiyanlığı baz alarak oluşturulmuş felsefelerin, Hele hele Voteire'in Batı aydınını içe kapanık olmakla ve Osmanlıyı dahi tanımamakla suçladığı sabitken... Yaklaşım tarzınız çok uç ve net değil ifadeler açık değil. Deizm de din yoktur sadace Tanrı vardır. Panteizm Tanrı'yı evrene indirger, Teizm iki farklı yaklaşım içerir. Biri Batı kaynaklı Biri Doğu kaynaklıdır. Aynı çarpıklık burada da rahatça görülüyor. Teokrasi denildiğinde Batıdaki Kral tanımı akla gelir ama Kral'a Padişah arasındaki fark sadece isim farkı değildir. Temel yaklaşım farkı vardır.... Ben sizi anlamakta gerçekten zorlanıyorum... Oryantalist bakış açınızın etkisi mi tüm bunlar...


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 29 Mayıs 2006 - 08:41:09
kabul edemem hristiyanlık ile eşdeğer bakış değil,
Asla kabul edemem ve düşünceye dahil herşey kabul edilebilir, bende.
belki şunu söyleyebilirsiniz doğu ile batı sentezi bir düşünce yapısı hepsi bu kadar ötesini reddediyorum
konu benden çıksın lütfen yani bir sonraki iletinizde konuya dönelim (sunulan fikirler açısından yeni bakış açıları konuşulmalı)


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 29 Mayıs 2006 - 09:06:48
                         Ben de sunduklarınızın beni asla ve hiç bir şekilde bağlamıyacağını, bu noktaya atıf yaparak dile getireçeklerinizin  benim için bir hükmünün olmadığını ve olamıyacağını belirtmek isterim. Sizin için her düşünce kabul edilebilirdir, benim için filitrem esastır ve filitreye takılanlar bilgi hükmü içermezler sadece birer surettir ve o şekilde kalmaya mahkumdurlar. Eğer her hangi bir noktada katılmaycaksanız  bugüne kadar olan veya bundan sonraki sözlerime veya savlarıma, ayetlere dayandırarak sebep belirtmeniz gerektiğini bildirmeyi, tartışmanın seyri açısından uygun görüyorum. Aksi halde tarafımdan dikkate alınmayacaktır. Sadece Kur'an ve Hadis... Söz katılımcı arkadaşlarındır....


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Molecular Biolog XY üzerinde 30 Mayıs 2006 - 09:13:16
YAZI ŞU LİNKTEN KOPYALANMIŞTIR: http://www.canertaslaman.com/kitap/3.htm

GERÇEKTEN ÇOK BİLGİLENDİRİCİ VE BULDUĞUM EN OBJEKTİF DEĞERLENDİRMELERDEN BİRİSİ OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM. SAYGILAR...


ADEM VE HAVVA’DAN YARATILIŞ -1
Tek Tanrı’lı dine inananlardan Evrim Teorisi’ni reddedenler, en çok insanın maymunumsu bir canlıdan geldiği iddiası yüzünden bu teoriye karşı çıkmışlardır. Bazıları Evrim Teorisi’ni Adem ve Havva’dan yaratılışı tarif eden Kutsal Metin ifadelerine uygun bulmadıkları için, bazıları ise maymunumsu bir canlıdan yaratılışı, insanın onuruna ve ahlaksal yapısına yakıştıramadıkları için itirazlarını seslendirmişlerdir. Daha önce belirttiğimiz gibi dinler, aracı sebepler ile yaratılan her şeyi de Tanrısal yaratmanın bir parçası görürler. Bu yüzden, insan türünü paranteze alırsak, diğer türlerin birbirinden evrimleşmiş olmasının, Tanrı inancı ve Kutsal Metinler açısından bir sakıncası gösterilemez. Bir anne ve babadan doğan canlı, Kutsal Metinler açısından, türün ilk yaratılmış üyesi kadar Tanrı’nın yaratışının bir eseridir. O zaman dinler için her canlının özel yaratılışını savunmak bir ihtiyaç değildir.

Bir anne ve babadan doğmuş olmak dinler için nasıl aracı sebep olup, Tanrı’nın yaratışına ters düşmüyorsa, bir türün diğer bir türden oluşumunu (evrimini), Tanrısal yaratılışa aykırı görmek için bir sebep yoktur. Kutsal Metinler’de birçok zaman aracı sebeplerle oluşan olaylar -yağmur yağması, bitkilerin büyümesi, canlıların rızıklanması gibi- Tanrı’nın yaratışı, Tanrı’nın gerçekleştirdiği süreç ve olaylar olarak sunulur. Kutsal Metinler bu tip anlatımlarla doludur, örnek olarak bu Metinler’den bir iki pasajı ele alalım:

Hayvanlar için ot ve insan işine yarayan sebze çıkarır, ta ki yerden yiyecek[110]

Balta ile kesen adama karşı balta övünür mü? Testere kullanan adama karşı testere kendini büyütür mü?[111]

65- Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti, işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.

66- Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size karınlarındaki sindirilmiş gıdalar ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.[112]

Eski Ahit’in Mezmurlar bölümünde, sebze ve ot gibi canlı unsurların Tanrı tarafından yerden bitirildiği söylenir. Kuran’da Nahl Suresi’nde, yağmurun yağışı da, hayvanların süt verip insanın onu içmesi de Tanrı’nın gerçekleştirdiği lütuflar olarak nitelendirilir. Ne bir Yahudi ne de bir Hristiyan, sebzelerin büyümesinde tohum ekme ve sulama gibi sebepleri inkar ederler; ne de bir Müslüman, bir hayvanın süt vermesi için, o hayvanın bir dişi ile bir erkekten doğmuş olması, beslenmesi ve sütünün sağılması gibi sebepler olduğunu inkar eder. Fakat bu üç dinin teist inananları, tüm bahsettiğimiz sebepleri, Tanrı’nın yaratışındaki araçsal sebepler olarak gördükleri için, Tanrı’nın sebzeyi yerden bitirmede veya insana süt vermede, tüm araçsal sebepleri anmadan doğrudan sebzeyi kendisinin bitirdiğini ve sütü verdiğini söylemesini doğal karşılarlar. Kutsal Metinler’de canlılarla ilgili süreçler ve tarihsel birçok olay da, Tanrı’nın kullandığı araçsal sebepler önemsenmeden anlatılır.  Bu yüzden Eski Ahit’in İşaya bölümünde, balta ile testerede övünecek bir şey olmadığı, asıl marifetin bu aletleri kullananda olduğu söylenir. Bu analoji ile, balta ile testere, Tanrı’nın kullandığı araçsal sebeplere benzetilir ve insanın balta ve testere kullanarak gerçekleştirdiği işler, nasıl balta ve testerenin eseri olarak algılanmıyorsa, Tanrı’nın doğada ve tarihte gerçekleştirdiği olaylarda kullandığı araçsal sebeplerin Tanrı’ya nispetle bir ehemmiyetlerinin olmadığının dersi verilir.[113]

Eğer birisi, Tanrı’nın canlıları ortak bir atadan türetip, birbirinden evrimleştirerek yarattığını, evrimleşmenin, aynı her bir birey canlının annesi ile babasından doğuşu gibi araçsal sebep olduğunu söylerse, bu iddiaya karşı Kutsal Metinler’den aleyhte hiçbir kanıt bulamayacağımız kanaatindeyiz (Adem ve Havva ile ilgili anlatımları paranteze alırsak). Bu iddiaya, Kutsal Metinler’den aleyhte kanıt getirilememesi, bu iddiayı Kutsal Metinlerin doğruladığına da delil teşkil etmez. Çünkü böyle bir iddia için, ayrıca Kutsal Metinler’in bu konuyu açıkça anlatımı veya işareti gerekir. Oysa bu konuda Kutsal Metinler’in açık bir desteği olmadığı aşikar olduğu gibi, Kutsal Metinler’de Evrim Teorisi’ne işaret olduğuna dair itirazlar çok zorlama birkaç yorumdan ibarettir. Zorlama yorumlara konu olan bu ayetler daha çok Kuran’a referansla gösterilmektedir. Bu ayetler özellikle şunlardır:

Oysa O, sizleri aşama aşama yaratmıştır.[114]

Allah sizi yerden bir bitki gibi bitirdi.[115]

O inkar edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer, birbirleriyle bitişikken onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?[116]

Nuh Suresi’nde geçen birinci ayet, insanın aşamalarla yaratıldığını söylemektedir; “aşama aşama” ifadesini evrim olarak anlasak bile, tezimizin ilk bölümünde belirttiğimiz gibi “evrim” ile Evrim Teorisi arasında önemli farklar vardır. Kuran insanların anne rahminde geçirdikleri aşamaları ayrıntılı bir şekilde anlatır.[117] Bu aşamaları da bir “evrim” olarak niteleyebiliriz; ama bu evrimin, Evrim Teorisi ile bir ilgisi yoktur. Bu yüzden Kuran’da “evrim” anlamına gelecek bir kelime bulmak ile, bütün türlerin birbirinden evrimleşip ortak bir atadan geldiklerini söyleyen Evrim Teorisi anlamına gelecek bir ifade bulmak çok farklıdır. İnsanın yerden bitki gibi bitmesinden de Evrim Teorisi’ne bir delil bulmak mümkün olmadığı kanaatindeyiz. Kuran insanların toprak ve sudan yaratıldığını söyler, aynı hammaddeden yaratılan bitki ile analoji kurulmasını, bu hammadde ortaklığına bağlamak daha tutarlıdır. Kuran yağmurla topraktan bitkilerin çıkmasıyla, insanın ölümünden sonra diriltilmesi[118] arasında da analoji kurar. Evrim Teorisi, insana soy ağacında sürüngenleri, balıkları daha yakın görür. Bu yüzden, Evrim Teorisi’ne göre insanla soy ağacındaki yakınlığı çok daha uzak olan bitkilerle olan bir benzetmeyi Evrim Teorisi’ne delil olarak görmek, kanaatimizce aşırı bir zorlamadır. Enbiya Suresi 30. ayette geçen canlıların sudan yaratıldığı şeklindeki ifadeyle Evrim Teorisi arasında bir bağlantı kurmak da tutarlı değildir. Çünkü Kuran gerek suya[119], gerek toprağa[120], gerek ise çamur[121] ifadesi ile bu iki unsurun karışımına atıf yaparak insanın yaratıldığı hammaddeye dikkat çeker. Türlerin birbirlerinden bağımsız yaratılışını kabul edenler de bu hammaddelerden yaratılışı kabul etmişlerdir. İnsan vücudunun mikroskop altında incelenmesi, insanın maddi bedeninin, toprağın ihtiva ettiği maddeler ve sudan oluştuğunu göstermektedir. Bu yüzden, insanın sudan yaratıldığını söyleyen ayetlerden, Evrim Teorisi’ne Kuran’dan destek bulmak; Kuran’a, Evrim Teorisi’ne bir destek bulma koşullanmasıyla yaklaşmanın bir ürünü gibi gözükmektedir. Ayrıca Kuran’ın şu ayetlerinin de Evrim Teorisi’ne işaret ettiğini düşünenler olmuştur:

65-Sizden cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette biliyorsunuzdur. Onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik

66- Bunu hem çağdaşlarına, hem de sonra gelecek olanlara ibret verici bir ceza ve sakınanlara bir öğüt kıldık.[122]

De ki; “Allah katında ceza olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah’ın lanetlediği, gazablandığı ve onlardan maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar kıldığıdır onlar. İşte bunlardır yer bakımından daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmış olanlar”.[123]

 Bu ayetlerde özellikle maymuna dönüştürme ile ilgili ifadenin, Evrim Teorisi’ne delil olduğunu söyleyenler olmuştur. Oysa Maide Suresi 60. ayette görüldüğü gibi sadece maymuna değil, domuza dönüştürmeden de bahsedilmektedir ve Evrim Teorisi’nin soy ağacı açısından domuz, insana yakınlığı açısından özel bir yer teşkil etmez. Bazı müfessirler Allah’ın emrine karşı gelen bahsedilen kişilerin, dış görünüş olarak bu hayvanlara dönüştüklerini söylerken, bazıları da iç dünyaları ve huyları açısından bu hayvanlara dönüştüklerini söylemişlerdir.[124] Kuran’da her iki hayvana dönüşümden bahsedilmesi, domuzun Kuran’da “pis” olarak nitelenmesi,[125] maymunun dış görüntüsüyle insana benzemesine rağmen insani niteliklere sahip olmaması gibi sebeplerden dolayı, ayetlerde bahsedilen hayvanlara dönüştürülme (mesh) olayından manevi dönüştürmenin anlaşılmasının daha doğru olduğu kanaatindeyiz.

Bazı araştırmacılar söz konusu ayetlerde Arapça’nın dil kuralları açısından gerçek maymuna dönüşmeyi anlamamamız gerektiğini şöyle anlatmaktadırlar: “Ayetteki ‘hasiin’ ifadesinin çoğul olarak kullanılması da, onların gerçek anlamda maymun olmadıklarına işaret etmektedir. Çünkü onlar gerçek anlamda maymun olsalardı ‘kıredeten hasieten’ şeklinde sıfat mevsuf uyuşmasının olması gerekirdi.”[126] Bu ayetlerde gerçek bir dönüştürmeden bahsedildiği düşünülse bile, onlarda yeni bir tür oluşumu için dönüştürmeden değil, cezalandırma için dönüştürmeden bahsedilmektedir. Ayetlerde hayvanlara dönüşmenin imkanından bahsedildiği için, Evrim Teorisi’ne işaret bulunduğu söylenebilir. Fakat Tanrı’ya inanan her Müslüman, isterse Tanrı’nın türleri birbirine dönüştürebileceğini esasen kabul eder, çünkü “Tanrı’nın her şeye kadir olduğu” İslam’ın en temel inançlarındandır. Bu yüzden türlerin birbirine dönüşmesinin imkanına dair bir ifadeden, Evrim Teorisi’ne Kuran’da yer verildiğine veya işaret edildiğine dair bir sonuca varmanın zorlama olacağı kanaatindeyiz. Evrim Teorisi insanın diğer hayvanlardan türediğini söylerken, hiçbir hayvanın insandan türediğini ileri sürmez.

İnsan dışındaki türlerin evrim geçirdiğini de geçirmediğini de Kutsal Metinler’e göre söylemek mümkün gözükmemektedir. Ancak burada şunu hatırlamalıyız ki, Tanrı’nın ontolojideki merkezi rolü ve Tanrı-alem ilişkisinde O’nun müdahale edici etkinliği göz ardı edilmemesi şartıyla teist ontoloji geniş imkanlar sunar.

Bu noktada Kutsal Metinler’deki Adem ve Havva ile ilgili anlatımların, tek Tanrı’lı dinlere inananların Evrim Teorisi hakkında ne düşünmelerini gerektirdiği sorusuna geliyoruz. Önce Yahudi ve Hristiyan teolojisinin bu konudaki görüşlerinde önemli belirleyici rolü olan Tevrat’ın Tekvin bölümünü ele alalım:

7- Ve Rab Allah, yerin toprağından Adam’ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yaşayan can oldu.

8- Ve Rab Allah, şarka doğru Aden’de bir bahçe dikti ve yaptığı Adam’ı oraya koydu.[127]

21- Ve Rab Allah Adam’ın üzerine derin uyku getirdi ve o uyudu ve onun kaburga kemiklerinden (veya yanından) birini aldı ve yerini etle kapladı.

22- Ve Rab Allah, Adam’dan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve O’nu Adam’a getirdi.[128]

Yahudi hahamların hazırladığı bir Tevrat tefsirinde, Tekvin bölümünün insanın yaratılışını anlatan kısımları ile ilgili olarak şöyle söylenmektedir: “Tevrat’ın ilk bölümü, Yaratılış’ı oldukça kısa ve ana hatlarıyla anlatmıştır. Zira daha önce de belirtildiği üzere, Tevrat’ın buradaki amacı insanın tüm bu süreci anlaması değildir, bu insanın anlayış kapasitesinin üzerindedir. Amaç, Yaratıcı’nın kim olduğu konusunda bir fikir edinilmesidir.”[129] Bu tarzda bir yorum, Tanrı’nın açıklamadığı detaylarda insanların spekülasyon yapmasını mümkün kılmaktadır. Bu yüzden, Tanrı’nın Adem’i topraktan yaratışını, onun topraktan doğrudan (aracı bir tür olmaksızın) yaratılışı olarak algılayanlar olduğu gibi, bu yaratılış sürecinde Tanrı’nın türleri birbirinden evrimleştirdiğini, Adem’in de diğer türlerden evrimleştiğini, toprak hammadde olduğu için, bu tarz bir anlayışın Kutsal Metinler ile çelişmediğini söyleyenler de olmuştur. Evrimci anlayışı savunanlar, Kutsal Metinler’de, Tanrı’nın aracı sebepler kullanarak yaratılıştan bahsettiği bir çok olayda; otun bitmesi ve yağmurun yağması gibi olaylarda aracı sebeplerden bahsetmemesini, insanın topraktan yaratılışından söz eden pasajlarda, evrim gibi aracı sebeplerden bahsedilmeden insanın yaratılışının aktarılmış olabileceği için delil olarak gösterirler. Tevrat’ın Tekvin bölümünün Tanrı-insan ilişkisini Tanrı’nın yaratıcılığı merkezinde kurmasını ve insanın hammaddesinin biyokimyasal verilerle uyumlu şekilde toprak olarak gösterilmesini önemli bulduklarını söylemektedirler.[130]

Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratılması ile ilgili bölümde kaburga kemiği diye çevrilen kelimenin İbranicesi “yan taraf” anlamına da gelmektedir.[131] Ünlü Tevrat tefsircilerinden Raşi’ye göre, Adem’den alınan kısım, kaburga kemiği değil, vücudunun diğer cephesidir. Midraş, Adam’ın tek vücutta iki cephe, iki kısım şeklinde yaratıldığını belirtir. Buna göre, Tanrı erkeğin bir cephesini ayırıp, bundan kadını inşa etmiştir, böylece tek bir vücuttan iki insan oluşmuştur.[132] Evrim Teorisi’nin Tevrat ile çeliştiğini savunanlar, Havva’nın normal bir süreçle doğmadığını ve Adem’in kaburga kemiğinden veya yanından yaratılışının anlatıldığını söylerler. Buradan hareketle Havva için özel bir yaratılış varsa, bunu Adem’e ve diğer türdeki canlılara genellemenin mantıklı olacağını belirtirler. Teistik evrimi savunanların, eğer Havva için bir istisna öngörürlerse özel yaratılışı savunanların görüşüne yaklaşmış olacaklarına; bu durumda teistik evrimi savunanların da, özel yaratılış istisnalarına yer verdiklerine, fakat sayısal olarak tüm türleri değil de insanla ilgili bir iki istisnayı kabul ettiklerine işaret ederler.[133] Yahudi ve Hristiyan inancı ile Evrim Teorisi’ni uzlaştıranların bir kısmı, Adem ve Havva ile ilgili istisna öngörüyorlarsa da, diğer bir kısım ise Kutsal Metinler’de detay olmamasının ve metinlerin belli şekillerde yorumlanmasının Adem ve Havva için de istisna öngörmeden Evrim Teorisi’ne inanmanın mümkün olduğunu söylemektedirler.[134]

Kuran’da, Adem’in eşinin, onun kaburga kemiğinden veya yanından yaratıldığı ifadesi yer almaz. Ayrıca Adem’in eşinin isminin Havva olduğu da Kuran’da yer almaz. Kuran’da Adem ve eşi ile ilgili anlatımlar şu şekildedir:

30- Hani Rabbin, meleklere “Ben yeryüzüne bir halife atamaktayım” demişti. Onlar da: “Biz seni şükrünle yüceltir ve takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi atıyorsun?” dediler. “Şüphesiz Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.

31- Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere yöneltip “Doğru sözlüyseniz bunları Bana isimleriyle haber verin.” dedi.[135]

Müfessirlerin bir kısmı Adem’in bu dünyamızın dışında bir cennette (cennet bahçe anlamı da taşır) yaratıldığını söylemelerine karşın, bazı müfessirler Adem’in yaratıldığı bahçenin bu dünyada olduğunu söylerler. Buna delil olarak zikrettiğimiz, Bakara Suresi’nin 30. ayetinde Adem’in yeryüzüne halife atanmasını gösterirler.[136] Adem’in işlediği günahtan sonra “hubut”unu (iniş, halden hale geçiş) ifade eden ayeti,[137] Adem’in cenneti gökyüzünde diyenler yukarıdan aşağı inişi, yeryüzü cenneti (bahçesi) diyenler ise dünya içinde yer değiştirmesi anlamında düşünmüşlerdir.[138] Adem’in yeryüzündeki bir yerde yaratıldığını savunanlar, eğer Adem yeryüzüne sonradan indirilseydi, su gibi maddi ve vahiy gibi manevi şeylerin yeryüzüne inmesini ifade eden “nezele” fiilinin kullanılacağını söylemektedirler.[139] Tevrat’ın Tekvin bölümünün, 2. babı 7 ve 8’de de Adem’in yeryüzünde yaratıldığı ifade edildiği için, Kuran’ı bu tarzda yorumlayanların Yahudi ve Hristiyan dininin Kutsal Metinler’iyle de uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. Adem’in eşinin yaratılışı ile ilgili konuda  aşağıdaki Kuran ayetleri tartışma konusu olmuştur:

Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden çok sayıda erkekler ve kadınlar türetip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.[140]

O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti...[141]

Bu ayetlerde geçen tek bir nefisten (nefs’i vahide) yaratılma[142] ifadesini bir çok tefsirci aynen Tevrat’ta olduğu gibi, Hz. Adem’den alınan bir materyalden eşinin yaratılması olarak almışlardır. Bazı yorumcular ise, Kuran’ın bu şekilde yorumlanmasının İsrailiyat tesiri altında gerçekleştiğini, nefisten eş yaratılmasından kastın Adem ile eşinin aynı cinsten yaratılması olduğunu söylemektedirler.[143] Kuran’da “Allah sizin nefsinizden eşler yarattı”[144] ve “Allah nefislerinizden elçiler gönderir”[145] ifadelerinin yer alması, tek bir nefisten yaratılıp, ondan eşinin yaratılmasının Adem’den Havva’nın yaratılışını değil de, Adem ile aynı cinsten Havva’nın yaratılışını ifade ettiğine delil olarak gösterilmektedir. Kuran’daki nefsten yaratılma ile ilgili metinlerin, her iki anlayışın anlaşılmasına da imkan tanıdığını söyleyebiliriz.

Diğer bir tartışma konusu ise, hayvanların, mahiyet bakımından mı yoksa derece itibariyle mi insandan farklı olduğuna dairdir. Evrim Teorisi’nin hayvanların insandan derece itibariyle farklı olduğunu, dinlerin ise insanın mahiyet itibariyle hayvanlardan farklı olduğunu söylediğine dair yaygın bir kanaat vardır. Bu kanaati taşıyanların bilmesi gereken iki önemli nokta vardır ki; bu noktaların her biri,     mahiyet-derece arasındaki gerilimin Evrim Teorisi-dinler arası bir  gerileme taşınmasının yanlış olduğunu göstermektedir.

Evrim Teorisi’ne inananların tümü, insanlar ile hayvanlar arasında sadece derece farkı olduğunu söylemezler.
Teistlerin hepsi de insanlar ile hayvanlar arasında mahiyet farkı olduğunu savunmazlar.
Birinci madde açısından en çarpıcı örnek, doğal seleksiyonlu Evrim Teorisi fikrini Darwin’le beraber ortaya atan Wallace’ın, bir önceki bölümde gördüğümüz gibi insan zihnini ve ahlaki kimliğini mahiyet farkı ile açıklamasıdır. Diğer yandan kimi teistler de ruh ile bedeni ayrı iki cevher olarak görmemişler, insanın ayrı bir cevher olan ruha sahip olması anlamında mahiyet farkları bulunmadığını savunmuşlardır.[146] Platon’un ve Descartes’ın felsefelerinde “ruh”, insan bedeninden farklı ve bedenden bağımsız bir cevhere sahiptir. Kuran’da “ruh” ve “nefs” diye ayrı terimler geçse de, bunların iki ayrı cevhere (farklı mahiyet unsuruna) karşılık gelip gelmediği tartışılabilir.

Burada karşımıza çıkan sorun, daha önce de en temel tartışmalarda karşılaştığımız sorundur. Bu sorunu “teistik ontolojinin imkanının genişliği” şeklinde isimlendirebiliriz. Bir teist açısından Tanrı, isterse canlılık, düşünme, hissetme ve ahlaki davranma gibi özelliklere toprak ve su gibi maddi cevherden bağımsız ayrı bir cevher olan “ruhu” yaratarak imkan verir, isterse saydığımız tüm bu özellikleri maddi cevhere (toprak ve suya) vererek maddi cevheri “ruhlandırır”. Bu ikinci bakış açısına göre, maddeye Tanrı’nın, enerjiden atomik partiküllere, bu partiküllerden kimyevi bileşiklere, bunlardan da canlı organlarına geçişte bahsettiği özellikler kazanma yeteneğini, insanı “ruhlandırırken” de bahşetmiştir. Buna göre maddi cevherin, ruhlu insan ve canlı yaratılmasına imkan veren potansiyelle yaratıldığı söylenmektedir.

DEVAMI  VAR...


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Molecular Biolog XY üzerinde 30 Mayıs 2006 - 09:15:13
ADEM VE HAVVA'DAN YARATILIŞ -2-


Teistler, ister insanda maddi olan ve olmayan iki cevher, isterse maddi tek cevher kabul etsinler, kendi kabullerinin zıddı bir yaratılışın da Tanrı için mümkün olduğunu kabul etmelidirler. Bu durum teistlerin, canlıların birbirinden evrimleşerek yaratıldığını kabul etsinler veya etmesinler, kendi kabullerinin aksi şıkkının da Tanrı için mümkün olduğunu kabul etmelerine benzemektedir. Fakat bir materyalist ontoloji, bu imkanların aynısına sahip değildir. Madde dışında bir cevher olmadığını savunan materyalist-ateistler, mutlaka ayrı bir cevher anlamını taşıyan “ruhu” inkar etmek zorundadırlar. Teistler için asıl önemli olan maddi cevher dışında Tanrı’nın varlığıdır, insan ruhunun ayrı bir cevhere sahip olup olmaması temel bir kritik nokta değildir. Dualist sistemle adı özdeşleşen Descartes da, Tanrısal cevherin yanında ruh ve beden cevherlerinin önemsizliğini ve Tanrı’ya bağımlılığını vurgulamıştır.[147] Sonuç olarak ateist bir yaklaşımla Evrim Teorisi’ni savunanlar, madde dışında ayrı bir cevher olarak insanın veya diğer canlıların ruhunu inkar etmek zorundadırlar. Teistler ise, Evrim Teorisi’ni ister inkar ister kabul etsinler, her iki durumda da ruhun ayrı bir cevher olduğunu kabul veya reddedebilirler. Teistler daha önce gördüğümüz gibi, nasıl Evrim Teorisi’ni kimisi kabul, kimisi reddedip, kimisi de bu teoriye bilinemezci bir tavır içinde kalabiliyorsa; aynı şekilde ruhun bağımsız bir cevher oluşunu da kimisi kabul, kimisi reddedip, kimisi de bu konuda bilinemezci bir tavır içinde kalabilir.

Ruhun bağımsız bir cevher olup olmadığı iki düzlemde tartışılabilir. Bunlardan birisi felsefi ve bilimsel açıdan konunun incelenmesidir. Bu iki çalışma alanını ayrı olarak ele almak mümkün olsa da, günümüzde bilimsel verilerin öncülüğünde biyolojinin zihin felsefesiyle beraber yaptığı çalışmayı tek bir araştırma alanı olarak da kabul edebiliriz. Teizm, ruhun ayrı bir cevher olarak var olup olmamasını da kabullenecek imkanı ontolojisinde taşıdığından, bu çalışma alanından gelecek  verilerden çekinmesi için bir neden olamaz. Günümüzde de insanın beden dışı bir cevhere sahip olup olmadığı, insan zihninin sırf materyalist bir yaklaşımla açıklanıp açıklanamayacağına dair tartışmalar hararetle devam etmektedir.[148] Diğer bir tartışma zemini ise Kutsal Metinler’den gelen verilerin dualist bir inancı gerektirip gerektirmediğiyle alakalıdır. Konuyla ilgili Kutsal Metinler’de geçen ifadelere aşağıdaki pasajlar örnektir:

Ve Rab Allah yerin toprağından Adam’ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve Adam yaşayan can oldu.[149]

28- Rabbin meleklere demişti ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.”

29- “Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üflediğimde hemen ona secde ederek kapanın.”[150]

Kutsal Metinler’de zikri geçen “ruh üflemesini”, Tanrı’nın ilmi ile maddi bedene canlı özelliklerin verilmesini anlayanlar olduğu gibi, ruh ile maddi bedenden ayrı bir cevher kastedildiğini ve bu ayrı cevherin maddi beden ile birleştirildiğini savunanlar da olmuştur. Felsefi terminolojide kullanılan “cevher” kavramının Kutsal Metinler’de varolmadığı; bizim felsefe alanındaki terminoloji ile Kutsal Metinler’i düşünmeye çalıştığımıza özellikle dikkat etmemiz gerekir. Ayetlerde geçen “ruhum” ifadesini özellikle sufiyyenin büyük bir kısmı Allah’ın kendinden bir parça veya özelliği insana vermesi şeklinde yorumlamış olmalarına karşın, Kuran’da, Kabe’den de “evim”[151] diye bahsedilmesi, insanlara hitapların “kullarım”[152] diye gerçekleştirilmesi, “ruhum” ifadesinden “sahip olmayı” anlayabileceğimizi göstermektedir. O zaman ruhun, Tanrısal bir öz olduğunu savunup, “ruhun” mutlaka ayrı bir cevher olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Bazı araştırmacılar, Eski Yunan felsefesinden gelen etki ve terminolojinin Ehli Sünnet alimlerinden Gazzali ve Rağıb el-Isfehani, Mutezile alimlerinden Ma’mer bin Abbad es- Sülemi, Şia alimlerinden Nevbahti, Basenci ve Muhammed bin Numan’ın ruhu ayrı bir cevher olarak değerlendirmelerine yol açtığını söylemektedirler.[153] Kuran’ın ahiret tanımlarından da soyut bir cevher olan ruhun bedene iadesi değil, insani varlığın iadesi anlaşılmaktadır. Kuran, ahirette bedensiz ruhlardan hiç bahsetmez, çünkü Kuran ruh ve beden ikiciliğini ileri süren bir insan tasviri yapmaz, bedenden ayrı bir ruhun var olduğunu ve ölümden sonra onun varlığının bedensiz de olsa devam edeceğini söylemez.[154]

Görüldüğü gibi ruhun, maddi bedenden ayrı soyut bir cevher oluşu Kutsal Metinler açısından bile temellendirilebilmesi tartışmalı bir husustur. İnsanın Tanrı katında sorumlu bir canlı olduğunu temellendirmek için, onun hayvanlardan derece değil mahiyet açısından farklı olduğunu söylemek zorunda olduğumuza dair yargı doğru değildir. Ruhu soyut bir cevher olarak kabul edenler, bebeklerin ruh sahibi olduğunu kabul ederler, yani bebekler mahiyet açısından değil derece açısından insandan farklıdır. Fakat hiç kimse derece açısından farklı gözüken bebeklerin sorumlu varlıklar olmamasında bir gariplik görmez. Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

İnsanlarla diğer canlılar arasında mutlak şekilde mahiyet farkı olması gerektiği iddiası yapay bir sorundur.
Kutsal Metinler’den ruhun ayrı bir cevher olduğuna dair bir sonuç çıkarılıp çıkarılmayacağı tartışmalıdır.
İnsan ile hayvanlar arasındaki mahiyet ve derece farkıyla ilgili bir tartışma, dinler ve Evrim Teorisi arasında bir gerginliğe dönüştürülemez. Beklenenden çok farklı bir şekilde, dinlerin içinde insanın diğer canlılardan mahiyet farkı olmadığını savunanlar olduğu gibi; Evrim Teorisi’ni savunan ve ortaya koyan isimlerden, insanlarla hayvanlar arasında mahiyet farkı olduğunu savunanlar da olmuştur.
Kuran’ın izahlarıyla Evrim Teorisi’nin çeliştiğini savunanlar, Adem’in “ol” emriyle yaratıldığını, bunun ise Tanrı’nın Adem’i doğrudan yarattığını gösterdiğini söylerler. İlgili ayet şöyledir:

Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi.[155]

Kuran’dan Allah’ın “ol” emriyle dilediğinin oluşacağını anlıyoruz. Fakat bu oluşmanın, dünyevi zamanda bir anda olduğu anlamına gelmez. Allah’ın “ol” emrinin yeterli olduğu anlamına gelir. Kuran’dan Allah’ın gökleri ve yeri altı günde (devirde) yarattığını anlıyoruz.[156] Fakat diğer yandan göklerin ve yerin yaratılışı için “ol” emrinin yeterli olduğu da şu ayetlerden anlaşılmaktadır:

81- Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette, O, yaratandır, bilendir.

82- Bir şeyi dilediği zaman, onun emri yanlızca “ol” demesidir, o da hemen oluverir.[157]

Gökleri ve yeri gerçek olarak yaratan da O’dur. “Ol” dediği gün hemen oluverir...[158]

Einstein’ın İzafiyet Teorisi ile zamanın mutlak olmadığı ve yerçekimi ve hız gibi evren içindeki parametrelerle değiştiği teorik bazda ortaya konmuş[159] ve sonra deneysel verilerle de desteklenmiştir.[160] Evren içinde bile değişkenliği olan zamanın, Tanrı’yı bağlayıcı bir niteliği olduğu düşünülemez. Bu yüzden, Tanrı’nın “ol” emri ile, dünyevi süreçte anındalığı anlayamayız. Evrenin tahmini olarak onbeş milyar yaşında olduğu sanılmaktadır[161], ama bu Tanrı’nın katında bir “ol” emrinin karşılığıdır. Aynı şekilde Kuran’da “ol” emri, İsa’nın yaratılışı anlatılırken de kullanılmıştır:

Meryem dedi ki: “Rabbim, çocuğum nasıl olur benim? Bana hiçbir insan dokunmadı ki!” Allah cevap verdi: “Allah dilediğini işte böyle yaratır. Bir iş ve oluşa karar verdiğinde sadece ona “ol” der, o hemen oluverir.[162]

İsa’nın dünyaya gelmesi “ol” emrine tabidir, ama annesi Meryem onu rahminde belli bir zaman süreci boyunca taşımıştır. Tüm bunlar gösteriyor ki, Adem’in “ol” emriyle yaratılışından onun dünyevi süre olarak bir anda yaratıldığını mutlak olarak anlamamız gerektiği sonucunu çıkaramayız.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, Kutsal Metinler açısından Evrim Teorisi’ni incelediğimizde en sorunlu ve üzerinde iyi düşünülmesi gerekli konu, Adem’in ve eşinin yaratılışıdır. Johns Hopkins Üniversitesi’nin ünlü fizikçisi Howard A. Kelly gibi, Adem ve Havva’nın yaratılışı dışında Evrim Teorisi’ne inandığını söyleyip insanı Evrim Teorisi’nden ayırıp teoriye inanan örnekler bile olmuştur.[163] Kutsal Metinlerde anlatılan Adem ile eşinin yaratılışının Evrim Teorisi’ne aykırı olduğunu söylemek, bütün Kutsal Metin yorumcularının paylaştığı bir kanaat değildir. Kutsal Metinler için Tanrı’nın varlığı, yaratılıştaki merkezi rolü asıl önemli unsurlardır, Tanrı’nın yaratma metodu olarak kabul edilen bir Evrim Teorisi görüşünü, Kutsal Metinler’e dayanarak yanlışlamak kolay değildir. Kutsal Metinler’de birçok zaman “araçsal sebepler” dışlanarak Tanrı’nın yaratışı anlatılır. Örneğin Kuran’da, Zekeriya peygamberin hiçten yarattığını söylenir.[164] Bu ifadenin, Zekeriya peygamberin anne ve babasını, doğum öncesi evrelerini, çocukluğunu dışlamak anlamına gelmediği açıktır. Eğer Adem’in yaratılışı için de benzer bir durumun olduğu ve evrim gibi aracı sürecin dışlanarak anlatımın yapıldığı -çünkü bu süreci de yaratan Tanrı’dır- söylenirse, buna Kutsal Metinler’e dayanarak itiraz etmek zor olacaktır. Diğer yandan Kutsal Metinler’e dayanarak, onların -özellikle Kuran’ın- Evrim Teorisi’ne işaret ettiğini söyleyenler olmuştur. Bahsedilen metinleri incelediğimizde, bu iddianın zorlama kabul edilebilecek bazı yorumlar ile gerçekleştirildiğine, Kutsal Metinler’in Evrim Teorisi’ne işaret ettiğinin söylenemeyeceğine kanaat getirdik. Bu ise bizi, Kutsal Metinler adına (özellikle Kuran) Evrim Teorisi’ne karşı çıkmadan ve desteklemeden bir konum edinebileceğimiz sonucuna; Kutsal Metinler eğer tek hareket noktamız olursa Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci olabileceğimiz yargısına ulaştırmaktadır.



Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: raif bostan üzerinde 31 Mayıs 2006 - 00:30:09
bu yazıda gerekten olaylar güzel bir şekilde irdelenmiş ve bize güzel bir şekilde anlatılmış buradan evrim hakkında kesin bir yargı çıkaramıyacağımızı görüyoruz ama bana soracak olursanız evrimi niteler bir açıklama kutsal kitaplarda yoktur nedenini soracak olursanız adem ile havvadan bahsediyor ve bunlarıda insan olarak değerlendiriyorsak bu evrimin maymunlardan gerçekleştiğini söylemek yersiz olur bu insanın günümüz pozisyonunda yaratıldığını ifade eder ama yaratılışın ani birşekilde tezahür ettiği kanısı yanlış bir kanı olduğunu düşünüyorum zira evren belli bir aşamayla şakil bulmuşsa bu yaradılışında belli bir süreç çerçevesinde tezahür ettiğinin birdelili olsa gerek ki dünyamızın dahi günmüzde oluşum aşamasından söz ediyorsak yaratılışın oluşum aşamasındanda muhakkak söz etmeliyiz saygılar.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 31 Mayıs 2006 - 08:12:07
Molecular Biolog XY, katılımınız için teşekkürler.
iletinizdeki objektilik ve vermiş oluğunuz linkteki metinde konunun irdelenişi ve sıralanışı evrim konusunda olumlu yada olumsuz heyecanlara sahip  olan bana sakinleştirici etkisi olmuştur. ve tamda ihtiyacım olan bi sakinlik,
zannederimki katılımcı, heyecanlı katılımcı arkadaşlarda da duygu olarak heyecanlarını bir kenara bıraktıracak  gücü var yazının ( daha çok linki okumalarını tavsiye ederim)

Kur an da ve evrim (yaratılış )  incelemesi açısından fikir paylaşımları devam etmeli düşüncesindeyim. çünkü linkte bazı konuların üstü kapalı kalmış kanaatindeyim,


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 31 Mayıs 2006 - 08:21:02
ikinci sorum (ilk soru kısmen cevapsız kaldı. bu beni hiç rahatsız etmedi...)

Tanrı her şeyi birtakım imkanlarla yaratır ve varlıklara kendi kendilerini belirleme güç ve hüriyetini verir.Hayatın her safhası baştan sona gayelidir. Bu Tanrının bilgisini, kudretini ve dolayısı ila hürriyetini sınırlamaz mı?

Eğer alemde teleoloji görürsek, zamanı hiçe saymış, önceden belirlenmiş bir gaye istikametinde alemin yürüdüğünü kabul etmiş olursak. Bu da yaratıcılık ve hürriyetin sonu olmaz mı?


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 31 Mayıs 2006 - 14:08:18
soru açık ama teleolojinin anlamı belki soruya genişlik kazandırabilir
teleoloji (ereklik); gerçekleştirmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, maksat ,hedef

diğer sorunuzu konuşuruz....


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 02 Haziran 2006 - 07:06:28

Gözlemlediğimiz boyuttaki “yaratımın” mekanizmalarına (evrimsel sürece) geçmeden, hepsinden önce “Allah ve Yarattıkları” üzerine anladığım kadarıyla birkaç cümleyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bir yanda “yaratan” ve onun ötesinde, dışında veya içinde, diğer bir yanda “yaratılmışlar, yaratılanlar, yarattıkları” ikiliği (Şirk) gerçekte yoktur.

“Yaratılmış olan”, Sınırsız ve Sonsuzluk kavramlarından dahi münezzeh, İhlas süresinde bildirildiği gibi TEK, YALNIZ (AHAD) olan Allah’ın isim ve sıfatlarının, özelliklerinin HER AN belirli bir boyutta, "algılama düzeyinde" gözlenebilir olmasıdır. (AHADİYET, Allah’ın BİR olması demek değil, BİR ve TEK olması, yani kendinden başka VARLIĞIN, gayrının olmamasıdır.)

Bunu anlatabilmek, anlatabilmek istenene yaklaşabilmek açısından bir misalde bulunalım. Teşbihte hata olmaz diyor ve örneğimin yanlış anlaşılmamasını umuyorum.
 
İnsan bedenini o sınırsız ve sonsuz olan (haşâ) Allah olarak düşünürsek; “yaratılmış olan” (İnsanın yarattığı), insanın kendi varlığı dışında bir şeyler meydana getirdikleri değil, kendi bedenindeki, varlığındaki hücrelerin, organların kendi bilinçlerini algılayabiliyor olması demektir.

Gerçekte tek varlık bu sınırsız İnsanın bedenidir, tüm hücreler, birimler ondadır. Hücreler kendi benliklerini, ayrı birer varlık olduklarını zannetseler de (Şirk gerçekte budur), gerçekte tek beden (Vahdet-i Vücut) o insandır.

Her hücrenin genomundaki farklı genlerin aktif veya pasif oluşuna göre farklı olması; ama bir yandan da tüm DNA potansiyelini taşıması (Vücuttaki her hücredeki DNA aynıdır) ise Allah’ın isim ve sıfatlarının her birimde farklı farklı açığa çıkmasına ve aynı zamanda da her varlığın özünde sakladığı HAKİKATe işarettir (Holografik evren Gerçeği, zerrede Kürre vardır). Her birimde açığa çıkartılan da işte o birimin KADERİDİR (Her kök hücrenin farklı farklı hücreler oluşturacak şekilde programını uygulaması).

“Yaratılmış” denen tüm varlık, Yaratandan ayrı, dışarıda bir yerde değil, “Yaratan” denen ile ve O’nun özellikleriyle, O’nun ilminde, O’nda vardır. Her ŞEY gerçekte O’ndadır; her şey O’dur. (Panteizmle karıştırılmasın lütfen. Yani, evren Allah değildir; ama evren de Allah’ın isim ve sıfatlarının açığa çıktığı yer olduğu için O’dur denilebilir. Bu yüzden Hakikat ehli her nereye, neye baksa arkasındaki, özündeki O’nu görür). Evrendeki her şey, varlığını, Özündeki sınırsız, sonsuz ve parçalara ayrılmamış (AHAD) olan TEK’ten alır.

O’nun bilgisi sonsuz olduğundan yaratmanın, yaratılmanın öncesi, başı, sonrası, sonu yoktur; TEK olan O HER AN YARATIMDAdır. Bu yüzden evrenler başlangıçsız ve sonsuz, sınırsız demiştik.

HER AN başsız ve sonsuz olarak, O TEK olan ismi Allah olanın sıfatları ve isimlerinin sınırsız bir şekilde tecellisinin sonucu olarak YARATILAN vardır.

Kur’an’daki iki boyutlu anlatımların (piramidin tepesinden aşağıya ve yerden piramidin tepesine doğru), mecazların da Allah’ın TEKliği gerçeğinin düşünülüp buna göre yorumlanması gerekmektedir; aksi takdirde Kur’an ötemizde bir yerde bulunan, insanları cennete atmak veya cehenneme sokmak için hiçbir şey yapmıyorken bir süre bekledikten sonra evreni kendi varlığı dışında yaratan ilkel bir tanrının gökten (!) melekler vasıtasıyla yeryüzünde seçtiği (!) bir peygambere indirdiği bir emirler kitabı olarak kalacaktır. Allah’a değil de hayalimizde yarattığımız, uydurduğumuz Allah kavramına olan boş inancımızla ve bu bakış açısına göre tornistan ettiğimiz ayet yorumlarıyla ömrümüz Şirk (TEK olan VARLIĞI çift görme şaşılığı) batağında, hakikatten perdeli olarak (Kafir) heba olup gidecek, HAKİKATİni bulamayan, BİLİNÇ (RUH) sahibi olmayan kişiler de hayvanlıkta kaldıkları için SONSUZLUĞA EREMEDEN yok olup gideceklerdir.

İnsan gibi düşünen Tanrı varsayımından Allah gibi düşünen, tüm beşeri şartlanmalardan sıyrılarak önce evrenselleşen sonra Allah’ın ahlakıyla ahlaklanan İNSAN anlayışına!



Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 02 Haziran 2006 - 08:24:58
Alperen bey şimdi söylediklerinizi biraz daha açmanızı rica edeceğim,
Allah ın bu şeklde anlaşılmasını nereden anlıyoruz yada nereden anlamalıyız?
hem kul boyutunda hem evren boyutunda kaderi nasıl  anlamalıyız ve  teleolojiyi de gözönünde bulundurarak belki,nasıl değerlendiriyorsunuz?


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: raif bostan üzerinde 02 Haziran 2006 - 16:03:51
sayın moaküler biolg xy nin açıklamaları güzel yalnız sanırım olaylara yaklaşım açılarıyla bakılmış bir araştırma zira kutsal kitaplara yaklaşım açılarını ele alarak evrime nasıl bakılabilir yada nasıl bakılıyor yorumu getiriliyor ama sayın arkadaşımızdan ricam kuranı ve diğer kitapları dilbilgisi ve diğer nuzul ve başka açıklayıcı özelliği olabilecek bilgileri inceleyerek ve günümüz biliminin işin içine katılrak yaratılışın şeklinin araştırıldığı bir araştırma varsa bunu bizimle paylaşmsıdır yani bakış açılarına dayanan değil dil bilimiyle kitabın incelenmesi ve diğer bizi sonuca getirebilecek şeylerin incelenmesi ve bunların günümüz bilimiyle birleştirildiği bir araştırma ve sayın birgül hanımın cevabını aradığı sorular sanırım şunlar
 eğer hür bir iradeden söz edeceksek allahın yetki kudreti azalmazmı?
 eğer evren belli bir yöne doğru gidiyorsa biz nasıl bir hür iradeden bahsedeceğiz?
şimdi bu olaylara cevap aslında şuur,irade ve kader kavramlarında yatmaktadır eğer biz bu soruları cevaplarsak bu konulara bir cevap bulmuş olacağız ve sayın alp beyin insanı tanrı ve onun hücrelerinide onu oluşturan ve iradesi olan canlılar şeklindeki yaklaşımı yanlış bir yaklaşımdır evrende varolan canlılar tanrıyı oluşturmazlar yani verdiğiniz örnekte olduğu gibi zira hücreler insanı oluşturur burada tam tersi bir durum vardır tanrı canlıları oluşturur ve canlılar tanrının hammaddesinden oluşmuştur ama tanrıyla bütün değillerdir yani ayrı ve iradesi olan canlılardır ama hammaddesi tanrının hammaddesidir ama bütün değillerdir  vahdeti vucutta tanrıyla vucuden birleşme değildir sıfaten benzeşme yada aynılaşmadır yani tanrılaşmadır saygılar.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 02 Haziran 2006 - 21:53:33
                      Birgül Hanım'a cevaben:
         
      "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her şeye tam manasıyle Kadir'dir. (5/17)

                   
Alıntı sahibi: Birgül Çelebi
Tanrı her şeyi birtakım imkanlarla yaratır ve varlıklara kendi kendilerini belirleme güç ve hüriyetini verir. Hayatın her safhası baştan sona gayelidir. Bu Tanrının bilgisini, kudretini ve dolayısı ila hürriyetini sınırlamaz mı?

Eğer alemde teleoloji görürsek, zamanı hiçe saymış, önceden belirlenmiş bir gaye istikametinde alemin yürüdüğünü kabul etmiş olursak. Bu da yaratıcılık ve hürriyetin sonu olmaz mı?

              Bu iki sorunuza, yukarıdaki ayette tüm insanlara yöneltilen soruyla (kırmızı) cevap veriyorum. Bir başka ayet;


    "Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır." (35/41)

                              Sanırım bu iki ayet yeterince açıklayıcı olmuştur. (Not: Her iki ayette bir önceki iletimde vardı. İlk sorunuza cevaben burada yer almıştı)

                              Şimdi Şirk meselesinden başlayalım.

 "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir" diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır."...5/17 Allah elbette Meryem Oğlu İsa (a.s) da da çeşitli İsimleriyle halleriyle tecelli etmiştir. Ancak Hz İsa (a.s), O bütün değildir. Hz Mevlana "İnsan kendisini Allah'tan ayrı göremez o zaman O'nu sınırlandırmış olur" der. Bu sözü nedeniyle O'nu panteist sanalar da vardır ancak değildir. İnsan bir kümedir, ve O küme kendisini Sonsuz Olandan çıkarttığında Sonsuz varlığı sınırlamış olur, ancak Allah sınırlanamaz'dır. Mutlak sonsuz olan sadece O'dur. Mutlak sonsuzdan Kainatı eksiltseniz de O'ndan bir şey eksiltemezsiniz ancak, Mutlak varlık sebebini, tanıyan kendisini O'ndan soyutlayamaz. Bu anlamda kendini ayrı varlık olarak görmek sakıncalıdır mı? Evet belki, ancak kendini bütün olarak görmek daha sakıncalıdır. Evet tek bir hücre ve her hücre insan'ın bilgisini taşımaktadır ancak her bir hücre insan değildir. İnsan'ın Allah'ın tecelli ettiği, bir varlık alemidir ancak Varlığın kendisi değildir, hele sebebi hiç değildir. Şirk; Allah'a eş/eşler koşmak O'na zatına ait olanı başkasına atfetmektir. Ayete tekrar bakarsak, Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Meshidir" diyenler addolsun ki kâfir olmuşlardır."...5/17 , Hz İsa Allah'ın Zatına ait olana sahip değildir. Ve ayettin devamında; De ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse Allah'a kim bir şey yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel olabilecektir)! Allah tüm kainatı yok etse Varlığından her hangi bir şey eksilmeyecektir, tıpkı alemleri yaratmadan önce, her hangi bir noksanı olmadığı gibi. "O eksikliklerden münezzehtir." Bir sanatkar eserinde kendisinde var olanın bir kısmı ile çeşitli suretlerde tecelli eder. Ancak eseri kendisi değildir. Tüm kainat ve varlıkta "O Yüce Sanatkâr'ın" eseridir ve O' Kainatta tecelli etmiştir, ancak Kainat Yer Gök ve ikisi arasındakiler O değildir. Tıpkı resim ressam olmadığı gibi. Nasıl bir resim, ressamı hakkında bilgiler verirse bize, tüm kainatta bize O'nun hakkında bilgiler verir.
 

                             Kur'an a gelirsek; Bir hattat düşünün ki, Kur-an'ı en değerli taşları, en değerli mücevherleri kullanarak, her bir harfi en güzel şekilde tüm hünerini konuşturarak yazsın ve beğeniye sunsun. Nasıl ki böyle bir esere kimse paha biçemeyecektir ve O sanatkarın hünerini, şanını görecektir ve O'nun var edeni merak edecektir, İşte O sanatkar Alemlerin Rabbı Olan Allah'tır O kur'an da Kainattır. Her bir varlık Kur'anın bir ayeti bir harfi ve  bir harekesi hükmündedir ve biz O'na bakarak Yüce Sanatkar'ı anlatır. ( Orijinal metin değildir ancak bu benzetme Said Nursi'den alınmıştır)     
Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
“Yaratılmış” denen tüm varlık, Yaratandan ayrı, dışarıda bir yerde değil, “Yaratan” denen ile ve O’nun özellikleriyle, O’nun ilminde, O’nda vardır. Her ŞEY gerçekte O’ndadır; her şey O’dur. (Panteizmle karıştırılmasın lütfen. Yani, evren Allah değildir; ama evren de Allah’ın isim ve sıfatlarının açığa çıktığı yer olduğu için O’dur denilebilir. Bu yüzden Hakikat ehli her nereye, neye baksa arkasındaki, özündeki O’nu görür ). Evrendeki her şey, varlığını, Özündeki sınırsız, sonsuz ve parçalara ayrılmamış (AHAD) olan TEK’ten alır.
    Panteizmle karıştırmayalım peki, ancak Kainat Allah'tır diyemezsiniz. Allah'ı kainatla sınırlamış olursunuz. Kaldı ki O kainat değil kainat O'nun eseridir. O hiç bir şeye muhtaç olmadan var olabilen Tek Mutlak Varlıktır.["Musa demişti ki: Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8) ] O'nun varlığa ne kainata ne de başka bir şeye benzemektedir. Muhalevetül-lil Havadis. O yarattığı hiçbir şeye benzemez.


 
    "Bu yüzden Hakikat ehli her nereye, neye baksa arkasındaki, özündeki O’nu görür " Doğrudur. Ancak her nereye baksalar O'nu görmelerinin sebebi "Yani, evren Allah değildir; ama evren de Allah’ın isim ve sıfatlarının açığa çıktığı yer olduğu için O’dur denilebilir." gibi bir yaklaşım değil, varlığı Nakşeden, Suret ve Şekil verenin O olduğu bilincinden kaynaklanmaktır. O'nun her an, an be an Yaratmakta olduğunu kavrama ve Sanatkar'ı eserinden tanıma gayretidir." Bu dünya'da O'nu görmek, loş  ve arılarla dolu odanın bir ucundan diğer ucunda duran sevgiliye bakmak gibidir." ( Bu benzetmede Said Nursi'ye ait. Cümle orijinal değil)  Hak ehlinin O'nu arayıp "bana seni gerek seni" demesi O'ndandır. Eseri ( Yer Gök ve ikisinin arasındakiler) O'na olan hasreti dindirememekte, O'nu daha net görme arzusu, O'na kavuşma arzusu yakar sinesini Aşık'ın. Cennet'i değil, Cemal'i istemek... Aynı zamanda varlıkta O'nu görmek "Hikmet"i aramakla başlar. "Görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler" O her ne yaratmış her ne yapmış ve her ne yaratmakta ise, her neyi dilemişse, şüphesiz Hikmet üzere dilemiştir, [Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (21/16)
Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. (21/17)], ve O'nu arayan O'nun neyi niçin dilediğine, ne yaratığına ve yaratmasındaki "Hikmet"ine bakar.

            Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve MUAYYEN BİR SÜRE İÇİN yarattığını hiç DÜŞÜNMEDİLER Mİ? .... (30/8)   

                            Kainat sonsuz değildir. Sonsuz olması için de hiç bir sebep yoktur. O dilediği sürece, O "nizamları bozulmasın diye tutuyor" ve O "nizamları bozulmasın diye" tutuğu sürece Kainat "Var" olacaktır.

                          Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri YARATTIĞI günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur....(Tevbe/36)

Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe/100)
Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını SATIN ALMIŞTIR. Onlar Allah yolunda SAVAŞIRLAR, ÖLDÜRÜRLER VE ÖLDÜRÜLÜRLER; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe/111)

                           Nereden baktığınız önemlidir, tabi nasıl baktığınızda! “satın almıştır” da O'nun tüm Rahmet'ini, Şefkat'ini, Kerem'ini görebilirsiniz!

                                       Not:Bir şey söyleyecekseniz; bunu ayetlere dayandırarak söyleyin!Lütfen...


 

                             


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 03 Haziran 2006 - 10:07:42

Sevgideğer arkadaşlar, “evrende varolan canlılar tanrıyı oluştururlar (Panteist görüş)” gibi bir beyanda bulunmadım, lütfen yanlış anlaşılmasın. “İnsan bedeni” örneğini Allah’tan gayrının olmadığından dolayı, yaratılan her varlığın (dolayısıyla evrenin de) gerçekte Allah, Allah’ta olduğunu anlatabilmek için verdim. Gerçekte yaratılan da yaratanın kendisidir. 1’in yanında 0’ız. Evren de gerçekte olmadığı (0), YOKluğu ile VAR olduğu, TEK varlık Allah olduğu için her şey O’dur dersek daha anlaşılır olur. Allah evrendir demek istemiyoruz elbette, bu halde Allah sınırlanmış olur.

Allah indinde HİÇ olduğunun BİLİNCİNDE olanlar HEP, HEPten olurlar. Damlanın kendisini tutsaklığından bırakıp DERYAYA terk etmesi, DERYAdan olması! Damla DERYAda kayboldu mu ne olur? SONSUZ olur. Her zerrede, her birimde Allah vardır. Algılaması ve İDRAKİ zor olan bu durumu İbn-i Arabî: "Biz, biz olduğumuz gibi O'yuz da. Benim iki yüzüm vardır, O ve ben...", “Var mı benden daha mükemmeli bu alemde”; "Görülen ve isimlendirilen her varlık O'dur”, “Eşyayı icad eden ve bizzat o eşyanın kendisi olanı takdis ve tenzih ederim"; Hallac-ı Mansur: “Ben Hakk’ım”, “Cübbemin içinde Allah'tan başka bir şey yoktur”, “Bakındım, ‘O’ndan başka hiçbir şey görmedim ve ‘O’ndan başka hiçbir şey işitmedim ve konuştuğumda ‘O’ndan başka hiçbir şey dile getirmedim. Ve dedim ki, ‘Enel Hüve (Ben O’yum)’”; Eba Yezidî Bistamî : “Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Benim şanım ne yücedir”, “Allah'tan Allah'a çıktım. Nihayet ben de 'Ey ben sen olan' diye seslendi...” diyerek hâllerini ortaya koymuşlardır. Çünkü HİÇliklerini İDRAK edip (Hakiki Secde budur), HEP, HEPten olduklarını fark etmişlerdir. Artık bu ADEM EVLÂTLARı için konuşan dil, gören göz HEP O TEK olan ALLAH olmuştur. (Attığın zaman sen atmadın, atan Allah’tı.) “O ulu andım ki, oluştu işte evren, adımı Âdem koyunca, benim işte ey! Cihana geldim” (Yunus Emre)

Şirk, Allah’a eş koşmaktır. Kendi vehmi (varsaydığı) bedenini Allah’ın TEKliği yanında var olduğunu, kendisinin ayrı bir İRADEsi (cüz’i irade) olduğunu zanneden, kabul eden kişiler de kendi nefslerini (birimlerini) eş koştukları için ŞİRKtedirler. Ayrı bir bedeni, iradesi olduğunu düşünmesi Allah’a sınır koymak demektir. Mevlana’nın da deyişiyle "İnsan kendisini Allah'tan ayrı göremez, o zaman O'nu sınırlandırmış olur". Yaratılanın Yaratandan ayrı olarak irade edebileceği bir yer yoktur, varsa Allah sınırlanmış olur. ( Tek 1 vardır, 0,000….001 bile yoktur). Birimden Allah’ın iradesinin açığa çıkması o birimin KADERİdir. Dileyen hep O’dur, biz bu boyuttan baktığımız için ayrı ayrı birimler bağımsız olarak irade edebiliyor, zannediyoruz (Siz dileyemezsiniz, ancak Allah diler). Parmaklarınızı hareket ettirin, o parmaklar -kendi boyutlarında- birbirlerinin bağımsız birer iradesi olduklarını zannederek hareket ettiklerini düşünürler; ama gerçekte her parmağı hareket ettiren sizsinizdir.

Alıntı
O’nun bilgisi sonsuz olduğundan yaratmanın, yaratılmanın öncesi, başı, sonrası, sonu yoktur; TEK olan O HER AN YARATIMDAdır. Bu yüzden evrenler başlangıçsız ve sonsuz, sınırsız demiştik.


(Evren derken büyük patlamayla oluşan bizim evreni kastetmiyoruz, yaratılan her şey… Mesela, cennet de evrenle kastedilenlerin içindedir ve sonsuzdur (âyette ebed). Umarım anlatabilmişimdir.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 03 Haziran 2006 - 13:57:47
Evren: Arz ve 1. kat gök demektir. O'nun için Kainat kelimesini özellikle kullandım. Yanlış anlaşılmasın, söylediğinizi evren olarak algılamadım ancak, Senavat: gökler ve arz: yer kelimesinin zikredilmesi kainattır. Alem'in Rabbı değil Alemlerin Rabbı'dır Allah. İnsan'da bir alemdir. Her bir hücresi de bir alemdir. Atom da bir alemdir. vs vs... Ayetlere dayanarak yazmak önemlidir. Yazının çoğu yine ayetler yok. Hu=1ve /veya 0=1/0 dan hareketle yazılmış yazının büyük bir bölümü...   
                        Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Tervir/29)( Ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul'alemiyne. ) "Siz dileyemezsiniz ancak Allah diler" değil.
 
                           Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz  yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.   (Tevbe/107)
                           Allah Onların yalan yere yemin etmelerini mi dilemişti? Yoksa yalan yere yemin etmelerine İzin mi vermişti?  ("Siz dileyemezsiniz ancak Allah diler") Ayet'i bu şekilde çevirirseniz, onların yalan yere yemin etmelerinni de Allah dilemiş olur. (Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.) Bu şekilde çevirdiğinizde Allah izin vermiş olur. Dilemiş ve dilemelerine izin vermiş, yol vermiş olur... Yalan yere yemin etmeyi Allah değil, Allah'ın izniyle onlar dilemiştir. İşte bu da onların Cüz-i İradesidir. Allah hem kullarının "yakan yere yemin etmelerini dileyecek" Haşa "yalan yere yemin edecek" hem de "Şahitlik edecek" değildir şüphesiz. Yalan yere yemin etmeyi onlar diledi, Allah'ta onlara izin verdi, dilemelerinin önünü açtı...
                       Tekrar söylüyorum; Şirk Allah'a eş/ eşler koşmak O'nun zatına ait olanı O'nun yarattıklarına atfetmektir. En basit haliyle yardımı O'ndan değil, O'nun yaratıklarından beklemektir. Cüz'i iradeyi Külli iradeyle karıştırdığınızda şirk'e girersinzi var saydığınızda değil. Cüz'i irade Külliden bağımsız olamaz. Nasıl bir yönetim kadrosunda en yetkili kişi, kendinden sonra gelenlere yetki verdiğinde kendi yetkisinden bir şey eksilmiyorsa, Allah'ın  kullarına cüz'i irade vermesi de O'nun iradesinden bir şey eksiltmez. Zira her an geri almaya Muktedirdir. Cüz'i iradenin her şeyi belirlediğini sandığınız da şirk'e girersiniz. Arkadaşınızın yalnız size yardım edebileceğini sandığınızda ya da... Oysa Allah dilemişse arkadaşınız size yardım edebilir ve gerçekte size yardım eden Allah'tır. İksi arasındaki ayrımı yapamamaktır Şirk en basit haliyle.   
                     
                         

                         



                   


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 03 Haziran 2006 - 17:06:15

Kur'an'ın bütününden, âyetlerden anladıklarımız tek tek âyet yazmak yerine kendi ifadelerimizle belirttik.

Tekvir 29: "Ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul'alemiyne" âyetinin mealcilerin belirttiği şekilde (Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz) anlamı olduğunu kanıtlamak zorundasınız. "İlla" bağlacının kalıbı bellidir Kur'anda; nedense bu ayetler "cüz'i iradeye" bir reddiye olduğu için mealciler bu şekilde bir çeviri yapmışlardır.

Şimdi kelime kelime çevirirsek;

"ma": Arapçada önüne geldiği fiile olumsuz anlamı katar.

"teşaune" : "dilersiniz",

"ma teşaune" : "dileyemezsiniz",

"illa" : "ancak",

"en yeşaa Allah" : "Allah diler".

"ma teşaune illa en yeşa allahu" : "Siz dileyemezsiniz, ancak Allah diler."

Benzer kalıpta ifadeler Kur'anda geçmektedir. Meselâ,

Mü'min 4 : "Ma yücadilü fi ayatillahi illellezine keferu"

"Ma yücadilü": "Mücadele etmezler",

"fi ayati Allahi" : "Allah'ın ayetleri hakkında",

"illa" : "ancak",

"ellezine keferu" : "Onlar ki gerçeği örttüler, örtenler (küfrettiler/kafirler)"

"Allah'ın âyetleri hakkında mücadele etmezler, ancak kafirler (mücadele ederler)

Tekvir 29 çevirisi mantığıyla çeviri yaparsak: "Kafirler mücadele etmedikçe, âyetler hakkında mücadele etmezler" gibi bir anlam çıkıyor.

İkinci bir örnek de Mü'min 13. âyet,

"ve ma yetezekkeru illa mey yünib"

"ma yetezekkeru": "tefekkür etmez, anmaz (o)"

"illa" : "ancak",

"men yünib" : "o kişi ki yönelir (yönelen, gönül veren kişi) (anar, tefekkür eder)".

Sanırım bu kadar yeterli.

Önceki iletilerimde de belirttiğim gibi Kur'andaki âyetlere "Siz dileyemezsiniz, ancak Allah diler" ve "Allah AHADdır (TEKtir, kendinden gayrı yoktur (Vahdet-i Vücud))" âyetleri kılavuzluğunda bakmalı ve yorumlamalıyız.   Bu âyetler kilit âyetlerdir.

Bu bakış açısıyla Tevbe 107 ve diğer âyetlere bakıldığında da vereceğimiz cevap evet, o kişilerin yalan söylemesini dileyen de Allah'tır. O kişilerde de Allah bu şekilde tecelli etmektedir.




Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 03 Haziran 2006 - 17:15:58
arkadaşalar yeni bir ileti istemiyorum ve araya giriyorum,
tekvir 14 ü konuşalım şimdi


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 03 Haziran 2006 - 17:46:17
Alıntı
"en yeşaa Allah" : "Allah diler".
Fiil çekimine dikkat etmek lazım
  ma teşaune en yeşa  Fiilin çekilmesi zaman değişikliğini gösterir. Bina'ya çıktınız mı bilmiyorum ama Arapçada fiiller zaman göre çekilir, kipi belirler..

teşaune geniş zaman kipiyken en yeşa geçmiş zaman kipidir. Ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul'alemiyne.  "Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe(İlla) siz dileyemezsiniz." Dileyemezsiniz. Kim: siz ne zaman? Alellerin rabbi olan Allah dilemedikçe. Yani O diledikten sonra dileyebilirsiniz demektir.

Allah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden başkası mücadele etmez....( Mü'min/4)

4. Ma yücadilü fi ayatillahi illellezıne keferu :
Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
"Allah'ın âyetleri hakkında mücadele etmezler, ancak kafirler (mücadele ederler)
Ancak kelimesini kulanmak için o kdar zorlarsanız kendinizi asıl fiili parantez içinde belirtmek zorunda kalırsınız.
Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Tekvir 29 çevirisi mantığıyla çeviri yaparsak: "Kafirler mücadele etmedikçe, âyetler hakkında mücadele etmezler" gibi bir anlam çıkıyor.
Pes doğrusu! Orada iki tanemi fiil var. Tekvir 29 da ikikez dilemek fiili zikrediliyor. Mü'min 4 te birkez mücadele etmek fiili zikrediliyor.

                     La ilahe İll(a) Allah La ilahe (İlah yoktur) illa Allah (Allahtan başka) Kelime dizilişinide Türkçeleştirirseniz "Allahtan başka ilah yoktur olur". "İlah yoktur ancak Allah vardır" değil... Arapça bilmiyorsanız bilene sorun...
                     

                    
Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Bu bakış açısıyla Tevbe 107 ve diğer âyetlere bakıldığında da vereceğimiz cevap evet, o kişilerin yalan söylemesini dileyen de Allah'tır. O kişilerde de Allah bu şekilde tecelli etmektedir.
      Yani "yalan yere yemin eden de Allah" Alah'ı tenzih ederim.

                            Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın  işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların  ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim  ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun katındadır." (Ali İmran/195)

                           Şimdi "Onlar" olarak tanımlanalar kim? Allah mı? Yoksa mümin kulları mı?Allah'ı Tenzih ederim...Haşa  Allah hem onları, "yurtlarından sürüp çıkarmış,hem işkence yapmış, hem çarpişmada öldürmüş, hem de kötülülerini mi örtmüş. Sizin yaklaşımınıza bakarsanız Allah kenidsini sürüp çıkartıyor, kendisini kendisiyle çarpıştırıp öldürüyor, sonrada kendisinin Kötülüklerini mi örtüyor? Sonrada kendisini Cennete mi sokuyor. Haşa.Ki sizin mantığınızla Cennet'te kendisi.

                           Allah'ın dilemesi her şeyin üzerindedir. Ancak O'nun dilemesi, sizin dileyebilmenizi de kapsar. Size bu yetkiyi vermiştir ve bundan sorumlusunuz. İradeniz yoksa sorumluluğunuz yoktur. Hayvanlar, Bitkiler sorumlu değilidir. Melekler de sorumlu değildir. Haşr olunacaklar Cinler ve İnsanlardır. Allah haşa kendisini mi hesaba çekiyor? Bu dünya ve varlık Vucut alemi O'nun eseridir. Tecelli ettiği yerdir. Bizzatihi kendisi değildir. Allah'ı artırıp azaltmış olursunuz. Ve sonra mantık zaaflarına düşersiniz. Sanırım yeterince açıklayıcı oldu. Fiillerin çekimine de dikkat edin....


                                  BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 

Güneş, köreltildiği zaman, (1)

Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman, (2)

Dağlar, yürütüldüğü zaman, (3)

Gebe develer, kendi başına terkedildiği zaman, (4)

Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman, (5)

Denizler, tutuşturulduğu zaman, (6)

Nefisler, birleştiği zaman, (7)

Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman: (8)

"Hangi suçtan dolayı öldürüldü?" (9)

Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman, (10)

Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman (11)

Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı zaman, (12)

Cennet de yakınlaştırıldığı zaman, (13)

(Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilip-öğrenmiştir. (14)

                                 Tekvir/14'ün neyini konuşacağız.


                   


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 03 Haziran 2006 - 19:38:57


Bu konuda artık son iletimi göndermek istiyorum. Yeterince açıklama yaptım, bahsettiğin olayların hepsi Allah'ın dilemesiyle oluyor, Allah'ın iradesiyle gerçekleşiyor. Çoğu insan tarafından kaldırılamayacak ve anlaşılamayacak bir konu olduğundan burada kesiyorum. Her şey Allah'ta, Allah'tan Allah'a doğru oluyor. TEK’in KENDİNİ SEYRİ var.

Alıntı
"teşaune geniş zaman kipiyken en yeşaa geçmiş zaman kipidir

Nereden yararlandın bilmiyorum; ama yanlış bir bilgi.

Biraz açayım.

“yeşâe” de “teşâune”de geniş zamandır, bunu Arapça bilen birisinden öğrenebilir ya da Arap fiil çatılarını anlatan bir emsileden bakabilirsin.

Eğer fiilin çekileceği kişi gaib tekil ve eril (müzekker) ise (O) “yeşâe”, muhatap eril ve çoğul ise (siz) “teşâune”dir. Gaibe tekil ve eril geçmiş zaman kipi ise “şâe”dir.

“Ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul'alemiyne” “Siz dileyemezsiniz, ancak Allah diler”

Kur’an’dan “şâe” fiilinin çekimlerinin kullanıldığı örnek âyet de verelim.

Geçmiş zaman kipine örnek (“şâe”)

Bakara 20: “ve lev şae allahü le zehebe bi sem'ihim ve ebsarihim, innellahe ala külli şey'in kadiyr”

“Eğer Allah dileseydi, işitme güçlerini de gözlerini de elbette alıp götürürdü. Çünkü Allah her şeye Kadîr'dir.”

Bakara 220 : “ve lev şae allahü le a'neteküm, innellahe azizün hakim”

“Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir.”

Bakara 253’e de bakılabilir.

Geniş zaman kipine örnek (“yeşâe”)

Ali İmran 40 : “kale kezalikellahü Yef'alü ma Yeşae'”

“Dedi: Öyledir, Allah ne dilerse yapar”

Ali İmran 47 : “kale kezalikillahü Yahlüku ma Yeşa'”

“İşte böyledir, Allah neyi dilerse yaratır”

İlk bulabildiklerim bu âyetler.

İn şâe Allah/ İnşallah (Allah diledi ise) anlaşılır olmuştur ve konumuzun Tekvir 29 ile ilgili kısmı Arapça tartışmalarıyla uzamadan kesilir.

Not: Kusura bakmayın, nedendir anlamış değilim foruma girmekte zorlanıyorum, herhalde en az 50 kere “refresh” yaptıktan sonra başlık açılıyor ve bu yüzden cevaplarımı size iletme de geç kalıyorum, üzgünüm.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 03 Haziran 2006 - 21:58:49

Kuantum fiziğine göre "özgür irade" bir varsanış

http://www.genbilim.com/component/option,com_smf/Itemid,114/topic,283.0#new


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 03 Haziran 2006 - 23:20:19
                          Kuantum fiziğinde, plank uzunluğundan daha küçük ölçeklerde yer alan bir gerçeklik katmanının varlığı ve atom altı parçacıkların hareketlerinin önceden tahmin edilebilir olması özgür iradeye (Cüz'i irade) aykırı mı? Değil! "Kader" gerçeği Cüz'i iradeyi bu şartlarda yok olmaktan korur. Eğer herşey en başta belirlenmişse, Külli iradenin yanında Cüz'i iradede yer alır. Çünkü [Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (21/16)
Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. (21/17)] Sanırım gayet açık.... Anlaşılmayan yer olursa açarız ;) :P


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Birgül Çelebi üzerinde 04 Haziran 2006 - 10:08:34
Halim bey,
alışıla gelmiş yaratmanın dışında ve tabi olanın dışına çıkaran bir düşünce olmuş.
düşüncenin düşünce, duygunun duygu üzerindeki etkisine benzetirsek kendimizi kendimiz yapmıyoruz, o lhalde.
halbu ki;Tanrı  öteki hür varlıkları baskı altında tutmaz biliyoruz,
Alem Tanrının “ davranışı “( sünnetullah”) olarak tasvir edilir.çünkü alem ,Tanrının Yaratıcı faaliyetinden başka bişey değildir. Dolayısı ile sınır koyma sadece Tanrıya aittir.
bu bir gayedir fakat bir mekanizma şeklinde olabilir. biz kendi hayatımızda bile süreç değiştikçe gayeler dünyamızdada bir takım değişmeler yeni değerler seçtiğimiz bir gerçektir. Ve sadece şuurumuzda mazi yoktur onun ileriye doğru kestirilemeyen hamlesi de vardır. İlginin ve dikkatin ileri bir noktaya çevrildiğini düşünmeden hayatın yaratıcı hamlesini düşünemeyiz.hayatımızın her genişleme ve zenginleşme safhasında bir yandan geride bıraktığımız bir yandan ulaşmak istediğimiz gayeler vardır. telelojiyi savunurken nihayi bir gaye düşünmek zarureti var mıdır? size göre.

hem Allah ın kudretinin herşeye nüfus ettiğini söyleyelim, hem de varlıklara kudret atfetmeyelim, bu açık bir çelişki olmaz mı?
sizin bakışınızla herkes kendi kaderini (mekanizması programı gereği ) yaşıyor.
evet fizik varsayımı ile etkileyici katılım gösterdiğiniz muhakkak fakat herşeyi tepe taklat eden bişey  söyledikleriniz,
ya biz ilahi Mesajları yanlış anlıyoruz yada Mesajları hiçe saymalıyız........... (hangisi)
akıl inancı bilgiye dönüştürebileceğini kanıtlamaya çalışıyor (...Batıda bişeyler oluyor!......)
devamını bekliyorum





Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 04 Haziran 2006 - 10:10:46
"Princetown Üniversitesi'nden John Conway ve Simon Kohen adlı matematikçiler, kuantum mekaniğinin altında herhangi bir belirleyici teorinin olmasının, özgür iradelerimizi elimizden alacağını belirtiyorlar.

Conway “Çikolatalı ya da sade kek yemeyi tercih ettiğinizde, bu kararınızda gerçekten özgür müsünüz?” diyor. "

"Conway ve Kochen teoremlerinin Hooft'un teorisini çürütmediğini ve teoremlerinin sadece "Hooft’un teorisinin doğru olması halinde, fiillerimizin özgür olamayacağını" gösterdiğini belirtiyorlar."

Yazıda anlatılmak istenen gayet açık : "özgür iradelerimizi elimizden alacağını belirtiyorlar", "fiillerimizin özgür olamayacağını"..

Alıntı
"Kuantum fiziğinde, plank uzunluğundan daha küçük ölçeklerde yer alan bir gerçeklik katmanının varlığı ve atom altı parçacıkların hareketlerinin önceden tahmin edilebilir olması özgür iradeye (Cüz'i irade) aykırı mı? Değil!

Önceden tahmin edilebilmesinin nedeni atacağımız her adımın (meselâ çikolata yemeye niyetlenmemiz) belirlenmiş olmasından kaynaklanıyor. Her şey belirlenmiş (deterministik) ise "özgür irademiz" yok demektir.

Not: 33. yanıta eklemeler yapmışsın, yeni fark ettim. Konunun sapmaması için cevaplamıyorum. Bir ipucu; Türkçedeki gibi değil, İngilizce deki kalıplar [örn. "They do not make but you (make)] gibi düşün. ;)

 


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 04 Haziran 2006 - 10:53:16
1- La ilehe illalah' ta olduğu gibi ancak anlamı içermez. İngilizce kalıba göre Türkçe çeviri yapılmaz. illa dan ancak anlamı çıkmaz. Ayetin başındaki Ve ma olumsuzluk ekini ikinci fiilede yansıtır. Dilek şart kipinide görmezden gelmemek gerekiyor vs vs .... Diğer ayetlere değinmemnizi de ikrar olarak algılıyorum...
                                   Şimdi gelelim asıl konmuya ama siz inatla ayet dışı konuşmayı tercih ediyorsunuz. Hala söylediklerinizi ayete dayandırmıyorsunuz.

           (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim."  (Bakara/33)
           De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" (Cin/25)

O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) (Cin/26)

Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer. (Cin/27)

 "İhtiyar buyurduğu bir Resulden başka, çünkü onun önünden ve ardından râsıdler dizer" (Cin/27) Elmalı Hamdi Orjinal.

                             Gaybı hakkıyla bilen Allah'tır. O Kainatı yaratmadan önce herşeyi hakkıylabiliyordu ve

                                 Ne Arzda, ne de nefislerinizde bir musıbet başa gelmezki biz onu fi'le çıkarmazdan evvel bir kitabda yazılmış olmasın, şübhesiz bu Allaha göre kolaydır. [Hadid/22] El. Ham. Or.

                                Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid/22)Ali Bulaç

                               Hadid 22 de de belirtildiği gibi herşey bir kitapta, en baştan yazılıdır. O halde özgür irademizden bahsedebilir miyiz? Evet bahsedebiliriz. Çünkü O'nun ilminin içinde bizim dilemelerimizde vardır. Ve gerçekte bir şeyi ya dilemiş ya da dilememişizdir. Kahveyi ya içmiş ya da fırlatmışızdır. Ya vanilyalı dondurmayı ya çilekli olanı seçmişizdir. İşte Allah'ın ilmine bunlarda dahildir ve O' herşeyi apacık yazarken sizin dilemenizi de yazmıştır.

                              A, B, ve C gibi üç kişi olsun. A 19 yy da yaşamktadır. B. 21. yüzyılın ilk anında dünyaya gelmiştir. A bir zaman makinasıyla 21. hemen başına gelsin ve B'nin doğumuna şahitlik etsin. Ve zamanda yolculuğu A'yı bir gölge yapsın oda bundan faydalanarak B'nin tüm hayatını eksik bırakmadan yazsın. Sonra yazdıklarıyla birlikte geri dönsün 21. yy başına ve bu kitabı o zaman akıl baliğ olan (20 yaşında olsun hadi) C'ye versin. C de sürekli kitapla B'nin hayatı arasında bir noksan var mı incelesin. Şimdi C B2nin ne yapacağını en başından bilmektedir. O halde C B'nin özgür iradesinim olmadığını söyliyebilir. Çilekli mi yoksa vanilyalı dondurmayı mı seçeceğini biliyordur. Ancak elindeki kitap B2nin iradesinide içerir. İşte bunun gibi Lehvi Mahfuz bizim iradelerimizide içermektedir.

                         Tekrar ayetlere dönersek,
Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (Enbiya/16)
Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık. (Enbiya/17)

                               Eğer Allah sizin iddia ettiğiniz gibi herşeyi kendisi belirleseydi, bizler birer oyuncak olurduk. Gönderdiği elçilerde haşa oyunun birer parçası. Emir ve yasaklarını, "dos doğru yolu" göstermesininde bir hükmü kalmazdı. Eğer herşeyi en başta O, Cüz'i iradeye izin vermeksizin yaratsaydı, İslam ya da başkasını seçiminizin bir anlamı olmaz, Elçiler size tebliğ etsede etmese de siz aynı şeyi yapmış olurdunuz. Bu da koskacaman bir oyun olurdu. Ayette ifade edildiği gibi bu O "göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları"  Hak üzere yaratmıştır.   Sanırım meramımızı açabildik...     


                    Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Tekvir/29) 
                 



Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: PRoMeTHeEuS üzerinde 04 Haziran 2006 - 11:26:00

(Tekvir/29)

 Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.  

Kaynak : Diyanet Meâli

http://www.kuranikerim.com/mdiyanet/tekvir.htm
http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=81

Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz!

Kaynak : Y Nuri ÖZTÜRK Meâli

Fakat o alemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz!

Kaynak : E. Hamdi YAZIR Meâli

http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=3&sid=81


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 04 Haziran 2006 - 15:34:04

Alıntı sahibi: Birgül  Çelebi
Tanrı öteki hür varlıkları baskı altında tutmaz biliyoruz

Ne "öteki" ne "hür varlıklar" var ve ne de TEK (AHAD) olan Yaratıcının baskı altında tuttuğu varlıklar...

TEK olan O KOZMİK BİLİNCİN SONSUZ VE SINIRSIZ İLMİNİ SEYRİ var. AN'daki bu SEYRin sonucu olarak SONSUZ yaratılan var. Yaratılan dahi Yaratanın ötesinde değil, kendinde. Her yaratılan Yaratanın isim, mana ve sıfatlarını açığa çıkarmak (tecelli) üzere var. Her birimde açığa çıkan o birimin KADERİ oluyor. Birimlerin yüklenmiş oldukları manalar onların kaderi sayılıyor.

Gerçekte ayrı ayrı birimler olmadığından TEK, TÜMEL VARLIK olduğundan gerçekte (Piramitin tepesinden aşağıya, TEKten ÇOKa, VAHDETten KESRET'e [Allah'ın bakışı gibi] bakıldığında) KADER diye bir şey de yoktur. O TEK olan dilediği MANAYI gene o mananın KENDİSİ olarak SEYReder. SEYİR eden de O, SEYİR edilen de!

Düşüncenizde bir dünya hayâl edin. Düşüncenizde var ettiğiniz, hayâl ettiğiniz bu dünya üzerinde de çeşitli özelliklerle VASIFLANDIRdığınız insanlar oluşturun. Oluşturduğunuz bu insanlar ve varlıklar sizin ilminizde, hayâlinizde mevcuttur ve yoktan var olmuştur. Eğer "var" kabul edilirlerse, onlar yalnızca sizin varlığınızla mevcuttur; ve neticede de "yok"turlar!. Hayal eden, yaratan ve İLMİNİZin sonucu olarak düşüncenizde YOKtan manalar oluşturarak İLMİNİZİ, yani gerçekte KENDİNİZİ SEYReden VARLIK sizsinizdir. Onlar üzerinde tasarruf eden sizsiniz.

Düşüncenizde yarattığınız o insanlar da vermiş olduğunuz o özelliklerin sonucu olan davranışları ortaya koyuyorlar! Onlara yaptırdığınız bu şeyleri onlar, kendi bağımsız varlıkları ve iradeleri ile mi yapıyorlar? Yoksa, sizin ilminizde, düşüncenizde, TAKDİRİNİZİN gereği olan davranışları mı ortaya koyuyorlar? O, hayâlinizde yarattığınız iki insandan biri diğerine bıçak çekiyor ve onu öldürüyor. Onların yanında duran üçüncü bir kişi de, "o, bıçağı çekti ve öldürdü!.." diyor.

Bütün bunlar sizin düşüncenizde ve ilminizde, sizin ilminize göre takdirinizle, kudretinizle, yaratmanızla, oluşturmanızla meydana geliyor! Bu durumda, bıçak çekip öldürenle, ölenin durumunu ele alıp da, "Bu, kendi hür iradesini kullanarak karşısındakini öldürdü" diyebilir miyiz?

Her şeyin önceden belirlenmiş olması demek Tanrının elinde kalemle yaratacağı varlıklar için önceden bir yerlere bir şeyler yazması demek değildir. İlmindeki manaların açığa çıkışıdır ve bu mananın açığa çıkışına göre her birim (bize göre iyi ya da kötü) eylemlerde (amel) bulunuyor. Birimin yaşadığı süreç mananın açığa çıkma sürecidir, bilinç beden mezarına hapis olduğu (kendini TEKten ayrı var saydığı için) için ZAMANı algılıyor, gerçekte BİLİNÇ boyutunda kendisi hakkında her şey AN’da olup bitmiş, aslı olan Rabbine dönmüştür.

Kişi bu bedenle, kendini kilitleyen (sıratı geçemeyip) dünyaya ve dünyevi şartlanmalardan, BAĞLARINDAN (cehennem çukurlarından birine düşmek) kendini kurtarıp, sıyrılıp ÖZGÜRlüğüne kavuşur (hakiki KUL olmak), önce evrensel düşünceye sonra da Allah ahlakı ile ahlaklanıp Allahça düşünmeye başlayarak BİLİNÇ boyutuna, HAKİKATİNe (Cennet) vakıf olursa (İnsanların uykuda olduğunu bilip, ÖLüp de uyananlar; ölmeden önce ÖLenler! ) AN’ı yaşayan GÖNÜL (KABE) sahibi BİLİNÇ olurlar. İşte SINIRSIZLIKTAKİ HİÇliğinin İDRAKİNDE olup cehennem ateşlerini söndürmüş olan bu KULların GÖNÜLLERİ öylesine arınmıştır ki Allah’a kendisini SEYRettiren AYNA olmuşlardır (Allah hiçbir yere sığmaz, Mü’minin Gönlüne sığar).


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 04 Haziran 2006 - 15:35:30

Alıntı
telelojiyi savunurken nihayi bir gaye düşünmek zarureti var mıdır?

TEK olan BİLİNCİN ilminin sonu olmadığı için nihayet yoktur. Ama her birimin yaratılış gayesi vardır. Yaratılan her şey bir mananın açığa çıkması ve nihayetinde Rabbine dönmesi üzere yaratılır. Denizin üzerindeki dalgaların AN'da var olup sonra YOK olması, aslına dönmesi yani, DENİZE RÜC'U etmesi gibi.

İnsanın bu noktada yapacağı şey, kendi özündekini, potansiyelini, istidadını harekete geçirip yarınını inşâ etmek olacaktır. Özümüzdeki potansiyelle her iş başarılabilir. Güç bizim varlığımızda, dışarıda bir şey yok, kendimizdekini kullanmasını öğrenmemiz gerekiyor.

Ama ne yazık ki, zaman içinde “DİN” anlayışı, yalnızca ötedeki bir yaratıcıyı memnun edip onun rızasını kazanmak diye kabul edilip; ibadeti, ötedekine tapınmak diye değerlendiren anlayış yaygınlaştığından, “her şeyi ötedekinden bekleme” miskinlik, tembellik anlayışı olmuş ve kendine Müslüman diyen toplumlar zamanla geri kalmıştır.

Kilisenin anlattığı gibi ötede bir yerlerde bir şey olmadığını fark eden Batı’da ötelerindeki tanrıdan bir şeyler beklemedikleri için kendi gayretleriyle büyük atılımlarda bulunmuşlardır.

Alıntı
hem Allah ın kudretinin herşeye nüfuz ettiğini söyleyelim, hem de varlıklara kudret atfetmeyelim, bu açık bir çelişki olmaz mı?

Sadece Allah’ın kudreti olduğu için, bütün varlıklarda açığa çıkan kudrette O’dandır, O’nundur. Varlıklardaki kudrette Allah’ın kudretidir.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç üzerinde 04 Haziran 2006 - 15:48:19

Merhaba Turgay, Tekvir 29 âyetinin çevirisi için 31. ve 34. yanıta bakabilirsin.


Konu Başlığı: Ynt: KUR-AN'DA EVRİM (YARATILIŞ) İNCELEMESİ
Gönderen: İhsan Esentürk üzerinde 04 Haziran 2006 - 16:10:36
                  Bizi yormasanızda ayetlerre dayanarak konuşsanız. Anlamları hangi ayetlerden çıkarttığınız meçhul!


Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
İnsanın bu noktada yapacağı şey, kendi özündekini, potansiyelini, istidadını harekete geçirip yarınını inşâ etmek olacaktır. Özümüzdeki potansiyelle her iş başarılabilir. Güç bizim varlığımızda, dışarıda bir şey yok, kendimizdekini kullanmasını öğrenmemiz gerekiyor.
         

                            İradesi olmayan insanın yapması gerekenlerden mi bahsediyoruz? "Siz dileyemzsiniz ancak Allah diler" şeklinde ayeti çevirirseniz, bu yukarıdaki tavsiyeleri nasıl yapabilirsiniz?

        
Alıntı sahibi: Alp Eren H.A.lî.M Kılıç
Ama ne yazık ki, zaman içinde “DİN” anlayışı, yalnızca ötedeki bir yaratıcıyı memnun edip onun rızasını kazanmak diye kabul edilip; ibadeti, ötedekine tapınmak diye değerlendiren anlayış yaygınlaştığından, “her şeyi ötedekinden bekleme” miskinlik, tembellik anlayışı olmuş ve kendine Müslüman diyen toplumlar zamanla geri kalmıştır.

Kilisenin anlattığı gibi ötede bir yerlerde bir şey olmadığını fark eden Batı’da ötelerindeki tanrıdan bir şeyler beklemedikleri için kendi gayretleriyle büyük atılımlarda bulunmuşlardır.

                              Buram buram oryantalizm kokan bu sözlere söyliyeceğimiz şey, kendinizden pay biçip bizimle ilgili yorum yapmayın olacak. Öyle bir din algımız yok. İbadetin de bizim için olduğunu, ve zaten bizim için emredildiğini biliyoruz. "Allah onlardan razı oldu, Onlarda Allahtan"

                               Muhacirlerle Ensardan Sabikun-i evvelin =İslam'da ilk grubu oluşturanlar ve iyi amellerle onların ardınca gidenler, işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'tan razı oldular ve onlara altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi kalacaklar. İşte büyük kurtuluş budur.Tevbe /100
                                       İbadet Allah'tan razı olmanın bir göstergesidir. Şükür nimetin Sahibinedir.

                                      Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Tekvir/29)  Dua sizin dilediğinizin Allah tarafından dilenmesini dilemektir. Çünkü siz dilemiş olsanızda O dilemeden dileyemzsiniz, açığa çıkaramaz, amel edemezsiniz. O halde, O'ndan beklemek değil, O'ndan rıza, ruhsat dilemektir.

                                     Eğer batının ilimdeki gelişmesini, insanın gücünün açığa çıkması olarak algılıyorsanız, mim'siz medeniyet olmaz. Ve

                        
Alıntı
Kişi bu bedenle, kendini kilitleyen (sıratı geçemeyip) dünyaya ve dünyevi şartlanmalardan, BAĞLARINDAN (cehennem çukurlarından birine düşmek) kendini kurtarıp, sıyrılıp ÖZGÜRlüğüne kavuşur (hakiki KUL olmak), önce evrensel düşünceye sonra da Allah ahlakı ile ahlaklanıp Allahça düşünmeye başlayarak BİLİNÇ boyutuna, HAKİKATİNe (Cennet) vakıf olursa (İnsanların uykuda olduğunu bilip, ÖLüp de uyananlar; ölmeden önce ÖLenler! ) AN’ı yaşayan GÖNÜL (KABE) sahibi BİLİNÇ olurlar. İşte SINIRSIZLIKTAKİ HİÇliğinin İDRAKİNDE olup cehennem ateşlerini söndürmüş olan bu KULların GÖNÜLLERİ öylesine arınmıştır ki Allah’a kendisini SEYRettiren AYNA olmuşlardır (Allah hiçbir yere sığmaz, Mü’minin Gönlüne sığar).
eğer bunu söylüyorsanız şunu belirtmek isterimki, Batının ahlakı Allah'ın emrettiği değildir.
     Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. (Bakara/11)

Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler. (Bakara/12)

                        

        "BİLİNÇ boyutuna, HAKİKATİNe (Cennet) vakıf olursa (İnsanların uykuda olduğunu bilip, ÖLüp de uyananlar; ölmeden önce ÖLenler! ) AN’ı yaşayan GÖNÜL (KABE) sahibi BİLİNÇ olurlar. İşte SINIRSIZLIKTAKİ HİÇliğinin İDRAKİNDE olup cehennem ateşlerini söndürmüş olan bu KULların GÖNÜLLERİ öylesine arınmıştır ki Allah’a kendisini SEYRettiren AYNA olmuşlardır (Allah hiçbir yere sığmaz, Mü’minin Gönlüne sığar )&