Şub
12
2010
|
GenBilim Editorial
|
|
Cuma, 12 Şubat 2010 |
Sovyet Rusya'nın yönelttiği tehditler üzerine Amerika, İngiltere ve Fransa'ya sert bir çıkış yaparak bu iki devletin Mısır'a karşı giriştikleri saldırıyı önlemekle beraber, kısa bir süre sonra Orta Doğu konusundaki görüşlerinde büyük bir değişiklik yaptı. Daha doğrusu, Süveyş buhranı geçtikten sonra, Orta Doğu'da ortaya çıkan durumu Amerika hiç beğenmedi. Bir defa, Süveyş savaşı dolayısıyla Batı'nın prestiji Arap dünyasında büyük bir darbe yemişti. Üstelik, Mısırı ve Süveyş'i Batı'ya bağlayan tek hukuki bağ olan 19 Ekim 1954 tarihli Süveyş Antlaşması'nı Mısır, 1956 buhranı sırasında feshederek, Batı ile bağlarını koparmıştı.
Devamını oku
|
|
Şub
12
2010
|
GenBilim Editorial
|
|
Cuma, 12 Şubat 2010 |
Özelleştirmeyi genel olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin özel
sektöre devredilmesi şeklinde tanımlamak mümkündür. özellikle azgelişmiş
ve gelişmekte olan ülkelerde kamu iktisadi girişimlerinin verimli
çalışamadıkları, bundan dolayı da devletin bütçesine yük oldukları,
dolayısıyla bunların özel sektöre satılması gerektiği görüşü 1980'li
yıllarda genel kabul görmeye
Devamını oku
|
|
Şub
12
2010
|
GenBilim Editorial
|
|
Cuma, 12 Şubat 2010 |
Rus biçimciliği Victor Shklovsky, Yuri Tynianov, Boris Eichenbaum, Roman Jakobson, Grigory Vinokur gibi Sovyet yazarları tarafından 1915-1930 yılları arasında geliştirilmiş bir edebiyat eleştirisidir. Şiir dilinin ve edebiyatın özerkliğini savunur. Mikhail Bakhtin and Yuri Lotman gibi yazarları etkilemiş ve yapısalcılığın oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Roman Jacobson, daha sonra Çekoslovakya'ya giderek Prag dil bilim topluluğunu kuranlara katılır ve biçimciliğin Avrupa'da yayılmasına etkin olmuştur.
Devamını oku
|
|
Şub
12
2010
|
GenBilim Editorial
|
|
Cuma, 12 Şubat 2010 |
Herkesin paranoyası kendine... Ama bütün bir toplum paranoyak olduysa,
herkese...
Paranoya: Kısaca herkesten ve her şeyden
kuşkulanma duygusu. Güven duygusunun kayboldugu toplumlarda, dogal
olarak kuşku başlar. Herkes arkasında duydugu ayak sesiyle ve
tedirginlikle adımlarını hızlandırırken, arkadan gelende bu hızlanmanın
nedenini algılayamadıgı için korkup, tedbirli davranmak zorunda hisseder
kendini. Kimse kimseye bir şey yapmayacak oysa ki... Belki de?
Devamını oku
|
|
Şub
05
2010
|
Berkant Gültekin
|
|
Cuma, 05 Şubat 2010 |
MİT’İN KÖKENİ
George Smith’in 1870’ler de Babiller’in Gılgamış Destanının onbirinci tabletlerini bulup,çözümlediği zamandan bu yana tufan öyküsünün bir İbrani yada ilahi bir yaratı olmadığını biliyoruz.
George Smith Babil kaynaklarını incelediği sırada Tanrı’nın sözcükleri olarak kabul edilen İncilde’ki Tufan öyküsünün,daha eski bir zamanda yazılmış yabancı bir hikayeye nasıl bu kadar benzeyebildiği konusunda kafa yordu.
Devamını oku
|
|
Şub
04
2010
|
Ihsan Darende
|
|
Perşembe, 04 Şubat 2010 |
“Yargı Reformu Stratejisi Taslağı ve Eylem Planı” incelendiğinde, birçok yönden gerçek bir yargı reformu çalışması yapıldığı anlaşılmaktadır. Özellikle yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, yargı verimliliğinin artırılması ve ceza infaz sisteminin geliştirilmesi başlığı altında düşünülen değişiklikler, hayata geçirilebildiği takdirde çok yararlı olacaktır. Ancak genel anlamda taslak ve eylem planında, avukatlık ve savunmaya hiç denecek kadar az yer verilmiş olması ve tanımlarda avukatlık mesleğinin, “yargı mensubu” kavramı içinde değil “yargı profesyoneli” başlığı altında düzenlenmesi, savunmaya dönük menfi bakış açısının açık bir göstergesidir.
Devamını oku
|
|
Şub
04
2010
|
Ihsan Darende
|
|
Perşembe, 04 Şubat 2010 |
Farklılıklarımızın bölünmek için değil, bütünleşmek için kabulü gerekir. Çünkü birlikte yaşama, iş bölümü, emek, sermaye, bilgi ve teknolojiyi paylaşma, dayatmayla gerçekleştirilmeye çalışılırsa, kısa ömürlü olur. Ancak gönüllük esasına dayalı, akılcı bir birlikte yaşama arzusu, kalıcı sonuçlar verir. Ortak amacımız, tekelci sermayenin bölüp yönetmesine karşı, bütünleşmek, birleşmek, tek güç olarak hareket etmek ise bunu sağlamanın tek yolu, birbirimizi sevmek, saygı duymak ve güvenmektir.
Devamını oku
|
|
Oca
28
2010
|
GenBilim Editorial
|
|
Perşembe, 28 Ocak 2010 |
Türkler, tarihin eski devirlerinde olduğu gibi bugün de varlıklarını oldukça geniş bir coğrafyada sürdürmektedir. Dünya haritasına baktığımız zaman doğuda Moğolistan ve Çin içlerinden, batıda Viyana’ya; kuzeyde Sibirya’dan, güneyde Bağdat, Lübnan sınırı ve Kıbrıs içlerine kadar uzanan büyük coğrafyaya Türklerin yayıldıklarını görürüz. Türk milleti, bu geniş coğrafya içinde yer alan Moğolistan, Çin, Rusya, Afganistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, İran, Irak, Suriye, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, Romanya ve Polonya’da yaşamaktadır.
Devamını oku
|
|
Oca
27
2010
|
Dr. Sultan Tarlacı
|
|
Çarşamba, 27 Ocak 2010 |
Son on yıldan daha fazla zamandır, kuantum mekaniğinin bilinç/zihin teorisinde işlevi olabileceği veya olamayacağı konusunda tartışmalar artarak keskinleşmektedir. Bu tartışmanın bir tarafında geleneksel sinir bilimciler yer alır ve beyin biliminin anlamak için sinir hücrelerine bakılması gerektiğini iddia ederler. Diğer yandaki belli fizikçiler bilinç/zihin dinamiklerinde kuantum mekaniğini kurallarının etkisi olabileceğini öne sürerler.
Devamını oku
|
|
Oca
19
2010
|
Yusuf BAYALAN
|
|
Salı, 19 Ocak 2010 |
Obsesif kompulsif bozukluk(OKB) DSM-IV-TR(Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması Ve Sınıflandırılması El Kitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı)’de Anksiyete Bozuklukları başlığı altında ele alınan bir hastalıktır. Obsesif kompulsif bozukluk, istenmeden gelen, uygunsuz olarak yaşanan, belirgin anksiyete ve sıkıntıya neden olan, benliğe yabancı ve yineleyici özellikte sürekli düşünceler, dürtüler (impulslar) veya düşlemler (imajlar) olarak tanımlanan obsesyonlar ve bunlara ikincil olarak gelişen kişinin yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar veya zihinsel eylemler olarak tanımlanan kompulsiyonlarla karakterize bir bozukluktur. Okb, kendine özgü, karışık, heterojen bir durumdur ve hastada zihinsel ve davranışsal belirtilerin aynı anda görülmesini içerir.
Devamını oku
|
|
Oca
17
2010
|
GenBilim Editorial
|
|
Pazar, 17 Ocak 2010 |
Hücre, büyüklük bakımından belirli bir sınıra ulaştığı zaman, kuramsal olarak ikiye bölünmesi gereklidir. Çünkü hücre genel olarak bir küre şeklinde düşünülürse, büyümede hacim/yüzey orantısı r3/r2dir. Yani hacim yarıçapın küpüyle artarken, yüzeydeki büyüme yarı çapın karesine bağımlı kalır ve bir zaman sonra hücrenin yüzeyi gerek besin alışverişini gerek artık maddelerin atılımını ve gerekse gaz alışverişini bütün hücreye sağlayamayacak duruma gelir ve hücre, yüzeyini artırmak amacıyla bölünmeye başlar.
Devamını oku
|
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 11 of 1103 |
|
|